VERGİ REFORMUNUN ÇERÇEVESİ VE TÜRKİYE’DEKİ GELİŞİMİ     

 

23 Temmuz 2007

 

H.Hakan KIVANÇ

SMMM

Mali Hukuk Uzmanı

Öğretim Görevlisi

smmhakan@gmail.com

hakankivanc@mynet.com

VERGİ REFORMUNUN ÇERÇEVESİ VE TÜRKİYE’DEKİ GELİŞİMİ 

 

Seçimler öncesinde, neredeyse tüm siyasi partilerin seçim bildirilerinde vergi reformu kavramının yer aldığını izledik. Seçimlerin neticesinde iktidar olacak parti/partilerin, seçmenlerine sunduğu vaatlerden vergi reformu adına yapacaklarını hep beraber göreceğiz.

 

Konuya geniş açıdan bakabilmek adına bu çalışmamızda; vergi reformunun tanımı, amaçları, uygulaması, gelişmekte olan ülkelerde vergi reformu ve Türkiye’deki vergi reformunun gelişimini aktarmaya çalışacağız.

 

1. VERGİ REFORMUNUN TANIMI VE MAHİYETİ

 

Reform kelimesi sözlükteki anlamıyla, geniş manada iyileştirme yönünde yapılan değişiklik demektir. Vergi reformu kavramıyla ilgili olarak yapılan tanımlar incelendiğinde ise genelde benzer özellikler taşıdığı görülecektir. Bir vergi sisteminin etkinliğini koruyabilmesi için zamanla meydana gelebilecek gelişme ve değişmeler dikkate alınarak aksayan yönlerinin düzenlenmesi, bazen de köklü bir biçimde yeniden yapılandırılması gerekir. Bu şekilde yapılan düzenlemeler o ülkenin Vergiler/GSMH oranında, vergi bileşiminde, vergi hukuku ve vergi yasasında köklü değişikliklerin meydana gelmesi ile sonuçlanırsa yapılan değişikliğin bir reform niteliği taşıdığı söylenebilir. (1)   Başka bir tanımlamaya göre vergi reformu kavramı, vergi yükünün yurttaşlar arasındaki bölüşümünün önemli ölçüde düzeltilmesi ve iyileştirilmesi hareketidir. (2)   Diğer bir tanımlamaya göre vergi reformu hiçbir gelir grubunun vergi yükünü ağırlaştırmaksızın, toplam vergi yükünü azaltan değişiklikler olarak ifade edilmiştir. (3)  

 

Bir vergi reformundan söz edebilmek için vergi kuralları üzerindeki bir takım düzeltmelerden ibaret olmayan, vergi düzenine yenilik ve gelişme getiren, bütün bir vergi düzenini yeniden organize eden değişikliklerin meydana gelmesi gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerde benzeri bulunduğu gerekçesiyle o ülkede uygulanan mevcut vergi sistemlerinin hiçbir araştırma yapılmaksızın aynen uygulamaya konulması ya da konulmaya çalışılması yönündeki hareketler de reform kapsamında değildir. Eğer üzerinde değişiklik yapılan vergi sistemi yapılan değişiklikten sonra fonksiyonlarını daha iyi yapar hale gelmişse yapılan değişiklikler reform olarak nitelendirilebilir. Yani uygulamada hedeflenen sonucu vermeyen vergisel düzenlemeler reform olarak nitelendirilmemelidir. (4)   

 

Bütün bu tanım ve açıklamalardan vergi reformunun iki önemli unsuru ortaya çıkmaktadır. Bunların ilki, yapılması öngörülen değişiklik ve düzenlemelerin köklü ve geniş kapsamlı olmasıdır. Vergi reformu kavramının ikinci unsuru ise vergi sisteminin sosyal ve ekonomik hayatta meydana gelen değişiklikleri izlemesi, onların gerisinde kalmamasıdır. Kısmi olarak gerçekleştirilen bir takım değişikliklerin reform kapsamında değerlendirilip değerlendirilmedikleri tartışmalı bir konudur. Kısmı nitelikteki reformların gerçek bir vergi reformu olup olmadığı hususu iki açıdan değerlendirilebilir. Eğer vergi sistemi içerisinde önemli ağırlığı olan bir verginin yapısını tümü itibariyle değiştirmeye yönelik bir reform işlemi ilgili verginin ağır sakıncalarını giderir ve vergiyi sistemin amaçlarına uygun bir unsuru haline getirirse, gerçek bir vergi reformu olarak nitelendirilebilir. Örneğin, gayri safi yayılı muamele vergisinden katma değer vergisine geçiş bu anlamda kısmi bir reformudur. Aynı şekilde, pek çok vergiyi içeren daha büyük ölçekli kısmi reformların gerçek reform sayılabilmesi, yapılan değişikliklerin kendi aralarında uyumlu ve amaca uygun planlanıp, planlanmadığına bağlıdır. (5)   

 

Vergi sisteminde yapılan gerek kısmi gerekse kapsamlı değişikliklerle arzulanan vergi sistemi gerçekleştirilmeye çalışılmaktadır.

 

2. VERGİ REFORMUNUN AMAÇLARI

 

Vergi sisteminde yapılan değişikliklerle çeşitli amaçlar hedeflenir. Vergilemeyle optimal hasılayı sağlamak, adil gelir dağılımının gerçekleştirilmesine yardımcı olmak, istikrarın sağlanmasında ve optimum kaynak dağılımında vergiden yararlanmak, vergi hukukunda köklü değişiklikler yapmak, sermaye birikimine yardımcı olmak, yatırımları yönlendirmek, vergi tabanını yaymaya çalışmak, vergi güvenliğini arttırıcı önlemler almak, vergi yönetimini ve vergi idaresini etkin kılmak vb. nitelikler yapılması öngörülen bir vergi reformundan beklenen amaçlardır. (6)     Bu amaçlar arasında çoğu kez çatışmalar söz konusu olabilir. Vergi reformlarında öngörülen amaçların mevcut iktisat politikası ve sosyal politikalara ters düşmemesi gerekmektedir. Bunların dışında vergi reformu öncelikle mevcut vergi sisteminin tarihsel gelişimi ile uygulama sonuçlarını içeren bir araştırmaya dayanmalıdır. Ortaya konan sonuçların ekonomik ve sosyal hayata olan etkileri ölçülmelidir.

 

Mevcut sistemin gerek yasal gerekse uygulama yönünden hukuki sonuçları, vergi idaresinin etkinliği, vergi ihtilaflarının sayısı ve türü tespit edilmelidir. Gelişmesinde fayda görülen sektörler, değişmesi planlanan iktisadi ve sosyal faktörler dikkate alınarak vergi sisteminde yapılacak değişiklikler planlanmalıdır. (7)    

 

2.1. Mali Amacın Sağlanması

 

Vergi reformlarının en önemli amaçlarından biri, optimal vergilendirmeyi sağlamak suretiyle vergi gelirlerinin arttırılmasıdır. Bu amaca ancak, vergilerin geniş tabanlı olması, vergi kayıp ve kaçaklarının asgariye indirgenmesi, iyi bir vergi yönetim ve denetiminin sağlanması ve mükelleflere vergi bilincinin yerleştirilmesiyle ulaşılabilir. (8)   

 

Gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda bir yandan kronik bütçe açığı yaşanırken, diğer yandan ekonomik ve sosyal altyapı yatırımlarının yapılabilmesi için yeni vergi kaynaklarının bulunarak kamu gelirlerinin arttırılması gerekmektedir. (9)   Vergi sisteminin kaynak yaratabilmesi için ülkedeki ekonomik etkinliğin de sağlanması yönünde çalışılmalıdır. Bu amaca yönelik olarak yapılan reformlarda, vergilerin yatırım kararları üzerindeki olumsuz etkilerini kaldırmak, tasarrufları teşvik etmek ve tasarrufların çeşitli tasarruf araçları arasında en iyi dağılımını sağlamak gibi niteliklerinin bulunmasının yanında, vergi sisteminin çalışmayı ve risk üstlenmeyi de teşvik etmesi gerekmektedir.

 

Bunlara ilave olarak bir vergi sisteminin kaynak yaratma fonksiyonunu tam olarak gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceği, o vergi sistemiyle vergi kapasitesinin hangi ölçüde kapsandığına bağlıdır. Ekonomik açıdan vergi kapasitesi, bir ülkede belirli bir dönemde vergilendirilebilir ekonomik potansiyeli ifade etmektedir. Başka bir deyişle bir ülkede mevcut mükelleflerin gelir, servet ve harcama grubuna giren vergilerden belirli bir dönem içerisinde ödeyecekleri vergi toplamıdır. (10)   Vergi kapasitesi vergi sisteminin yapısına, vergi mükelleflerinin yapısına, toplumların iktisadi ve siyasi yapılarına göre değişkenlik arz ettiği için tam olarak ölçülmesi pek mümkün olmayan bir kavramdır.

 

Normatif olarak tahmin edilen vergi hâsılatının GSMH’ ya oranı vergi kapasitesini vermektedir. Bir ülkedeki vergi kapasitesi sınırına ulaşmayı engelleyen en büyük faktör, siyasi karar organlarının çeşitli kaygılarıyla vergi kapasitelerini, iktisadi ve toplumsal sınırın çok altında belirlemeleridir. Bu durum vergi sisteminden optimal hasılatın sağlanmasını engellemektedir.

 

2.2. Vergi Esnekliğinin Sağlanması

 

Bu amaç aslında vergilerin mali amacıyla ilişkili olmakla birlikte vergi siteminden maliye politikasının bir aracı olarak yararlanılması hususunda çok önemli bir role sahiptir. Bilindiği gibi vergiler ekonomide belirli bir dönemde oluşturulan GSMH’nın özel sektörden kamu sektörüne transferin sağlanmasında kullanılan araçlardır. Dolayısıyla GSMH’daki bir artış vergilerde de bir artış sağlar. Vergi hâsılatının esnekliği, vergi gelirinin GSMH’yı izleme kabiliyetini gösterir.

 

Bir verginin gelir esnekliği, verginin matrahının konjonktürel gelişmeye ne ölçüde tepki verdiğine, vergi tarifesine ve vergi tekniğine bağlıdır. İdeal bir vergi sisteminin oluşturulabilmesi için vergi sisteminin bünyesindeki her bir verginin konjonktürel esnekliğinin bilinmesi gerekmektedir. Özellikle vergilerin mali amacının yani yeterli ölçüde vergi geliri temin edebilme amacının gerçekleştirilmesi için vergi sisteminin milli gelirde meydana gelen artışlara paralel olarak vergi gelirlerinde artış sağlayacak pozitif bir gelir esnekliğine sahip olması gerekmektedir. (11)     

 

2.3. Gelir Dağılımının Sağlanması

 

Toplumdaki mevcut gelir dağılımının düzenlenmesini sağlamak vergilemenin en önemli fonksiyonlarındandır. Vergi sisteminin bu fonksiyonu, mali güce göre vergi alınması, vergi yükünün yükümlüler arasında dengeli bir biçimde dağılması gibi anayasal sorumlulukların yanı sıra, vergilemede genellik, eşitlik, nispilik gibi adalet sağlayan ilkelerin hayata geçirilmesi suretiyle yerine getirilmeye çalışılır.

 

Vergilerin gelir dağılımı üzerindeki etkilerinin olumlu gelişmesi için vergi sisteminin yansıtılması güç olan vergilerden oluşmasına çaba gösterilmelidir. Bu nedenle gelir dağılımını denkleştirme fonksiyonunu en iyi gerçekleştiren artan oranlı gelir vergisine, vergi sisteminde yer verilmelidir. Yine artan oranlı servet vergileri de bu amacın gerçekleştirilmesine hizmet etmektedir.

 

Vergi yükünde adaletin sağlanması amacıyla kişilerin mali güçlerine uygun olarak vergilendirilmelerine özen gösterilmelidir. Bu amaçla bireylerin ancak kendilerini geçindirebilecek düzeydeki gelirleri vergiden muaf tutulabilir.

 

Vergilemeyle gelir dağılımının düzeltilmesinin sağlanması amaçlanırken bu amaca ulaşmak için alınan önlemlerin yan etkilerinin de önceden düşünülmesi gerekmektedir. Gelir dağılımın düzenlenmesi için uygulanan aşırı artan oranlı vergileme neticesinde üst dilimlerde bulunan emek ve sermaye ülke dışına çıkabilir. Bunun yanı sıra vergilemeyle etkilenen üretim faktörleri ülke içinde daha düşük vergilenen faaliyetlere kayabilir. Vergilerden kaçakçılık veya kayıt dışında kalma yollarıyla kurtulunabilir. (12)     

 

Bütün bu sınırlara rağmen gelir dağılımının sağlanmasında daha fazla adalet amacı izlenmelidir.

 

2.4. Kaynak Dağılımının Sağlanması

 

Vergilerin kaynak dağılımına etkileri bir yandan gelir dağılımı ve buna bağlı olarak gerçekleşen talep yapısı, diğer yandan da göreli fiyat değişiklikleri ve arz yapısına bağlıdır. (13)    

 

Vergilerin genel işlevi kamu kesimine kaynak aktarmaktır. Bu açıdan bakıldığında vergilerin temel kaynak dağıtım işlevi kamu ve özel kesimler arasında kaynak tahsisinde görülmektedir. Vergi reformuyla yapılması ön görülen değişikliklerde özellikle kaynak dağılımıyla doğrudan ilişkili bulunan teşvik sistemlerine dikkat edilmelidir. Vergi sistemi özellikle teşvik hükümleriyle faktör fiyatlarını ve mükellefler arasında vergi yükünü etkileyerek kaynak dağılımını etkilemektedir. Yapılacak olan vergi reformlarında teşvik, bir sektöre yatırımcının yönelmesini sağlamak ve o sektöre kaynak aktararak sektörü canlandırmak amacıyla verilmelidir. Belirli sektörlere ayrıcalık tanıyan ve geçici özelliğe sahip olan teşviklerin zamanla sürekli hale getirilmesi ve her kesime tanınması kaynak dağılımını olumsuz yönde etkilemekle birlikte teşviklerin anlamının yitirilmesine de sebep olmaktadır. Bu yüzden selektif teşvik sistemi kaynak dağılımının sağlanmasında etkili bir araçtır.

 

2.5. Vergi Yönetiminde Etkinliğin Sağlanması

 

Etkin bir vergi idaresi; mükellef, memur, yasal düzenlemeler ve fiziki koşullar gibi birden çok değişkenin oluşturduğu bir fonksiyon olarak tanımlanabilir. (14)   Yapılacak olan reform çalışmalarında bu değişkenlerden biri ihmal edilirse istenilen sonuçlar alınamayabilir. Bunların dışında; yasal düzenlemeler, memurlar ve fiziki çalışma koşulları çok iyi seviyelerde olsa dahi eğer mükellef vergi bilincine sahip değilse vergi idaresinde etkinliği sağlamak güçleşecektir.  Vergi bilinci mükellefte ödediği vergilerin kamu hizmetinde kullanıldığı ve adil bir vergi siteminin bulunduğu kanısı uyandırılarak sağlanabilir.

 

Vergi sistemini hayata geçirecek olan vergi idaresidir. Sistem ne kadar iyi kurulursa kurulsun, eğer vergi idaresi sistemi uygulayabilecek bilgi ve donanıma sahip değilse, yapılacak reform başarısız olacaktır. Vergi idaresinin etkinleştirilmesinde öncelikle vergi idaresinin vergi alırken karşılaştığı sorunları minimum seviyelere düşürmek, mükelleflerde vergi ahlakının yerleşmesi için gerekli şartları oluşturmak, mükellefle vergi idaresi arasındaki ilişkilerde karşılıklı anlayış ve iyi niyeti hâkim kılmak gerekmektedir.

 

Vergi idaresinin etkinliğinin sağlanabilmesi açısından vergi idaresinin denetim fonksiyonunu çok iyi kullanabilir hale getirilmesi sağlanmalıdır. (15)   Denetim birimleri arasında olan koordinasyon kopuklukları giderilmelidir. Vergi mevzuatında ve vergi yapısında yapılacak olan iyileştirmeler vergi idaresinin etkinliğini arttıracaktır. Vergi yargısında alınacak kararların çabuklaştırılması için yapılacak yenilikler de, adaletin hızlı işlemesini sağlamasının yanında vergi ahlakının yerleşmesine yardımcı olacaktır.

 

Buraya kadar bahsettiğimiz amaçlar dışında çok kapsamlı bir vergi reformu hazırlanırken vergi sisteminde yapılacak değişikliklerin vergi tabanını yaymasına ve vergi güvenliğini arttırıcı önlemler içermesine dikkat edilmelidir. Bu amaçların gerçekleştirilmesi için vergi sisteminin daha çok objektif nitelikli vergilerden oluşması düşünülebilir. Vergi sistemi; gelir, servet ve harcama unsurlarını vergilendirebilir nitelikte olmalıdır. Ayrıca belge, kayıt düzeni ve otokontrol sistemlerinde yapılacak düzenlemelerle vergi matrahının emniyeti sağlanabilir.

 

3. VERGİ REFORMLARI UYGULAMASI

     

Önemli vergi reformları çok dikkatli hazırlanmış reform paketlerini gerektirir. Değişiklikler için politik destekler sağlanmalı ve baskı gruplarının muhalefeti giderilmeye çalışılmalıdır. Reform uygulamaları toplumun her kesimine izah edilmelidir.

 

Önemli vergi reformlarında üstesinden gelinmesi gereken bazı zorluklar vardır.

 

Bunlar;

  • Reformlar belirsizlik yaratabilir. Vergisel yapılardaki değişiklikler işletme planlarını bozabilir ve iş güvenini zayıflatabilir. Bu durum yatırım kararlarını ters yönde etkileyebilir.
  • Vergi reformları için ortaya konulan politikalar birbiriyle çelişebilir. Örneğin; tasarrufları arttıran değişiklikler yatırım modellerini etkileyebilir.
  • Vergi sistemleri karmaşıktır ve vergi sistemlerinin şiddetli ve acele olarak değiştirilmesi halinde kendi özel vergisel avantajlarının sona ereceğini düşünen ilgili birçok gruplardan birtakım yükselen seslerin çıkması kaçınılmazdır. Vergi matrahının genişletilmesi iyi organize olmuş mükellef gruplarının artan muhalefetini ortaya çıkarır.
  • Vergi sistemlerinin kesin ekonomik etkileri konusundaki tartışma halen devam etmektedir. Örneğin; vergilerin çalışma arzusu ve yatırım kararı üzerindeki etkileri henüz açıklığa kavuşmamıştır.
  • Vergi reformlarında uygulamada ve yönetimden kaynaklanan zorluklar vardır. Yeni vergiler iyi düzenlemeli ki uygulamada işleyebilsin. Bu durum yönetim kadrolarındaki büyük bir artışı, yoğun eğitim programlarını ve yüksek düzeyde koordinasyonu gerektirir. (16)
  • Yaşlı olan vergi iyi vergidir. Vergi mükellefinin değişken bir vergi yapısını kabul etmedeki doğal isteksizliğinin yanı sıra, mevcut sistemi desteklemede haklı ekonomik nedenleri vardır. Önemli vergi reform uygulamaları belli bazı mükellef grupları için çok önemli kayıplar ve kazançlara neden olabilir. Bu nedenle karmaşık geçiş kurallarına gereksinim vardır. Bu da doğal olarak reformların yönetim maliyetini arttırır.

Bütün bu zorluklara karşın günümüzde vergi reformlarında bir artış vardır ve vergi sistemindeki belli başlı yapısal değişiklikleri uygulama şansı daha önceki yıllara nazaran bugün çok daha fazladır.

 

4. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE VERGİ REFORMU

 

Gelişmekte olan ülkelerde, vergi reformu giderek önem kazanan önemli bir unsur olmaya başlamıştır. Ödemeler bilânçosundaki dengesizliğin temelinde uygun olmayan mali politikalar bulunmaktadır. Mali dengesizliğin sadece basit bir şekilde harcamaların kısıtlanmasına bağlanamayacağı konusunda giderek artan bir görüş bulunmaktadır. Bu nedenle vergi sistemlerinin yeniden yapılandırılması, hem makro ekonomik hem de yapısal reform politikalarının başarısında çok önemli bir konu olmaya başlamıştır.

 

1988 yılında gerçekleştirilen Dünya Bankası araştırma projesinde, benzer reformları planlayan diğer ülkelere örnek olması amacıyla aralarında Türkiye’nin de bulunduğu gelişmekte olan on ülkede gerçekleştirilen vergi reformu deneyimleri incelenmiştir. Projenin sonuçları 1990 Mart’ında Dünya Bankası’nda yapılan bir konferansta gözden geçirilmiştir.

 

Vergi reform deneyimlerinin analizi gelişmekte olan ülkelerde vergi yapısının şu özelliklere sahip olduklarını göstermiştir;

  • Karmaşık, yönetmek ve uymak zor,
  • Esneksizlik, büyümeye ve ekonomik faaliyetlerin değişen yapısına cevap vermemektedir,
  • Etkinsizlik, genellikle göreli olarak küçük bir gelir artışı sağlarken, beraberinde ciddi ekonomik çarpıklıkları da getirmektedir,
  • Eşitsizlik, benzer koşullarda bulunan birey ve işletmelere farklı işlemlerde bulunmaktadır,
  • Adil olmayan, vergi yönetimi ve denetim seçimi ve sisteme yenilenlere yönelik.

Aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerdeki vergi sistemleri; gelir arttırma, sanayileşme ve bölgesel kalkınma, tasarruf, yatırım, istihdam ve ihracatı arttırma gibi ekonomik politikalarla genellikle çelişmektedir. (17)     

      

Söz konusu bu etmenleri kabul eden birçok ülke sistemlerini reforma tabi tutmakta ve birçoğu vergi sistemlerini eleştirisel açıdan yeniden değerlendirmeye başlamışlardır.

 

5. GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİN VERGİ SİSTEMLERİ İÇİN REFORM ÖNERİLERİ

 

Bu bölümde gelişmekte olan ülkelerin vergi sistemleri için bazı reform önerileri ele alınmıştır.  (18)  

 

5.1. Gelir Vergisi

 

Artan oranlı bir gelir vergisi ekonomik gelişme için faydalı bir kaynak görevi yapar.

 

İdari bakımdan uygulanabildiği ve geniş bir vergi tabanına yayılabildiği ölçüde gelir dağılımında adaleti sağlamada etkilidir. Dik bir artan oranlılıkta uygulanması halinde gelir vergisi yatırım yapma ve risk alma eğilimi üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Vergi oranlarının keskin bir şekilde artmamasına dikkat edilmelidir. Yine mevcut istisna ve muafiyetlerin düzeyleri, düşük gelirli vergi mükelleflerini gözetecek şekilde olmalıdır.

 

5.2. Kurumlar Vergisi

 

Kurumlar vergisi bir yandan gelir dağılımında adalet amacına hizmet ederken, gelişme amaçlarına ulaşmak için de kullanılabilir. Bu vergide hızlandırılmış amortisman, yeni yatırımlar için öngörülen indirimler ve teşvik sistemi gibi araçlarla verimli yatırımlar özendirilebilir. Yatırım konusunda verilen teşviklerin yeterince planlanmaması halinde vergi sisteminin kaynak dağılımının bozmasına ve verginin adil olma prensibine zarar verilebilir.

 

5.3. Katma Değer Vergisi

 

Katma değer vergisinde farklılaştırılmış oranlar uygulanarak ve zorunlu tüketim maddeleri vergi dışı bırakılarak vergilemede adalet amacı sağlanabilir.

 

5.4. Servet Vergileri

 

Kişisel servet vergisi uygulaması ile verginin kapsamı genişletilerek yaygınlaştırılmalıdır. Kişisel servet vergisi, sermaye gelirlerinin kavranmasında gelir vergisin tamamlayıcı bir unsuru olarak kullanılabilir. Bunun yanı sıra vergi idaresinin güçlü olduğu ülkelerde servet vergisinden gelir vergisinin denetlenmesi amacıyla da yararlanılabilir.

 

6. TÜRKİYE’DE VERGİ REFORMUNUN GELİŞİMİ

        

Bu bölümde Türkiye’de vergi reformunun gelişimi ve vergi sistemi açısından yapılan önemli değişiklikler ele alınmaya çalışılacaktır.

 

6.1. Türkiye’de Vergi Reformunun Gelişimi (1925–1950 dönemi)

 

Türkiye’de vergi reformunun başlangıcı aşarın kaldırılması (1925) ile gerçekleştirilmiştir. Aşar, bir arazi ürünü vergisi idi. Bütçenin yaklaşık üçte birini oluşturan bu vergi, özellikle tahsil usulü nedeniyle, halkın dayanamayacağı bir şekle gelmiş ve ziraatın gelişimini de yavaşlatmıştır. (19)    Aşarın kaldırılmasından sonra, vergi gelirleri bileşiminde gelir üzerinden alınan vergilerin payı önemli ölçüde düşmüş, buna karşılık özellikle harcamalar üzerinden alınan vergilerle, servet üzerinden alınan vergilerin payının yükseltilmesi ile aşarın kaldırılmasından doğan açık kapatılmıştır. (20)    

 

Yine o dönemde yapılan ikinci önemli değişiklik, sanayi ve ticaret alanında temettü vergisinin kaldırılarak yerine kazanç vergisinin kabul edilişidir. 1926 yılında kabul edilen kazanç vergisi, o tarihte batı ülkelerinde yürürlükte olan vergilerden esinlenerek uygulanmasına başlanılan en önemli vergilerden biridir. (21)   Kazanç vergisi, temettü vergisine nazaran daha geniş kapsamlı ve gerçek geliri kavramaya yönelik bir vergi olup günümüz gelir vergisine daha yakın bir yapı göstermekteydi. Kazanç Vergisi Kanunu’nun geçmişe göre gerçek kazancı vergilemede ileri bir adım olduğu söylenebilir. (22)   Ancak gerek kanundaki bazı eksiklik ve yetersizlikler, gerekse vergi idaresinin gelişmemişliği dolayısıyla vergi umulan ölçüde başarılı olmamıştır.

 

Daha önce de bahsettiğimiz gibi aşarın kaldırılması ile meydana gelen boşluk özellikle harcamalar üzerinden alınan vergilerle doldurulmak istenmiştir. İşte bu nedenle 1926 yılında Umumi İstihlak Vergisi uygulamaya konulmuştur. Konumuz açısından bu verginin önemi, vergi yükünün köyden şehir ekonomisine kayması (23)   ve katma değer vergisinin Türkiye’deki ilk şekli olarak kabul edilmesidir. (24) Ancak Türkiye ekonomisinin o günkü yapısının bu verginin başarılı bir biçimde uygulanmasına elverişli olmadığından 1927 yılında bu vergi kaldırılarak yerine Muamele Vergisi getirilmiştir.

 

1929 yılında yaşanan dünya ekonomik buhranı, 1930–1939 yılları arasında Türkiye’de izlenen vergi politikalarında (Devletçilik dönemi) da etkili olmuştur. İktisadi buhranın bütçe dengesini bozması sonucu, birçok yeni vergi getirilmiş, bunun yanında uygulanan vergilerde de düzenlemelere gidilmiştir. Bu dönem içinde genellikle mali amaçlı bir vergi politikası izlenmiştir.

 

6.2. Türkiye’de Vergi Reformunun Gelişimi (1950–1980 dönemi)

 

1949 yılında çok partili hayata geçilmesi ile birlikte vergi politikası da bu değişimden nasibini almıştır. Bu dönemin vergi sistemine genel olarak baktığımızda;

  • Devlet giderleri sürekli artan bir seyir izlemekteydi. Ancak uygulanan kazanç vergisinin esnekliğinin yüksek olmayışı önemli bir eksiklikti. Vergi hâsılatı, milli gelirdeki artışları takip edememiş, yapılan zamlara rağmen milli gelire oranları azalmıştır. Bu nedenle, artan devlet harcamalarını karşılamak için, vergi sisteminin, gelir karşısında esnek olabilen, verim gücü yüksek olan vergilere kavuşturulması zorunluluğu vardı. (25)     
  • Vergi politikasında,  gelir ve servet vergilerine sadece devlete gelir sağlayan mali araçlar olarak bakılmayacağı anlaşılmıştı. Uygulanan kazanç vergisi modern bir vergide olması gereken, vergi karşısında eşitlik, ayırma prensibi, en az geçim indirimi ve artan oranlılık gibi ilkeleri bulundurmadığından, modern bir gelir vergisine ihtiyaç duyulmuştur. (26)  
  • Son olarak,   kazanç vergisinde genellik prensibine uyulmuyordu.  Bu verginin uygulamasında aynı sınıfa dâhil tüccarlar bile beyannameli ya da beyannamesiz bulunmalarına veya teşebbüslerini sermaye şirketi haline getirmiş olmalarına göre birbirinden farklı muamele görüyorlardı. Bu nedenle kazanç vergisinin ekonominin gelişimi üzerinde olumsuz etkileri olduğu ve sanayinin gelişimine engel olduğu anlaşılmıştı.

İşte o dönemin vergi sistemi böyle olumsuz bir tablo çizmekteydi ve sonuçta bir vergi reformunun gereği kabul edildi. Cumhuriyet döneminin en büyük vergi reformu yasama organınca 1949 yılında kabul olunup, 1950 yılında yürürlüğe konulan Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, Vergi Usul Kanunu ve Esnaf Vergisi (birkaç yıl sonra kaldırılmıştır) Kanunları ile gerçekleştirilmiştir. Getirilen kanun ile gelir vergisi çağdaş bir görünüm kazanıyordu. Bünyesinde bulundurduğu, en az geçim indirimi, artan oranlılık ve ayırma gibi ilkeler vergi adaletini sağlamaya çalışıyordu.

 

1950 reformu Alman Vergi Kanunları (27) paralelinde gerçekleştirilince Türk Vergi Sistemi dolaysız vergilerle vergi hukuku alanında birden bazı sanayileşmiş batı ülkelerinden de ileri bir düzeye kavuşmuştur. Sonuç olarak, kanunların hazırlanmasında yapılan bu ileri hamleye rağmen, gelir vergisi sisteminin ilk on yıllık uygulaması bir bütün olarak başarısız kalmıştır. Türkiye gibi esas itibariyle tarıma dayanan az gelişmiş bir ülkede, sanayileşmiş toplumların vergisi olan gelir vergisi sistemini uygulamak son derece güç bir işti. En büyük eksiklik ise zirai kazançların vergilendirilmemesi idi. Bir yandan vergi kaçakçılığı artan bir eğilim göstermiş, bir yandan da siyasal etkilerle vergi matrahında yeni aşınmalar meydana gelmiştir. (28)   

 

Kurumlar vergisi de başarısız sonuçlar vermiştir. Vergi Usul Kanunu ise uygulama sonuçları açısından başarılı olmuştur. Bu kanun ile defter, fatura, bilânço, değerleme vb. müesseseler yerleşmiştir.

 

1950’de başlatılan vergi reformu hareketinin ilk ve büyük turu 1957’de Gider Vergileri Reformu ile tamamlanmıştır. Gider Vergileri reformunda esas itibariyle İstihsal Vergisi adı altında toplu muamele vergisi tipi benimsenmiştir.

 

1950–1960 döneminde yapılan bir diğer önemli değişiklik de, devlet alacaklarının tahsili ile ilgili olarak, Tahsili Emval Kanunu’nun yerine 1959 yılında Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanunu’nun yürürlüğe girmesidir. (29)   

 

Genel olarak bakıldığında, 1950 yılında yapılan vergi reformunu izleyen yıllarda uygulamalar sonucunda doğal olarak aksayan yanlar ortaya çıkmıştır. Vergi yükünün adil olarak dağıtılamaması vergiden beklenen optimal hasılanın sağlanmaması ve vergi sisteminin iktisadi kalkınmaya yardımcı olacak şekilde düzenlenmemesi, vergi sisteminde 1960’lı yıllara gelindiğinde yeniden değişiklikler yapılmasını zorunlu kılmıştır. (30)     

 

1960 yılı sonunda Milli Birlik Hükümeti tarafından önemli vergi değişiklikleri yapılmıştır. Milli Birlik Hükümetince yapılan en önemli değişiklik, temel vergi olan gelir vergisinde olmuştu. Gelir vergisine ait ilk kanun kaldırılarak, vergi kanunu yeniden yazılıyormuşçasına yeni baştan kaleme alınmıştır. 31 Aralık 1960 tarih ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu ile getirilen en büyük yenilik, tarım kazançlarının vergilendirilmesidir. Ayrıca esnaf muaflığının da sınırları daraltılmıştır. Getirilen en önemli müesseselerden biri de, vergi kaçakçılığını önlemek amacıyla düşünülmüş servet beyanıdır. (31)    

 

1960’dan sonraki dönemde Vergi Reform Komisyonu’nun da katkısıyla gerçekleştirilen reform hareketleri sonucunda vergi sistemine; yatırım indirimi, yeniden değerleme, azalan bakiyeler usulü amortisman, zarar mahsubu, servet beyanı, zirai kazançların vergilendirilmesi, vergi uzlaşması gibi müesseseler kazandırılmıştır.

 

6.3. Türkiye’de Vergi Reformunun Gelişimi (1980–1990 dönemi)

 

1980 yılında, zamanın iktidarı 24 Ocak kararları diye anılan ve iktisadi sorunları “piyasa ekonomisi” esasları içinde çözümlemeyi amaçlayan önlemleri almıştır. Ancak, vergi sisteminin düzeltilmesine ilişkin kanunlar 12 Eylül 1980 harekâtı ile işbaşına gelen yeni yönetim ile gerçekleştirilebilmiştir. (32)     

 

Vergi sisteminde ortaya çıkan aksaklıkları gidermek için 1980 yılının sonunda önemli değişiklikler yapılmıştır. Türk Vergi Sisteminde yer alan vergiler tek tek gözden geçirilmeye ve günün şartlarına uygun hale getirilmeye başlanmıştır. Bu amaçla ilk olarak, gelir vergisinde yıllardır enflasyon nedeniyle anlamını yitiren istisna ve muaflık hadleri, vergi tarifesi gibi hususlarda düzenlemeler yapılmış, peşin vergi uygulamasına geçilmiştir. Bu arada, asgari zirai vergi ve hayat standardı gibi yeni vergi kontrol müessesleri getirilmiştir.

 

Yapılan değişikliklerin olumlu yanlarının yanı sıra olumsuz tarafları da vardır. Örneğin gerek mali, gerekse sosyal adaleti sağlamak amacı ile getirilen ve getirilmesinin gerekliliği herkesçe kabul edilen peşin vergi uygulaması getirilişindeki aksaklıklar sonucu bir yıl sonra kaldırılmıştır.

 

Ayrıca, her ne kadar yeni vergi güvenlik önlemleri getirilmişse de inceleme elemanlarının nicelik yönünden yetersiz oluşu, bu önlemlerin etkin bir şekilde uygulanmasını güçleştirmiştir. Bazı konular değişikliğe uğradıktan çok kısa bir süre sonra tekrar tekrar değiştirilmiş hatta eski haline getirilmiştir.

 

12 Eylül 1980 sonrasında vergi politikasına ilişkin düzenlemelerden iki tanesini reform niteliğinde sayabiliriz. Birincisi, 1982 yılında vergi yargısında itiraz komisyonları ve Temyiz Komisyonu’nun kaldırılarak, Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin kurulmasıdır. İkincisi ve en önemlisi ise katma değer vergisinin kabulüdür. Bu kanunun kabulü ile birlikte Avrupa ülkelerinin vergi sistemleri ile uyumumuz kolaylaşmıştır.

 

Katma değer vergisine geçilmeden önceki dönemlerde dolaylı vergiler sistemimiz özellikle istihsal vergisinin yapısından ileri gelen pek çok olumsuzluklara sahipti. Katma değer vergisine geçişi zorunlu kılan nedenlerin başında bu olumsuzlukları gidermek gelmektedir. Ancak bunun yanında katma değer vergisinin sağlayacağı faydalar da bu vergiye geçişte etkili olmuştur.

 

Katma Değer Vergisi Kanunu’nun getirilişini gerektiren nedenler, ekonomik, mali ve diğer nedenler olarak açıklanabilir. Kanunun gerekçesinde “ekonomik nedenler” yatırımların teşvik edilmesi, ihracatın geliştirilmesi, sanayi üzerindeki vergi yükünün azaltılması, enflasyonist baskının önlenmesi, kaynakların optimal dağılımında uygunluk sağlanması, ihtisaslaşmanın teşviki ve fiyatlar genel seviyesinin kontrolü olarak belirlenmiştir.

 

“Mali nedenler” ise, vergi adaletinin sağlanması, vergi hâsılatına etkisi, vergi kaçakçılığını önlemek, dolaysız vergiler sistemini tamamlayıcı niteliği olarak sıralanabilir.  (33)  

 

Katma değer vergisinin kabulündeki diğer nedenler ise, kalkınma planları ve AB ülkelerinin vergi sistemleri ile ahenkleştirmenin sağlanması gerekliliğidir.

 

Yürürlüğe giren KDVK ile daha önce uygulanmakta olan sekiz adet vergi kaldırılmıştır. KDVK ile vergilendirilmesi öngörülen alan, daha önce uygulanmakta olan aynı mahiyetteki vergilerin kapsamları toplamından daha geniştir. Katma değer vergisinin konusu mal teslimi, hizmet ifası ve ithalattır. Katma değer vergisi ile nihai aşamada milli gelirin tüketime ayrılan kısmının vergilendirilmesi hedeflenmiştir. KDVK’nda perakende aşamadan önceki üretim aşamalarında mümkün olduğu ölçüde istisna hükümlerine yer verilmemek suretiyle, katma değer vergisinin genel bir satış vergisi olması mahiyetinin zedelenmemesine özen gösterilerek, ekonominin serbest rekabet sistemi içerisinde işleyişini önleyecek tercihlerden kaçınılmıştır.

 

1984 yılında kabul edilip, 1 Ocak 1985 tarihinde yürürlüğe giren Katma Değer Vergisi Kanunu ile çağdaş bir düzenleme gerçekleştirilmiş ve harcamalar üzerinde alınan vergiler konusunda beklenen reform nihayet kabul edilmiştir.

 

6.4. Türkiye’de Vergi Reformunun Gelişimi (1990 sonrası dönem)

 

1985 yılından 1998 yılına kadar vergi kanunlarında çeşitli düzenlemeler yapılmış ve kriz dönemlerinde ek vergiler (5 Nisan 1994’te yaşanan ekonomik krizden sonra  yürürlüğe konan 3986 sayılı “Ekonomik Denge İçin Yeni Vergiler İhdası … Hakkında Kanun”) çıkartılarak yürürlüğe konmuştur. Ancak, bu dönemler arasında vergi reformu niteliğinde bir değişiklik yapılmamıştır.

 

Vergi gelirlerinin istenilen seviyelere yükseltilememesi, yüksek gelire sahip gerçek ve tüzel kişilerin gelirlerinin tam olarak kavranamaması, dolaylı vergilerin gelir dağılımı üzerindeki olumsuz etkileri, vergi sistemindeki otokontrol mekanizmalarının yıpranması gibi sorunlara çözüm olması amacı ile 4369 sayılı Kanun (34)   “Vergi Reformu” adı altında 29 Temmuz 1998 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak kamuoyuna sunulmuştur.

 

4369 sayılı Kanun ile reform niteliğinde yapılan en önemli değişiklik, gelirin tanımında yapılan düzenlemedir. Bu kanunla gelirin tanımında “Kaynak Teorisi”nden ayrılınmış ve “Safi Artış” (Net Artış) teorisine geçilmiştir. (35)   Böylece, vergilendirme tabanının yayılmasının sağlanması, vergi kayıp ve kaçakları ile mücadelenin arttırılması, kayıt dışı ekonominin kayda alınması gibi amaçların yanı sıra gelişen sosyal ve ekonomik hayatın ortaya çıkardığı yeni gelir unsurlarının vergilendirilebilmesi de sağlanmaya çalışılmıştır.

 

Net artış teorisine geçiş için, kişilerin servet artışlarının bir baz dönem alınarak tespit edilmesi gerekmektedir. Bu nedenle gerekli olan başlangıç dönemi için 4369 sayılı Kanun ile Mali Milat kavramı getirilmiştir. Mali Milat kavramı ile kişilerin servetlerinde meydana gelen artışların saptanması suretiyle vergilendirilebilecek gelirlerinin kavranabilmesi amacıyla bir tarih saptanmış (30 Eylül 1998) ve bu tarihe kadar elde etmiş olduğu servet ve gelirini söz konusu tarih itibari ile asgari bir gün süreyle Türkiye’de kurulu mevduat kabulüne yetkili bankaların şubelerine yatırmaları istenmiştir. Böylelikle kişilerin o tarihte sahip oldukları servetlerinin tespiti sağlanmak istenilmiştir.

 

4369 sayılı Kanun ile yapılan önemli bir değişiklik de, ticari kazançlarda götürü usulün kaldırılıp bu uygulamanın yerine; kayıtdışı ekonominin kontrol altına alınması, belge düzeninin yerleşmesi ve vergilemede gerçek kazancın esas alınması gibi yararlar getireceği düşünülen basit usulün getirilmesidir.

 

Bunların dışında; vergi cezalarına ilişkin hükümler tamamen değiştirilmiş, aile reisi beyanı, asgari zirai vergi, asgari zirai kazanç esası ve hayat standardı esası kaldırılmıştır.

 

4369 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerin “temel ilkeleri vergi tabanının genişletilmesi, kayıtdışı ekonominin kayda alınması, sistemin basit ve açık hale getirilmesi ve halen vergisini düzenli olarak ödeyen bireylerin vergi yükünü arttırmadan vergi gelirlerinin arttırılması olarak belirlenmiştir.” (36)  

 

Gelirin nasıl tanımlanacağı konusu, 4369 sayılı Kanunla ülkemizin gündemine girmiştir. İlgili kanundan önce gelir kaynak teorisine göre tanımlanmakta ve buna göre hangi gelirlerin vergiye tabi oldukları kanunda tadadi olarak sayılmaktaydı. 4369 sayılı Kanunla gelirin tanımında Net Artış Teorisi (ya da Anglo-Sakson literatüründeki Comprehensive Income) yaklaşımına ağırlık verilmiştir. Kanaatimizce, bu kanunla getirilen en doğru ve yerinde düzenleme bu yaklaşımın benimsenmesi olmuştur.

 

Ancak, gelirin tanımının genişletilmesine imkân veren bu düzenlemeler, 14 Ağustos 1999 tarihinde yürürlüğe giren 4444 sayılı Kanunla 2002 yılı sonuna kadar ertelenmiş, 7 Ocak 2003 tarih ve 4783 sayılı Kanun ile de tamamen ortadan kaldırılmıştır.

 

Esasen 4369 sayılı ve bundan yaklaşık bir yıl sonra çıkarılan 4444 sayılı Kanunlar, güçlü menfaat gruplarının vergi sistemi üzerindeki olumsuz etkilerini göstermesi bakımından çok önemlidir. (37)   

 

4783 sayılı Kanunla (38)  , gelirin vergilendirilmesi açısından reform nitelinde olan 4369 sayılı Kanun getirdiği bütün olumlu düzenlemeler yok edilmiştir.

 

Bu tarihten sonra vergi kanunlarında reform niteliği taşıyan bir düzenleme olmadığı kanaatindeyiz. Ancak, bu kanunlarımızda köklü değişikliklerin yapılmadığı anlamına da gelmemelidir. Nitekim 4842 sayılı Kanun (39), 5035 sayılı Kanun (40), 5228 sayılı Kanun (41), 5281 sayılı Kanunlar (42) ile önemli düzenlemeler yapılmıştır. Ayrıca, Kurumlar Vergisi Kanunu 5520 sayılı Kanun (43)   ile yeniden hazırlanmış ve 01.01.2006 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere uygulamaya konulmuştur.

 

7. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

 

Ekonomik ve sosyal hayatta zamanla meydana gelen değişiklikler vergi sistemlerinin de dinamik bir yapıya sahip olmalarını gerekli kılmaktadır. Söz konusu dinamizm vergi sistemlerinde yapılan değişikliklerle bir yandan mevcut vergi sisteminin ekonomik ve sosyal hayata adaptasyonunu hızlandırmakta, diğer yandan rasyonel ve ideal bir vergi sistemi mahiyetine kavuşmasını sağlamaktadır.

 

Rasyonel ve ideal bir vergi sistemi, adalet ve etkinlik arasındaki tercihlerin, toplumun bu rakip amaçlar arasındaki seçimini en iyi şekilde yansıttığı, sosyal refahı maksimum yapan vergi yapısıdır.

 

Bir vergi sistemi, kendisinden beklenen fonksiyonları yerine getiremiyorsa, sistemin müdahaleye ihtiyacı vardır.

 

Bu bağlamda vergi sisteminin mali açıdan ekonomik hayatta meydana gelen tüm işlemleri kavrayabilmesini ve sosyal açıdan bazı fonksiyonları yerine getirmesini sağlamak amacıyla yapılan yenilikler kapsamına göre bazen düzenleme, bazen revizyon, bazen de reform gibi iddialı başlıklar altında sunulmaktadır.

 

Uygulamada hedeflenen sonuçları vermeyen vergisel düzenlemeler reform olarak nitelendirilmemelidir. Vergi sistemini hayata geçirecek olan vergi idaresidir.

 

Vergi reformu vergi yükünün toplumsal kesimler arasında yeniden dağılımı demektir.

 

Bir vergi reformunun amaçları şunlar olmalıdır;

  • Vergi adaletini sağlamak,
  • Vergi tabanını genişletmek,
  • Kayıtdışı ekonomiyi önlemek,
  • Vergi mevzuatını basit, anlaşılır ve uygulanabilir hale getirmek,
  • Verginin, gelir dağılımındaki adaleti sağlama fonksiyonunu en etkin biçimde kullanmak.

Gelir ve servet dağılımının bozukluğu, toplumun orta sınıf kesiminin gücünü her geçen gün zayıflatmaktadır. Buna karşın ülkemizde dünyanın sayılı zenginleri arasına girenlerde ise her yıl artış görülmektedir. Dünyanın gelişmiş ekonomilerinden biri olan Japonya’da Türkiye’deki kadar zengin olmaması gelir dağılımındaki adaletsizliğin boyutlarını göstermektedir. (44)   

 

Toplumda “Nereden Buldun” adı ile özdeşleşen ve kişilere edindikleri servetlerin kaynağını sorabilen bir vergi yapısının getirilmesi gerektiği düşünmekteyiz. Bunun için ilk olarak Gelir Vergisi Kanunu’nun 1. ve 2. maddeleri 4369 sayılı Kanunla düzenlenen haline getirilmeli böylece kaynak teorisinden net artış teorisine geçilmelidir.

 

Buna paralel olarak, harcama ve tasarrufların kaynağını sorgulayabilmek açısından VUK 30/7 maddesinde (45)   yer alan ve 4783 sayılı Kanunla kaldırılan yetkinin tekrar inceleme elemanlarına verilmesi gerekmektedir.

 

Son olarak, bu unsurları uygulanabilir hale koymak için de servet beyanı müessesinin yeniden ihdas edilmesi şarttır. Servet beyanındaki asıl amacın servet üzerinden bir vergileme yapmaktan ziyade, kişilerin edindikleri servet unsurlarının vergilendirilmiş kaynaklardan gelip gelmediğinin tespitini yapmak ve açıklanamayan servet edinimlerinin vergilendirilebilmesini sağlamak olmalıdır.

 

Son söz;

 

“Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, hâlbuki bunlar kuvvetlinin umurunda bile değildir.” Aristotales

 

KAYNAKLAR

  • Halil NADAROĞLU,  “Türkiye’de Vergi Reformlarının Genel Bir Değerlendirilmesi”, Vergi reformları, İstanbul, Ocak,1981
  • Salih TURHAN, Vergi Teorisi ve Politikası, İstanbul, 1993
  • Kenan BULUTOĞLU, “The Reform in the Political Process”, Vergi Reformları, İstanbul, Ocak, 1981
  • H.Adnan TEZEL, “Türkiye’de Vergi Reformlarının Genel Bir Değerlendirilmesi”, Vergi reformları, İstanbul, Ocak, 1981
  • Nezihe SÖNMEZ, “Vergi Reformu Kongresi Tebliği ve Yorumları; Vergi Reformları”, Vergi Reformları, Ocak, 1981
  • Veysel SEVİĞ, “Vergi Reform Tasarısı Üzerinde Düşünceler”, Ekonomide durum, Bahar, 1998
  • T.C. Maliye Vekâleti, “Genel Vergi Reformu Raporu”, Vergi Reformu Komisyonu, İstanbul, 1961
  • Sami KAZICI, “Vergi Reformlarından Alınacak Dersler”, Vergi Dünyası, Sayı:144, Ağustos,1993Nevzat SAYGILIOĞLU, “Vergi Reformu”, İktisat Dergisi Özel Sayısı, Gökhan Matbaacılık, İstanbul, 1991
  • Bernard HERBER, “Gelişmekte Olan Ülkelerin Kalkınma Planlarında Verginin Önemi ve Eşitlik Düşünceleri”, Vergi Reformları Kongresi Tebliğ ve Yorumları, İstanbul,1981
  • İzzettin ÖNDER, “Kaynak Dağılımı Vergiler ve Teşvikler, Vergi Reformu”, İktisat Dergisi Özel Sayısı, Gökhan Matbaası, İstanbul 1992
  • Mehmet KORKMAZ, “Vergi İdaresinde Etkinlik Nasıl Sağlanabilir?”, Maliye Dergisi, Eylül-Aralık,1992,
  • H.Hakan KIVANÇ, “Türkiye'de Vergi Denetimine İhtiyaç Nedenleri ve Anketler Işığında Mükelleflerin Vergiye Bakış Açısı”, , Alomaliye.com, (Erişim 10.07.2007), http://www.alomaliye.com/2007/hakan_kivanc_vergi_denetimi.htm
  • Sami KAZICI,“Vergi Reformu: Uluslararası Bakış ”,Vergi Dünyası, Sayı:106, Haziran, 1990
  • Sami KAZICI, ,“Gelişmekte Olan Ülkelerde Vergi Reformu”, Vergi Dünyası, Sayı:124, Aralık, 1991
  • Murat ÇAK, “Vergi Reformu Kavramı Çerçevesinde 4369 ve 4444 Yasaların Değerlendirilmesi”, Vergici ve Muhasebeciyle Diyalog Dergisi, Sayı:140, Aralık, 1999
  • Nezih VARCAN, Türkiye’de Vergi Politikalarının Oluşumu, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve Bilimler Fakültesi Yayınları, No:43 Eskişehir, 1987
  • Halil NADAROĞLU, Kamu Maliyesi Teorisi, 2. Baskı, İstanbul, 1976, Sermet Matbaası
  • Cumhuriyetin 75. Yılında Ekonomik ve Mali Yapısının Analizi, Vergi Dünyası, Sayı:206, Ekim, 1998
  • Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ekonomisi, Akbank Kültür Yayını, İstanbul, Apa Ofset, 1980
  • Kenan BULUTOĞLU, Türk Vergi Sistemi, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1970
  • TBMM Tutanak Dergisi, Cilt 55
  • Genç Osman YARAŞLI, “Türkiye’de Vergi Reformu”, T.C. Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, Yayın No:2005/367, Ankara, 2005

 

---------------------------------

 

(1) Halil NADAROĞLU,  “Türkiye’de Vergi Reformlarının Genel Bir Değerlendirilmesi”, Vergi reformları, İstanbul, Ocak,1981, s.131.

 

(2) Salih TURHAN, Vergi Teorisi ve Politikası, İstanbul, 1993, s.364.

 

(3) Kenan BULUTOĞLU, “The Reform in the Political Process”, Vergi Reformları, İstanbul, Ocak, 1981,  Sayı:132

 

(4) H.Adnan TEZEL, “Türkiye’de Vergi Reformlarının Genel Bir Değerlendirilmesi”, Vergi reformları,  İstanbul, Ocak, 1981, s.137.

 

(5) TURHAN, a.g.e, s.364.

 

(6) Nezihe SÖNMEZ, “Vergi Reformu Kongresi Tebliği ve Yorumları; Vergi Reformları”, Vergi Reformları, Ocak, 1981, s.132.

 

(7) Veysel SEVİĞ, “Vergi Reform Tasarısı Üzerinde Düşünceler”, Ekonomide durum, Bahar, 1998, s.146.

 

(8) T.C. Maliye Vekâleti, “Genel Vergi Reformu Raporu”, Vergi Reformu Komisyonu, İstanbul, 1961, s.8.

 

(9) Sami KAZICI, “Vergi Reformlarından Alınacak Dersler”, Vergi Dünyası, Sayı:144, Ağustos,1993,s.13.

 

(10) Nevzat SAYGILIOĞLU, “Vergi Reformu”, İktisat Dergisi Özel Sayısı, Gökhan Matbaacılık, İstanbul, 1991.  TURHAN, a.g.e, s.189.

 

(11) Bernard HERBER, “Gelişmekte Olan Ülkelerin Kalkınma Planlarında Verginin Önemi ve Eşitlik Düşünceleri”, Vergi Reformları Kongresi Tebliğ ve Yorumları, İstanbul,1981,s.37.

 

(12) İzzettin ÖNDER, “Kaynak Dağılımı Vergiler ve Teşvikler, Vergi Reformu”, İktisat Dergisi Özel Sayısı, Gökhan Matbaası, İstanbul 1992.

 

(13) Mehmet KORKMAZ, “Vergi İdaresinde Etkinlik Nasıl Sağlanabilir?”, Maliye Dergisi, Eylül-Aralık,1992,  s.11.

 

(14) H.Hakan KIVANÇ, “Türkiye'de Vergi Denetimine İhtiyaç Nedenleri ve Anketler Işığında Mükelleflerin Vergiye Bakış Açısı”, http://www.alomaliye.com/2007/hakan_kivanc_vergi_denetimi.htm, Alomaliye.com, Erişim 10.07.2007

 

(15) Sami KAZICI,“Vergi Reformu: Uluslararası Bakış ”,Vergi Dünyası, Sayı:106, Haziran, 1990, s.42-43.

 

(16) Sami KAZICI, ,“Gelişmekte Olan Ülkelerde Vergi Reformu”, Vergi Dünyası, Sayı:124, Aralık, 1991, s.21- 22.

 

(17) Murat ÇAK, “Vergi Reformu Kavramı Çerçevesinde 4369 ve 4444 Yasaların Değerlendirilmesi”, Vergici ve Muhasebeciyle Diyalog Dergisi, Sayı:140, Aralık, 1999, s.75-76.

 

(18) Nezih VARCAN, Türkiye’de Vergi Politikalarının Oluşumu, Anadolu Üniversitesi İktisadi ve Bilimler Fakültesi Yayınları, No:43 Eskişehir, 1987, s.28,

 

(19) VARCAN, a.g.e., s.43.

 

(20) Halil NADAROĞLU, Kamu Maliyesi Teorisi, 2. Baskı, İstanbul, 1976, Sermet Matbaası, s.413.

 

(21) VARCAN, a.g.e., s.43.

 

(22) Cumhuriyetin 75. Yılında Ekonomik ve Mali Yapısının Analizi, Vergi Dünyası, S:,206, Ekim, 1998, s.188.

 

(23) Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ekonomisi, Akbank Kültür Yayını, İstanbul, Apa Ofset, 1980, s.601.

 

(24) VARCAN, a.g.e., s.69.

 

(25)  VARCAN, a.g.e., s.70.

 

(26) VARCAN, a.g.e., s.71.

 

(27) 1950 Reformunun lideri olan Ali Alaybek’in Türkiye’den sonra Almanya’da da yüksek öğrenim görmesi ve Prof.F. Numark’ın reformdaki rolü ve payı düşünülürse Alman Vergi Kanunlarının seçilmesini yadırgamamak gerekir.

 

(28) Kenan BULUTOĞLU, Türk Vergi Sistemi, İstanbul, Fakülteler Matbaası, 1970, s.11.

 

(29) Cumhuriyet Dönemi, s.615

 

(30) VARCAN, a.g.e., s.89.

 

(31) VARCAN, a.g.e., s.90.

 

(32) VARCAN, a.g.e., s.127.

 

(33) VARCAN, a.g.e., s.137.

 

(34) Bilgi için bakınız;

http://mevzuat.basbakanlik.gov.tr/mevzuat/metinx.asp?mevzuatkod=1.5.4369&sourceXmlSearch=  

 

(35) Genel Gerekçe, TBMM Tutanak Dergisi, Cilt 55, Dönem 20, 103. birleşim, 17.06.1998

 

(36) Genel Gerekçe, TBMM Tutanak Dergisi, Cilt 55

 

(37) Genç Osman YARAŞLI, “Türkiye’de Vergi Reformu”, T.C. Maliye Bakanlığı Araştırma, Planlama ve  Koordinasyon Kurulu Başkanlığı, Yayın No:2005/367, Ankara, 2005, s.100

 

(38) Bilgi için bakınız; http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k4783.html

 

(39) 24.04.2003 tarih ve 25088 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır

 

(40) Bilgi için bakınız; http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5035.html

 

(41) Bilgi için bakınız; http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5228.html  

 

(42) Bilgi için bakınız; http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5281.html  

 

(43) Bilgi için bakınız; http://www.tbmm.gov.tr/kanunlar/k5520.html  

 

(44)  “Forbes dergisinin "Dünyanın En Zenginleri" listesinde, 25 Türk sanayici ve işadamının da ismi yer aldı. Dünya milyarderler listesinde geçen yıl 21 isimle yer alan Türkiye bu yıl 25 kişiyle listede yer alıyor. Bu rakam Türkiye'yi dünyada en fazla milyarderi olan ülkeler arasında 6. sıraya taşıdı.

 

Forbes'a göre yeni zenginlerin çoğu gelişmekte olan piyasalardan çıktı. En çok milyarder 415 kişi ile Amerika'da bulunuyor. Listenin ikinci sırasında Almanya 55 milyarderle, üçüncü sırasında Rusya 53 milyarderle, dördüncü sırasında Hindistan 36 milyarderle, beşinci sırasında İngiltere 29 milyarderle yer alıyor. En fazla milyarderi olan ülkeler sıra