TÜRK VERGİ HUKUKUNDA İKİ KİLİT KAVRAM: İHBAR VE ŞİKAYET     

    

12 Haziran 2007

 

Vahit Yaşar AKIN

Gelir Uzmanı

yasarakin@yahoo.com

 

TÜRK VERGİ HUKUKUNDA İKİ KİLİT KAVRAM: İHBAR VE ŞİKAYET

 

I. GİRİŞ

 

Türk Vergi Sisteminde genel olarak tüm modern vergi sistemlerinde olduğu gibi “beyan esası” kabul edilmiştir. Beyan esasının temelinde vatandaşın beyanına güvenilmesi, riayet edilmesi anlayışı yatar. Ancak temelde vergi mükelleflerine ve vergi sorumlularına güvenilmekle beraber iyiniyetli olmayan mükelleflerin vergi incelemeleri suretiyle denetlenmeleri öngörülmüştür. Vergi Usul Kanunu’nun 134.maddesine göre vergi incelemesi, “ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırmak, tespit etmek ve sağlamak” amaçlarıyla yapılmaktadır. Ancak yetkili makamlar tarafından ülkemizde vergi incelemesinin yeterli düzeyde olmadığı, oranının azami %2 oranında olduğu belirtilmektedir.

 

İhbar ve şikayet; vergi incelemesinin başlatılmasında ve vergi kayıp ve kaçağının önlemesinde önemli rol oynaktadır. Bu amaçla etkili bir ihbar müessesinin gerçekleşebilmesi için bunun ödülle yani “ihbar ikramiyesi” ile teşvik edilmesi gerekmekte olup, bu uygulamadan geniş kitlelerin haberdar olmaları sağlanmalıdır. Ayrıca ihbar ve şikayette kişilerin “sosyal sorumluluk” kapsamında davranmaları gerekmektedir.

 

II. İHBAR

 

1. Genel Olarak

 

İhbar kelime anlamı olarak, “bildirme, bildirim, haber verme” anlamına gelmektedir. Suçlu saydığı birini veya suç saydığı bir olayı yetkili makama gizlice bildirme, ele verme anlamına gelmektedir. (1) Vergi Hukukunda ise ihbar, ihbarcı tarafından herhangi bir mükellef hakkında vergi kayıp ve kaçağına ilişkin olarak yapılan yazılı ve sözlü bildirimdir.

 

2. Kanuni Dayanak (Müstenidat)

 

Vergi Hukukunda ihbar müessesesinin kanuni dayanağını, 26.12.1931 tarih ve 1905 sayılı “Menkul ve Gayrimenkul Emval ile Bunların İntifa Haklarının ve Daimi Vergilerin Mektumlarını Haber Verenlere Verilecek İkramiye Hakkında  Kanun” oluşturmaktadır.

 

Ayrıca 3071 sayılı Kanun çerçevesinde vergi kayıp ve kaçağı veya Gelir İdaresi hizmetleriyle ilgili konulara ilişkin ihbar, şikayet ve müracaat dilekçelerinin işleme tabi tutulmasıyla ilgili olarak 22.11.1990 tarih ve 1990/1 sayılı  ve 20.01.2000 tarih ve 2000/1 sayılı İhbarlar İç Genelgeleri yayımlanmıştır.

 

Bu Kanun ve genelgelere göre;

 

- Adı, soyadı ve imzası ile iş veya ikametgâh adresi bulunmayan veya yanlış isim ve adres bulunan ihbar ve şikayet konusu dilekçeler işleme konulmayacaktır. Ancak bu tarzda yapılan ihbar ve şikayet konusu dilekçelere, inandırıcı mahiyette, olayla ilgili yeterli bilgi ve belgeler eklenmiş ise herhangi bir işlem yapıp yapmama hususu, bu dilekçelerin gönderildiği Makamın takdirinde olacaktır.

 

- 3071 sayılı Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanunun 6. maddesinde belirtilen ve belli bir konuyu ihtiva etmeyen kişi, kurum veya olaylarla doğrudan bağlantı kurulmaksızın genel nitelikli ifadeler taşıyan ya da yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olan inandırıcı mahiyette olmayan, olayla ilgili yeterli bilgi veya belge eklenmeyen ihbar ve şikayet dilekçeleri inceleme konusu yapılmayacaktır.

 

- Yazılı ihbar veya şikayeti doğrudan veya üst makamların havalesi ile alan makamlar öncelikle muhbir veya şikayetçinin hüviyetini ve dilekçe verip vermediğini, Vergi Usul Kanunu’nun 135. maddesinde belirtilen incelemeye yetkililer aracılığıyla tespit ettireceklerdir. Muhbir veya şikayetçilerin isimleri kesinlikle gizli tutulacak ve hiçbir şekilde açıklanmayacaktır.

 

- Gerçek dışı ihbar ve şikayette bulundukları tespit edilenler hakkında, resmi makamları asılsız ihbarla meşgul ve yanlış yola sevk etmeleri dolayısıyla kanuni işlem yapılacaktır.

 

3. İhbarda Aranacak Şartlar

 

Yapılacak ihbarın yetkili makamlar tarafından değerlendirmeye alındıktan sonra işleme konulması için aşağıdaki şartlar gerekmektedir;

 

- İhbar dilekçesinde dilekçe sahibinin adı soyadı iş veya ikametgah adresi ve telefon numarasının bulunması gerekmektedir. 1982 Anayasası’nda “dilekçe hakkı”, siyasal hak ve ödevler arasında 74.madde de düzenlenmiştir. Bu madde hükmüne göre, vatandaşlar, kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahiptirler. Bu madde hükmüne dayanılarak çıkarılan 3071 sayılı “Dilekçe Hakkının Kullanılmasına Dair Kanun” ile dilekçe hakkının kapsamı düzenlenmiştir. Söz konusu Kanun’un “Dilekçede Bulunması Zorunlu Şartlar” başlıklı 4. maddesine göre; Türkiye Büyük Millet Meclisine veya yetkili makamlara verilen veya gönderilen dilekçelerde, dilekçe sahibinin adı-soyadı ve imzası ile iş veya ikametgâh adresinin bulunması gerekmektedir. Yine aynı Kanun’un 6. maddesinde ise; belli bir konuyu ihtiva etmeyen, yargı mercilerinin görevine giren konularla ilgili olan, 4. maddede gösterilen şartlardan herhangi birini taşımayan, dilekçelerin incelenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Ayrıca yanıltıcı isim ve adres bulunan dilekçeler de incelenmez ve işleme konulmaz. Yine dilekçe hakkının kullanılmasıyla ilgili olarak 2004/12 sayılı Başbakanlık Genelgesi yürürlüktedir. Yayımlanan bu Genelge uyarınca; bireylerin ve tüzel kişilerin kendileriyle veya kamuyla ilgili, dilekçeyle usulüne uygun bir şekilde yaptıkları başvuruların idarece geciktirilmeksizin cevaplandırılması kanuni bir zorunluluktur. Yetkili idari makam tarafından, bu şekilde yapılan başvurularla ilgili olarak, yapılmakta olan işlemin safahatı veya sonucu hakkında dilekçe sahiplerine en geç 30 gün içerisinde gerekçeli olarak cevap verilmesi gerekmektedir.

 

- Yapılan ihbarın somut olaylara ve delillere dayanması gerekmektedir. Bunun için yapılan ihbarlarda gerektiğinde muhbirden bilgi ve belge istenebilecektir.

 

4. İhbar İkramiyesi

 

İhbar ikramiyesinin, kanuni dayanağını 26.12.1931 tarih ve 1905 sayılı “Menkul ve Gayrimenkul Emval ile Bunların İntifa Haklarının ve Daimi Vergilerin Mektumlarını Haber Verenlere Verilecek İkramiye Hakkında  Kanun” oluşturmaktadır. Bu Kanun’un 6. maddesine göre “...Kazanç, hayvanlar, veraset ve intikal, muamele, dahili istihlak (tüketim) ve damga gibi daimi vergilerden yanlış beyanname vermek veya çift defter tutmak veya sair suretlerle ketmedilmiş (gizlenmiş) olanları haber verenlere... ikramiye verilir... Bilimum mal memurları ile tahrir ve tahmin heyetleri mensuplarına ve tahakkuk muamelesinde vazifedar (görevli) olanlara ikramiye verilemez.” denilmektedir. Bu Kanun kapsamına giren ihbarlara istinaden ihbarcıların aşağıda yazılı şartları taşımaları halinde tahakkuk eden vergi ve vergiye bağlı cezalar üzerinden %10 oranında ikramiye verilir. Bunun için; ikramiyenin üçte biri verginin kesin olarak tahakkukunda, üçte ikisi ise verginin tahsilinden hemen sonra ödenir. Ancak kesilen cezalarda “cezaların kişiselliği” prensibi geçerli olduğundan, ihbar ikramiyesinin tahsilattan sonra ödenmesi uygun olacaktır. Nitekim Danıştay 7. Dairesi de bir uyuşmazlıkta aynı yönde karar vermiştir.

 

Kanundaki bu düzenlemeyle ihbar ikramiyesi alınmasının şartları özetle şunlardır; (2)

 

a) İhbar ikramiyesi, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi, KDV gibi sürekli vergileri ihbar edenlere ödenir. Olağanüstü dönemlerde bir kereye mahsus olmak üzere çıkarılan vergiler (Net Aktif Vergisi, Ekonomik Denge Vergisi, Ek Kurumlar Vergisi) ile ilgili olarak ihbar ikramiyesi ödenmez. İhbar ikramiyesi sadece süreklilik  arzeden vergi ile vergi aslına bağlı cezalar üzerinden hesaplandığından, gecikme zammı, gecikme faizi ve usulsüzlük cezaları, ihbar ikramiyesinin hesabında dikkate alınmayacaktır. Bunun yanında muhbir, ihbar ikramiyesi istiyorsa, bu durumu da açıkça ihbar dilekçesinde “ihbar ikramiyesi istiyorum” diye belirtmek zorundadır.

 

b) İhbar konusu verginin ziya uğratılmış olması gerekmektedir. 1905 sayılı Kanunda kullanılan “verginin ketmedilmesi” ifadesi  günümüzde “vergi ziyaı” kavramında ifadesini bulmaktadır. Vergi Usul Kanunu’nun 341. maddesine göre ise vergi ziyaı, mükellefin veya sorumlunun vergilendirme ile ilgili ödevlerini zamanında yerine getirmemesi veya eksik yerine getirmesi yüzünden verginin zamanında tahakkuk ettirilmemesini veya eksik tahakkuk ettirilmesini ifade eder. Şahsi, medeni haller veya aile durumu hakkında gerçeğe aykırı beyanlar ile veya sair suretlerle verginin noksan tahakkuk ettirilmesine veya haksız yere geri verilmesine sebebiyet vermek de vergi ziyaı hükmündedir.

 

c) İhbarın, muhbir tarafından yetkili mercilere bildirilmesi gerekir. Ayrıca muhbir kendisini gizlememeli, ihbar konusu ile vergi incelemesi sonucu bulunacak matrah farkları arasında neden-sonuç ilişkisi bulunmalı ve söz konusu vergi, muhbirin dilekçesinde yer verdiği hususlardan hareket ederek salınmalıdır. Bunun yanında muhbirin vergi incelemesine başlanmadan veya inceleme sırasında lüzum görülürse inceleme elemanı ile temasa geçmesi ve gerekli bilgileri vermesi icab eder.

 

d) Görevleri gereği vergi işleriyle uğraşan görevliler ihbar ikramiyesinden yararlanamayacaktır.

 

e)İsimsiz ihbarlarda vergi incelemesi bitmeden muhbir ortaya çıkmış olmalıdır. Aksi takdirde ikramiye ödenmesi söz konusu olmaz.

 

f) İhbarda bulunan, inceleme bitmeden ihbarından vazgeçmemelidir. İnceleme başlamadan veya incelemenin herhangi bir aşamasında, ihbarından vazgeçtiğini bildiren muhbire ikramiye ödenmeyeceği açıktır.

 

g) Muhbirin vergi kaçırmaya dahil olup, olmamasının önemi yoktur. Bir mükellefin vergi kaçırmakta olduğunu bilen ve delilleriyle bu kaçakçılığı haber veren muhbirlere ikramiye ödenmesinde herhangi bir sakınca yoktur.

 

h) Muhbirin ihbarda bulunduğu kişi veya kuruluşun muhasebecisi, ortağı, yöneticisi veya çalışanı olması kendisine ihbar ikramiyesi ödenmesini engellemez.

 

Muhbirlerin isimleri, 22.11.1990 tarih ve 1990/1 sayılı İhbarlar İç Genelgesi uyarınca kesinlikle gizli tutulur ve açıklanmaz. Bunun tek istisnası, “Aramalı Vergi İncelemesi” ile ilgilidir. Vergi Usul Kanunu’nun 142. maddesine göre, “İhbar üzerine yapılan aramada, ihbar sabit olmazsa, nezdinde arama yapılan kişi, muhbirin adının bildirilmesini isteyebilir. Bu takdirde vergi dairesi, muhbirin ismini bildirmeye mecburdur.” bu Kanun hükmü ile asılsız ihbarlar karşısında mükelleflerin korunması sağlanmak istenilmiştir. Ancak ihbar asılsız olsa bile yapılacak vergi incelemesi arama yapılmasını gerektirmiyorsa, muhbirin kimliği açıklanmaz. (3)

 

Muhbirlere verilen ikramiyelerin vergilendirilmesi, Gelir Vergisi Kanunu’nun 2.maddesinde yer alan yedi gelir unsurundan herhangi birinin kapsamına girmemektedir. Bu nedenle ihbar ikramiyesi Gelir Vergisine tabi olmayacak, ancak ivazsız(karşılıksız) bir intikal olması nedeniyle Veraset ve İntikal Vergisinin konusuna girecektir. Ayrıca bu konuyla ilgili Danıştay 11. Dairesinin kararı da aynı doğrultudadır. (4)

 

5. İhbara Karşı Vergi İnceleme Elemanları Tarafından Yapılması Gerekenler

 

Vergi inceleme elemanlarına bizzat ya da idari yoldan bir ihbar geldiğinde, ortada bir ihbar tutanağı veya bir ihbar mektubu mevcut olacaktır. Bu durumda vergi inceleme elemanı gerek gördüğü takdirde muhbiri dinleme, kendisinden bilgi ve delil isteme yetkisine sahiptir.

 

İkramiye ödenmesinde ihbar konularıyla bulunan matrah farkı arasında neden-sonuç ilişkisi (illiyet bağı) bulunması gerektiğinden, bulunan matrah farkının yapılan ihbarla doğrudan ilgili olan kısmının net olarak belirlenmesi gerekmektedir. Yapılan vergi incelemesi bitirildikten sonra düzenlenecek vergi inceleme raporundan ayrı olarak; muhbire ikramiye ödenip ödenmeyeceği, ödenmeyecekse sebepleri, ödenecekse bulunan matrah farkı ile ihbar konuları arasındaki illiyet bağının açıklandığı ve ikramiyeye esas olacak matrah farkının belirtildiği bir raporun daha düzenlenmesi gerekmektedir. (5) Bu Rapora “İhbar İkramiyesi Raporu” denilmektedir. Bu Raporda tahakkuk eden vergi ve kesilecek cezanın ne kadarının muhbir tarafından ihbar edilen konulara ilişkin olduğu belirtilmelidir. Muhbirin ihbar ettiği konular dışındaki tespitler dolayısıyla muhbire ihbar ikramiyesi ödenmeyecektir.

 

III. ŞİKAYET

 

a) Genel Olarak

 

Şikayet kelime anlamı olarak, “memnuniyetsizlik belirtilen söz, yakınma, sızlanma” anlamına gelmektedir. Vergi Hukukuna göre şikayet ise, vergisel anlamda mal ve hizmet alımı karşılığında Vergi Usul Kanunu hükümleri gereğince düzenlenmesi gereken belgeleri alamayıp mağdur olan kişinin bu konuyla ilgili bildirimidir.

 

b) Şikayette Aranılacak Şartlar

 

Türk Vergi Hukukunda bir konu ile ilgili şikayetin söz konusu olabilmesi için;

 

- Şikayet dilekçelerinde dilekçe sahibinin adı soyadı, iş veya ikametgâh adresi ve telefon numarasının bulunması,

 

- Şikayet ile ilgili bilgi ve belgenin mevcut olması durumunda bunların bildirilmesi,

 

gerekmektedir. Bu nedenle yapılacak ihbar ve şikayetlerin değerlendirilebilmesi için mutlaka ihbar dilekçesinde isim adres ve telefon bilgilerinin bulunması ve verilen bu bilgilerin doğru olması gerekmektedir. Aksi takdirde ihbar ve şikayetler yetkili makamlar tarafından değerlendirilmemektedir. Ancak yapılan ihbar ve şikayette sipariş fişi, çek, senet vb. ispat edici belge ve bilgilerle desteklenmesi durumunda yani ihbarın somut delillere dayanması durumunda, ihbarcının veya şikayetçinin teyit edilmesine gerek duyulmadan ihbar ve şikayet değerlendirmeye alınacaktır.

 

IV. İHBAR VE ŞİKAYET YAPILMA ŞEKİLLERİ

 

Yetkili makamlara yapılacak ihbar ve şikayetler; genel itibariyle 3 şekilde yapılabilecektir;

 

1. Yazılı Olarak Yapılan İhbar ve Şikayetler

 

İhbarlar, genel olarak yazılı olarak dilekçe ile yapılmaktadır. Bu dilekçede; dilekçe sahibinin adı soyadı, iş veya ikametgah adresi ve telefon numarasının bulunması ile şikayet ile ilgili bilgi ve belgenin mevcut olması durumunda bunların bildirilmesi gerekmektedir. Ayrıca ihbar ve şikayet dilekçelerinde kaçırılan vergi ya da olayın somut delilleriyle ortaya konulması gerekmekte olup, yuvarlak ifadelerin kullanılmasından kaçınılması gerekmektedir. Örneğin, ihbar edilen firma “naylon fatura” kullanmışsa, o naylon faturaların kimden alındığı ve hangi işlerin yaptırılmış ya da malların alınmış gibi gösterildiği belirtilir. Aynı şekilde, elde edilen ancak vergi dairesine beyan edilmediği iddia edilen, vergiye tabi bir gelir varsa, bu gelirin ayrıntıları, delilleriyle birlikte somut olarak belirtilmelidir. (6)

 

2. Sözle Yapılan İhbar ve Şikayetler

 

Vergi kaçakçılığının ihbarı, genel olarak yazılı olarak yapılır. Sözlü olarak yapılırsa, bir tutanağa geçirilip ihbarcının imzası alınması gerekmektedir. Sözle yapılan şikayetler, 189 Alo Maliye Servisi aranarak ya da yetkili makamlara bizzat giderek yapılmaktadır. Yetkili makamlara bizzat gelerek ihbar ve şikayette bulunan vatandaşlardan kimlik bilgileri istenmekte, şikayet formuna şikayet konularıyla birlikte kimlik bilgileri de yazılıp imzalattırılmakta ve teyit formunun bir sureti şikayetçiye verilmektedir.

 

3. E-Posta (E-Mail) Yoluyla Yapılan İhbar ve Şikayetler

 

Günümüzde bilişim teknolojisinin yaygınlaşmasıyla e-posta yoluyla yapılan ihbar ve şikayetlerde büyük oranda artış olmuştur. Ayrıca e-posta yoluyla yapılan ihbar ve şikayetler; mektup, telefon gibi diğer yollarla gelen ihbar ve şikayetlere göre daha detaylı ve incelendiğinde sonuç alınabilir niteliktedir. Ayrıca telefon ya da mektupla yapılan ihbar ve şikayetlere göre, e-posta yoluyla yapılan ihbar ve şikayetlerde vergi mükellefleri ya da vergi sorumlularıyla tekrar irtibat sağlamak daha kolay olmaktadır.


V. İHBAR VE ŞİKAYETLERİN YAPILABİLECEĞİ YERLER

 

İhbar ve şikayetler ile ilgili başvurular, Maliye Bakanlığı’na ve Gelir İdaresi Başkanlığına verilebileceği gibi, Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu, Gelirler Kontrolörleri Daire Başkanlığı, Vergi Denetmenleri Büro Başkanlıklarına ve Vergi Dairesi Müdürlükleri ile bu işle görevlendirilen Müdürlüklere (İhbar ve Şikayetleri Değerlendirme Müdürlüğü gibi) de yapılabilir.

 

VI. İHBAR VE ŞİKAYETLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE SONUÇLANDIRILMASI

 

Yetkili makamlara dilekçe, e-posta ve sözlü olarak 189 Alo Maliye servisine yapılacak ihbar ve şikayetler, yetkili makamlar tarafından kayıt altına alınarak değerlendirilecektir. Bu yapılırken mümkün olan en kısa zamanda ihbar ya da şikayet edilen adrese gidilerek vergi mükellefi ya da vergi sorumlusu hakkında gerekli denetimlere başlanmakta ve sonuçlandırılmaktadır.

 

Yapılan ihbar ve şikayetlerin değerlendirilmesi sonucunda vergi incelemesine gerek görülenler hakkında da en kısa sürede vergi incelemesine başlanılacak ve sonuçlandırılacaktır.

 

Yapılan ihbarlar ve şikayetler değerlendirildikten sonra Vergi Usul Kanunu’nun 5.maddesinde düzenlenen vergi mahremiyetinin kapsamı da göz önünde tutularak;

 

- Sözlü olarak 189 Alo Maliye servisi kullanılarak yapılan ihbar ve şikayetler, muhbir veya şikayetçinin vermiş olduğu telefon numarası aranarak,

 

- Yazılı olarak dilekçe ile yapılan müracaatlarda adres bildirilmesi halinde ilgili adrese yazıyla,

 

- İnternet ortamında elektronik posta (e-mail) göndermek suretiyle yapılan ihbar ve şikayetler yine aynı yöntemle,

 

bilgilendirilecektir.

 

VII. SONUÇ

 

01.01.2000-31.12.2006 tarihleri arasında verilen ihbar dilekçeleri ve ihbar ikramiyeleriyle ilgili istatistikler aşağıda sunulmuştur. (7)

 

Yılı

Gelen Toplam Dilekçe Adedi

İhbar İkramiyesi Ödenen Kişi Sayısı

İhbar İkramiyesi Ödenen Tutar (YTL.)

2000

1.407

31

19.664,00

2001

1.265

33

53.082,00

2002

2.135

35

61.370,00

2003

1.470

52

157.967,00

2004

2.212

84

666.758,00

2005

3.350

72

515.332,00

2006

3.172

73

612.466,00

 

Yukarıda belirtilen istatistikler, ayrıntılı olarak incelendiğinde; yetkili makamlar tarafından 1905 sayılı Kanun kapsamında alınan ihbar dilekçelerinin sayısında artış olmasına rağmen, ihbar ikramiyesi ödenen kişi sayısında son yıllarda önemli bir artış olmadığı görülmektedir. Bunun nedenleri arasında yapılan ihbarlar ile bulunan matrah farkları arasında neden-sonuç ilişkisinin (illiyet bağı) zayıflığı, ihbar müessesi ile ilgili mevzuatın yetersiz olması ve güncelleştirilmesine ihtiyaç duyulması, kişinin ihbarda bulunmasına engel olan sosyolojik ve psikolojik sebepler (ihbarların toplumda hoş karşılanmaması gibi) gösterilebilir.

 

Günümüzde küreselleşme olgusu ve ekonomide yaşanan gelişmelerin de katkısıyla daha adil bir vergilemenin sağlanmasında ve verginin tabana yayılmasının sağlanmasında vergi denetimlerinin büyük rolü olmaktadır. Vergi denetimlerine başlanılmasının bir yolu da kişiler tarafından yapılan ihbarlardır. Vergi mükellefiyeti olmadan gelir elde edenler ya da gelirini daha az göstermek suretiyle vergi kaçıranlar ihbarlar suretiyle yetkili makamlara bildirilmelidir.

 

İhbar müessesinin daha işlevsel bir hale getirilmesi için aşağıdaki tedbirlerin alınması gerekmektedir;

 

- Toplumumuzda ihbarcılığın hoş karşılanmaması verilen ihbar dilekçelerinin ve ihbar ikramiyelerinin sayısının az olmasında en büyük etkendir. Bunun için kişilerin bu konuda yetkili makamlar tarafından bilinçlendirilmesi ve vergi kayıp ve kaçağını önlemek amacıyla yapılan ihbarların “sosyal sorumluluk” kapsamında bir vatandaşlık ödevi olarak değerlendirilmeleri sağlanmalıdır.

 

- İhbar müessesesini düzenleyen 1905 sayılı Kanun, 1931 yılında çıkarılmış olup, değişen şartlara uyum sağlamada güncelliğini yitirmiştir. Bu Kanun’un en kısa sürede güncelleştirilerek ihbar müessesinin varlığından daha geniş kitlelerinin haberdar edilmeleri sağlanmalıdır.

 

- İhbar ile ilgili kişilerin çekindikleri bir husus da, ihbarın asılsız çıkmaması durumunda dahi muhbirlerin kimliğinin açıklanması konusundaki korkudur.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

 

(1) GENÇ, Yıldıray: “Vergi Sistemimizde İhbar İkramiyesi Müessesesi”, Vergi Dünyası, Temmuz  2005, Sayı:287

(2) BUDAK, Atilla: “İhbar Müessesinin Etkinliği”,Vergi Dünyası, Mart 2007, sayı :307

(3) KIZILOT, Şükrü: “Vergi İhbarcılarına 666 Milyar İkramiye”, Hürriyet Gazetesi, 28.04.2005 tarihli köşe yazısı

(4) Danıştay 11. Dairesi’nin E:1972/653 K:1972/2499 sayı ve 11.10.1972 tarihli kararı

(5) GENÇ, Yıldıray: a.g.m

(6) KIZILOT, Şükrü: “Vergi İhbarcılarına 666 Milyar İkramiye”, Hürriyet Gazetesi, 28.04.2005 tarihli köşe yazısı

(7) Gelirler Genel Müdürlüğü/Gelir İdaresi Başkanlığı Faaliyet Raporları (2000-2006 yılları)

 

Açılış Sayfam Yap

 

 

 

...............................

:. Alohaber, Anında Haber

:. Yararlı Dosyalar (xls)

:. Ücretsiz Programlarımız

:. Ücretsiz Programlar

...............................

 

© www.alomaliye.com

Her Hakkı Mahfuzdur. İzinsiz Yayımlanamaz