|
13
Eylül 2005
Altar Ömer ARPACI
Maliye Bakanlığı
Gelirler Kontrolörü
altararpaci@yahoo.com
DAMGA VERGİSİNDE ÜST SINIR
I - GİRİŞ
Damga vergisi ticari resmi ve medeni işlemlerden alınan bir muamele
vergisidir. Ancak burada göz önünde bulundurulması gerekli husus bu işlemlerin
değil, bu işlemlerle ilgili olarak düzenlenen kâğıtların vergiye tabi
olduğudur. Yani bir hukuki muamele dolayısıyla birden fazla kâğıt düzenlendiği
takdirde bu kâğıtlardan herbiri Damga Vergisi Kanundaki diğer şartları taşımak
kaydıyla ayrı ayrı damga vergisine tabi tutulacaktır. Buna karşılık kişiler
arasında Kanunda yazılı kağıdın kapsamına giren bir muamele yapıldığı halde
herhangi bir kağıt düzenlenmediği takdirde damga vergisi doğmamaktadır. 488
sayılı Damga Vergisi Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yeralan kâğıtlar damga
vergisine tabidir. 1964 yılında kabul edilmiş ve yürürlüğe giren Damga Vergisi
Kanunu'nun 1'inci maddesine göre, bu kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı
kağıtlar damga vergisine tabidir. Birinci maddenin bu hükmü ile Kanuna ekli (1)
sayılı tabloda gösterilmeyen kağıtlar damga vergisinden istisna edilmiştir.
Ayrıca sözkonusu Kanunun 9’uncu maddesinde ise kanuna ekli (2) sayılı
tabloda yazılı kâğıtların damga vergisinden istisna edildiği belirtilmiştir.
Kanundaki kâğıtlar terimi, yazılıp imzalanmak veya
imza yerine geçen bir işaret konmak suretiyle düzenlenen ve herhangi bir hususu
ispat veya belli etmek için ibraz edilebilecek olan belgeleri ifade etmektedir. Vergiye tabi kâğıtlar
mahiyetinde bulunan veya onların yerini alan mektup ve şerhlerle, bu kâğıtların
hükümlerinin yenilenmesine, uzatılmasına, değiştirilmesine, devrine veya
bozulmasına ilişkin mektup ve şerhler de damga vergisine tabidir. Kağıt
eksiksiz olarak tekemmül ettikten sonra muamelenin feshedilmiş olması verginin
doğmasını engellememektedir.
Verginin konusunu belirlemek açısından aşağıda yer
alan iki şartın birlikte aranması gerekmektedir. Öncelikle “Kâğıt” bir hususu ispat
veya belli etmek için ibraz edilebilecek nitelikte
yazılıp imzalanmış olacak ayrıca Damga Vergisi Kanununa bağlı (1) sayılı
tabloda yer alacaktır. Eğer ilk şart gerçekleşmiş olsa dahi “Kâğıt” (1) sayılı
tabloya dahil değilse vergileme yapılmayacaktır.
Damga
vergisinde vergiyi doğuran olay (1) sayılı tabloda yer alan Kâğıtların
tanzimidir. Verginin mükellefi ise verginin konusuna giren Kâğıtları imza
edenlerdir. Resmi dairelerle kişiler arasındaki işlemlere ait Kâğıtların damga
vergisini kişiler öder.
Bir kağıdın tabi olacağı verginin tespitinde o
kağıdın mahiyeti önem taşımaktadır. Bir kâğıdın tabi olacağı verginin tayini için o kâğıdın
mahiyetine bakılır ve buna göre tabloda yazılı vergisi bulunur.
Kâğıtların mahiyetlerinin
tayininde, şekli kanunlarda belirtilmiş olanlarda kanunlardaki adlarına,
belirtilmemiş olanlarda üzerlerindeki yazının tazammun ettiği hüküm ve manaya
bakılır.
Mahiyeti tayin edilmek istenen kâğıt üzerinde başka
bir kâğıda atıf yapılmışsa, atıf yapılan kâğıdın hükümlerine nazaran iktisap
ettiği mahiyete göre vergi alınır. (Damga Vergisi Kanunu Md. 4)
Damga vergisine tabi Kâğıtlar bir nüsha
düzenlenebileceği gibi birden fazla nüsha da düzenlenebilir. Sözleşmelerin
tarafların birer orjinal imzalı örneğe sahip olabilmesi için taraf sayısı kadar
düzenlendiği görülmektedir. Bu durumda her nüsha ayrı ayrı aynı miktarda damga
vergisine tabi tutulacaktır. (Bir nüshadan fazla olarak düzenlenen kâğıtların her
nüshası ayrı ayrı aynı miktar veya nispette damga vergisine tabidir. Şu kadar
ki, poliçe ve emre yazılı ticari senetlerin yalnız tedavüle çıkarılan nüshaları
vergiye tabi tutulur.)(Damga Vergisi Kanunu Md. 5)
Bir kâğıtta birbirinden tamamen ayrı birden fazla
akit ve işlem bulunduğu takdirde bunların herbirinden ayrı ayrı vergi alınır.
Bir kâğıtta toplanan akit ve işlemler birbirine bağlı
ve bir asıldan doğma oldukları takdirde damga vergisi, en yüksek vergi
alınmasını gerektiren akit veya işlem üzerinden alınır.
Ancak bu akit ve işlemlere asıl işlemin akitlerinden
başka bir şahsın eklenen akit ve işlemi de ayrıca vergiye tabidir. (Damga
Vergisi Kanunu Md. 6)
Damga vergisinde nispi ve maktu olmak üzere iki matrah ölçüsü kabul
edilmiştir. Nispi vergide Kâğıtların türü ve niteliklerine göre bunların
içerdiği ya da bu Kâğıtlarda gösterilen para miktarları verginin matrahıdır.
Vergi matraha Kanunda yazılı olan oran uygulanarak hesaplanır. Maktu vergide
ise Kâğıtların türleri matraha temel olur. Kâğıtların türüne göre vergi miktarı
Kanuna bağlı (1) sayılı tabloda belirtilmiştir.
Düzenlenen Kâğıtların içerdikleri belli tutarların
dikkate alınması suretiyle yapılacak nispi vergilendirmenin kapsamında yer alan
Kâğıtların ikili bir ayırım ile ele alınması imkanı bulunmaktadır. Bu çerçevede
yapılacak ayrımlamanın ilk ayağında, belli tutarı içermediklerinde maktu, belli
tutarı içerdiklerinde nispi olarak vergilendirilecek Kâğıtlar, ikinci ayağında
ise her halükarda maktu olarak vergiye tabi Kâğıtlar bulunmaktadır. Bir
işlemden maktu damga vergisi alınması öngörülmüş ise karşısında miktarı, nispi
olarak damga vergisi alınması öngörülmüş ise yine karşısında oranı yazılarak
Kâğıt vergiye tabi tutulur.
488 Sayılı
Damga Vergisi Kanunu’nun I sayılı tablosunda yer alan ve nispi vergiye tabi
tutulan Kâğıtlar bazı hallerde çok yüksek meblağlar içermekte veya uzun bir
döneme ilişkin olabilmekteydi. Bazı durumlarda Kâğıtların vergisi o kağıdı
tanzim ve imza edenlerin sermayelerinden daha fazla olabilmekte, bu durum da
mükellef şikayetlerine ve vergiden kaçınmalara yol açmaktaydı.Ancak 4369 Sayılı
Kanun’la 488 Sayılı Damga Vergisi Kanunu’nda yapılan düzenleme ile Kanun’a ekli
(1) sayılı tabloda yer alan her bir Kâğıt için hesaplanacak damga vergisi
tutarına bir üst sınır getirilmektedir. Bu makalemizde konuya ilişkin
açıklamalara yer verilmiştir.
II – DAMGA VERGİSİNDE ÜST SINIR SORUNU
Damga Vergisi Kanununun “Nispet” başlıklı 14. maddesi
şu şekildedir. Kâğıtların damga vergisi bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda
yazılı nispet veya miktarlarda alınır. (4369 sayılı Kanunun 77'nci
maddesiyle eklenen hüküm)(29.7.1998 tarihinden geçerli olmak üzere) Şu kadar
ki her bir Kâğıt için hesaplanacak vergi tutarı (1) sayılı tabloda yer alan
sınırlamalar saklı kalmak üzere (5281 sayılı Kanunun 43/2. maddesiyle
değiştirilen ve 1.1.2005’ten geçerli olmak üzere 31.12.2004 tarihinden itibaren
yürürlüğe giren ibare) 800 bin Yeni Türk Lirasını aşamaz. Bir önceki yılda uygulanan bu azami tutar her takvim yılı
başından geçerli olmak üzere, o yıl için tespit ve ilan olunan yeniden
değerleme oranında artırılır. (4842 sayılı Kanunun 28'inci maddesiyle
eklenen ibare) (24.4.2003 tarihinden geçerli olmak üzere) Bakanlar Kurulu
yeniden değerleme oranının % 50 fazlasını geçmemek ve % 20'sinden az olmamak
üzere yeni oranlar tespit etmeye yetkilidir.
Belli parayı ihtiva eden mukavelenamelerin
değiştirilmesi halinde artan miktar aynı nispette vergiye tabidir. Bunların devri
halinde aslından alınan verginin dörtte biri alınır.
Mukavelenamelerin müddetinin uzatılması halinde
aynı miktar veya nispette vergi alınır.
Akreditif mektup ve telgraflarında süre uzatıldığı
takdirde verginin dörtte biri alınır.
Yabancı memleketlerden Türkiye üzerine düzenlenen
kâğıtlar aynı miktarda, yabancı memleketlerin birinden diğeri üzerine
düzenlenip Türkiye'de tedavüle çıkarılanlar ise yarı nispette vergiye tabidir.”
Böylelikle uluslararası ilişkilerde bulunacak olan müteşebbislerin önünü
açmak ve Kâğıt düzenlememelerine neden olunmaması için böyle bir sınırlama
getirme gereği duyulmuştur.Yapılan düzenleme
ile (1) sayılı tablodaki her bir Kâğıt için hesaplanacak damga vergisi
tutarına bir üst sınır getirilmektedir. Ancak bu sınırın, Kâğıtların birden
fazla nüsha şeklinde düzenlenmesi halinde, bütün nüshalardan alınacak toplam
damga vergisine bir sınır mı çizdiği yoksa her bir nüshadan alınacak damga
vergisine bir sınır mı çizdiği konusu gündeme gelmektedir. Damga vergisinin
genel sistematiği içerisinde her bir nüshadan alınacak damga vergisine bir üst
sınır çizdiği sonucu çıkmakla beraber, bu sonuca aykırı Danıştay Kararları da
mevcuttur. Bunlardan bir tanesi aşağıya alınmıştır.[1]
“... Ancak, Damga Vergisi Kanunu’nun “Kâğıt
nüshalarının birden fazla olması” başlıklı 5. maddesinin “bir nüshadan fazla
olarak düzenlenen Kâğıtların her nüshası ayrı ayrı miktar veya nispette damga
vergisine tabidir” cümlesinde geçen “... Kâğıtların her nüshası ...” ibaresi,
kanunda geçen “Kâğıt” teriminin, “nüsha” teriminden farklı olduğunu, aynı
hususu ispat veya belli etmek üzere düzenlenip imzalanan nüshaların tümünün
birlikte, kağıdı ifade ettiğini göstermektedir. Sözkonusu 5. madde hükmü ile
14. maddenin açıklanan düzenlemesi birlikte değerlendirildiğinde, damga
vergisine tabi Kâğıtların her nüshasının diğerinden ayrı olarak
vergilendirileceği, ancak tüm nüshalar için hesaplanan toplam verginin 14.
maddede yazılı azami haddi aşamayacağı sonucuna varılmaktadır. 4369 sayılı
Kanunun 77. maddesinin gerekçesinde “azami haddin kimi durumlarda Kâğıtların
vergisinin bu Kâğıtları düzenleyip imzalayanların sermayelerini aşabileceği
gözönünde bulundurularak, bunun önlenmesi amacıyla getirildiği” açıklamasının
yapılmış olması da varılan bu sonucu doğrulamaktadır.” (Danıştay
7. Dairesi 22 Şubat 2000 tarih, Esas No: 1999/2090 Karar No: 2000/562 Kararı)
Görüldüğü üzere her ne kadar damga vergisinin genel
sistematiği içerisinde her bir nüshadan alınacak damga vergisine bir üst sınır
çizildiği sonucu çıkmakla birlikte Danıştayın kararında yer alan tersi yönde
bütün nüshalardan alınacak toplam damga vergisine bir sınır çizildiği yönündeki
açıklamalar da oldukça yerindedir. Bu nedenle sözkonusu ihtilafların
giderilmesi açısından Maliye Bakanlığı tarafından Bir Tebliğle gerekçeli bir
şekilde belirleme yapılması
gerekmektedir.
|