20 Nisan 2007
Av.Sanlı Baş SPK Eski Uzman Hukukçusu
KONUT FİNANSMANI KANUNUNUN FİNANSAL KİRALAMA İŞLEMLERİ BAKIMINDAN İRDELENMESİ
I- Finansal Kiralama Sözleşmesinde Muacceliyet Süresi
Öte yandan, 5582 sayılı yasanın 10/B maddesinde muacceliyet ihbarı için hem finansal kiralama şeklinde yapılan hem de kredi kullandırılması şeklinde yapılan konut finansmanı işlemlerinde muacceliyet ihbarının "bir ay" olacağı 5.fıkrada yer alan "Konut finansmanı kuruluşu, geri ödemelerin yapılmaması halinde kalan borcun tümünün ifasını talep etme hakkını saklı tutmuşsa, bu hak ancak tüketicinin birbirini izleyen en az iki ödemede temerrüde düşmesi halinde kullanılabilir. Konut finansmanı kuruluşunun bu hakkını kullanabilmesi için en az bir ay süre vererek muacceliyet uyarısında bulunması gerekir. "ifadesi ile belirtilmiştir. Söz konusu sürenin finansal kiralama işlemleri için de geçerli olduğunu, devam eden fıkrada yer alan "Finansal kiralama işlemlerinde, tüketicinin muacceliyet uyarısında verilen sürenin sona ermesini takiben, konut finansmanı kuruluşu kalan borcun tamamını ifa etme hakkını kullanmak üzere finansal kiralama sözleşmesini feshettiği takdirde, konutu derhal satışa çıkarmakla yükümlüdür." İfadesinden anlamaktayız. Kanun, konut finansmanına yönelik finansal kiralama işlemlerinde 3226 sayılı FKK'nun 7, 25 ve 31 inci maddelerinin uygulanmayacağını hükme bağlamıştır. Ancak FKK m.23/I'de yer alan "Kiralayan, finansal kiralama bedelini ödemede temerrüde düşen kiracıya verdiği otuz günlük süre içinde de ödenmemesi halinde, sözleşmeyi feshedebilir. Ancak sözleşmede, süre sonunda mülkiyetin kiracıya geçeceği kararlaştırılmış ise, bu süre altmış günden az olamaz." ifadesi ile çelişmektedir. Zira, 5582 sayılı yasada bu maddenin uygulanmayacağına dair bir hüküm yoktur ve konut finansmanı amaçlı finansal kiralama sözleşmesinin amacının tüketiciyi (kiracıyı) konut sahibi yapmak olduğu başka bir ifade ile finansal kiralama konusu gayrimenkulün mülkiyetinin kararlaştırılan dönemin sonunda kiracıya geçirilmesi olduğu hususunda duraksama olmadığına göre bu iki hükmün uygulamada sorun çıkarması kuvvetle muhtemeldir. Ancak, Konut finansman yasası tarih itibariyle son çıkan kanun olduğu nazara alındığında, finansal kiralama yoluyla konut edinilmesi bakımından finansal kiralama kanununun ilgili hükümlerini ilga ettiği dolayısıyla, finansal kiralama işlemleri için muacceliyet ihbarı olarak bir aylık sürenin geçerli olduğu söylenebilir.
II- Finansal Kiralama Sözleşmesinde Kiralayanın Ayıplı İfadan ve Borca Aykırılıktan Sorumluluğu
Yukarıdaki başlık ile bağlantılı bir diğer sorun da şudur: Kanun, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'a (TKHK) 10/B maddesini ekleyen 24/VI maddesi ile konut finansmanına yönelik finansal kiralama işlemlerinde FKK'nun sözleşmenin kiracı tarafından feshi halinde kiracının malı geri vermekle beraber uğradığı zararın tazminini kiralayandan talep edebileceğini öngören 25. maddesinin uygulanmayacağını ifade etmiştir. Ancak, aynı fıkrada tüketicinin (kiracının) konut finansmanı kurululuşunun kiracının temerrüdü dolayısıyla sözleşmeyi fesih ile konutu satışa çıkarması halinde, tüketicinin konut finansmanı kuruluşunun (finansal kiralayanın) zararının konutun satış bedelini aşan kısmından sorumlu olduğunu belirtmiştir. Oysa, konut finansmanı kuruluşu tüketiciye karşı gerek ayıptan gerek gayrimenkulün hiç, gereği gibi ya da zamanında teslim edilmemesinden dolayı ancak kullandırdığı kredi miktarı ile sorumludur. (Ayıptan sorumluluk bir yıllık süre ile sınırlanmıştır.) Dolayısıyla, örneğin, ayıptan dolayı tüketici uğradığı ölümlü veya yaralanmalı bir zarardan dolayı sözleşmeyi feshederek zararının tazminini talep ettiği takdirde, konut finansmanı kuruluşu m.22 gereği sadece kullandırdığı kredi miktarı ile sorumlu tutulacak iken, konut finansmanı kuruluşunun sözleşmeyi feshi halinde, tüketici, konut finansmanı kuruluşunun bundan dolayı uğradığı zararın tümünden konutun satış bedeli ve bu bedelin üzerindeki herhangi bir limit ile dahi sınırlı olmaksızın sorumlu tutulabilecektir.
Öte yandan kanunda geçen kredi verenin sorumlu olduğu kullandırdığı kredi tutarı ifadesinden anlaşılması gereken ise kredinin ana para ve faizinin toplamıdır. Zira, kanun koyucu kredilerde geri ödeme tutarlarının, finansal kiralama işlemlerinde ise kira bedellerinin ana parayı aşan kısmını faiz olarak kabul etmiştir dolayısıyla, kullandırılan kredi kavramı da ana para ve faiz toplamıdır. Aksi yorum yani sadece ana paranın kabulü tüketicinin son derece alyhine bir yorum olacaktır ki kabulü mümkün değildir.
III- Finansal Kiralama Sözleşmesinde Şekil Unsuru
Kanunun 24. maddesi ile konut finansmanı sözleşmeleri düzenlenmiş, maddenin 3. fıkrası ile bu sözleşmelerin yazılı şekilde yapılması öngörülmüştür. Oysa, bilindiği üzere, konut finansmanı sözleşmelerinin konusunu bir finansal kiralama işleminin oluşturması mümkündür ve bu durumda söz konusu sözleşmenin amacının tüketicinin (kiracının) belirlenen dönem sonunda gayrimenkulün mülkiyetini edinmesi olduğu dolayısıyla söz konusu sözleşme ile kiracıya gayrimenkulün mülkiyetinin kira ödemelerinin tamamlanmasını müteakip kiralayan tarafından kendisine geçirilmesini talep hakkının da tanınmasının sistemin bir gereği olduğu açıktır. Bu durumda, taraflar arasında akdedilen finansal kiralama sözleşmesinin aynı zamanda bir gayrimenkul satış vaadini de içereceği rahatlıkla söylenebilir. Söz konusu sözleşme tapu kütüğüne şerh edilebilmekle birlikte kiralayan tarafından şerh verilmemesi halinde kiracının sözleşmede aksine hüküm yoksa tek taraflı beyanla tapu kütüğüne sözleşmeyi şerh ettirebilmesi mümkün değildir. Öyleyse, buradan hareketle, uygulamada konut finansmanı sözleşmesinde bulunması gereken unsurlar arasında kira sözleşmesinin kiracı tarafından tek taraflı olarak tapu kütüğüne şerh ettirilebilmesine yönelik olarak kiralayanın kiracıyı vekil tayin ettiğine dair bir hüküme yer verilmesi kiracı açısından uygun olacaktır. Aynı açıklama finansal kiralama sözleşmesindeki kiracının deðişmesi halinde kiracı değişikliğinin şerh ettirilmesini öngören m.26 için de geçerlidir. Öte yandan, FKK m.9'u öngören kanunkoyucu, FKK m.8 ile finansal kiralama sözleşmesinin notelikçe yapılmasını sıhhat şartı olarak öngörmüş ve söz konusu sözleşmenin de tapuya şerh verilmesi zorunluluğunu belirtmiştir. Bu noktada 5582 sayılı kanunun 10/B(3) maddesi ile FKK m.8'in çeliştiğini düşünüyoruz. Zira, kira dönemi sonunda kiralama konusu gayrimenkulün mülkiyetinin kiracıya geçirilmemesi durumunda kiracı, açacağı tescile icbar davasının dinlenmemesi sorunu ile karşı karşıya kalabilecektir.
IV- Finansal Kiralama Sözleşmesinin Feshi Halinde Satış Sorunu
Kanun, konut finansmanı faaliyetlerine kaynak sağlamak amacıyla gayrimenkule dayalı menkul kıymetleştirmenin de önünü açmaya çalışmış bu anlamda ipotekle teminat alınmış kredilerden kaynaklanan alacakların ve diğer varlıkların teminat gösterilmesi suretiyle ipotekli sermaye piyasası aracı üst başlığı altında tanımlanan menkul kıymetler ihracını düzenlemiştir.
Kanun, 12. maddesi ile SPKn.'a 38/B maddesini eklemiş, 38/B(7) ile de finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklanan alacakların konut finansman fonu portföyüne alınması halinde alacağın fona devredildiği hususunun tapu sicilinde beyanlar hanesine kaydedilmesini emretmiştir. SPK'na da böyle bir durumda, mülkiyetin (kredi sözleşmesinde ipoteğin) fon hesabına kurucu adına tapuya tescil ettirilmesini zorunlu tutabilme yetkisi tanımıştır. Ancak 24. maddesi ile de finansal kiralama sözleşmesinin kiralayan tarafından feshi halinde kiralayana konutu derhal satışa çıkarma yükümlülüğünü yüklemiştir. Gayrimenkulün mülkiyetinin fon hesabına kurucu adına tescil edilmiş olması halinde söz konusu satışa kurucunun yanaşmaması olasılıðına karşı fon kurucusunun önceden finansal kiralayana satış vekaleti vermesi formulü düşünülebilir. Bunun yanı sıra, sözleşmeden kaynaklanan alacakların ipoteğe dayalı menkul kıymet ihracı amacıyla fona temliki halinde, kiracı, finansal kiralama sözleşmesi ile birlikte akdedilen veya finansal kiralama sözleşmesinin bir parçası olarak kararlaştırılan taşınmaz satış vaadini tapu siciline şerh ettirmediği takdirde, kira dönemi sonunda malın mülkiyeti kendisine devredilmez ise, devri talep hakkını, şerh verilmemiş bir şahsi hakkın etkisi üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği için söz konusu sözleşmenin tarafı olmayan ancak mülkiyet adına tescil edilmiş bulunan fon kurucusuna karşı ileri sürebilmesi mümkün değildir.
Öte yandan, finansal kiralama işlemlerinde bu işlemlerden doğan ihtilafların ticari dava sayılmayacağı hükme bağlanmıştır ki bu hüküm tüketici yani (finansal kiracı) lehinedir. Zira, finansal kiralama şirketinin usulüne uygun tutulmamış defterleri kendi aleyhine delil oluşturmayacağı gibi usulüne uygun tutulduklarında da kendi lehlerine delil teşkil etmeyecektir.
5582 sayılı yasa açısından değinilmesi gereken bir diğer hususta bankaların kanunun yürürlüğe girmesinden önce verdikleri konut kredilerinden tespit edilen sabit faizi endeksin belirlenmesini takiben değişken faize çevirip çeviremeyecekleri hususudur. Bir an için, yasanın "Sözleşmede belirtilmek suretiyle konut finansmanına yönelik kredilerde ve finansal kiralama işlemlerinde faiz oranı sabit, değişken veya aynı kredi için her iki yöntem esas alınmak suretiyle belirlenebilir. Oranın sabit olarak belirlenmesi halinde sözleşmede başlangıçta belirlenen oran her iki tarafın ortak rızası dışında değiştirilemez". (m.24/12) hükmü ile faiz tipinin tek taraflı olarak bankaca değiştirilebileceği düşünülebilir. Ancak bu konuda, bankaların mevcut sözleşmeleri tek taraflı olarak değişken faize dönüştüremeyeceklerini düşünmekteyiz. Zira sözleşmenin şartları öncelikle tarafların ortak rızası olmadan değiştirilemeyeceği gibi sabit faiz oranının değiştirilmesi tarafların ortak rızasına tabi tutulmuşken, faiz tipinin evleviyetle (öncelikle) tarafların ortak rızasına tabi olması gerekir.
|
............................... ...............................
Her Hakkı Mahfuzdur. İzinsiz Yayımlanamaz
|
||||||||