|
........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ........................................... ...........................................
|
19 Ocak 2009
Abdülkadir Gülşen Afyon Kocatepe Üniversitesi Öğretim Görevlisi HOMOECONOMICUS İLE HOMOETHICUS TERCİHİ
Örneğin, Karl Heinrich Marx (1818 – 1883) “din yoksullaştırır” ya da “din afyondur” derken insanlığın huzur ve barışını dinamitlediğinin farkında bile değildi. Esasen, Marks, bu görüşlerini ortaya koyarken bir döneme damgasını vurmuş olan kilise despotizmine ve yargısız infaz merkezleri olan engizisyon mahkemelerine savaş açmıştı. Buna ilave olarak, Marx, sanayi devriminin tetiklediği kitlesel yoksulluk ve gelir dağılımı adaletsizliğine karşı kilisenin çaresizliğine de tepki göstermekteydi. Ancak, teşhis yanlış konuluyordu. Yanlış olan dinin kendisi değil, uygulanış biçimiydi.
Adam Smith de Milletlerin Zenginliği (The Wealth of Nations) eserinde, bireysel çıkarcılığı ön plana çıkarmış, bencil olmanın neticede toplumsal menfaat sağlayacağını savunmuştur. Ancak, Smith, insanı hem mekanik bir varlık hem de homojen bir unsur şeklinde değerlendirerek hayati bir metodolojik hata yapmıştır. İnsan ne mekanik ne de homojendir.
İnsan, kaninatın bir parçası olduğuna göre kendi başına buyruk, bencil ve hazlarına esir olarak yaşayamaz. Esasen bu imkansızdır. İnsan, tabiatı gereği yekdiğerine her zaman muhtaçtır. Pozitivist ve seküler eğitim sistematiğindeki en büyük handikap, etik boyutun ihmal edilmesidir. Akıl ve duygulardan oluşan insanın sadece akli değil duygusal-ahlaki olarak da zenginleştirilmesi gerekir. Bu bağlamda, dinler fakirleştiren değil zenginleştiren bir faktördür. Hem akli hem dini bir eğitimden geçen bir nesil dengeli bir rota çizecektir. Dolayısıyle, ne Marks’ın iddia ettiği gibi “din afyondur” ne de Smith’in iddia ettiği gibi insan “homoeconomicus”tur.
Kaldıki, insan homojen bir varlık da değildir. “İnsan” çatısı altında yaşlılar, sakatlar, baylar, bayanlar, çocuklar, yetimler ve öksüzler gibi heterojen unsurlar vardır. Farklı olan bu unsurları aynı kefeye koyarak değerlendirmek bariz bir metodolojik hatadır. Özetle, homoethicus (erdemli-etiksel) insan tiplemesi, insan olmanın zorunlu bir sonucudur.
|
........................................... ........................................... ........................................... ...........................................
© 2000-2008
Her Hakkı Mahfuzdur. İzinsiz Yayımlanamaz.
|
||||||||||