|
........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ...........................................
|
29 Haziran 2008
Süleyman Turan YMM Kocaeli Vergi Dairesi Başkanlığı Vergi Uygulama Müdürü
6183 SAYILI AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUNDA VE DİĞER VERGİ KANUNLARINDA YAPILAN SON DEĞİŞİKLİKLER
1. 6183 SAYILI AMME ALACAKLARININ TAHSİL USULÜ HAKKINDA KANUNDA
a) 6183 sayılı Kanunun 3. maddesinde yer alan, para cezaları terimini tanımlayan “Amme, tazminat, inzibatı mahiyette olsun olmasın bütün para cezalarını” ibaresi “Adli ve idari para cezalarını” şeklinde değiştirilerek, aynı maddenin “Takibat giderleri terimi” ibaresinden önce gelmek üzere aşağıdaki ibareler eklenmiştir.
Tahsil edilemeyen amme alacağı terimi
Amme borçlusunun bu Kanun hükümlerine göre yapılan mal varlığı araştırması sonucunda haczi kabil herhangi bir mal varlığının bulunmaması, haczedilen mal varlığının satılarak paraya çevrilmesine rağmen satış bedelinin amme alacağını karşılamaması gibi nedenlerle tahsil edilemeyen amme alacaklarını,
Tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacağı terimi
Amme borçlusunun haczedilen mal varlığına bu Kanun hükümlerine göre biçilen değerlerin amme alacağını karşılayamayacağının veya hakkında iflas kararı verilen amme borçlusundan aranılan amme alacağının iflas masasından tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması gibi nedenlerle tahsil dairelerince yürütülen takip muamelelerinin herhangi bir aşamasında amme borçlusundan tahsil edilemeyeceği ortaya çıkan amme alacaklarını ifade eder.
Bilindiği gibi, Temel Ceza Kanunlarında yapılan düzenlemelere göre, suç için öngörülen para cezaları adli para cezası, kabahatler için öngörülen ise, idari para cezası olarak ayrıma tabi tutulmuştur. 6183 sayılı Kanunun 3. maddesinde yer alan “Amme, tazminat, inzibati mahiyette olsun olmasın bütün para cezalarını” ibaresi, “Adli ve İdari para cezalarını” şeklinde değiştirilerek Ceza Kanununa uyum sağlanmıştır.
Ayrıca, Kanunun 3. maddesine “Tahsil Edilemeyen Amme Alacağı” ile “Tahsil Edilemeyeceği Anlaşılan Amme Alacağı” terimlerinin tanımları yapılmıştır. Tüzel kişilerin kanuni temsilcilerinin sorumluluğu kapsamında; 213 sayılı Kanunun kamu alacağının ödenmesinden sorumlu tuttuğu kanuni temsilcilere yönelik hükümlerinde, bu şahıslar hakkında takip işlemlerine başlanılmadan önce amme alacağının asıl borçlusundan tahsil edilmemiş veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılmış olması şartı bulunmaktadır. Kanunun aradığı bu şartın neyi ifade ettiği maddeye eklenen bu tanımlarla açıklanmıştır.
Bu düzenlemeler, 5766 sayılı Kanunun yayım tarihi olan 06.06.2008 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
b) 6183 sayılı Kanunun 22. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 22/A maddesi eklenmiştir.
Amme alacağı ödenmeden yapılamayacak işlemler ile işlem yapanların sorumluluğu
Madde 22/A-4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu kapsamına giren kurumların bu Kanun kapsamında hak sahiplerine yapacakları ödemeler ile Kanun, Kararname ve diğer mevzuatla nakdi olarak sağlanan Devlet yardımları, teşvikler ve destekler nedeniyle yapılacak ödemelerde ve 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa ekli tarifelerde yer alan ticaret sicil harçlarından kayıt ve tescil harçları, noter harçlarından senet, mukavelename ve kağıtlardan alınan harçlar, tapu ve kadastro harçlarından tapu işlemlerine ilişkin alınan harçlar, gemi ve liman harçları ile diploma harçları hariç olmak üzere (8) sayılı tarifeye konu harçlar ve trafik harçlarına mevzu işlemler ile 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda yer alan bina inşaat harcı ve yapı kullanma izin harcına mevzu işlemlerde; Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine vadesi geçmiş borcun bulunmadığına ilişkin belge aranılması zorunluluğu getirmeye, bu kapsama girecek amme alacaklarını tür, tutar ve işlemler itibarıyla topluca veya ayrı ayrı tespit etmeye, zorunluluk getirilen işlemlerde hangi hallerde bu zorunluluğun aranılmayacağını ve maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.
Takibata salahiyetli tahsil dairesince, bu madde kapsamında getirilen zorunluluğa rağmen borcun olmadığına dair belgeyi aramaksızın işlem tesis eden kurum ve kuruluşlara 2.000 Yeni Türk Lirası idari para cezası verilir. İdari para cezası, ilgilisine tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde ödenir. İdari para cezasına karşı tebliğ tarihini takip eden otuz gün içinde idare mahkemesinde dava açılabilir.
Söz konusu madde, bazı ödeme, destek, teşvik ve kamusal hizmetlerden yararlanmak için kamu borcu bulunmaması şartı getirilmesi konusunda Maliye Bakanlığına yetki vermiştir.
06.06.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yapılan düzenleme ile, Maliye Bakanlığı;
- Maliye Bakanlığına bağlı tahsil dairelerine vadesi geçmiş borcun bulunmadığına ilişkin belge aranılması zorunluluğu getirmeye,
- Zorunluluk kapsamına girecek amme alacaklarını tür, tutar ve işlemler itibarıyla topluca veya ayrı ayrı tespit etmeye,
- Zorunluluk getirilen işlemlerde hangi hallerde bu zorunluluğun aranılmayacağını ve
- Maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, yetkili kılınmıştır.
Yeni getirilen madde hükmüne göre, amme borcu bulunmaması şartı getirilebilecek ödeme, teşvik, destek ve kamu hizmetleri aşağıdaki gibidir.
- Kamu İhale Kanunu kapsamına giren kurumların bu Kanun kapsamında hak sahiplerine yapacakları ödemeler,
- Kanun, kararname ve diğer mevzuatla nakdi olarak sağlanan Devlet yardımları,
- Teşvikler ve destekler nedeniyle yapılacak ödemeler,
- Harçlar Kanununa ekli tarifelerde yer alan ticaret sicil harçlarından kayıt ve tescil harçları, noter harçlarından senet, mukavelename ve kağıtlardan alınan harçlar, tapu ve kadastro harçlarından tapu işlemlerine ilişkin alınan harçlar, gemi ve liman harçları ile diploma harçları hariç olmak üzere (8) sayılı tarifeye konu harçlar ve trafik harçlarına mevzu işlemler,
- Belediye Gelirleri Kanunu’nda yer alan bina inşaat harcı ve yapı kullanma izin harcına konu işlemler, ancak amme borcu bulunmadığına dair belge aranılarak yerine getirilebilecektir.
Söz konusu düzenlemeye göre, borcu olmadığına ilişkin belgeyi aramaksızın işlem tesis eden kurum ve kuruluşlara 2000-YTL idari para cezası öngörülmüş olup, bu ceza ilgilisine tebliğinden itibaren 1 ay içinde ödenecektir. Bu cezaya karşı tebliğ tarihini takip eden 30 gün içinde dava açılabilecektir.
c) 6183 sayılı Kanunun Limitet şirketlerin amme borçları başlıklı 35. maddesinde yer alan "şirketten tahsil imkanı bulunmayan" ibaresi "şirketten tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan" şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
Ortağın şirketteki sermaye payını devretmesi halinde, payı devreden ve devralan şahıslar devir öncesine ait amme alacaklarının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda pay sahiplerinin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden birinci fıkra hükmüne göre müteselsilen sorumlu tutulur.
06.06.2008 tarihinden geçerli olmak üzere yapılan bu düzenleme ile, amme alacağının doğduğu tarihle ödenmesi gereken tarihte ortakların farklı olması durumunda, bunların tamamının müteselsilen sorumlu olmasını sağlayacak bu hüküm getirilerek, özellikle kötü niyetli pay sahiplerinde amme alacağının zarara uğramasının önlenmesi amaçlanmıştır.
Ç) 6183 sayılı Kanunun Kanuni temsilcilerin sorumluluğu başlıklı mükerrer 35. maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.
Amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olmaları halinde bu şahıslar, amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu tutulur.
Kanuni temsilcilerin sorumluluklarına dair 213 sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan hükümler, bu maddede düzenlenen sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
6183 sayılı Kanunun mükerrer 35. maddesinde, Tüzel kişilerle küçüklerin ve kısıtlıların, vakıflar ve cemaatler gibi tüzel kişiliği olmayan teşekküllerin mal varlığından tamamen veya kısmen tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacakları, kanunî temsilcilerin ve tüzel kişiliği olmayan teşekkülü idare edenlerin şahsi mal varlıklarından bu Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği ve bu hükmün, yabancı şahıs veya kurumların Türkiye'deki mümessilleri hakkında da uygulanacağı, tüzel kişilerin tasfiye haline girmiş veya tasfiye edilmiş olmalarının kanunî temsilcilerin tasfiyeye giriş tarihinden önceki zamanlara ait sorumluluklarını kaldırmayacağı hüküm altına alınmıştır.
Bilindiği gibi, Vergi Usul Kanununun 19. maddesine göre, vergi alacağı, vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar. Vergi alacağı, mükellefler bakımından vergi borcunu teşkil eder. Bu borç tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsil aşamalarından geçerek bir zaman dilimini kapsar.
Ayrıca, Vergi Usul Kanunun 10. ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Kanunun mükerrer 35. maddeleri hükümlerine göre, tüzel kişilerin mal varlığından alınamayan kamu alacakları, kanuni temsilcilerin şahsı mal varlıklarından tahsil edilmekte ve kanuni temsilcilerin bu görevlerinden ayrılmış olmaları, sorumluluğu ortadan kaldırmamaktadır.
06.06.2008 tarihinden geçerli olmak üzere yapılan bu değişiklikle amme alacağının;
- Doğduğu zamandaki,
- Ödenmesi gerektiği zamandaki ve
- Vergi Usul Kanununa göre verilen özel ödeme sürelerindeki şahısların farklı kişiler olması hallerinde de bu şahısların tamamı, tüzel kişiden alınamayan veya alınamayacağı anlaşılan kamu alacağından müşterek ve müteselsilen sorumlu olacakları öngörülmekte ve böylece zaman içinde değişen ortak veya yöneticilerin de müteselsilen sorumlu tutularak kamu alacağın tahsilinin garanti altına alınması hedeflenmektedir.
d) 6183 sayılı Kanunun 36. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 36/A maddesi eklenmiştir.
Yurt dışı çıkış tahdidi
Madde 36/A-Devlete ait olup 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile 4458 sayılı Gümrük Kanunu kapsamına giren amme alacakları ile bunlara ait zam ve cezalarını ödeme emrinin tebliğ tarihini takip eden yedi gün içerisinde ödemeyen ya da bu Kanun hükümleri uyarınca hakkında bu alacaklar nedeniyle ihtiyati haciz kararı alınan amme borçlusunun yurt dışına çıkışı, alacaklı tahsil dairesinin talebi halinde ilgili makamlarca engellenir.
Yurt dışı çıkış tahdidi, 100.000 Yeni Türk Lirası ve üzerinde olan teminat altına alınmamış amme alacağı için uygulanır. Bakanlar Kurulu, bu tutarı on katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye ve yeniden kanuni tutarına getirmeye yetkilidir.
Amme alacağına karşılık teminat alınması, alacağın tecil edilmesi, borçlunun aciz halinin tespit edilmesi, yargı mercilerince amme alacağının takibinin durdurulmasına karar verilmesi veya takibin kanunen durdurulması gereken diğer hallerde yurt dışı çıkış tahdidi, alacaklı tahsil dairesinin talebi üzerine ilgili makamlarca kaldırılır.
Amme borçlusu hakkında uygulanan yurt dışı çıkış tahdidi, hastalık, iş bağlantısı gibi hallerde alacaklı tahsil dairesinin uygun görmesi ve bildirimi üzerine ilgili makamlar tarafından kaldırılır. Bu fıkraya göre yurt dışı çıkış tahdidinin kaldırılmış olması yeniden tatbikine mani değildir.
Amme borçlusuyla birlikte amme alacağının ödenmesinden sorumlu olan ve bu Kanuna göre amme borçlusu sayılan kişiler hakkında da bu maddede yer alan esaslara göre yurt dışı çıkış tahdidi uygulanır.
Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.
Bilindiği üzere, daha önce yurt dışı çıkış yasağı, Pasaport Kanununun 22. maddesinde yer almakta iken, Anayasa Mahkemesinin 18.10.2007 tarihli kararıyla iptal edilmiş ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı tarih olan 08.12.2007 tarihinden başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. Yurt dışı yasağı uygulaması, Anayasa Mahkemesi kararında yer alan iptal gerekçeleri de dikkate alınarak 6183 sayılı AATUHK’ da yapılan yeni düzenleme ile hüküm altına alınmıştır.
5766 sayılı Kanunun yayım tarihi olan 06.06.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yapılan düzenleme ile, tutarı 100.000 YTL ve üzerinde olup teminata bağlanmamış tüm amme alacaklarının, ödeme emrinin tebliğini izleyen yedi gün içinde ödenmemesi durumunda, amme borçlusunun yurt dışına çıkışı, alacaklı idarenin talebi üzerine engellenebilecektir. Kesinleşmemiş ancak ihtiyatı haciz kararı alınmış amme alacakları için de yurt dışı yasağı uygulanabilecektir. Yurt dışı yasağı, amme borçlusu ile birlikte amme alacağının ödenmesinden sorumlu olan kişiler hakkında da uygulanabilecektir.
- Alacağın teminata bağlanması,
- Alacağın tecil edilmesi,
- Borçlunun aciz halinin tespiti,
- Yargı mercilerince amme alacağının takibinin durdurulmasına karar verilmesi veya takibin kanunen durdurulması gereken diğer haller ile hastalık ve iş bağlantısı gibi nedenlerle alacaklı tahsil dairesinin uygun görmesi durumunda, uygulanan yurt dışı yasağı kaldırılabilecektir. Ancak, yasağın kaldırılmış olması yeniden tatbikine engel teşkil etmez.
Ayrıca, 5766 sayılı Kanunun 16. maddesi ile, 5682 sayılı Pasaport Kanununun 22. maddesinin birinci fıkrasında yer alan ”vergiden borçlu olduğu pasaport vermeye yetkili makamlara bildirilenlere" ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere, yurt dışı yasağı uygulaması, 6183 sayılı Kanun kapsamına alındığından ve Pasaport Kanunun 22. maddesinde yer alan bu düzenleme, Anayasa Mahkemesice iptal edildiğinden, uygulama imkanı kalmayan bu hüküm madde metninden çıkartılmıştır.
e) 6183 sayılı Kanunun 48. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası ve gecikme zammı alacakları iki yılı, bu alacaklar dışında kalan amme alacakları ise beş yılı" ibaresi "amme alacağı 36 ayı" şeklinde değiştirilmiş, maddeye birinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Şu kadar ki, amme borçlusunun alacaklı tahsil daireleri itibarıyla tecil edilen borçlarının toplamı 50.000 YTL nı (bu tutar dahil) aşmadığı takdirde teminat şartı aranılmaz. Bu tutarın üzerindeki amme alacaklarının tecilinde, gösterilmesi zorunlu teminat tutarı 50.000 YTL nı aşan kısmın yarısıdır. Bakanlar Kurulu; bu tutarı on katına kadar artırmaya, yarısına kadar indirmeye, yeniden kanuni tutarına getirmeye ve alacaklı amme idareleri itibarıyla bu hadler arasında farklı tutar belirlemeye yetkilidir.
Haciz yapılmışsa mahcuz mal, değeri tutarınca teminat yerine geçer. Tecil edilen amme alacakları ile ilgili olarak daha önce tatbik edilen ve borcun tamamını karşılayacak değerde olan hacizler, yapılan ödemeler nispetinde kaldırılır ve buna isabet eden teminat iade edilir. Ancak, mahcuz malların değeri tecil edilen borç tutarından az, zorunlu teminat tutarından fazla olması halinde, tatbik edilen hacizler, tecil şartlarına uygun olarak yapılan ödemeler neticesinde kalan tecilli borç tutarı mahcuz mal değerinin altına inmediği müddetçe kaldırılmaz. Tecilli borca karşılık alınan teminat ise, tecil şartlarına uygun olarak yapılan ödemeler neticesinde kalan tecilli borç tutarının zorunlu teminat tutarının altına inmesi durumunda, yapılan ödemeler nispetinde kaldırılır.
Tecil salahiyetini kullanacak ve bu salahiyeti devredecek olan makamlar; tecil edilecek amme alacaklarını tür ve tutar olarak belirlemeye, amme borçlusunun faaliyetine devam edip etmediğini esas alarak tecil edilecek alacakları tespit etmeye, tecilde taksit zamanlarını ve diğer şartları tayin etmeye yetkilidir.
Bilindiği üzere, öteden beri zor durumda bulunan amme borçluları, borçlarını tecil ettirebilme imkanına sahiptirler. 01.07.2008 tarihinden geçerli olmak üzere yapılan değişiklikle, 24 ay ile sınırlı olan tecil süresi 36 aya çıkartılmıştır. Ayrıca, vergi dışındaki amme alacaklarında 5 yıl olarak belirlenen tecil süresi de 36 ay olarak uygulanacaktır. Tecil için 50.000 YTL’ nın altındaki alacaklarda teminat aranmayacak, bu tutarın üzerindeki alacaklarda ise aşan kısmın yarısı kadar teminat aranacaktır.
Öte yandan, 5766 sayılı Kanunun Geçici 1. maddesinde yer alan;“Bu Kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümler, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır.” hükmüne göre, 01.07.2008 tarihi itibariyle ödenmemiş olan borçlar için de değiştirilen hükümler uygulanacaktır.
f) 6183 sayılı Kanunun 49/2. fıkrasında yer alan “iki senelik” ibaresi “kanuni” şeklinde değiştirilmiş ve Geçici 8/1. fıkrasında yer alan 31.12.2007 ibaresi, 31.12.2009 şeklinde değiştirilmiştir.
Yapılan değişikliğe göre, 06.06.2008 tarihinden itibaren 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takibatın kaza mercilerince tehiri kanuni (36 ayı) tecil müddetini aştığı takdirde tecil müddeti uzatılmayacaktır.
Bilindiği gibi, 6183 sayılı Kanunun 5234 sayılı kanunla, 01.01.2005 tarihinden geçerli olmak üzere eklenen 8/1. fıkrası hükmüne göre, 31.12.2007 tarihine kadar kamu kurumları, KİT’ler ve Belediyelerin borçları karşılığında bu kuruluşların taşınmazları Maliye Bakanlığınca satın alınabilmektedir. 31.12.2007 tarihinden geçerli olmak üzere yapılan değişiklikle, borcunu ödemede çok zor duruma düştüğü inceleme raporu ile tespit edilen mükelleflerin sahip olduğu taşınmazların, bu mükelleflerin borçlarına karşılık Maliye Bakanlığınca satın alabilmesi uygulaması 31.12.2009 tarihine kadar uzatılmış olmaktadır.
Geçici madde 2-30/6/2008 tarihine kadar (bu tarih dahil) yapılacak müracaatlara uygulanmak üzere; Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü, Türkiye Futbol Federasyonu ve özerk spor federasyonlarına tescil edilmiş olan ve Türkiye’de sportif alanda faaliyette bulunan spor kulüplerinin, Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine ödenmesi gereken ve 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre takip edilen borçları ile sigorta primi, sosyal güvenlik destek primi, işsizlik sigortası primi, idari para cezaları borçları ve bunlara ilişkin gecikme zammı ve gecikme cezasından oluşan borçları ve 16/8/1997 tarihli ve 4306 sayılı Kanuna göre alınan eğitime katkı payı ve buna bağlı gecikme zamlarından; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla (ödeme süresi başlamış vadesi geçmemiş olan alacaklar dahil) vadesi geldiği halde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödenmemiş olanlar, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48. maddesinde aranılan şartlar çerçevesinde müracaat tarihinden itibaren 10 yılı aşmamak üzere ve azami tecil süresine ilişkin uygulanmakta olan tecil faizi oranının 1/6’sı dikkate alınmak suretiyle teminat alınmaksızın tecil edilebilir.
Bu madde kapsamına giren alacakların bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 6183 sayılı Kanunun 48. maddesine veya 16/7/2004 tarihli ve 5228 sayılı Kanunun geçici 6. maddesi uyarınca tecil edilip de tecil şartlarına göre ödenmekte olanlarından, kalan taksit tutarları için borçluların birinci fıkra hükmünden yararlanmak istemeleri halinde, tecil şartlarına uygun olarak ödenen taksit tutarları için tecil geçerli sayılır. Kalan taksit tutarlarına verilecek sürenin hesabında ilk tecil tarihi dikkate alınır.
Bu madde hükmünden yararlanmak üzere başvuran ve borçları bu madde kapsamında taksitlendirilen spor kulüplerinin, tecil ve taksitlendirme devam ettiği süre içerisinde, tecil müracaat tarihinden itibaren tahakkuk edecek gelir (stopaj) vergisi, katma değer vergisi ve sigorta primlerini, vade tarihlerinde yapılacak müracaatlara istinaden 6183 sayılı Kanunun 48.maddesine göre tecil edilenler hariç olmak üzere, bir takvim yılı içerisinde üç defadan fazla vadesinde tam olarak ödememeleri veya üç defadan fazla olmamakla birlikte takvim yılı içinde süresinde ödenmeyen bu vergi ve sigorta primlerinin gecikme cezası, gecikme zammı, gecikme faizi, bunlara ait vergi cezaları ve bunlara ilişkin idari para cezaları ile birlikte takvim yılı sonuna kadar ödememeleri halinde bu madde kapsamında yapılmış olan tecil ve taksitlendirme hükümsüz kalır.
Yapılan düzenlemeye göre, spor kulüplerinin vergi borçları, sigorta primi, işsizlik sigortası primi borçları, idari para cezaları, eğitime katkı payı ve bunlara ilişkin gecikme zamların taksitlendirilmesi öngörülmektedir. Madde hükmünden yararlanmak isteyen spor kulüplerinin bağlı bulundukları vergi dairelerine 30.06.2008 tarihine kadar yazılı olarak tecil ve taksitlendirme talebinde bulunmaları zorunludur. Uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, Maliye Bakanlığı tarafından 12.06.2008 tarihinde yayımlanan Seri:B ve 2 Sıra Nolu Tahsilat Genel Tebliğinde ayrıntılı olarak açıklanmıştır.
Geçici madde 5-Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 79. maddesi uyarınca elektronik ortamda haciz bildirisi tebliği kapsamına alınmış olan üçüncü şahıslardan, 30/9/2007 tarihinden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar Maliye Bakanlığına bağlı vergi daireleri tarafından tebliğ edilen haciz bildirilerine, nezdlerinde amme borçlusunun mal, hak ve alacağı bulunmadığı veya haciz bildirisinde belirtilen tutar kadar olmadığı halde anılan maddede yer alan sürede itiraz etmemiş olanların, haciz bildirisinin tebliğ edildiği tarihte amme borçlusunun nezdlerinde olan mal, hak ve alacak durumunu bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ayın sonuna kadar ilgili vergi dairesine bildirmeleri halinde, bu bildirimler anılan Kanunun 79. maddesi uyarınca süresinde yapılmış bildirim kabul edilir.
Üçüncü şahısların bu madde kapsamındaki bildirimlerinin gerçeğe aykırı olduğunun idarece tespiti halinde, 79. maddenin altıncı fıkrasında öngörülen dava açılmaksızın, haciz bildirisi ile tebliğ edilen amme alacağı bu şahıslardan 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edilir. Bu madde hükmü, yeni bir bildirime gerek bulunmaksızın, 30/9/2007 ila bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar tebliğ edilmiş haciz bildirilerine süresinden sonra verilmiş cevapları da kapsar.
Bu madde kapsamındaki bildirimlerin hüküm ifade edebilmesi için madde kapsamına giren haciz bildirileri veya bu haciz bildirileri üzerine düzenlenen ödeme emirleri ile ilgili açılmış davalardan feragat edilmesi şarttır. Bu maddenin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanı yetkilidir.
Bilindiği gibi, 6183 sayılı Kanunun 5479 sayılı Kanunla değişik 79. maddesi hükmüne göre, 08.04.2006 tarihinden geçerli olmak üzere, tahsil dairelerince düzenlenen haciz bildirilerinin, alacaklı tahsil dairelerince yada alacaklı amme idaresi vasıtasıyla, posta yerine elektronik ortamda tebliğ edilmesine ve bu tebligatlara elektronik ortamda cevap verilebilmesine imkan verilmiş, elektronik ortamda yapılacak tebliğe ve cevapların elektronik ortamda verilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkili kılınmıştır.
Bu hüküm uyarınca, Maliye Bakanlığı tarafından 30.07.2007 tarihinde yayımlanan Seri:A ve 1 Sıra Nolu Tahsilat Genel Tebliğinin 15. bölümünde gerekli düzenleme yapılmış ve alacaklı amme idarelerinin Gelir İdaresi Başkanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle banka genel müdürleri ve merkezi kayıt kuruluşu A.Ş ile yapılacak anlaşmalar çerçevesinde, elektronik imza yada şifre kullanılmak suretiyle haciz bildirilerinin elektronik ortamda sadece bu kurumlara tebliğ edilmesi ve elektronik ortamda cevapların alınması uygun görülmüştür.
Yapılan düzenleme ile, süresinde bildirimde bulunmamış veya itiraz etmemiş olanlara yeni bir imkan tanınmaktadır. Madde hükmüne göre, getirilen süre affından yararlanmak için;
- Tebligatın 30.09.2007 tarihinden 06.06.2008 tarihine kadar olan dönemde yapılmış olması ve 7 gün içinde cevap verilmemiş olması
- Düzenlenen ödeme emirleri için açılan davalardan feragat edilmesi gerekmektedir.
2. 193 SAYILI GELİR VERGİSİ KANUNUNDA
a) Gelir Vergisi Kanunun 9. maddesine, 7. bent eklenmiş ve sonraki bentte yer alan 1-6 numaralı ibaresi, 1-7 şeklinde değiştirilmiştir.
Ticaret ve sanat erbabından aşağıda yazılı şekil ve surette çalışanlar Gelir Vergisinden muaftır.
7. Ticari işletmeye ait atıkları mutat olarak veya belli aralıklarla satın alanlar hariç olmak üzere, bir işyeri açmaksızın kendi nam ve hesabına münhasıran kapı kapı dolaşmak suretiyle her türlü hurda maddeyi toplayarak veya satın alarak bu malların ticaretini yapanlar veya tekrar işleyenlere satanlar,
Bilindiği gibi, Gelir Vergisi Kanunun 9. maddesinde, ticaret ve sanat erbabından, motorlu nakil vasıtasını kullanmadan veya bir işyeri açmaksızın gezici olarak faaliyet gösterenler, gelir vergisinden muaf tutulmuşlardır. Yapılan düzenleme ile, mezkur maddede sayılan faaliyetlerin yanında, ticari işletmelere ait atıkları devamlı veya belli aralıklarla satmayan ve bir işyeri açmadan kendi nam ve hesabına kapı kapı dolaşmak suretiyle hurda maddeyi toplayarak veya satın alarak bu malların ticaretini yapanlara veya tekrar işleyenlere satanlar, 06.06.2008 tarihinden geçerli olmak üzere vergiden muaf esnaf kapsamına dahil edilmiştir.
Öte yandan, Gelir Vergisi Kanunun 9. maddesinin son fıkrasında yer alan “Bu muaflığın 94. madde uyarınca tevkif suretiyle kesilen vergiye şümulü yoktur” hükmüne göre, mezkur maddenin 1. fıkrasında sayılan kişi ve kurumlarca vergiden muaf esnaf sayılan bu kişilerden satın alınan hurdalar için, Vergi Usul Kanunun 234. maddesi hükmü gereğince gider pusulası düzenlenip, anılan Kanunun 94/13-b maddesine istinaden, hurda alış bedeli üzerinden %2 oranında gelir vergisi tavkifatı yapılması gerekir.
Gelir Vergisi Kanununda 5766 sayılı Kanunla yapılan değişikliklere ilişkin 24.06.2008 tarihinde yayımlanan 267 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde gerekli açıklamalar yapılmış olup, 1.2. Muafiyetin kapsamı bölümünde; hurda metal, hurda plastik, hurda naylon, atık kağıt, hurda cam ile atık şişeleri ve benzerlerini geçimini sağlamak üzere bir işyeri açmaksızın, kendi nam ve hesabına münhasıran kapı kapı dolaşmak suretiyle toplayan veya satın alan kişilerin esnaf muaflığından yararlanacağı, söz konusu işlerin devamlı olarak yapılması yada motorlu araç kullanılarak faaliyette bulunulmasının muafiyetten yararlanmaya engel teşkil etmeyeceği, ancak söz konusu mükelleflerden;
- Ticari işletmelere ait atıkları mutat olarak veya belli aralıklarla satın alanalar veya anlaşma yapmak suretiyle toplayıp satanlar,
- Gelir ve Kurumlar Vergisi mükelleflerine bağlılık arz edecek şekilde yapanların, esnaf muaflığından yararlanamayacakları belirtilmiştir.
Ayrıca, mezkur Tebliğin 1.3. bölümünde, Gelir Vergisi Kanunun 94/13-b alt bendi uyarınca, hurda alımlarında %2 oranında vergi tevkifatı yapılması gerektiği açıklanmış ve aşağıdaki örnek verilmiştir.
Örnek 1: Bay (A), sahibi bulunduğu kamyoneti ile kapı kapı dolaşmak suretiyle evlerden ve sokaklardan topladığı yada satın aldığı hurdaları, devamlı olarak hurda ticareti ile uğraşan (B) firmasına satmaktadır. Bay (A), bu faaliyetinden dolayı esnaf muaflığından yararlanacak olup, (B) firması, Bay (A)’ ya hurda bedeli karşılığı olarak yapacağı ödemeler nedeniyle gider pusulası düzenlemesi ve GVK’ nun 94/13-b alt bendi uyarınca da %2 oranında gelir vergisi tavkifatı yapması gerekmektedir.
b) Gelir Vergisi Kanununun “Müteferrik İstisnalar” bölümünün, “Teşvik, ikramiye ve mükafatları” alt başlığındaki 29/1-2 bendinde yer alan Subay, Astsubay, Erbaş ve Erlere ve ordu hizmetinde bulunan sivil makinistlere, uçuş, dalış gibi hizmetleri dolayısıyla verilen tazminatlar, gündelikler, ikramiyeler, zamlar ile Türk Hava Kurumu veya “kanuni ve iş merkezi Türkiye’ de bulunan müesseselerde uçuş maksadıyla görevlendirilenlere; uçuş hizmetleri, denizaltına dalış yapanlara fiilen dalış hizmetleri dolayısıyla yapılan aynı mahiyetteki ödemeler,” ibaresi, “kanuni veya iş merkezi Türkiye’ de bulunan müesseselerde uçuş maksadıyla görevlendirilen, hava aracının sevk ve idaresiyle görevli pilotlar ile uçuş esnasında uçak içinde hizmet veren yetkili havacılık otoritesince sertifikalandırılmış personele, fiilen uçuş hizmeti, denizaltına dalış yapanlara fiilen dalış hizmetleri dolayısıyla yapılan aynı mahiyetteki ödemeler,” şeklinde değiştirilerek istisna kapsamındaki uçuş hizmetinde görevli personel belirlenmiş ve uçuş ve dalış hizmetleri dolayısıyla yapılan ödemeler ile sınırlandırılmıştır.
267 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde; Gelir Vergisi Kanununun 29/1-2 numaralı bendinde yer alan "Subay, astsubay, erbaş ve erlere ve Ordu hizmetinde bulunan sivil makinistlere, uçuş, dalış gibi hizmetleri dolayısıyla verilen tazminatlar, gündelikler, ikramiyeler, zamlar" hükmünün, 5766 sayılı Kanunla herhangi bir değişikliğe uğramadığından bu ödemelerin vergilendirilmesi hakkında mevcut uygulama devam ettiği,
Yapılan düzenlemeye göre, uçuş maksadıyla görevlendirilenlere uçuş hizmetleri, deniz altına dalış yapanlara dalış hizmetleri dolayısıyla verilen tazminatlar, gündelikler, ikramiyeler ve zamların;
- Ödemeyi yapanın Türk Hava Kurumu ya da kanuni veya iş merkezi Türkiye'de bulunan müesseselerden olması,
- Ödeme yapılanın uçuş maksadıyla görevlendirilen, hava aracının sevk ve idaresiyle görevli pilotlar ile uçuş esnasında uçak içinde hizmet veren yetkili sivil havacılık otoritesince sertifikalandırılmış personel olması ve,
- Ödemenin, uçuş ve dalış gibi hizmetler dolayısıyla fiilen gerçekleştirilen uçuş ve dalış süreleri ile sınırlı bulunması koşullarını taşıması kaydıyla gelir vergisinden müstesna olduğu açıklanmıştır.
Buna göre, Türk Hava Kurumu ya da kanuni veya iş merkezi Türkiye'de bulunan müesseselerce yapılan ancak, anılan bentte yer alan şartların tamamını bir arada taşımayan ücret ve ücret sayılan ödemeler, Gelir Vergisi Kanunun 29/1-2 numaralı bendi kapsamında olmadığından, anılan Kanunun 94, 103 ve 104. maddelerine göre vergiye tabi tutulacaktır.
Ayrıca, Türk Hava Kurumu ya da kanuni veya iş merkezi Türkiye'de bulunan kurumların gerek hizmet sözleşmelerini düzenlerken gerekse uçuş hizmeti satın alırken yapacakları uçuş tazminatı ödemelerini, fiilen uçuş maksadıyla görevlendirilen hava aracının sevk ve idaresiyle görevli pilotlar ile uçuş esnasında uçak içinde hizmet veren yetkili sivil havacılık otoritesince sertifikalandırılmış personele yapmaları ve tahakkuk belgelerinde bu hususa açıkça yer vermeleri gerekmektedir.
c) Gelir Vergisi Kanunun 42/2. fıkrasında yer alan, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat onarım işlerine ait beyannamenin verilme süresi ile ilgili “Mart ayının on beşinci günü akşamına kadar” ibaresi, “Mart ayının başından yirmi beşinci günü akşamına kadar” şeklinde değiştirilmiştir.
Böylece, birden fazla takvim yılına sirayet eden inşaat onarım işlerine ait beyannamenin verilme süresi ile, aynı Kanunun, 5615 sayılı kanunla değişik 92. maddesinde yer alan “yıllık beyannamenin verilme” süresi ile aynı duruma getirilmiştir.
ç) Gelir Vergisi Kanununun Geçici 71. maddesinden sonra gelmek üzere, aşağıda açıklanan 72, 73 ve 74. geçici maddeler eklenmiştir.
Geçici Madde 72-(1) 31.12.2017 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden aşağıda oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılır.
a) Lig usulüne tabi spor dallarında;
1) En üst ligdekiler için %15,
2) En üst altı ligdekiler için %10,
3) Diğer ligdekiler için %5,
b) Lig usulüne tabi olmayan spor dallarındaki sporculara yapılan ödemeler ile milli sporculara uluslar arası müsabakalara katılmaları karşılığında yapılan ödemelerden %5,
(2) Bu ödemeler üzerinden 94. madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmaz. Bu gelirler için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler dolayısıyla beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmez.
(3) Bu madde hükümleri, 01.07.2008 tarihinden itibaren geçerli olup, yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan ücret ve ücret sayılan ödemelerin vergilendirilmesinde 31.12.2007 tarihinde yürürlükte olan hükümler uygulanır.
(4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Maliye bakanlığı yetkilidir.
Bilindiği gibi, 4842 sayılı Kanunla, Gelir Vergisi Kanununa 24.04.2003 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere eklenen Geçici 64. maddesi hükmüne göre, 31.12.2007 tarihine kadar sporculara ücret olarak yapılan ödemelerin gelir vergisinden istisna olduğu ve bu ücretler üzerinden %15 oranında gelir vergisi tevkifatı uygulanmaktaydı ve bu hükmün süresi 31.12.2007 tarihinde sona ermiştir.
Yapılan değişiklikle, lig usulüne tabi sporculara yapılacak ücret ve ücret sayılan ödemelerden (transfer ücretleri dahil) %5-15 oranında, teknik direktör ve antrenörler ise normal artan oranlarda vergilendirilmesi öngörülmüştür. Atletizm, halter, güreş ve boks gibi lig usulüne tabi olmayan spor dallarındaki sporcular ile milli sporculara uluslar arası yarışmalara katılmaları karşılığında yapılan ödemelerden de %5 oranında tevkifat yapılacaktır.
Sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden yapılacak gelir vergisi tevkifatı, 267 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin (4). bölümünde açıklanmış olup, ödenecek ücretlerin nakit dışındaki ödeme araçları vasıtasıyla yapılmasında ve 01.07.2008 tarihine kadar sporculara yapılan ödemelerle ilgili yapılacak işlemler konusunda aşağıda açıklanan düzenleme yapılmıştır.
- Ücretlerin nakit dışındaki ödeme araçları vasıtasıyla yapılması
Sporcu ücretleri, nakit olarak ödenebildiği gibi ayın olarak da ödenebilmektedir. Sporcu ücretlerine ilişkin ödemelerin nakit dışında, örneğin gayrimenkul veya taşıt ve benzeri ayın şekilde yapılması halinde, GVK’ nun 63. maddesinin son fıkrası uyarınca ücretin safi tutarı;
- Verilen ayınlar, verildiği gün ve yerdeki ortalama perakende fiyatlarına göre,
- Konut tedariki ve sair suretle sağlanan menfaatler ise, konutun emsal kirasına veya menfaatin emsal bedeline göre, tespit edilmek suretiyle değerlenecek ve bu ödeme tutarları toplamı üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapılacaktır.
- 01/07/2008 tarihe kadar sporculara yapılan ödemeler
Kanuna eklenen geçici 72/3. fıkrasında yer alan "Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan ücret ve ücret sayılan ödemelerin vergilendirilmesinde 31/12/2007 tarihinde yürürlükte olan hükümler uygulanır." hükmü uyarınca, 01/01/2008 tarihinden geçici 72. maddenin yürürlüğe girdiği 01/07/2008 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemeler üzerinden, geçici 64. maddedeki hükümler çerçevesinde % 15 oranında tevkifat yapılmak suretiyle vergilendirilecektir.
Bu dönem içinde yapılan ücret ödemelerinden genel hükümlerin uygulanması nedeniyle fazla kesilen verginin, ödenmiş olması kaydıyla, hak sahibi olan sporcuların talebi üzerine Vergi Usul Kanununun düzeltmeye ilişkin hükümleri uyarınca red ve iade edileceği tabiidir.
İade işleminin yapılabilmesi için dilekçe ile birlikte, mükelleflerin çalıştıkları kurumlardan alacakları; yukarıdaki şartları taşıdıklarına ve söz konusu dönemlere ilişkin vergi tevkifatı tutarları ile ücretlilere vergi indirimi (vergi iadesi) tutarlarına ilişkin bilgileri içeren bir belgeyi de vermeleri zorunludur.
Geçici Madde 73-(1) 29.01.2004 tarihli ve 5084 sayılı Yatırımların ve İstihdamın Teşviki ve Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılması hakkında Kanunun 3. maddesi kapsamında gelir vergisi stopajı teşviki uygulanan ücretlerin vergilendirilmesinde, öncelikle Kanunun 32. maddesinde yer alan asgari geçim indirimi dikkate alınır.
(2) Bu madde hükümlerinin uygulanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkili olup, 01.01.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayım tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Bilindiği gibi, 5084 sayılı Kanunun 3. maddesi ile, 31.12.2008 tarihine kadar uygulanmak üzere, kapsam dahilindeki illerde, 01.12.2003 tarihinden itibaren yeni işe başlayan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, bu işyerlerinde çalıştırdıkları işçiler ile ilave olarak yeni işe aldıkları işçilerin ücretleri üzerinden hesaplanan gelir vergisinin, organize sanayi ve endüstri bölgelerinde kurulu işyerleri için tamamı, diğer yerlerdeki işyerleri için %80’ i verilecek muhtasar beyanname üzerinden tahakkuk eden vergiden terkin edilmektedir.
Ayrıca, Gelir Vergisi Kanunun 5615 sayılı Kanunla 01.01.2008 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yeniden düzenlenen 32. maddesi ile, gerçek usulde vergilendirilen ücretlerin vergilendirilmesinde, asgari ücrete bağlı belli oranlarda indirimi öngören asgari geçim indirimi uygulaması getirilmiş ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, 265 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde açıklanmıştır.
Yapılan düzenleme ile, 5084 sayılı Kanun kapsamında gelir vergisi stopaj indirimi uygulanan illerdeki ücretlerin vergilendirilmesinde, öncelikle asgari geçim indirimi uygulanması ve kalan tutar üzerinden teşvik indirimi hesaplanması öngörülmüştür.
Uygulamaya ilişkin usul ve esaslar, 267 seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin 5. bölümünde aşağıda açıklandığı şekilde belirlenmiştir.
- Uygulamanın esasları
5084 sayılı Kanunun 3. maddesi kapsamında istihdam edilen ücretlilerle ilgili asgari geçim indirimi, 265 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde belirtilen usul ve esaslara göre hesaplanacaktır.
Asgari geçim indirimi tutarı, yapılan düzenleme uyarınca ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisinden öncelikle mahsup edilecektir. Asgari geçim indirimi mahsubu yapıldıktan sonra kalan gelir vergisi tutarı işveren tarafından terkin edilecek tutar olacaktır.
Ancak, terkin edilecek tutar, 5084 sayılı Kanunun 3. maddesi uyarınca asgari ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisi tutarından fazla olamayacağından asgari ücret üzerinden hesaplanan tutardan asgari geçim indiriminin mahsup edilmesi sonucu kalan tutar terkine konu edilecektir.
Öte yandan, Yatırımların ve İstihdamın Teşviki Genel Tebliğleri ekinde yer alan bildirim yerine bu Tebliğin yayım tarihinden itibaren Tebliğ ekinde yer alan "Gelir Vergisi Stopajı Teşvikine İlişkin Bildirim" doldurulacaktır. İlgili Tebliğlerin ekinde yer alan "Gelir Vergisi Stopajı Teşviki Kapsamında İstihdam Edilen Ücretlilere İlişkin Bilgiler" tablosu ise doldurulmaya devam edilecektir.
Örnek 2: Nevşehir ili Organize Sanayi Bölgesinde (OSB) 11 kişi istihdam eden Kurumlar Vergisi mükellefi (A) Ltd. Şti.'nin Ocak 2008 döneminde çalışanlarından tevkif ettiği gelir vergisi tutarı 953 YTL' dir. 11 işçi için Asgari Geçim İndirimi Bordrosunda hesaplanan asgari geçim indirimi ise 663,93 YTL olarak hesaplanmıştır.
Buna göre, (A) Ltd. Şti.'nin 11 işçi için yararlanacağı terkin tutarı şöyle hesaplanacaktır:
- Ücretler üzerinden hesaplanan gelir vergisi.................................................. : 953 YTL - Asgari ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisi (11x77.57)= ..........................: 853,27 YTL - Hesaplanan asgari geçim indirimi............................................................: 663,93 YTL - 5084 sayılı Kanun Kapsamında terkin edilecek tutar (853.27-663.93=)............: 189,34 YTL -Vergi dairesine ödenecek tutar [953-(663.93+189.34=)...................................: 99,73 YTL
Örnekte, ücretlilerin yararlanabileceği asgari geçim indirimi tutarları toplamı, asgari ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilmiştir. Asgari ücret üzerinden tevkif edilen vergi tutarından; asgari geçim indirimi tutarının mahsubu sonucu kalan tutar, asgari ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisinin organize sanayi veya endüstri bölgelerinde kurulu iş yerleri için tamamından, diğer yerlerdeki iş yerleri için ise %80’ den fazla olmamak kaydıyla 5084 sayılı Kanun uyarınca terkin edilecektir. Gerçek ücretler üzerinden tevkif edilen vergi tutarından, asgari geçim indirimi ile 5084 sayılı Kanun uyarınca terkin edilecek tutarın toplamı arasındaki fark vergi dairesine ödenecektir.
Örnek 3: Mardin ilinde organize sanayi bölgesi dışında faaliyet gösteren (B)A.Ş. 30 işçi istihdam etmektedir. Ocak 2008 döneminde çalışanlarından tevkif ettiği Gelir Vergisi tutarı 3.000 YTL'dir. 30 işçi için Asgari Geçim İndirimi Bordrosunda asgari geçim indirimi, 1.900 YTL olarak hesaplanmıştır. Buna göre, (B) A.Ş.'nin 30 işçi için yararlanacağı terkin tutarı şöyle hesaplanacaktır.
- Ücretler üzerinden hesaplanan gelir vergisi....................................................: 3.000 YTL - Asgari ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisi (30 x 77,57=) ..........................: 2.327,10 YTL - Hesaplanan asgari geçim indirim................................................................: 1.900 YTL - 5084 sayılı Kanun kapsamında terkin edilebilecek tutar (2.327,10-1.900=)...........: 427,1 YTL - Vergi dairesine ödenecek tutar [3.000-(1.900+427,1)=].................................: 672,90 YTL
Örnekte, ücretlilerin yararlanabileceği asgari geçim indirimi tutarları toplamı, asgari ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisinden mahsup edilmiştir. Asgari ücret üzerinden tevkif edilen vergi tutarından; asgari geçim indirimi tutarının mahsubu sonucu kalan tutar, asgari ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisinin organize sanayi veya endüstri bölgelerinde kurulu iş yerleri için tamamından, diğer yerlerdeki iş yerleri için ise yüzde sekseninden fazla olmamak kaydıyla 5084 sayılı Kanun uyarınca terkin edilecektir.
Gerçek ücretler üzerinden tevkif edilen vergi tutarından (3.000 YTL); asgari geçim indirimi (1.900 YTL) ile 5084 sayılı Kanun uyarınca terkin edilecek tutarın (427,10 YTL) toplamı arasındaki fark olan 672,90 YTL vergi dairesine ödenecek tutar olarak hesaplanmıştır.
- Ocak, Şubat, Mart ve Nisan 2008 dönemlerine ilişkin uygulama
Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 73. madde hükmü 01/01/2008 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe girmiştir. Anılan maddede yer alan yetkiye istinaden Ocak ile Nisan 2008 dönemleri aşağıdaki şekilde düzeltilecektir.
Asgari geçim indirimi uygulamasının yürürlüğe girdiği 01/01/2008 tarihinden geçici 73.maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen sürede 5084 sayılı Kanun kapsamındaki yerlerde uygulanan asgari geçim indirimi işlemleri, bu Tebliğde yapılan açıklamalar dikkate alınarak düzeltilecektir.
Mükelleflerin yapacakları düzeltme işlemi, 5084 sayılı Kanun kapsamında terkine konu edilen tutarların terkin kapsamından çıkartılarak asgari geçim indirimi mahsubuna dönüştürülmesi suretiyle hak sahibi ücretlilere ödenmesini gerektirmektedir. Dolayısıyla söz konusu düzeltme işlemi, ilgili dönemlerin tahakkuk tutarlarını etkilemeyeceğinden bu dönemlere ilişkin düzeltme beyannamesi verilmesine gerek bulunmamaktadır.
Buna göre, işverenler tarafından 01/01/2008 tarihinden itibaren işçilere ait asgari geçim indirimi tutarı; ödenmesi gereken asgari geçim indirimi tutarı, ödenen tutar ve ödenecek fark tutar olarak tespit edilerek fark tutarların hak sahiplerine ödendiğine ilişkin ilgililerin imzasını taşıyan bir bordro düzenlenecektir. Aylık dönemler itibarıyla düzenlenecek bordronun istenildiğinde ibraz edilmek üzere "Asgari geçim indirimi bordrosu" ekinde saklanması gerekir. Geçmiş döneme ilişkin asgari geçim indirimi tutarları, ilgili aydaki ücrete ilave olarak bir defada hak sahiplerine ödenebileceği gibi 31/12/2008 tarihine kadar eşit tutarlar halinde ödenmesi de mümkün bulunmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, çalışanlara ilişkin eksik ödenmiş olan asgari geçim indirimi tutarlarını belirtilen süreler içinde çalışanlara yansıtmayan işverenler hakkında, 265 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin “Ödenmesi Gereken Gelir Vergisinin Eksik Hesaplanması Halinde Uygulanacak Cezai Müeyyideler" başlıklı 10.2. bölümünde yer alan hükümlere göre işlem yapılacaktır.
Bilindiği gibi, 265 Seri No.lu GV Genel Tebliğinin (10.2). bölümünde; işverenler tarafından hizmet erbabının ücret gelirlerinden kesilen gelir vergisinden mahsup edilen asgari geçim indirim tutarının, o ay ki ücretiyle birlikte nakden ödenmesi gerektiği, aksi taktirde, ücretliye nakden ödenmeyen asgari geçim indirimi, işverenler tarafından haksız yere yapılan bir mahsup işlemi niteliği taşıyacağı ve tevkif suretiyle kesilen verginin bu tutar kadar olan kısminin, muhtasar beyanname ile eksik beyan edilmiş olacağı, bu nedenle, belirtilen şekilde ücretliye nakden ödenmeyen asgari geçim indiriminin, o ayda eksik beyan edilmiş vergi tevkifatı olarak kabul edilerek işverenler hakkında cezalı tarhiyat yapılacağı açıklanmıştır.
Öte yandan, 5084 sayılı Teşvik Kanunu Kapsamındaki illerde asgari geçim indirimi uygulamasına ilişkin, Mayıs-2008 dönemine ait aylık muhtasar beyannamesi verilmesinde yapılacak işlemlerle ilgili olarak yayımlanan 23 Haziran 2008 tarih ve 69 sıra numaralı Gelir Vergisi Sirkülerinde;
5084 sayılı Teşvik Kanunu kapsamındaki illerde faaliyet gösteren mükelleflerce Mayıs/2008 vergilendirme dönemine ilişkin olarak verilecek aylık muhtasar beyannamelerde asgari geçim indirimi ve gelir vergisi stopaj teşvikinin aşağıda açıklandığı şekilde uygulanması öngörülmüştür.
5766 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelerin uygulanmasına ilişkin 267 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği, beyanname verme süresi içinde yayımlanamadığından, e-beyanname programında da teknik olarak gerekli düzenlemeler yapılamamıştır. Bu nedenle söz konusu tebliğde yer alan açıklamalar çerçevesinde hazırlanan e-beyanname programı 01/07/2008 tarihi itibariyle uygulamaya konulacaktır. Buna göre, Mayıs/2008 dönemine ait muhtasar beyanname, e-beyannamede yer alan mevcut program çerçevesinde verilecek ve muhtasar beyanname doldurulurken asgari ücret üzerinden hesaplanan gelir vergisinden öncelikle asgari geçim indirimi tutarı mahsup edildikten sonra kalan tutarın 5084 sayılı Kanun kapsamında terkine konu edilmesi gerekmektedir. Haziran/2008 dönemine ilişkin verilecek muhtasar beyanname ise, 1 Temmuz 2008 tarihinden itibaren e-beyanname programında yapılacak değişiklik çerçevesinde düzenlenerek verilmesi gerekmektedir.
Geçici Madde 74-(1) 02.11.2007 tarihli ve 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti hakkında Kanun uyarınca kurulan Ajansa yapılan her türlü nakdi ve aynı bağış ve yardımlar ile sponsorluk harcamalarının tamamı, gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden kurumlar vergisi beyannamesi üzerinde ayrıca gösterilmek şartıyla kurum kazancından indirilir.
14.12.2007 tarihinde yayımlanan 5706 sayılı Kanunla kurulması öngörülen, İstanbul’u 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti olarak hazırlamak, 2010 yılında yapılacak etkinlikleri planlamak ve yönetmek, kamu ve sivil kurum ve kuruluşların bu amaçla yapacakları çalışmalarda koordinasyonu sağlamak üzere kurulan ajansa yapılacak her türlü bağış ve yardımlar ile sponsorluk harcamaların tamamı, 01.01.2008 tarihinden geçerli olmak üzere, gelir ve kurumlar vergisi beyannameleri üzerinden gelir ve kurum kazancından, herhangi bir hadle sınırlı olmaksızın indirilmesi öngörülmüştür.
265 Seri No.lu GV Genel Tebliğinin 5706 sayılı Kanun kapsamında indirilecek bağış ve yardımlar ile sponsorluk harcamaları başlıklı (6). bölümünde, Gelir Vergisi Kanununa eklenen geçici 74. maddesi ile, 5706 sayılı Kanun uyarınca 1/1/2008 tarihinden itibaren, İstanbul'un 2010 yılı Avrupa kültür başkenti olarak hazırlamasına yönelik yapılacak proje ve etkinliklere destek sağlamak amacıyla her türlü aynî ya da nakdî bağış ve yardımlarla sponsorluk harcamalarının tamamının, yıllık gelir vergisi beyannamesinde bildirilecek gelirlerden indirim konusu yapılabileceği açıklanmıştır.
3. 5520 SAYILI KURUMLAR VERGİSİ KANUNUNDA
a) 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 8. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin (4) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
4) Dengeleme karşılığı; takip eden hesap dönemlerinde meydana gelebilecek tazminat oranlarındaki dalgalanmaları dengelemek ve katastrofik riskleri karşılamak üzere sadece deprem ve mühendislik sigorta branşlarında verilen deprem teminatı için hesaplanan dengeleme karşılıklarından oluşur.
Kurum kazancının tespitinde hasılattan indirilecek giderler içinde yer alan, sigorta ve reasürans şirketlerinde bilanço gününde hükmü devam eden sigorta sözleşmelerine ait teknik karşılıklardan, deprem hasar karşılıkları maddeden çıkartılmış, bunun yerine 2008 yılı kazançlarına da uygulanmak üzere dengeleme karşılığı indirilecek karşılık olarak tanımlanmıştır.
b) 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 13. maddesine, 2008 yılı kazançlarına da uygulanmak üzere, aşağıda açıklanan 7. fıkra eklenmiş ve mevcut 7. fıkra 8 olarak teselsül ettirilmiştir.
(7) Tam mükellef kurumlar ile yabancı kurumların Türkiye’ deki işyeri veya daimi temsilcilerinin aralarında ilişkili kişi kapsamında gerçekleştirdikleri yurt içindeki işlemler nedeniyle kazancın örtülü olarak dağıtıldığının kabulü, Hazine zararının doğması şartına bağlıdır. Hazine zararından kasıt, emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit edilen fiyat ve bedeller nedeniyle kurum ve ilişkili kişiler adına tahakkuk ettirilmesi gereken her türlü vergi toplamının eksik veya geç tahakkuk ettirilmesidir.
Bilindiği gibi, 5520 sayılı KVK’ nun 13. maddesinde, kurumların ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım veya satımında bulunmaları halinde, kazancın tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı ve bu şekilde dağıtılan kazancın Gelir ve Kurumlar Vergisi Kanunlarının uygulanmasında, belirlenen şartların gerçekleştiği hesap döneminin son günü itibariyle dağıtılmış kar payı veya dar mükellefler için ana merkeze aktarılan tutar sayılacağı ve daha önce yapılan vergilendirme işlemlerinin, taraf olan mükellefler nezdinde, örtülü kazanç dağıtılan kurum adına tarh edilen vergilerin kesinleşmiş ve ödenmiş olması şartıyla düzeltileceği hüküm altına alınmıştır.
2008 yılı kazançlarına da uygulanmak üzere yapılan düzenleme ile, önceden dikkate alınmayan örtülü kazancın dağıtımının kabulü hazine zararına bağlanmıştır. Buna göre, tam mükellef kurumun diğer bir tam mükellef kurumla, tam mükellef kurumun yabancı kurumların Türkiye’ deki işyeri veya daimi temsilcileri ile ve yabancı kurumun Türkiye’ deki işyeri veya daimi temsilciliğinin bir diğer yabancı kurumun Türkiye’ deki işyeri veya daimi temsilciliğiyle yapacağı işlemlerde, işlemin tarafları ilişkili kişi olsa dahi, hazine zararı bulunmaması halinde transfer fiyatlandırması hükümleri uygulanmayacaktır. Kurumlarla ilişkili kişi tanımına giren kurumlar arasında yurt içi işlemlerde örtülü kazançtan söz edilebilmesi için; işlemde emsaline ilkesine aykırı olarak tespit edilen fiyat veya bedelle işlem yapılmış olması ve Bu işlem sonucunda hazine zararının olması gerekir.
c) 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 30/9. fıkrasında yer alan “Bu maddeye göre” ibaresi, “Ticari ve zirai kazançlar hariç olmak üzere bu maddeye göre” şeklinde değiştirilerek, kesinti yoluyla alınan kazanç ve iratların verilecek beyannameye dahil edilip edilmeyeceği konusuna açıklık getirilmiştir. Buna göre, mezkur madde fıkrasının değiştirilmiş şekli aşağıdaki gibidir.
(9) Ticari ve zirai kazançlar hariç olmak üzere, bu maddeye (Dar mükellefiyette vergi kesintisinin düzenlendiği 30.madde) göre vergisi kesinti yoluyla alınan kazanç ve iratlar için Kanunun 24 (Dar mükelleflerde yıllık beyan esası) veya 26.maddelerine (Dar mükellefiyete tabi yabancı kurumların özel beyan esası) göre beyanname verilmesi veya bu madde kapsamına girmeyen kazanç ve iratlar için verilecek beyannamelere söz konusu kazanç ve iratların dahil edilmesi ihtiyaridir. Şu kadar ki, Gelir Vergisi Kanununun 75.maddesinin ikinci fıkrasının (5), (Her nevi tahvil ve hazine bonosu faizleri.........) (7) (Mevduat faizleri) ve (14) (Repo gelirleri) numaralı bentlerinde yer alan menkul sermaye iratları ile fonların katılma belgelerinden ve yatırım ortaklıklarının hisse senetlerinden elde edilen kâr paylarının verilecek beyannamelere dahil edilmesi zorunludur.
Yapılan düzenleme ile, 2008 yılı kazançlarına da uygulanmak üzere, 06.06.2008 tarihinden itibaren yürürlüğe girmek üzere, dar mükellef kurumlar tarafından elde edilen ticari ve zirai kazançlar her halükarda beyan edilmesi öngörülmektedir.
c) 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa, 2008 yılı kazançlarına da uygulanmak üzere aşağıdaki Geçici 2. madde eklenmiştir.
Geçici Madde 2- (1) 01.10.2008-31.12.2015 tarihleri arasında;
a) Dernek veya vakıflarca elde edilen Gelir Vergisi Kanununun 94. maddesinin (5) numaralı bendi ve geçici 67. maddesi kapsamında kesinti suretiyle vergilendirilmiş kazanç ve iratlar,
b) Milli Eğitim Bakanlığına bağlı örgün ve yaygın eğitim yapan mesleki ve teknik eğitim okullarındaki atölye ve uygulama birimleri ile anaokulu, kreş, çıraklık ve halk eğitim merkezlerindeki uygulama birimlerine bağlı döner sermaye işletmelerinin elde ettikleri gelirler,
c) 2/11/2007 tarihli ve 5706 sayılı İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun uyarınca kurulan Ajansın görevleriyle ilgili yaptığı faaliyetlerinden aynı Kanunun 12.maddesi kapsamında elde ettiği gelirleri dolayısıyla iktisadi işletme oluşmuş sayılmaz.
Ayrıca, aynı Kanunun maddesine eklenen (5) fıkrası ile, Ajansın taraf olduğu işlemler harç ve katılım payından, bu işlemler nedeniyle düzenlenen kağıtlar damga vergisinden istisna edilmiştir.
Bilindiği gibi, 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanunun 2. maddesinde, Devlete, il özel idarelerine, belediyelere, diğer kamu idarelerine ve kuruluşlarına ait iktisadi kamu kuruluşları ile dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler, kurumlar vergisi mükellefi olarak sayılmıştır.
Yapılan bu düzenleme ile, dernek ve vakıfların Gelir Vergisi Kanunun 94/5. maddesine göre kesinti yoluyla vergilendirilmiş mal ve hakların kira gelirleri ile aynı Kanunun Geçici 67. maddesi gereğince tevkifata tabi tutulmuş menkul sermaye iratları yönünden, iktisadi işletme sayılmayacakları ve kurumlar vergisi mükellefi kapsamında kurumlar vergisine tabi tutulmayacakları ve tevkif edilen verginin nihai vergi olacağı öngörülmüştür.
Aynı şekilde Milli Eğitim Bakanlığına bağlı mesleki ve teknik eğitim okullarındaki atölye ve uygulama birimleri ile anaokulu, kreş, çıraklık ve halk eğitim merkezlerindeki uygulama birimlerine bağlı döner sermaye işletmelerinin elde ettikleri gelirleri ile Avrupa Kültür Başkenti Hakkında Kanun uyarınca kurulan Ajansın görevleriyle ilgili yaptığı faaliyetlerinden aynı Kanunun, Bütçe, gelir ve harcamaların düzenlendiği 12.maddesi kapsamında elde ettiği gelirleri dolayısıyla iktisadi işletme oluşmuş sayılmayacağı ve kurumlar vergisi mükellefiyetinin tesis ettirilmemesi öngörülmektedir.
Ayrıca, İstanbul’ u 2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti olarak hazırlamak, 2010 yılında yapılacak etkinlikleri planlamak ve yönetmek, kamu ve sivil kurum ve kuruluşların bu amaçla yapacakları çalışmalarda koordinasyonu sağlamak üzere, kurulması öngörülen Avrupa Kültür Başkenti Ajansın taraf olduğu işlemler harç ve katılım payından, bu işlemler nedeniyle düzenlenen kağıtlar damga vergisinden istisna edilmiştir.
4. 213 SAYILI VERGİ USUL KANUNUNDA
213 sayılı Vergi Usul Kanunun 242. maddesinin (2) numaralı fıkrasının son paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Maliye Bakanlığı; elektronik defter, belge ve kayıtların oluşturulması, kaydedilmesi, iletilmesi, muhafaza ve ibraz ile defter ve belgelerin elektronik ortamda tutulması ve düzenlenmesi uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, elektronik ortamda tutulmasına ve düzenlenmesine izin verilen defter ve belgelerde yer alması gereken bilgileri internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında Maliye Bakanlığına veya Maliye Bakanlığının gözetim ve denetimine tabi olup, kuruluşu, faaliyetleri, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek olan özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir şirkete aktarma zorunluluğu getirmeye, bilgi aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, bu Kanun kapsamına giren işlemlerde elektronik imza kullanım usul ve esaslarını düzenlemeye ve denetlemeye yetkilidir. Bu Kanunun vergi mahremiyetine ilişkin hükümleri, bu kapsamda kurulan şirketin ortak, yönetici ve çalışanları hakkında uygulanır.
Yapılan bu değişiklikle, 06.06.2008 tarihinden itibaren, elektronik ortamda tutulmasına ve düzenlenmesine izin verilen defter ve belgelerde yer alması gereken bilgileri internet de dahil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim ortamında Maliye Bakanlığının gözetim ve denetimine tabi olup, kuruluşu, faaliyetleri, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek olan özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir şirkete aktarma zorunluluğu getirme konusunda Maliye Bakanlığına yetki verilmektedir.
5. 3065 SAYILI KATMA DEĞER VERGİSİ KANUNUNDA
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun;
|