|
12.10.2004
Ö.Alparslan ARİTE
Vergi Denetmeni
alparite@yahoo.com
MÜKELLEFİN ÖLÜMÜ HALİNDE MÜKELLEFİYETİN VE TİCARİ İŞLETMENİN ÂKIBETİ
Bu yazıda, ticari, zirai yada serbest meslek
faaliyetlerinden ötürü gelir vergisi mükellefi olan bir kişinin ölümü halinde
mükellefiyetinin ve sahibi olduğu işletmenin hukuki durumunda “ölüm” nedeniyle
doğacak sonuçlar konu edilmiştir.
I-Mükellefin Ölümü Halinde Mükellefiyetin Durumu
1- Ölüm işi bırakma hükmündedir.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun
28. maddesine göre kişilik, ölümle sona erer. Vergi Usul Kanunun 164. maddesinde
ise; “Ölüm işi bırakma hükmündedir. Ölüm mükellefin mirası reddetmemiş
mirasçıları tarafından vergi dairesine bildirilir. ...” hükmü yer almaktadır.
Mükellefiyetin bir hak ve
borçlar/görevler bütünü olduğu düşünüldüğünde, mükellefin ölümünün hak ve
borçları tamamen ortadan kaldıran bir durum olmadığı, VUK’da tanımlanmış bir
müessese olan “işi terk” hükmünde olduğu belirtilmektedir.Bu durumda ölen
mükellef için işi terkin sonuçları kaim olur. İşi terkte, mükellefin ödevleri
sona ermez. Başta hesap dönemi başlangıcı ile , ölüm (işi terk) tarihi
arasındaki sürenin “kıst hesap dönemi” yerine geçmesi ve işi terk tarihi
itibariyle çıkarılacak hesap özeti yada gelir tablosu üzerinden belirlenecek
kazanç üzerinden gelir vergisi beyannamesi verilmesi olmak üzere bir dizi
yükümlülük devam eder. Bu yükümlülüklere aşağıda yer verilecektir.
2-Mükellefin ödevleri mirasçılara geçer.
Türk Medeni Kanununun 599. maddesine
göre “mirası reddetme” hakkı saklı kalmak şartıyla ölen kişinin hak ve borçları
“kül” halinde mirasçılarına “kendiliğinden” geçer. Ölenin hak ve borçlarının
yine “kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar ve borçlar” dışında “miras ortaklığı”
adını alan mirasçılara geçmesi, TMK’da yada özel kanunlarında yer alan “tescil”,
“bildirim” gibi şekil şartlarına bağlılığı “hak doğurucu” değil, “bildirici”
nitelik taşır .
VUK’nun Vergi Sorumluluğu bölüm
başlığı altında mirasçıların sorumluluğunu düzenleyen 12. maddesinde de TMK’na
paralel olarak şu hüküm yer almaktadır: “Ölüm halinde mükelleflerin ödevleri,
mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçer. Ancak, mirasçılardan
her biri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde sorumlu olurlar”.
VUK madde 12’de yer alan hüküm TMK’nın 641. maddesinde
yer alan hükümden (müteselsil sorumluluk) farklı olarak, “miras ortaklığının
genel sorumluğunu” esas kabul etmekle birlikte “mali sorumluluk yönünden”
mirasçılardan her birini, ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde
sorumlu tutarak “sınırlandırıcı” bir sorumluluk ihdas etmiştir.
Aşağıda bu sorumluluklar tek tek irdelenmiştir.
2.a-Genel
Sorumluluk:
VUK, 8.
maddesinde “vergi sorumlusu”nu , verginin ödenmesi bakımından, alacaklı vergi
idaresine karşı muhatap olan kişi olarak tanımlamış ve “bu kanunun müteakip
maddelerinde geçen mükellef tabiri vergi sorumlularına da şamildir” hükmüne yer
vererek açık bir dil oluşturamamakla birlikte; 10, 11, 12. ve diğer maddeleri
bütünü ile kavrandığında “vergi sorumluluğunun” vergiyi doğuran olayla doğrudan
ilgisi olmayan kişilerin de vergilendirme sürecine ilişkin şekli ve maddi
yükümlülükler ile muhatap edilmesi ve vergi borcu yüklenebilmesi sonucunu
doğuran ve kamu hukukunun devlet lehine tek taraflı cebriliğinden kaynaklanan
bir müessese olduğu anlaşılmaktadır.
VUK’nun 12. maddesinde mirasçıların
genel sorumluluğu mükelleflerin ödevleri olarak belirlenmiştir.
Mirasçıların sorumluluğunu, TMK’da
yer alan hükümler çerçevesinde “mirasçılık” sıfatının oluşması için “gerek
şart”lara uygun belirlemek gerekmektedir. Örneğin sorumluğun başlangıcı her
zaman ölüm tarihi olmayabilir; ölümün yada mirasçı olunduğunun haber alınması
tarihi “mirasçılık” sıfatının başlama tarihidir.
Bu durumda mirasçıların ölen kişinin
mükellefiyetine ilişkin belli başlı ödevleri şöyle sıralanabilir:
2.a.1-Bildirimler:
1-
Ölümü bildirme: Vergi Usul Kanunun
164. maddesine göre mükellefin ölümünün mirasçılardan herhangi biri tarafından
bildirmesi diğer mirasçıları bu ödevden kurtarır. Burada bildirimin yapılacağı
süre önem kazanmaktadır.
İşi terkte olağan bildirme süresi
olan 1 aylık süre (VUK madde 168/1) yanında, VUK madde 16’da, Süreler bölüm
başlığı altında “Ölüm Halinde Sürenin Uzaması” madde başlığı taşıyan “ Vergi
kanunlarında hüküm bulunmayan hallerde ölüm dolayısıyla mirasçılara geçen
ödevlerin yerine getirilmesinde bildirme ve beyanname verme sürelerine üç ay
eklenir” hükmüyle birlikte düşünüldüğünde bu süre 4 aylık süre anlamına gelir.
Mirası reddetmemiş mirasçılar
mükellefin ölümünü, ölüm tarihinden itibaren 4 aylık süre sonuna kadar bildirmek
zorundadırlar. Mirasçılardan birinin ifası ile kalkan bu sorumluluğun, yerine
getirilmemesi durumunda her bir mirasçı ayrı ayrı olmak üzere VUK madde
352/II-4’te yer alan usulsüzlük fiilini işlemiş sayılır.
Bu arada, VUK madde 150’de
belirtilen resmi makamlarla gerçek ve tüzel kişilerin, muttali oldukları ölüm
vakalarını vergi dairesine yazı ile bildirmeye mecburiyetleri olduğunu burada
anmak gerekir.
2-
Miras ortaklığının işletmeyi sürdürme iradesini
bildirme: Miras ortaklığının ölen mükellefin sahibi olduğu işletmenin
faaliyetini sürdürüp sürdürmeyeceğine dair iradelerini bildirmeleri de önem
taşımaktadır. Bu irade bildiriminin yapılmaması halinde vergi idaresi işletmenin
fiilî durumunu esas alacak ve işletme “fiilen” “herhangi bir şekilde
sürdürülüyor” ise miras ortaklığının mükellefiyet tesisini resen yapmak
yetkisinde olabilecektir.
2.a.2-Beyannameler:
1.
Aylık (KDV, Muhtasar vd.) / Yıllık (Gelir Vergisi)
Beyannamelerin verilmesi: Ölen mükellefin ölüm tarihine kadar faaliyette
bulunduğu önceki aylara/yıllara ait verilmemiş aylık/gelir vergisi beyannameleri
ile ölüm tarihinde içinde bulunulan ayın/yılın başlangıcı ile ölüm tarihi
arasındaki döneme tekabül eden kıst dönem beyannamelerinin verilmesi mirasçılara
geçen ödevlerdendir.
Kıst dönem gelir vergisi beyannamesinin verilme süresi
için Gelir Vergisi Kanununda özel bir düzenleme vardır. GVK madde 92, Yıllık
Beyannamenin Verilmesi: Bir takvim yılına ait beyanname, ……… Takvim yılı içinde
memleketi terk edenlerin beyannameleri memleketi terke takaddüm eden 15 gün,
ölüm halinde, ölüm tarihinden itibaren 4 ay içinde verilir.
Diğerleri için kendi mevzuatında belirlenen süreye VUK
madde 16 gereğince eklenecek 3 aylık süre sonuna kadar verilmesi gerekir.
Geçici vergi yönünden özellik
arzeden durum; GVK mükerrer 120. maddede yer alan “işi terkten sonra geçici
vergi ödenmez” kuralı uyarınca ölen mükellefin ölüm tarihi itibariyle içinde
bulunulan geçici vergi dönemine ait geçici vergi beyannamesinin verilmeyeceği ve
geçici vergi ödenmeyeceğidir. Doğal olarak, aynı takvim yılı içinde önceden
ödenmiş geçici vergilerin kıst dönem gelir vergisinden mahsup imkanı vardır.
2.a.3-Muhafaza
ve İbraz Ödevleri:
Ölen mükellefin faaliyette bulunduğu
dönemlere ilişkin yasal defter ve belgelerinin muhafaza ve ibraz yükümlülüğü,
mükellefin muhafaza ve ibraz yükümlülüğünü belirleyen şartlar çerçevesinde (VUK
madde 253-256) mirasçılarına geçmektedir. Türk Ticaret Kanunun 68. maddesi de
“hakiki şahıs olan tacirin ölümü halinde mirasçıları…
defter ve
kağıtları….gereğince saklamakla mükelleftirler” ifadesiyle mirasçıların
sorumluluğu ilkesini desteklemektedir.
2.a.4-Mükellefiyete İlişkin Diğer Ödevler:
Anılanların dışında da VUK ’ta
mükellefin ödevleri arasında sayılabilecek bir çok şekli ve maddi yükümlülük
vardır.
Ancak, esasen miras ortaklığına
yüklenen sorumluluklar, işletmenin faaliyetine devam edilmemesi durumunda izaha
ve tefsire muhtaç hale gelir. İşletmenin faaliyetini “aynen” devam ettirecek
mirasçı yada mirasçılar için aşağıda açıklanacağı üzere işletmeden doğan tüm
yükümlülükler özünde değişmeden devam edecek, birtakım “bildirici” sonuç doğuran
tescil işlemlerine gerek duyulacaktır.
2.b-Mali Sorumluluk:
TMK’da mirasçıların miras bırakanın
borçlarından sorumluğu “müteselsil sorumluluk” olarak düzenlenmiş iken, VUK ‘ta
mirasçılardan her birini vergi borçlarından miras hisseleri nispetinde sorumlu
tutarak “sınırlandırıcı” bir sorumluluk esas alınmıştır.
2.b.1-Mirasçıların Vergi
Borçlarından Sorumluluğu:
Ölen mükellefin tüm vergi borçları,
veraset ilamı esas alınarak her bir mirasçıya düşen miras payı oranında
hesaplanacak ve her bir mirasçı için ayrı ayrı tarh, tebliğ ve tahakkuk
ettirilerek takibi yapılacaktır.
2.b.2-Ödeme Süresi:
Mükellefin ölümü halinde mükellefiyetinden doğan
vergilerin ödeme sürelerine ilişkin düzenleme VUK Madde 112 de aşağıdaki gibi
yer almıştır.
“Memleketi terk ve ölüm gibi mükellefiyetin kalkmasını
mucip haller dolayısıyla beyan üzerine tarh olunan vergiler, beyanname verme
süreleri içinde ödenir.
Mükellefin, vadeleri mezkur süreden sonra gelen
vergileri de aynı süre içinde alınır.
Memleketi terk edenlerin, ölenlerin veya benzeri haller
dolayısıyla mükellefiyetleri kalkanların ikmalen, re'sen veya idarece tarh
olunan vergileri tahakkuk tarihinden başlayarak bir ay içinde ödenir.”
Görüleceği üzere, VUK bir yandan
madde 16 gereği beyanname verme süresinin uzaması sebebiyle tahakkuk etmemiş
vergilerin tahakkuk ve ödeme sürelerini uzatırken bir yandan da daha önce
tahakkuk etmiş ancak vadesi gelmemiş borçları bu süreye bağlayarak (bazı
durumlarda) vadeyi öne almış-kısaltmış olmaktadır.
6183 sayılı kanunun 50. maddesi
gereğince, mirasçılar adına miras bırakanın amme borçlarından dolayı takip
işlemlerinin miras hukukundan kaynaklanan bekleme süresine (terekenin ve
mirasçılığın kesinleşmesi) kadar geri bırakılacağı hüküm altına alınmıştır. Bu
hüküm, miras bırakanın ölümü ile mirasçılığın kesinleşmesi tarihleri arasında
“gecikme cezası” uygulanmayacağı anlamına da gelir.
2.b.3-Mirasçılara Tebliğ:
Verginin tahakkukunun ve cebri
tahsil aşamasına geçilmesinin bir önkoşulu olarak önem taşıyan tebliğ, VUK
vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar
tarafından mükellefe veya ceza sorumlusuna yazı ile bildirilmesi olarak
tanımlanmıştır.
Mirasçılara yapılacak tebliğde
önemli olan husus mirasçılığın kesinleşmesinden önce tebliğ yapılmasını
gerektiren bir durumun olması (örneğin zamanaşımı) durumunda, tebliğin kime
yapılacağıdır.Burada çözümü yine miras hukukunda aramak gerekir. Miras
ortaklığının temsil yetkisi, ortakların iradesini sulh mahkemesine beyanla
sağlanabilir. Sulh Mahkemesi bir tereke görevlisi atayabilir tereke mallarını
yönetmek üzere kayyım atayabilir. Bütün bu durumlarda tebliğin temsil konumunda
olanlara yapılması “miras ortaklığını” bağlayıcı sonuç doğurur, onun dışında
mirasçılardan her birine yapılacak tebliğ, yalnızca tebliğ edilenle sınırlı
sonuç doğurur.
3- Mükellefin ölümü
halinde adına kesilen/kesilecek vergi cezaları düşer.
VUK Madde 372’de net olarak
ifadesini bulan bu ilke “cezaların şahsiliği” kuralının doğal uzantısıdır.
Mükellefin ölümü halinde, mükellefin fiil ve işlemlerinden kaynaklanan ve
kesilmiş/tahakkuk etmiş ve kesilecek / tahakkuk edecek usulsüzlük, özel
usulsüzlük, vergi ziyaı vb. vergi cezaları kesilmez, kesilmişse terkin edilir.
Burada “gecikme zammı ve faizinin” bir vergi cezası olmadığı dikkatte
tutulmalıdır.
II-Mükellefin Ölümü Halinde Ticari İşletmenin
Durumu
1-İşe Devam Edilmemesi Durumu:
Ferdî ticari işletme, bir tüzel
kişilik değildir. Ancak vergi hukuku, vergi uygulamasında “muhasebenin temel
kavramlarında ifadesini bulduğu haliyle”, işletmenin sahibinden ayrı bir
kişiliği olduğunu kabul eder. Buna gerçek kişilik, tüzel kişilik(hükmî şahsiyet)
yanında vergi hukukuna özgü “işletme kişiliği” diyebiliriz. Bu yaklaşım, işletme
sahibinin işletmeden mal ve para çekmesinin vergilendirilmesi, aktife kayıtlı
olmayan demirbaşın işletmeyle ilgisinin kurulmaması gibi müesseselerle ayrıntıda
da düzenlenmiştir. İşletme kişiliği, kişinin hak ve ödevleri dışında “hak ve
ödevler”in öznesi olabilecek bir “mal topluluğu”dur.
Ölümün kişiliği sona erdirmesi, kural olarak “gerçek
kişinin sahibi olduğu” işletmenin de kişiliğinin sona ermesinin beklendiği
anlamına gelir. Ancak vergi hukuku, sahibinin ölmesine rağmen “işletme kişiliği”
dediğimiz bu “mal topluluğunun” belirli koşullarda “hak ve ödevlerin” öznesi
kalarak devamına cevaz vermektedir. Aşağıda bu durum açıklanacaktır.
Ferdi ticari işletme sahibi bir mükellefin ölümü üzerine
mirasçıların iradesi bu işletmeyi devam ettirmemek yönünde tezahür eder ise
işletme kişiliği de sona erer ve bu ticari işletme bünyesindeki hak ve borçlar
ölüm tarihi itibariyle çıkarılacak hesap durumu/ bilanço üzerinden değeri
belirlenebilecek bir mal varlığına yada borca dönüşür.
2-İşe Devam Edilmesi Durumunda Özellik Arzeden
Haller:
2.1- İntikal Eden İşletmeden
Doğan Değer Artış Kazancı ve KDV Hesaplanması:
GVK 81/1 Aşağıdaki yazılı hallerde
değer artış kazancı hesaplanmaz:
1-
Ferdi bir işletmenin sahibinin
ölümü halinde, kanuni mirasçılar tarafından işletmenin faaliyetine devam
olunması ve mirasçılar tarafından işletmeye dahil iktisadi kıymetlerin kayıtlı
değerleriyle(bilanço esasına göre defter tutuluyorsa bilançonun aktif ve
pasifiyle bütün halinde) aynen devir alınması. ....
Yasa metninde geçen “kanuni
mirasçılar tarafından” ve “mirasçılar tarafından” ifadelerini “kanunun ruhu” ile
yorumladığımızda, “kanuni ve mansup mirasçıların tamamı yada içlerinden bir veya
birden fazla mirasçı” olarak anlamak gerekmektedir. Yani GVK madde 81/1’de
vergilendirilmeyeceği ifade edilen işletme devrinin, miras ortaklığının bütünü
olmak zorunluluğu yoktur. Mirasçıların terekeyi paylaşması miras hukukunda
düzenlenmiştir. Vergi idaresine karşı mirasçılardan bir yada birkaçının
işletmeyi devraldığını beyan etmesi ve devralanların veraset ilamında adı
geçenlerden olması idarenin bu beyana itibar etmesi için yeterlidir .
3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun Sosyal ve
Askeri Amaçlı İstisnalar bölüm başlığı altındaki 17/4-c maddesinde, Gelir
Vergisi kanunun 81. ve Kurumlar Vergisi Kanunun 37 ve 39. maddelerinde
belirtilen işlemler için KDV hesaplanmayacağı hüküm altına alınmıştır.
2.2-İşe Başlamayı Bildirme:
VUK 168. maddesinde işe başlamanın vergi dairesine 10
gün içinde bildirilmesi zorunluluğu hükmünü içermektedir. Veraset yoluyla
devralınan işletmenin devamı mahiyetindeki işe başlamanın hangi sürede
bildirileceğine ilişkin özel düzenleme Maliye Bakanlığınca yayınlanan Sıra
No:2001/1 sayılı VUK İç Genelgesinde yer almaktadır. Bu genelge ile mirasçıların
ölüm tarihi itibariyle 1 ay içinde işe başlamayı bildirmeleri halinde yeni tesis
edilecek mükellefiyetin ölüm tarihi itibariyle başlayacağı düzenlenmiştir.
Bu durumdaki mükellefler ile vergi idaresi arasında
ihtilaflara yol açmamak açısından önemli olan husus: ölüm tarihi ile
mirasçılığın kesinleşmesine kadar olan süre arasında işletmenin faaliyetlerinin
durdurulması gerekliliğidir.
Aksi halde, ölüm tarihi ile mirasçılardan birinin yada
ortaklık halinde birden fazlasının işe başladığını (işletmeyi sürdürdüğünü)
bildirdiği tarih arasındaki sürede ticari işlemlerin gerçekleştirilmesi halinde
vergi idaresi bu süreci: ölen şahsın mükellefiyeti, miras ortaklığının
mükellefiyeti ve işletmeyi sürdürenlerin mükellefiyeti olarak değerlendirecek ve
işletmenin miras ortaklığından mirasçılardan biri yada birkaçına devrini
vergilendirecektir.
2.3-Defter ve
Belgeler ile Ödeme Kaydedici Cihazlar :
Anılan VUK İç Genelgesi ( 2001/1) ile yapılan bir başka
düzenlemede: işe devam eden mirasçıların içinde bulunulan hesap döneminin son
ayı içinde yeni hesap dönemi için kendi adlarına defter tasdik ettirmeleri ve
usulüne uygun olarak belgelerini anlaşmalı matbaalara bastırmak veya notere
tasdik ettirmek suretiyle kullanmaları gerektiği belirlenmiştir.
Bu düzenleme, fiilen süregelen bir
uygulamaya cevaz verilmesi anlamındadır. Bir yandan terekenin “küll” halinde
devralınması, bir yandan da işletmenin aktif ve pasifiyle (kayıtlı değeriyle)
bütün halinde devralınması müesseselerinin doğal sonucu olarak ölen mükellefin
mükellefiyeti sona ermekle birlikte, işletme adına basılmış (onaylanmış) defter
ve belgelerin hesap dönemi sonuna kadar kullanılması pratik bir gereklilik
olduğundan uygulanagelmiştir.
246 seri nolu VUK Genel Tebliği
gereğince işi terk eden mükellefin kullanılmayan belgeleri vergi dairesi
marifetiyle imha edilir. Anılan genelge ile verilen cevaz bu tebliğin
istisnasını oluşturmuştur.
Uygulamada çoğu zaman bu durum
muktezalarla netlik kazanarak yürütülmektedir. Örneğin Maliye Bakanlığının
14.03.1997 tarih ve B.07.0.GEL.0.40./4006-200/10730 sayılı muktezasında: yasal
mirasçıların henüz belli olmaması halinde vergisel ödevlerin mahkemece atanmış
kayyım tarafından yerine getirileceği ve muris adına olup kullanılmamış
belgelerin kayyım adına yaptırılacak yeni kaşenin vurularak kullanılabileceği
mümkün görülmüştür.
Ölen mükellef adına kullanılan ödeme
kaydedici cihazlar ise, mirasçılar tarafından 1996/1 sıra nolu KDV
Mükelleflerinin ÖKC Kullanmaları Mecburiyeti Hakkında İç Genelge uyarınca mali
hafızası değiştirilmeksizin vergi dairesince mali bilgilerinin tespit edilmesi,
cihaz üzerinde yapılacak mükellefiyet bilgileri düzeltmesi ve yeni levha
çıkartılması gereklilikleri çerçevesinde kullanılabilecektir.
III
–Değerlendirmeler:
Sahibi
olduğu ticari işletmeden ötürü gelir vergisi mükellefi olan bir kişinin ölümü
halinde mükellefiyetinin ve sahibi olduğu ticari işletmenin hukuki durumunda
“ölüm” nedeniyle doğacak sonuçlar vergi hukukunda gereken ehemmiyette ele
alınarak düzenlenmemiştir ve açık bir atıf olmamakla birlikte, miras hukukunun
karmaşık yapısına terkedilmiştir.
Bu durum, bir takım yasal boşluklara ve çelişkilere yol
açmaktadır. Bu boşluk, toplumumuzda “ölüm” olayının sonuçlarının soğukkanlı
değerlendirilememesi sorunu ile birleşince; “mirasçı sorumluluğu” ve “veraset
yoluyla intikal eden işletme” müesseseleri, bir yandan vergi idaresinin
işlemlerini ve vergiyi doğuran olayları kavramasını zorlaştıran, bir yandan da
mükelleflerle idare arasında ihtilaf üreten bir soruna dönüşmektedir.
Bu sorunun giderilmesinde yasal düzenleme gereği
yanında, hali hazırdaki yasal statünün açıklığının Maliye Bakanlığınca yapılacak
“VUK Genel Tebliği” biçimindeki bir idari düzenleme ile sağlanabileceği ve bunun
da mükellefler ve vergi dairelerine uygulama kolaylığı sağlayacağı açıktır.
|