|
5 Ekim 2004
Altar Ömer ARPACI
Maliye Bakanlığı
Gelirler Kontrolörü
altararpaci@yahoo.com
VERGİ DENETİMİ ve GELİR
İDARESİNİN YENİDEN YAPILANMASI
Türkiye gibi ciddi bir yapısal
değişim sürecine giren ve çok ağır bir borç yükü içinde bulunan bir ülkenin
çözmesi gereken öncelikli sorun, hiç şüphesiz kamu finansman ihtiyacının
sağlıklı kaynaklarla karşılanması sorunudur. Zira, sağlıktan, eğitime,
adaletten, savunmaya hangi alanda daha iyi bir yapılanma talep edilirse edilsin
sürekli olarak gündeme sağlıklı kaynak sorunu gelmektedir. Ancak, kamu finansman
ihtiyacının ağırlıklı olarak borçlanma yoluyla karşılandığı ülkemizde, bu
sorunun bugünden yarına çözülebilecek basit bir sorun olmadığı da her kesimin
malumudur. Normal şartlarda bile çözümü kısa bir zamanda gerçekleşemeyebilecek
bu sorun, ne yazık ki son on yıllık periyotta yaşanan felaketler ve ekonomik
krizler sonucunda daha da karmaşık ve zor çözülür bir kimliğe bürünmüş
bulunmaktadır.
Yukarıda bahsedilen sağlıklı
finansman ihtiyacının karşılanmasında, şüphesiz ülkemizde varolan tüm gelirlerin
kavranabilmesi ve dolayısıyla da adil ve eşit şekilde vergilendirilebilmesi,
çözülmesi gereken öncelikli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Sadece
Maliye Bakanlığının sorunu olarak ele alınamayacak bu sorunun çözümü noktasında,
sivil toplum kuruluşlarının, kamuoyunun, ekonominin diğer idari birimlerinin
görüş ve desteklerinin de alınması suretiyle, ülkemizin kısa, orta ve uzun
vadeli çözüm önerilerini belirlemesi ve atılması gereken adımların atılması
sanırız bu sorunun çözümünü mümkün kılacak en etkili yöntem olacaktır.
Bir ülkenin vergilemede başarılı
olabilmesi için vergi kanunlarının rasyonelliği yanında gelir (vergi) idaresinin,
kanunları etkin bir şekilde uygulayacak teknolojik alt yapıya, insan kaynağına
ve ayrıca vergi kaçağını caydırıcı bir vergi denetim mekanizmasına sahip olması
gerekliliği aşikârdır.
Kamuda sürdürülen reform
niteliğindeki çalışmalar açısından gelir idaresinin ve vergi sisteminin
iyileştirilmesi ve yeniden yapılandırılması konusunun ele alınması şüphesiz
isabetlidir. Zira vergi gelirlerinin öneminin yeniden anlaşıldığı şu günlerde,
gelir idaresinin klasik merkezcil anlayış ve yapıdan sıyrılarak, mükellef odaklı
bir organizasyon yapısına sahip olma, kapasite, verimlilik ve liyakat
yaklaşımları çerçevesinde iş ve görev tanımları yapma ve standartlar oluşturma
bakımlarından Türk Gelir İdaresinin yeniden yapılanması zorunlu bir hal
almıştır.
Genel olarak denetim “boyutları veya
biçimleri normalin dışında olan parçaları çıkarıp atmak amacıyla yapılan
işlemdir”. Türk Dil Kurumu tarafından “denetleme”, “bir işin doğru ve yönetime
uygun olarak yapılıp yapılmadığını incelemek, murakabe etmek, teftiş etmek,
kontrol etmek” şeklinde tanımlanmaktadır. Konuşma dilinde denetim anlamını
taşıyan ve/veya aynı anlamda kullanılan “araştırma, kovuşturma, soruşturma,
inceleme, revizyon, kontrol, teftiş, murakabe vb.” birçok sözcük vardır.
Türkiye’de denetleme kavramı, daha çok ağırlıklı olarak revizyon, kontrol,
murakabe ve teftiş sözcüklerinde kendisini bulmaktadır.
Modern anlamda denetim, olasılık ve
görelilik (probabilite ve relativite) esaslarıyla belirlenmiş hedef ve
standartlar doğrultusunda ortaya çıkan sonuçların verimlilik, etkinlik ve
ekonomiklik derecelerini ölçmek, karşılaştırmak ve değerlendirmektir. Diğer bir
anlatımla denetim, bir kuruluşun ekonomik faaliyetlerine ve olaylarına ilişkin
açıklanan bilgilerin, önceden belirlenmiş kriterlere uygunluk derecesini
belirlemek ve raporlamak amacıyla bu ekonomik faaliyetlere ve olaylara ilişkin
bilgilerle ilgili kanıtların tarafsızca toplanması, değerlendirilmesi ve sonucun
bilgi kullanıcılarına raporlanması şeklinde tanımlanabilir.
Teftiş, denetim (murakabe) (Arapça),
revizyon, auditing (İngilizce), expertise (Fransızca) terimlerinin tümünün
içeriğinde kontrol anlamı bulunmaktadır. Kontrol, yalnız araştırma ve inceleme
ile yetinmez, denetime esas olacak ölçütleri ve fiili sonuçların bu ölçütlerden
sapmalarını ile bu sapmaların düzeltilmesi için mümkün olan önlemleri de saptar
ve gösterir. Kontrol işini yapan kişiye denetçi (murakıp), kontrolör, auditör,
exper, revizör vb. denilmektedir. (Ayrıntılı bilgi için bkz. KENGER
Erdal, Başdenetçi(YMM, MBA), DENETÇİ YARDIMCILARI EĞİTİM NOTU, Şubat 2001)
Bir işletmenin faaliyet sonuçları
ile doğrudan ilgili kesim sadece o işletmenin sahip veya ortakları değildir.
İşletmelerle doğrudan ilgili olan işletme sahip veya ortaklarının yanı sıra o
işletme ile ticari, mali ve ekonomik ilişkiler kuran işletmeler veya toplum
bireyleri, kredi, finans ve yatırım kuruluşları ile çeşitli kamu kurum ve
kuruluşları işletmenin faaliyet sonuçları ile ilgilenmekte konu hakkında
sağlıklı ve güvenilir bilgi sahibi olmak istemektedirler. İşletmelerin faaliyet
ve sonuçları konusunda bilgi kaynağı ise o işletmenin muhasebe kayıt ve
belgeleri ile bunlara dayanılarak hazırlanmış mali tablolardır.
Görüldüğü üzere işletmelerin
faaliyette bulunduğu alanda elde etmiş olduğu dönemsel sonucun (elde edilen kâr
veya zarar) belirli zaman aralıklarıyla tespiti gereği hem işletme yönetimi için
hem de genel anlamda kamu açısından vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. İşte bu kişi ve
kuruluşlardan olan Devletin dönem sonucunu bilmek istemesinin sebebi ise işletme
öz sermayesinde meydana gelen artıştan (kârdan) payına düşeni almak istemesidir.
Bu nedenle Devlet, işletmelerin kazançlarını nasıl tespit edeceklerini, tespit
edilen bu kazançlarını ne zaman ve ne şekilde beyan edeceklerini belirlemiştir.
Mali gücüne göre, kamu giderlerini
karşılamak üzere, vergi ödemekle yükümlü olanların vergisel açıdan meydana gelen
gelişmeleri takip etme zorunlulukları bulunmaktadır. Ne var ki özellikle son
yıllarda yapılan hukuki düzenlemeleri izlemek çok daha fazla mesai harcamayı
gerektirmiştir.
Türk vergi sisteminde kaynakta
kesilenler dışında, vergilerde beyan esası geçerlidir. İşte bu noktada mükellef
beyanlarının doğruluğunun denetlenmesi gereği ortaya çıkmaktadır.
Geniş anlamıyla vergi denetimi
kavramı, vergi mükelleflerinin beyanlarının doğruluğunun incelenmesini(vergi
incelemesi) ve vergi idaresinin merkez ve taşra teşkilatının iç denetime tabi
tutulması(teftiş)ile vergi idaresi personelinin gerektiğinde soruşturmalarının
yapılmasını kapsamaktadır. (Vergi denetimi ile ilgili olarak
Maliye Bakanlığı bünyesinde denetim birimleri teşkil edilmiş olup, Maliye
Müfettişleri, Gelirler Kontrolörleri ve Vergi Denetmenleri “vergi incelemesi”
“teftiş” ve “soruşturma” yetkilerini haizdirler. Hesap Uzmanları ise yalnız
“vergi incelemesi” yetkisini haizdirler.)
Vergi denetiminin amacı
(nedenleri);
1.
Vergi kaçırılmasının önlenmesi
2.
Mali nedenler (Bütçeye kaynak)
3.
Sosyal nedenler(Gelir dağılımında
adaletin sağlanması)
4.
Hukuki nedenler(Yürürlüğe giren bir
verginin gereği gibi uygulanması devletin gücünü saygınlığını temsil eder. Başka
bir neden olmasa dahi vergi kanununun hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde
uygulanması için denetim gereklidir.)
Son 40-50 yıl vergi kanunlarında
önemli yapılandırmalara sahne olmuştur. Özellikle son 10 yılda hazırlanan vergi
kanun tasarıları ise kamuoyuna “vergi reformu” adı altında sunulmuştur. Bununla
birlikte vergilendirme tabanının genişletilmesi ve elde edilen gelirlerin tam
olarak kavranabilmesi henüz istenen düzeyde değildir.
Etkin bir vergi sistemi ancak etkin
bir vergi idaresinin ve vergi denetim yapısının olmasıyla oluşturulabilir. Vergi
reformu ile amaçlanan adil vergileme, kayıtdışı ekonominin kayıt altına
alınması, vergi tabanının genişletilmesi ve vergilerin ekonomik büyümeyi
desteklemesi vergi idaresinde yapılacak paralel düzenlemelerle
sağlanabilecektir. Bu amaçları gerçekleştirmede uygulamaya yön verme ve
sistemin işleyişi açısından vergi idaresi ile vergi denetiminin daha etkin hale
getirilmesinin de önemi açıktır. Aslında vergilendirme açısından gelirin tam
olarak kavranamamasında sorun kanunlardan ziyade uygulamadan kaynaklanmaktadır.
Şüphesiz sorunun oluşumunda veya çözülememesinde yasal eksiklikler önemli bir
unsurdur. Ancak gerekli yasal düzenlemelerin yapılması durumunda dahi, vergi
idaresinde uygulamada sorunlar yaşanması durumunda yine gelirin tam olarak
kavranamayacağı aşikardır. Bu nedenle öncelikle vergi idaresinin ciddi anlamda
ele alınmasında ve vergi idaresinin yeniden yapılandırılmasında yarar
bulunmaktadır.
Vergi idaresinin yapılanması IMF’ye
verilen son Niyet Mektubu uyarınca Ekim 2004 ayında tamamlanacaktır. Vergi
idaresinin yeniden yapılanması ile ilgili hazırlıklar konusunda aşağıdaki
hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir.
1 - Öncelikle “mükellef odaklı”
vergi idaresi kurma çalışmaları yapılması gerekmektedir. “Vergi İdaresi”nin
mükelleflerin devlete vergilerini ödemeleriyle ilgili olarak hizmet veren(veya
vermesi gereken) bir kamu kurumu olduğu gözden uzak tutulmamalıdır,
2 - Özel sektör kuruluşları sık sık
müşteri anketleri yapmaktadır. “Vergi İdaresi”nin varlığı mükellefe hizmete
dayandığına göre, vergi idaresinin bir bakıma müşterileri olan mükellef
temsilcilerinin (odalar, birlikler federasyonlar, vs.) yeniden yapılanma
hakkında görüşleri alınmalıdır,
3 – Mükelleflere hizmeti vergi
idaresi personeli sunacağına göre taşrada memurundan defterdarına, yine merkezde
memurundan gelirler genel müdürüne kadar personelin yeniden yapılanma konusunda
görüşünün alınmasından daha tabii bir şey olamaz,
4 – Maliye Bakanlığı denetim
birimlerinden faydalanılması, özellikle Vergi idaresinin teftiş ve soruşturması
ile görevli birimler olan maliye müfettişleri, gelirler kontrolörleri ve vergi
denetmenlerinin tecrübelerinden ve bilgi birikimlerinden faydalanılması
çalışmaların hem daha doğru hem daha hızlı olmasını sağlayacaktır.
Vergi denetimi açısından ise;
Ülkemizde vergi denetim elemanları
nitelikli ancak sayı olarak yetersizlerdir. Merkezde üç, taşrada bir olmak üzere
toplam dört denetim birimi tarafından vergi incelemeleri yürütülmektedir. Bu
nedenle vergi denetiminde planlama ve koordinasyon eksikliği dolayısıyla vergi
denetiminin temel ilke ve stratejilerini de sağlıklı bir şekilde oluşturmak
mümkün olmamaktadır. Türkiye Genelinde, bölgelerde dikkate alınarak inceleme
yapılması gereken sektör gruplar rasyonel bir şekilde tespit edilemediği gibi
vergi adaletinin de gerektiği şekilde oluşturulması sağlanamamaktadır. İnceleme
elemanlarının sayılarının yetersizliği yanında inceleme elemanlarının örgüt
yapıları arasında koordinasyonsuzluk hatta uyumsuzluk bulunmaktadır.
Maliye Bakanlığı'nın
fonksiyonlarının artması veya yaygınlaşması gerekçesiyle artırılan denetim
birimi sayısı, giderek bir taraftan mükerrer denetime ve kaynak israfına, diğer
taraftan da bugünkü denetim kargaşasına ve denetim birimleri arasında
koordinasyonsuzluğa yol açmıştır. Son
zamanlarda Maliye Bakanlığı denetim birimleri arasında koordinasyon kurulunun
kurulması da bu durumun en açık delilidir. Bu hususlar vergi denetiminden
beklenen faydanın alınmaması sonucunu doğurmaktadır.
Avrupa Birliğine giriş süreci ile
birlikte bütün kurum ve kuralların gözden geçirildiği ve optimum faydayı
sağlamaya yönelik düzenlemelerin çoğunluk kazandığı ve yeniden yapılanmanın
hızlandığı günümüzde vergi denetim birimlerinin birbirinden kopuk, etkinlik ve
verimliliği ortadan kaldıran bir çalışma düzeni içinde olmaları izah edilemez
bir durumdur.
Ülke çıkarları, vergi denetiminde
etkinlik ve verimliliğin sağlanması, teknolojik imkanlardan azami derecede
istifade edilmesi, zaman ve iş gücü israfının önlenmesi, vergi denetiminde
optimal faydanın sağlanması gibi nedenler vergi denetim birimlerinin bir örgüt
yapısı içerisinde tek bir çatı altında hizmet vermelerini zorunlu kılmaktadır.
Ayrıca şunun iyi bilinmesi gerekmektedir ki vergi denetiminin tek çatı altında
toplanması denetim sorununu çözmeyecektir. Sadece sorunu çözmede ilk adım
olacaktır. Çünkü vergi kayıp ve kaçağı sorununun çözülmesinde atılması gereken
daha bir çok adım vardır.
|