|
04
Mayıs 2005
Altar Ömer ARPACI
Maliye Bakanlığı
Gelirler Kontrolörü
altararpaci@yahoo.com
VERGİDE YENİ ÖRGÜTLENME
I – GİRİŞ
5333 Sayılı Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında
Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından 14 Nisan 2005
tarihinde kabul edilmiştir.
Türkiye gibi ciddi bir yapısal değişim sürecine giren ve çok ağır bir
borç yükü içinde bulunan bir ülkenin çözmesi gereken öncelikli sorun, hiç
şüphesiz kamu finansman ihtiyacının sağlıklı kaynaklarla karşılanması
sorunudur. Zira, sağlıktan, eğitime, adaletten, savunmaya hangi alanda daha iyi
bir yapılanma talep edilirse edilsin sürekli olarak gündeme sağlıklı kaynak
sorunu gelmektedir. Ancak, kamu finansman ihtiyacının ağırlıklı olarak
borçlanma yoluyla karşılandığı ülkemizde, bu sorunun bugünden yarına
çözülebilecek basit bir sorun olmadığı da her kesimin malumudur. Normal
şartlarda bile çözümü kısa bir zamanda gerçekleşemeyebilecek bu sorun, ne yazık
ki son on yıllık periyotta yaşanan felaketler ve ekonomik krizler sonucunda
daha da karmaşık ve zor çözülür bir kimliğe bürünmüş bulunmaktadır.
Yukarıda bahsedilen sağlıklı finansman ihtiyacının karşılanmasında,
şüphesiz ülkemizde varolan tüm gelirlerin kavranabilmesi ve dolayısıyla da adil
ve eşit şekilde vergilendirilebilmesi, çözülmesi gereken öncelikli bir sorun
olarak karşımıza çıkmaktadır. Sadece Maliye Bakanlığının sorunu olarak ele
alınamayacak bu sorunun çözümü noktasında, sivil toplum kuruluşlarının,
kamuoyunun, ekonominin diğer idari birimlerinin görüş ve desteklerinin de
alınması suretiyle, ülkemizin kısa, orta ve uzun vadeli çözüm önerilerini
belirlemesi ve atılması gereken adımların atılması sanırız bu sorunun çözümünü
mümkün kılacak en etkili yöntem olacaktır.
Bir ülkenin
vergilemede başarılı olabilmesi için vergi kanunlarının rasyonelliği yanında
gelir (vergi) idaresinin, kanunları etkin bir şekilde uygulayacak teknolojik alt
yapıya, insan kaynağına ve ayrıca vergi kaçağını caydırıcı bir vergi denetim
mekanizmasına sahip olması gerekliliği aşikârdır.
Kamuda sürdürülen reform niteliğindeki
çalışmalar açısından gelir idaresinin ve vergi sisteminin iyileştirilmesi ve
yeniden yapılandırılması konusunun ele alınması şüphesiz isabetlidir. Zira,
vergi gelirlerinin öneminin yeniden anlaşıldığı şu günlerde, gelir idaresinin
klasik merkezcil anlayış ve yapıdan sıyrılarak, mükellef odaklı bir
organizasyon yapısına sahip olma, kapasite, verimlilik ve liyakat yaklaşımları
çerçevesinde iş ve görev tanımları yapma ve standartlar oluşturma bakımlarından
Türk Gelir İdaresinin yeniden yapılanması zorunlu bir hal almıştır.
II – GELİR İDARESİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ
1838 yılına kadar Osmanlılarda tam
anlamıyla bir Maliye Bakanlığı yoktur. Bu tarihe kadar, mali işlerle uğraşan
teşkilatın başında "Nazır" yerine ancak "birinci sınıf
muhasip" veya "Defterdar" olarak adlandırılan bir memur
bulunmaktadır.
1838
yılında yayınlanan bir “Hattı-Hümayun”la devlet teşkilatı içinde resmen bir
Maliye Nezareti kurulmuştur. Bu nezaretin yapısı herbiri bir "Reis"in
başkanlığında "Daire"lerden oluşmaktadır. Bu daireler içinde Baş
Vergisi veya Haraç Dairesi,"Avarız" ve "Bedeli Nuzil"
denilen ve kentlerden mahalleler itibariyle alınan resimlerle ilgili dairedir.
Bir anlamda bugünkü Gelirler Genel Müdürlüğü'nün görevlerinin bu daire
tarafından yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
1881
yılında Maliye Nezareti "Heyet-i Merkeziye" ve "Heyet-i
Mülhaka" olarak iki ayrı kuruluş haline getirilmiştir. Bunun önemi Heyeti
Merkeziye'de (Merkez teşkilatı) ilk kez Gelirler Genel Müdürlüğü nüvesinin yer
almasıdır.
Meşrutiyet
döneminde, 1908 yılında, Maliye Nezareti'nde görev ve teşkilat değişiklikleri
yapılmıştır. O dönem görevli olan Maliye Müşaviri Mösyö Loran, Nezareti
aralarında Gelirler Umum Müdürlüğü de bulunan sekiz müdüriyetten oluşan bir
yapı üzerine oturtmaktadır.
23
Nisan 1920'de açılan Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edilen ilk
kanun bir vergi kanunu olmuştur. 1923 yılında Maliye Bakanlığı kurulmakla
birlikte, "Maliye Vekâleti Teşkilatı ve Vazifeleri Hakkında Kanun" 29
Mayıs 1936 tarihinde kabul edilmiş ve 5 Haziran 1936 tarih ve 3322 sayılı Resmi
Gazete'de yayınlanmıştır.
2996
sayılı Kanun'da belirtilen Varidat Umum Müdürlügü'nün görevleri, 10'uncu maddede
şu şekilde belirtilmiştir:
“Varidat
Umum Müdürlüğü; devletin varidat bütçesini ve esbabı mucibesini hazırlamak,
varidat kanunlarının tatbikatını idare ve vilayetler varidat teşkilatının
faaliyetini tanzim eylemek, vilayetlere mevdu Bina ve Arazi Vergilerinin tarh,
tahakkuk, tahrir ve tadil işlerine ait kanun ve nizamnameleri ve bunlara
müteallik tadilleri ihzar etmek ve tatbikattaki ihtilaf ve tereddütler üzerine
vaki olacak suallere cevap vermek ve bu işlere ait kanuni icapların zamanında
yapılmaları için lazım gelen tedbirleri almak, varidata tesiri olan bütün kanun
projelerini tetkik ve mütalaa beyan etmek, kanunlarına göre Maliye Vekaleti'nin
mezuniyetiyle terkinleri icabeden vergilerin terkinlerine ait muameleleri
yapmak, Mali Tetkik Heyeti'nce gösterilecek lüzum dairesinde varidat istatistikleri
için lüzumlu malümatı toplamak, mahalli idarelerin varidat işlerinin devlet
varidat ile alâka ve ahengini temin etmek, bu Umum Müdürlüğü'nün vazifesidir.”
2996
sayılı Kanun'da 14.8.1942 tarih ve 5184 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan
10.8.1942 tarih ve 4286 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle Varidat Umum
Müdürlüğü kaldırılmış ve Vasıtasız Vergiler ile Vasıtalı Vergiler Umum
Müdürlükleri kurulmuştur.
7.6.1946
tarih ve 6327 sayılı Resmi Gazete' de yayımlanan 29.5.1946 tarih ve 4910sayılı
Kanun'un getirmiş olduğu en önemli değişiklik Vasıtasız Vergiler ve Vasıtalı
Vergiler Umum Müdürlükleri'nin kaldırılmış olması ve “Gelirler Genel Müdürlüğü”
adına ilk kez rastlanmasıdır.
4910
sayılı Kanun'un 2'nci maddesi ile de 2996 sayılı Kanun'un 4286 sayılı Kanunla
10'uncu maddesi değiştirilerek Gelirler Genel Müdürlüğü'nün görevleri şu
şekilde belirlenmektedir:
“Gelirler
Genel Müdürlüğü; devletin gelir bütçesini gerekçesiyle birlikte hazırlamak,
gelir kanunlarının uygulanmasını yönetmek, iller gelir teşkilatının iş güdümünü
düzenlemek, gelirlere ilişkin kanun ve tüzükleri ve bunlara ilişkin her türlü
değişiklikleri hazırlamak, uygulamalardaki anlaşmazlıklar ve duraksamalar
üzerine sorulan sorulara cevap vermek, bu işlere ilişkin kanun hükümlerinin
vaktinde yapılmaları için gerekli tedbirleri almak, gelirlere tesiri olan her
türlü kanun teklif ve tasarılarını inceleyip bunlar hakkındaki düşüncelerini
bildirmek, Maliye Bakanlığı'nın izni ile silinmesi gereken vergilere ilişkin
işlemleri yapmak, Maliye Tetkik Kurulu'nun isteğine göre gelirler istatistiği
için gerekli bilgileri toplamak, özel idareler ve belediyeler vergi sisteminin
devlet vergileriyle olan ilgi ve uyumunu sağlamak ve bu idarelere bırakılmış olan
bina ve arazi vergilerinin tarh,tahakkuk, tahrir ve tadil işlerine ait kanun ve
tüzüklerle bunlarda yapılacak değişiklikleri hazırlamak görevleriyle
ödevlidir.”
Halihazırda Gelirler Genel Müdürlüğü’nün
görev ve yetkileri 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ve 178 sayılı Kanun
Hükmünde değişiklik yapan 543 sayılı Maliye Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile son
şeklini almıştır.
Gelirler
Genel Müdürlüğü'nün görevlerine ilişkin 12'nci madde aşağıdaki gibidir: (Gelirler Genel Müdürlüğü’nün tarihçesi, tanıtımı,
istatistikleri, beyanname rehberleri ile iletişim adres ve telefonları ile
ilgili olarak ayrıntılı bilgi için bkz. www.gelirler.gov.tr)
1.
Devlet gelirleri politikasını hazırlar ve uygular,
2.
Devlet gelirlerine ilişkin kanun ve tüzükleri ve bunlarla ilgili her türlü
değişiklikleri hazırlar,
3.
Devletin gelir bütçesini gerekçesi ile birlikte düzenler,
4.
Mahalli idarelerin vergi sisteminin devlet vergi sistemi ile uyumunu sağlayıcı
tedbirleri alır,
5.
Gelirlere tesiri olan her türlü kanun, teklif ve tasarılarını inceleyip, bunlar
hakkındaki düşüncelerini bildirir ve tasarıların devlet gelirleri politikasına
ve vergi tekniğine uygunluğunu sağlar,
6.
Milletler arası vergi ilişkilerini yürütür, ikili veya çok taraflı vergi
anlaşmaları yapar,
7.
Devlet gelirlerine ilişkin kanunların uygulanmasını sağlar,
8.
Devlet alacaklarının süresinde ve kanunlara uygun bir şekilde tahsili için
gerekli tedbirleri alır,
9.
Vergi denetimini gerçekleştirir,
10.
Vergi tekniği uygulaması hizmetlerini geliştirir, diğer vergi ile ilgili
işlemleri yapar,
11.
Uygulamadaki anlaşmazlıklar ve tereddütler üzerine sorulara cevap verir,
12.
Silinmesi gereken vergilere ve tahsil edilemeyerek zamanaşımına uğrayan hazine
alacaklarının kanunlar gereğince silinmesine dair işlemleri yapar,
13.
Tahakkuk ve tahsilat hesaplarını ve istatistiklerini toplar, değerlendirir,
yayımlar,
14.
Milletler arası kuruluşlarla vergi ile ilgili konularda işbirliği yapar,
toplantılara katılır ve görüş bildirir,
15.
Vergi istihbarat hizmetlerini yürütür,
16.
Teşkilat ve görev alanına giren işlemlerin yürütülmesi için bilgi işlem
hizmetlerini tasarlar ve uygular, bu amaçla gerekli örgütlenmeyi sağlar,
17.
Teşkilat ve görev alanına giren işlemleri kontrolörleri vasıtasıyla inceletir
ve denetletir.
III –
VERGİDE YENİ ÖRGÜTLENME
5333 sayılı Kanunda Gelir İdaresi Başkanlığı'nın
görevleri şu şekilde tanımlanmıştır.
- Bakanlık tarafından belirlenen devlet gelirleri politikasını
uygulamak,
- Mükelleflerin vergiye uyumunu sağlamak ve hizmetlerini yerine getirmek,
- Mükellef haklarının korunması ve mükellef ile Başkanlık
ilişkilerinin karşılıklı güven esasına dayanması konusunda gerekli tedbirleri
almak,
- Mükellefleri vergi mevzuatından doğan hakları ve ödevleri
konusunda bilgilendirmek,
- Devlet gelirleri politikasıyla ilgili kanun ve kararname
çalışmalarına katılmak.
- Görev alanındaki devlet alacaklarının tahsilini sağlamak ve bu
konuda gerekli tedbirleri almak,
- Vergilendirmeyle ilgili bilgileri toplamak ve bilgi işlem
faaliyetlerini yürütmek,
- Vergi yasalarında veya diğer mali yasalarda yer alan her türlü
istisna, muaflık ve indirimlerin maliyetlerini ölçmek, ekonomik ve sosyal
etkileri analiz etmek,
- Bakanlıkça belirlenen temel politikalar ve stratejiler
doğrultusunda vergi denetimi ve incelemesini gerçekleştirmek, vergi kayıp ve
kaçağının önlenmesi konusunda gerekli tedbirleri almak,
- Mahalli idare gelirleri politikası ile devlet gelirleri
politikasının uygulanmasında uyumu sağlayıcı tedbirler almak,
- Geliri etkileyen her türlü kanun yasa ve teklifini vergi tekniği
ve uygulamaları açısından inceleyerek görüş bildirmek, Görev alanına
giren konularda uluslararası gelişmeleri izlemek ve AB, uluslararası kuruluşlar
ve diğer devletlerle işbirliği yapmak,
- Kamu Görevlileri Etik Kurulu'nun belirlediği ilkeler çerçevesinde
kurumsal etik kurallarını düzenleyerek personel ve mükelleflere duyurmak,
- Uygulamada ortaya çıkan ihtilafların en aza indirilmesine ve
uygulama birliği sağlanmasına yönelik tedbirler almak.
5333 sayılı
Kanunun genel gerekçesine göre; gelir idaresinin Maliye Bakanlığına bağlı bir
başkanlık şeklinde örgütlenmesi öngörülmektedir. Önerilen yapıda; güçlü bir
merkez ve taşra teşkilatının oluşturulması, yönetsel anlamda taşranın doğrudan
merkeze bağlı olması, yetki devrini esas alan ve mümkün olduğunca yatay bir
organizasyonun ortaya konulması, bu amaçla merkez ve taşradaki fonksiyonel
birimlerin hiyerarşiye yol açmadan doğrudan ve hızlı bir şekilde iletişimin
sağlanması hedeflenmiştir. Merkezde yer alan birimlerin strateji geliştirme,
koordinasyon ve yönlendirme kapasiteleri artırılırken taşra birimlerine
inisiyatif kullanma ve operasyonel esneklik imkânının sağlanması, merkez ve
taşradaki birimlerin görev tanımları netleştirilerek mükerrerliklerin
önlenmesi, özellikle taşra yapılanmasında ortak hizmetlerin birleştirilerek
etkinliğin ve verimliliğin artırılması, sadece vergi türlerini esas alan mevcut
vergi tipi organizasyon yapısından; mükellef odaklılığı esas alan fonksiyonel
bir yapıyı da bünyesine taşıyan karma yapılanmaya gidilmesi hedeflenmektedir.
Yeni
yapılanmada, gelir politikalarını üretme süreci Maliye Bakanlığı bünyesinde
bırakılırken bu politikaların uygulanması Gelir İdaresi Başkanlığına
bırakılmıştır. Bu yapılanmada görevler arasında mükerrerlikler oluşmaması; aynı
hizmetin birden çok birim tarafından yüklenilmemesi ve birimler arasında
iletişimin ve işbirliğinin gözetilmesi öngörülmüştür.
Stratejik
yönetim anlayışının, sürekli kurumsal gelişimin sağlanması ve değişen çevre
faktörlerini analiz ederek politikalar oluşturulması, performans ve kalite
ölçütlerinin geliştirilmesi ve verimliliğin artırılması bakımından yeni
yapılanmada bütün birimlere yaygınlaştırılması hedeflenmektedir. Değişim
yönetiminin ve performans hedefleri gerçekleşmelerinin izlenmesi ve
tavsiyelerde bulunulması amacıyla geçiş süreci, oluşturulan İzleme Komitesi ile
desteklenmiştir.
Mükelleflere
en iyi hizmetin adalet ve tarafsızlıkla sunulması ve mükellef haklarının
korunması da yeniden yapılanmanın önemli hedefleri arasında yer almaktadır. Bu
amaçla söz konusu hizmetlerin ana hizmet birimi çatısı altında sürdürülmesi
öngörülmüştür.
IV -
CUMHURBAŞKANI AHMET NECDET SEZER TARAFINDAN YAYIMLANMASI UYGUN BULUNMAYAN, 5333
SAYILI "GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA
KANUN"UN, 28. MADDESİ
T.C.
CUMHURBAŞKANLIĞI’nın : B.01.0.KKB.01-18/A-6-2005-332 29 / 04 / 2004 sayılı 5333
sayılı Kanunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na geri gönderilme
gerekçesinin 6. bölümü şu şekildedir.
“İncelenen
Yasa'nın 28. maddesinin birinci fıkrasında, başkan yardımcıları, daire
başkanları, vergi dairesi başkanları ve gelirler kontrolörlerinin Başkan'ın
önerisi üzerine Maliye Bakanı'nca atanacağı belirtildikten sonra,
"23.4.1981 tarihli ve 2451 sayılı Kanun hükümleri dışında kalan diğer
personelin atamaları"nın Başkan tarafından yapılacağı vurgulanırken,
fıkrada sayılanlar dışında 2451 sayılı Yasa kapsamında bulunanların bu Yasa'da
öngörülen yöntemle atanacağı kabul edilmektedir.
Bu durum
bir çelişkiye neden olmaktadır. Çünkü, fıkrada sayılan üst düzey görevlere
atanacaklar için Maliye Bakanı'nın onayı yeterli görülürken, 2451 sayılı Yasa
kapsamına giren, örneğin 1. hukuk müşaviri ancak ortak kararname ile
atanabilecektir.
Bu
nedenlerle, incelenen Yasa'nın 28. maddesinin ilk fıkrası, Anayasa'yla kabul
edilen parlamenter demokratik sistemle, Anayasa'nın 8, 104 ve 105.
maddeleriyle, kamu yararı ve kamu hizmetinin gerekleriyle bağdaşmamaktadır.
Yayımlanması
yukarıda açıklanan gerekçelerle uygun bulunmayan 5333 sayılı "Gelir
İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun", 28.
maddesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nce bir kez daha görüşülmesi için,
Anayasa'nın değişik 89 ve 104. maddeleri uyarınca ilişikte geri
gönderilmiştir.”
V – VERGİ
KANUNLARIN GÖZDEN GEÇİRİLMESİ GÜNDEMDE
178 sayılı Maliye
Bakanlığı’nın Kuruluş Kanun Hükmünde Kararname değiştiren, 5228 sayılı Kanun
ile Vergi Konseyi’nin kurulması sağlandı.
Sekiz aylık bir aradan sonra,
Yönetmelik 22 Mart 2005 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak Vergi
Konseyine ilişkin yasal düzenleme tamamlanmış oldu.
Vergi Konseyi'nin yeni bir vergi sistemi
oluşturulması çalışmaları ile bu konulardaki değerlendirmeleri basına yansıdığı
kadarı ile şu şekildedir:
-
Vergi Kanunları yeniden yazılıyor: Gelir, Kurumlar
ve Vergi Usul Kanunları, sık sık yapılan değişiklikler ile sistematiğini
yitirdi ve içinden çıkılmaz hale geldi. Bu nedenle her 3 temel Kanun yeniden
yazılarak, basit ve anlaşılır hale gelecek.
Her 3 vergide aksayan yönler ile diğer ülkelerin bu
alanlardaki uygulamaları da dikkate alınarak, söz konusu Kanunlarda Türkiye'nin
ihtiyacı olan yeni müesseselere de yer verilecek ve böylece yeniden yazım, bir
reforma dönüştürülecek.
Bunun için oluşturulan geniş bir araştırma ekibi,
ABD, Polonya, Fransa, İngiltere, İrlanda, Belçika, Güney Kore ve Portekiz'in
Gelir, Kurumlar ve Vergi Usul Kanunları ile bu vergilere ilişkin uygulamalarını
büyüteç altına aldı.
İncelemeler 1-2 ay içinde bitecek ve 3 Kanunun
yeniden yazımına geçilecek. Bu arada, Konseyin vergi cezalarına ilişkin
çalışması da, yeni Vergi Usul Kanunu'nda cezaları düzenleyen maddelerin yazımı
sırasında değerlendirilecek. Böylece vergi kaçıranlara yönelik cezalar, daha
caydırıcı hale gelecek.
-
Örtülü Sermaye Müessesesi: Konsey, şirketlerde borç
şeklinde konulan sermayenin neden olduğu sıkıntıların ortadan kaldırılması için
örtülü sermaye müessesesinin de yeniden düzenlenmesi üzerinde çalışıyor.
-
3568 Sayılı
Serbest Muhasebeci, Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Yasası da
değişecek. Buna ilişkin çalışmalar da TÜRMOB'la işbirliği içinde devam ediyor.
VI - SONUÇ
Çağdaş vergileme
sistemlerinde mükellefin ödeyeceği vergiyi kendisinin beyanı esastır.
Mükellefin beyanının esas alınmasının temelinde vatandaşlık kavramı ve bilinci
yatmaktadır. Her vatandaş mali gücü oranında vergi öder. Ancak mükellefin vergi
sistemine olan inancı çeşitli nedenlerle sekteye uğrarsa, beyan esasına dayanan
vergilemeden beklenen sonuçların alınması mümkün değildir.
Geleneksel
yönetim anlayışı nedeniyle, (yani mükellef odaklı yapılanmama nedeniyle) gelir
idaresinde çalışanların mükelleflerin sorunların çözümlerine yeterince
eğilememeleri yaşanan uzun bürokrasi süreci ve kırtasiyecilik de yukarıda
belirttiğimiz sonucun ortaya çıkmasının önemli nedenlerinden biridir.
Vergi
sistemimizde mükelleflerin sisteme olan güvenlerinin aksamasının temel
nedenlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz;
- Toplanan
vergilerin verimli kullanılmadığına dair inanç,
- Eğitim, sağlık, adalet, alt yapı gibi
toplumun önem verdiği temel ihtiyaçlara yeterli kaynak ayrılmaması,
- Toplanan vergilerin bir bölümünün halkın
tepki duyduğu gruplara (hayali ihracatçılar, naylon faturacılar, batık
bankalar, hortumcular, vs. ) aktarıldığına dair inanç,
- Ekonomide kayıt dışılığın önemli boyutta
ulaşması sonucunda kamunun finansman yükünü kayıtlı kesimin çekmesi,
- Vergileme alanında değişikliklerin sıklığı, mükelleflerin
orta ve uzun vadeli plan yapmasını engellemekte yapılan planların da yerine
göre yanlış sonuçlar vermesine neden olmaktadır. Vergi alanında görüş bildiren hemen hemen tüm kesimlerin üzerinde görüş
birliğine vardığı ortak konulardan birisi de hiç şüphesiz, vergi kanunların
artık uzmanlar tarafından dahi anlaşılmasında güçlüklerle karşılaşıldığıdır.
Çok sık değişen yasa maddeleri, tebliğler ve iç genelgelerle sistem vergi
uygulamacılarının dahi takibini güçleştirmektedir.
- Mükelleflerin vergi sistemine güvensizliklerinden birisi de
vergi kanunlarının geriye yürütülmesi ve zaman zaman vergi affı kanunlarına
başvurulması noktasında ortaya çıkmaktadır.
Mükelleflerin, mükellefiyetlerinin tesisinden vergilerini zamanında
ödeyip ödemediklerine kadar her aşamada vergi dairesi tarafından yakından takip
edilmesi vergi idaresinin etkinliğinin ve verimliliğinin sağlanmasında son
derece önemlidir. Ancak, uygulamada bunun iyi işlediğini söylemek mümkün
değildir. Çünkü;
Pek çok vergi dairesinin yetki bölgesi üstesinden gelemeyeceği
büyüklükte tutulmuştur. Ayrıca, vergi dairesi yöneticileri, yürürlükteki
mevzuat gereği ağır bir evrak trafiğine boğulmuş olduğundan, planlama,
koordinasyon ve izleme gibi temel yöneticilik görevlerini gereği gibi yerine
getirememektedirler.
Mükelleflerin, mükellefiyetle ilgili sorumluluklarını gereği gibi
yerine getirip getirmedikleri, tahsilata yetkili vergi daireleri tarafından
yapılacak takip ve değerlendirmelerle yakından ilgilidir. Günümüzde vergi
dairelerinin yetki alanına giren mükellef sayılarının çokluğu ve tahsil yetkisi
bulunan vergi dairelerinin gereksiz birçok iş yüküne boğulmuş olmaları asli
görevlerini yapamaz duruma getirmiştir. Diğer taraftan, mükelleflerin beyanname
vermek, vergilerini ödemek ve benzeri vergisel mükellefiyetlerini yerine
getirmek için sık sık vergi dairelerine gitme yönündeki alışkanlıklarının devam
etmesine yol açan yürürlükteki vergi uygulamalarının vergi dairesinin iç iş
yükünü büyük ölçüde artırması nedeniyle vergi dairesi personelinin rasyonel
istihdamı sağlanamamaktadır.
Vergi idaresinin mevcut sorunlarından bir diğeri de teknoloji
kullanımıdır. Bu kapsamda, uygulamaya konulan vergi daireleri tam otomasyon
projesi ilerlemekle birlikte ancak tam anlamıyla yeterli olamayan , Diğer
bakanlık birimleri ve hatta Maliye Bakanlığının ilgili birimleriyle irtibatı tam olarak kuramayan bir yapıdadır.
Vergi dairesi mükellefi tespit eden, vergi tarh eden, tahakkuk ettiren ve
tahsil eden dairedir. Kayıt dışı ekonominin gündemimize karabasan gibi çöktüğü
şu günlerde yine vergi dairesinin öne çıkan görevi mükellefleri ve
mükellefiyetle ilgili maddi olayları, kayıtları ve mevzuları araştırmak ve
tespit etmektir. Bu görevlerin hakkıyla yerine getirilmesinde iki temel unsur
vardır. Birincisi yetişmiş eleman ikincisi ise zamandır. Eleman yetiştirmenin
de zaman aldığı göz önünde bulunursa en önemli unsurun zaman unsuru olduğunu söyleyebiliriz.
Bununla birlikte aşağıda sayılan sicile yönelik tasdik işlemleri önemli ölçüde
mesai harcanmasına sebep olmaktadır.
-
Bağ-Kur Müdürlüğünce gönderilen bilgi formlarında adı geçen
kişilerin mükellefiyet kaydı olup olmadığı, var ise işe başlama ve terk
durumları,
-
S.S.K’ca gönderilen yazılara mükellefiyet kaydı olup olmadığı,
var ise işe başlama ve terk durumları,
- Yeşil kart uygulamasıyla ilgili işlemlerde adı geçenlerin
sağlık hizmetlerinden yararlanabilmeleri için mükellefiyet kaydı olup olmadığı,
- Esnaf ve Kefalet Kooperatiflerinden kredi çekmek isteyenlerin
mükellefiyet kayıtları bulunup bulunmadığı,
- Trafik Tescil Şube Müdürlüğünce ticari plaka alacakların başka
bir işten dolayı mükellefiyet kaydı
olup olmadığı,
- Mahkemelerce gönderilen yazılarda adı geçenlerin mükellefiyet
kayıtları bulunup bulunmadığı,
- Kredi Yurtlar Kurumundan kredi almak isteyen öğrencilerin
velilerinin mükellefiyet kayıtları bulunup bulunmadığı,
- Doğrudan Gelir Destekleme Fonu için adı geçenlerin mükellef
olup olmadıkları,
- Mağdur asker yakınları anne baba eş ve çocukları ile ilgili
mükellefiyet kayıtları olup olmadığı,
- 2022 sayılı Kanun gereği adı geçen şahısların mükellefiyet
kayıtları olup olmadığı.
Yukarıda sayılanlar yoğunluğu teşkil eden ve sık tekrarlanan tasdik
işlemleridir. Bunların dışında daha az tekrarlanan ve vergi dairesinin
bulunduğu yöreye göre değişen benzer tasdik işlemleri de vardır. Bu işlemler
vergi dairelerinin mutad işlerini dahi sekteye uğratmaktadır. Halbuki kayıt
dışı ekonomiyle mücadelenin gündemde olduğu şu günlerde vergi dairelerine
düşen, mutad vazifelerini en iyi şekilde yerine getirmek ve ekstra vazifelerle
uğraşmak olmamalıdır. Bunun yolu da yukarıda sayılan tasdik işlemlerinin
internet, intranet gibi teknoloji ağıyla (vatandaşında vergi dairesine
gelmeden) yerinde halledilmesidir. Böylelikle hem vergi dairesine ekstra zaman
kalacak hem de vatandaşa bir hizmet olacaktır.
Son olarak belirtilmesi gereken husus ise şudur.
Son 40-50 yıl vergi kanunlarında önemli yapılandırmalara
sahne olmuştur. Özellikle son 10 yıllık periyotta hazırlanan vergi kanun
tasarıları ise kamuoyuna “vergi reformu” adı altında sunulmuştur. Bununla
birlikte vergilendirme tabanının genişletilmesi ve elde edilen gelirlerin tam
olarak kavranabilmesi henüz istenen düzeyde değildir. Ayrıca bu amaçları
sağlamada araç olarak kullanılan vergi denetimi ne nicelik ne de nitelik olarak
kendisinden beklenen fonksiyonları ifa edebilmektedir. Türk Vergi Sisteminin
yeniden yapılanması ve vatandaşımızla vergi barışıklığının sağlanması açısından
konusunda öncelikle dikkat edilmesi gerekli hususlar aşağıda yer almaktadır;
1 - Özel sektör kuruluşları sık sık müşteri anketleri
yapmaktadır. “Türk Vergi Sistemi”nin varlığı vatandaşa hizmet için gelir
toplamak olduğuna göre mükellef temsilcilerinin (odalar, birlikler
federasyonlar, vs.) vergi sisteminin yeniden yapılanması hakkında görüşleri
alınmalıdır,
2 – Mükelleflere hizmeti gelir idaresi personeli
sunacağına göre amirinden memuruna kadar gelir idaresi personelinin vergi
sisteminde yaşadıkları aksaklıklar hakkında görüşlerinin alınmasından daha
tabii bir şey olamaz,
3 - Maliye Bakanlığı’nın vergi denetim birimlerinin,
tecrübelerinden ve bilgi birikimlerinden faydalanılması çalışmalarının hem daha
doğru hem daha hızlı olmasını sağlayacaktır. (Geniş anlamıyla vergi denetimi kavramı, vergi
mükelleflerinin beyanlarının doğruluğunun incelenmesini(vergi incelemesi) ve
vergi idaresinin merkez ve taşra teşkilatının iç denetime tabi
tutulması(teftiş)ile vergi idaresi personelinin gerektiğinde soruşturmalarının
yapılmasını kapsamaktadır. Vergi denetimi ile ilgili olarak Maliye Bakanlığı bünyesinde
denetim birimleri teşkil edilmiş olup, Maliye Müfettişleri, Gelirler
Kontrolörleri ve Vergi Denetmenleri “vergi incelemesi” “teftiş” ve “soruşturma”
yetkilerini haizdirler. Hesap Uzmanları ise yalnız “vergi incelemesi” yetkisini
haizdirler.
|