|
11
Eylül 2004 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:
25580
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2003/48
Karar Sayısı : 2003/76
Karar Günü : 23.7.2003
İPTAL DAVASINI AÇAN : Anamuhalefet (Cumhuriyet Halk) Partisi TBMM Grubu
adına Grup Başkanvekilleri Prof. Dr. Oğuz OYAN ve Mustafa ÖZYÜREK
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN MAHKEME : Ankara
6. Vergi Mahkemesi
DAVALARIN KONUSU : 3.4.2003 günlü ve 4837 sayılı “Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek
Vergiler Alınması Hakkında Kanun”un 1. ve 2. maddelerinin, Anayasa’nın 2., 10.,
11. ve 73. maddelerine aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması
istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İLE İTİRAZ İSTEMLERİNİN
GEREKÇESİ
A- İptal ve Yürürlüğün Durdurulması İsteminin Gerekçe bölümü özet
olarak şöyledir:
Hukuk devletinin temel özelliği, ülkesindeki tüm insanlara hukukî
güvenlik sağlamasıdır.
Hukukî güvenlik, vergi hukukunda da vergilendirmenin
belirliliğini, kıyas yasağını ve vergi yasalarının geriye yürümezliğini
gerektirir.
Yürürlükteki kanunlara göre tarh ve tahakkuk işlemleri tamamlanmış
olan emlak ve motorlu taşıtlar vergilerini ödeyen veya ödemeye hazırlanan
mükelleflere, söz konusu 1. ve 2. maddelerle aynı konuda ek vergi getirilmesi,
vergilendirmenin belirliliğini, öngörülebilirliğini ve hukuki güvenliği ortadan
kaldırmıştır.
4837 sayılı Kanun’un 1 ve 2 nci maddelerinin getirdiği ek vergiler
Anayasa’nın 73 üncü maddesiyle de uyum halinde değildir.
Anayasa’nın “Vergi
Ödevi” başlıklı 73 üncü maddesinin birinci fıkrasında, kamu giderlerini
karşılamak üzere verginin mali güce göre alınması ve genelliği, ikinci
fıkrasında, vergi yükünün adaletli ve dengeli bir biçimde dağılımı
öngörülmüştür.
Vergide genellik
ilkesi, ayırım gözetilmeksizin herkesin vergi ödemesidir. Maddede yer alan mali
güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumlarına
göre alınması anlamına gelmektedir. Mali gücün başlıca göstergeleri, gelir,
servet ve harcamadır. Bu üç unsurun da vergilendirilmesinde vergi adaletinin
gerçekleştirilebilmesi için, yükümlülerin ödeme güçlerinin gözetilmesi
zorunludur. Mali güce göre vergilendirme ilkesi, ödeme gücü fazla olanın az
olana oranla daha fazla vergi ödemesi gereğini belirtir. Bu ilke aynı zamanda vergide eşitlik
ilkesinin uygulama aracıdır. Vergide eşitlik ilkesi, ödeme gücü aynı olanların
aynı vergiyi ödemeleridir. Mali güce göre vergilendirme ve vergi yükünün
adaletli ve dengeli dağılımı ilkesi, yükümlülerin ödeme güçleri gözetilerek farklı
vergileme rejimine tabi tutulmalarını zorunlu kılmaktadır. Gelir üzerinden
alınan vergilerde artan oranlı vergileme, en az geçim indirimi, ücret
gelirlerinin sermaye gelirlerinden farklı vergilendirilmesi, servet vergilerinde
lüks kabul edilen
servet unsurlarının, temel ihtiyacı karşılayan servet unsurlarından daha yüksek
oranda vergilendirilmesi, harcama vergilerinde lüks tüketime konu olan mal ve
hizmetler ile zorunlu tüketime konu olan mal ve hizmetlerin farklı oranlarda
vergilendirilmesi, çeşitli istisna durumları ve muafiyet uygulamaları, vergi
yükünün adalete uygun dağılımı ile mali güce göre vergilendirmenin
araçlarıdır.
Aynı mükelleften, aynı konu nedeniyle, aynı nitelikte birden fazla
vergi alınmasının, yani mükerrer vergilemenin ise, Anayasa’nın 73. maddesinde
yer alan ödeme gücü ve vergi adaleti ilkeleri ile bağdaştırılması mümkün
değildir.
Hükümetler olağanüstü durumlarda ek gelir kaynaklarına ihtiyaç
duyabilirler. Ancak, ek gelir kaynaklarına ilişkin düzenlemeler yapılırken de
Anayasa’nın 73. maddesinde ifadesini bulan ilkelere uyulması bir
zorunluluktur.
Bu ilkeler, vergi yükünün adil ve mali güce göre dengeli bir
biçimde dağıtılmasını gerektirmektedir.
Bu gerek ortada dururken, ek gelir kaynağı yaratmak amacıyla, 4837
sayılı Kanunla vergi mükelleflerinden yalnız emlak vergisi ve motorlu taşıt
vergisi mükelleflerine ek vergi yükü getirilmesi, genellik ve dengeli dağılım
ilkelerine aykırı düştüğü gibi; mükellefler arasında vergi yükünün dağılımı
bakımından ayrıcalıklar yaratarak Anayasa’nın 10 uncu maddesinde ifadesini bulan
kanun önünde eşitlik ilkesiyle de çelişmiştir.
Diğer yandan 4837 sayılı Kanun’la getirilen düzenlemede
mükelleflerin mali güce göre vergi ödemesi hususunun da gözetilmediği
görülmektedir. Halbuki mali güce göre vergi ödeme hususu göz önünde tutularak,
4837 sayılı Kanunda birtakım istisna ve muafiyetlere yer verilmemiştir.
03.04.2003 tarih ve 4837 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle, daha
önceden belirlenmiş hukuk kurallarına göre tarh ve tahakkuk İşlemleri
tamamlanmış motorlu taşıtlar vergilerini ödemiş veya ödemeye hazırlanan
mükelleflerden 2003 yılı için ek bir motorlu taşıtlar vergisi alınması, verginin
öngörülebilirliğini, vergilendirmenin belirliliği ilkesini ve dolayısı ile
hukukî güvenliği
açıkça ihlal ettiği için Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan hukuk devleti
ilkesine aykırıdır.
Sadece emlak ve motorlu taşıtlar vergisi mükelleflerinin vergi
yükünü ek vergi ile bir kat daha ağırlaştırmak yolu tercih
edilmiştir.
Aktifinde herhangi bir
üretim veya iş aracı olan gelir vergisi mükellefinden ek vergi alınmazken,
aktifinde ticari araç bulunan ve hatta tek geçim kaynağı basit bir nakliye aracı
olan vergi mükellefinden ek vergi alınmasına yönelinmiştir.
Bu durum emlak ve motorlu taşıtlar vergisi mükellefleri ile diğer
vergi mükellefleri arasında, vergi yükünün dağılımı bakımından mali güce göre
kurulması gereken eşitliği, motorlu taşıtlar ve emlak vergisi mükellefleri
aleyhine bozmuş; aynı zamanda Anayasa’nın 10 uncu maddesinde yer alan kanun önünde
eşitlik ilkesine de aykırı bir görünüm yaratmıştır.
Kanun’un 2. maddesinin ikinci fıkrasına göre, 2003 yılında bina ve
arazi vergisi mükellefi olanlar, bu verginin de mükellefidirler.
Bu düzenleme, binanın ve arazinin el değiştirmesi halinde de
mükellefiyeti eski malikin üzerinde bırakmaktadır. Böyle bir durumun da,
Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırılması mümkün
değildir.
2. madde ile getirilen ek vergilemede, vergi adaleti ve vergi yükünün dengeli dağılımı hususları ve
mükelleflerin ödeme güçleri dikkate alınmamıştır.
03.04.2003 tarih ve 4837 sayılı Kanun’un gerekçesinde, “2003 yılı
ekonomik istikrarının gerçekleştirilmesi bakımından gayri safi hasılanın % 6.5
seviyesinde öngörülmüş olan kamu sektörü faiz dışı fazla hedefine ulaşabilmek
için bir defaya mahsus olmak üzere alınan ek önlemler çerçevesinde hazırlandığı”
ifade edilmektedir.
Kamu sektörü faiz dışı fazla hedefine ulaşabilmek için ek bir
önlem olarak düşünülen ek vergilerin, Anayasa’nın 73 üncü maddesine göre,
genellik ve dengeli dağılma ilkelerine uyularak getirilmesi gerekir.
4837 sayılı Kanun ise, bu yükümlülüğü genel ve dengeli dağılım
ilkesine uygun biçimde getirmemiş; söz konusu hedefe ulaşabilmek için sadece
emlak ve motorlu taşıtlar vergisi mükelleflerinin vergi yükünü ek vergi ile bir
kat daha ağırlaştırmak yolunu tercih etmiştir.
Bu durum emlak ve motorlu taşıtlar vergisi mükellefleri ile diğer
vergi mükellefleri arasında, vergi yükünün dağılımı bakımından mali güce göre
kurulması gereken eşitliği, motorlu taşıtlar ve emlak vergisi mükellefleri
aleyhine bozmuş; aynı zamanda Anayasa’nın 10 uncu maddesinde yer alan kanun
önünde eşitlik ilkesine de aykırı bir görünüm yaratmıştır.
Söz konusu 2. madde ile
getirilen düzenlemede mükelleflerin ödeme güçleri göz önünde tutularak, bir
takım istisna ve muafiyetlere de yer verilmemiştir.
Bu nedenlerle, 03.04.2003 tarih ve 4837 sayılı Kanun’un 2.
maddesiyle getirilen ek emlak vergisi Anayasa’nın 2., 10. ve 73. maddelerine
aykırıdır ve söz konusu 2. maddenin iptali gerekmektedir.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
03.04.2003 tarih ve 4837 sayılı Kanun’un açıkça Anayasa’nın 2.,
10. ve 73. maddelerine aykırı olan 1 ve 2 nci maddelerinin uygulanması, ileride
giderilmesi güç hatta olanaksız bir takım hukuki durum ve zararlara neden
olabilecektir. Bu durum ve zararların oluşmasını engelleyebilmek için iptal
davası sonuçlanıncaya kadar, söz konusu 1. ve 2. maddelerini yürürlüklerinin
durdurulması gerekmektedir.
B- İtiraz yoluna başvuran Mahkemenin 4837 sayılı Yasa’nın 1. ve 2.
maddelerine ilişkin gerekçeleri özetle şöyledir :
Kanun’un 1. ve 2. maddeleriyle, taşıtların ya da taşınmazların el
değiştirmesinde mükellefiyet eski malikin üzerinde bırakıldığından Anayasa’nın
2. maddesine; vergi adaleti, vergi yükünün dengeli dağılımı, verginin genelliği
ve mükelleflerin ödeme güçleri de dikkate alınmadığı için Anayasa’nın 73.
maddesine;
Motorlu taşıtlar ve emlak vergisi mükellefleri ile diğer vergi
mükellefleri arasında, vergi yükünün dağılımı bakımından mali güce göre
kurulması gereken eşitlik, ek vergi mükellefleri aleyhine bozulmuş olduğundan
kurallar Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 73. maddelerine aykırıdır.
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
3.4.2003 günlü ve 4837 sayılı “Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek
Vergiler Alınması Hakkında Kanun”un 1 ve 2. maddeleri şöyledir
:
1- “MADDE 1.- 18.2.1963 tarihli ve 197 sayılı Motorlu Taşıtlar
Vergisi Kanununun 5 ve 6 ncı maddelerinde yer alan (I), (II), (III) ve (IV)
sayılı tarifelere göre vergiye tâbi olan ve bu Kanunun yayımlandığı tarihte
ilgili sicilde kayıtlı bulunan taşıtlar, bir defaya mahsus olmak üzere 2003 yılı
için tahakkuk ettirilen motorlu taşıtlar vergisi tutarı kadar, ek motorlu taşıtlar vergisine
tâbidir.
Ek motorlu taşıtlar vergisi, bu Kanunun yayımı tarihinde tahakkuk
etmiş ve tebliğ edilmiş sayılır.
Kanunun yayımı tarihinde 2003 yılı için adına motorlu taşıtlar
vergisi tahakkuk etmiş olan gerçek ve tüzel kişilerden, bu taşıtlar dolayısıyla
2003 yılı için tahakkuk eden motorlu taşıtlar vergisi kadar ek motorlu taşıtlar
vergisi alınır. Verginin birinci taksiti, bu Kanunun yayımını izleyen ayın
sonuna kadar, ikinci taksiti ise 2003 yılının Ekim ayı sonuna kadar
eşit taksitler
halinde taşıtın kayıtlı olduğu yerin vergi dairesine ödenir.
Tahsil edilen vergiler üzerinden 2.2.1981 tarihli ve 2380 sayılı
Kanun ile 27.6.1984 tarihli ve 3030 sayılı Kanuna göre mahallî idarelere pay
verilmez.”
2- “MADDE 2.- 29.7.1970
tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi
Kanununun 1 ve 12 nci maddelerinde yazılı bina, arsa ve arazilerin 2003 yılı
vergi matrahları üzerinden bir defaya mahsus olmak üzere ek emlak vergisi
alınır.
Bina ve arazi vergisi ile ilgili muaflık ve istisnalar, bu vergi
bakımından da geçerlidir. 2003 yılında bina ve arazi vergisi mükellefi olanlar,
bu verginin de mükellefidirler.
Bu vergi, 2003 yılı bina ve arazi vergisi matrahı üzerinden bu
Kanunun yayımı tarihinden itibaren Emlak Vergisi Kanununda yer alan nispetlere
göre belediyelerce hesaplanır. Hesaplanan vergi, başka bir işleme gerek
olmaksızın tahakkuk etmiş sayılır.
Bu Kanunun yayımı tarihine kadar emlak vergisi beyannamesi veya
bildirimi verilmemiş olması halinde vergi, Emlak Vergisi Kanununun 32 nci
maddesine göre belirlenecek bina ve arazi vergisi matrahı üzerinden tarh ve
tahakkuk ettirilir.
Tahakkuk ettirilen ek emlak vergisi, mükelleflerce 2003 yılı emlak
vergisi taksit süreleri içinde belediyelere iki eşit taksitte ödenir.
Bu maddeye göre tahsil edilen ek emlak vergisinden, Emlak Vergisi
Kanununun mükerrer 38 inci maddesinde belirtilen oranlarda büyükşehir
belediyesine pay verilir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde ve başvuru kararlarında Anayasa’nın 2., 10., 11.
ve 73. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, yapılan ilk
inceleme toplantılarında, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali
istenilen yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri
ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A- Birleştirme Kararı
3.4.2003 günlü, 4837 sayılı “Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek
Vergiler Alınması Hakkında Kanun”un 1 ve 2. maddelerinin iptali istemiyle açılan
iptal davası ile itiraz başvuruları arasındaki hukuki irtibat nedeniyle, 2003/53
ve 2003/54 Esas sayılı dava dosyalarının 2003/48 Esas sayılı dava dosyası ile
BİRLEŞTİRİLMESİNE, esaslarının kapatılmasına, esas incelemenin 2003/48 Esas
sayılı dosya üzerinden yürütülmesine, OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B- Yasa’nın 1. Maddesinin İncelenmesi
Başvurularda, kuralla getirilen ek vergi yükümlülüğünün,
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devletinin gereği olan “hukuk
güvenliği ilkesi” ile 10. maddesindeki “yasa önünde eşitlik ilkesi” ve 73.
maddesindeki “malî güce göre vergilendirme ve vergi yükünün adaletli ve dengeli
bir şekilde dağılımı ilkesi”ne aykırılığı ileri sürülmektedir.
4837 sayılı Yasa’nın iptali istenen 1. maddesiyle 197 sayılı
Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 5. ve 6. maddelerinde yer alan tarifelere
göre, 2003 yılı için tahakkuk ettirilen motorlu taşıtlar vergisi tutarı kadar bu
Kanun’un yayımlandığı tarihte sicilde kayıtlı bulunan taşıtlardan ek motorlu
taşıtlar vergisi alınacağı öngörülmüştür.
İptali istenilen kuralları içeren Yasa’nın genel gerekçesinde,
“2003 yılı ekonomik istikrarının gerçekleştirilmesi bakımından gayri safi
millî hasılanın % 6,5’i seviyesinde öngörülmüş olan kamu sektörü faiz dışı fazla
hedefine ulaşabilmek için ilave tedbir olarak gelir artırıcı politikaların
uygulanmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu hedefin tutturulması konusundaki kararlılığın bir göstergesi
olarak servet üzerinden bir defaya mahsus olmak üzere ek motorlu taşıtlar ve ek
emlak vergisi alınması gereği doğmuştur.
Gelir artırıcı tedbirlerin uygulamasında, vergi yükünün adil bir
şekilde dağılımının sağlanması önem taşımaktadır. Bu nedenle özellikle servet
üzerinden alınan vergilere yönelik olarak düzenleme yapılması bir ihtiyaç olarak
ortaya çıkmaktadır.
Ülkemizde son yıllarda dolaylı vergilerin yükü giderek artan bir
seyir izlemiştir. 2003 yılında olduğu gibi orta vadede malî disiplini sağlamak
ve kamu borç stokunun azalan seviyelerde sürdürülmesini temin etmek için, ek
motorlu taşıtlar ve ek emlak vergisi uygulaması ile vergi yükünde dolaylı
vergiler
lehine olan trendin değiştirilmesine yönelik olarak bir düzenleme yapılmış
olmaktadır. Böylece dolaylı-dolaysız vergi yükündeki olumsuzluğun
iyileştirilmesine katkı sağlanması amaçlanmaktadır.”
denilmektedir.
Anayasa’nın 73. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında,
“Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle
yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının
sosyal amacıdır.” denilmektedir. Burada verginin malî güce göre alınması ve
genelliği ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletin gerçekleştirilmesi
amaçlanmıştır.
Ekonomi ve vergi hukuku alanında malî güce ilişkin göstergelerin
gelir, sermaye ve harcamalar olduğu kabul edilmektedir. Malî güç, ödeme gücünün
kaynağı, dayanağı, nedeni ve varlık koşuludur. Yasakoyucunun vergilendirmede,
kişilerin sahip olduğu ekonomik değer ile malî güçlerini gözönünde bulundurması
gerekir.
Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırım yapılmaksızın malî
gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergi ödemesini ifade eder. Malî
güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin ekonomik ve kişisel durumlarına
göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracı
olup, malî gücü fazla olanın malî gücü az olana göre daha fazla vergi ödemesini
gerektirir. Vergide eşitlik ilkesi ise malî gücü aynı olanlardan aynı, farklı
olanlardan ise farklı oranda vergi alınması esasına dayanır. Diğer bir
anlatımla, yükümlülerin genel vergi yüküne kendi ödeme güçlerine göre
katılmalarıdır.
Hukuk devleti, tüm devlet organlarının eylem ve işlemleri hukuka
uygun olan, yönetilenlere güçlü, etkin ve kapsamlı biçimde hukuksal güvencenin
sağlandığı, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, hukukun evrensel
kurallarına saygı gösterildiği ve adaletli bir hukuk düzeninin
gerçekleştirildiği devlettir. Hukuk devletinin öğeleri arasında eşitlik ilkesi
de vardır.
Yasa’nın iptali istenen 1. maddesiyle 2003 yılı içinde alınan
motorlu taşıtlar vergisi aynı yıl içinde aynı miktarda ek vergi adı altında
ikinci kez alınmaktadır. Oysa, 197 sayılı Yasa gereğince 2003 yılı için motorlu
taşıtlar vergisinin Vergi Usul Kanunu’na göre yeniden değerleme oranı uygulanmak
suretiyle zaten güncelleştirilerek alınmaktadır. Güncelleştirilen yeni miktar üzerinden
2003 yılında ikinci kez ek vergi tahakkuk ve tahsil edilmek suretiyle vergi yükü
araç sahipleri aleyhine ağırlaştırılmakta, gelir ve kurumlar vergisi yükümlüleri
gibi diğer vergi mükelleflerine de yansıtılmamaktadır. Bu durum, vergi yükünün dengeli, adil,
ölçülü ve eşit dağılımını engelleyerek Anayasa’nın 73. maddesinde öngörülen
vergilendirme ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Yasa’nın genel gerekçesinde, ekonomik istikrarı sağlamak ve kamu
borç stokunun azaltılmasını temin amacıyla bu düzenlemenin yapıldığı
açıklanmakta ise de bunun olağanüstü koşulların zorunlu kıldığı haklı bir neden
olarak kabulü mümkün görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, Yasa’nın 1. maddesi Anayasa’nın 2. ve 73.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Konunun, Anayasa’nın 10. maddesi yönünden incelemesine gerek
görülmemiştir.
Haşim KILIÇ ve Yalçın ACARGÜN iptal kararına farklı gerekçe ile
katılmış, Mustafa BUMİN, Samia AKBULUT, Sacit ADALI ve Aysel PEKİNER ise bu
görüşlere katılmamışlardır.
C- Yasa’nın 2.
Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Yasa’nın 2. maddesinin ikinci fıkrasına göre,
2003 yılında bina ve arazi vergisi mükellefleri, ek verginin de mükellefi
sayıldığından vergi adaleti ve vergi yükünün dengeli dağılımı gözetilmediği ve
mükelleflerin ödeme güçlerinin gözönünde bulundurulmadığı, bu nedenle kuralın
Anayasa’nın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülerek iptali
istenilmiştir.
4837 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile, 1319 sayılı Emlak Vergisi
Kanunu’na göre, emlak vergisinin konusuna giren bina, arsa ve arazilere ilişkin
2003 yılı matrahları üzerinden bir defaya mahsus olmak üzere ek emlak vergisi
alınması öngörülmüştür.
Vergide genellik ilkesi yukarıda da belirtildiği gibi herhangi bir
ayırım yapılmaksızın malî gücü olan herkesin vergi yüküne katılmasını ve vergi
ödemesi anlamını içerir. Malî güce göre vergilendirme, verginin, yükümlülerin
ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke, aynı zamanda vergide
eşitlik ilkesinin uygulama aracı olup, malî gücü fazla olanın malî gücü az olana göre daha
fazla vergi ödemesini gerektirir. Vergide eşitlik ilkesi ise malî gücü aynı
olanlardan aynı, farklı olanlardan ise farklı oranda vergi alınması esasına
dayanır. Diğer bir anlatımla, yükümlülerin genel vergi yüküne kendi ödeme güçlerine
göre katılmalarıdır.
1319 sayılı Emlak Vergisi Yasası’nın 1. maddesine göre, Türkiye
sınırları içerisinde bulunan “bina”lar bina vergisine, 12. maddesine göre de,
“arazi ve arsa”lar arazi vergisine tabidirler.
Emlak vergisinin bir
servet vergisi olması nedeniyle bu tür vergilerde ödeme gücüne ulaşabilmesi için
mükellefin kişisel ve sosyal durumu ile sahibi olduğu emlakın konumu, değeri ve
bazı amaçlar için öngörülen teşvik edici etkenlerin gözetileceği kuşkusuzdur.
1319 sayılı Emlak
Vergisi Kanunu’ndaki muaflık ve istisnaların ek vergiler yönünden de geçerli
olduğu iptali istenen maddenin ikinci fıkrasında belirtilmiştir.
Buna göre, Emlak Vergisi Kanunu’nun 4. ve 5. maddelerinde
öngörülen muaflık ve istisnalar ek vergiler için de uygulanacağından emlak
sahibi mükellefler yönünden kimi olumsuzluklar giderilmeye çalışılarak vergi
yükünün adil ve dengeli dağılımının sağlanması amaçlanmıştır.
Bu nedenle, madde Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırı
görülmemiştir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Ahmet AKYALÇIN ve
Mehmet ERTEN bu görüşe katılmamışlardır.
V- İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ
2949 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Hakkında Kanun’un 29. maddesinin ikinci fıkrasında, Yasa’nın belirli
kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu
doğuruyorsa, bunların da Anayasa Mahkemesi’nce iptaline karar verilebileceği
öngörülmektedir.
4837 sayılı Yasa’nın iptal edilen 1. maddesi nedeniyle uygulanma
olanağı kalmayan 3. maddesinde yer alan “1 ve”, “197 sayılı Motorlu Taşıtlar
Vergisi Kanunu ile” ibarelerinin de iptali gerekir.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
3.4.2003 günlü ve 4837 sayılı “Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek
Vergiler Alınması Hakkında Kanun”un;
A- 1. maddesi iptal edildiğinden, bu maddenin uygulanmasından
doğacak sonradan giderilmesi güç veya imkansız durum ve zararların önlenmesi ve
iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî Gazete’de yayımlanacağı
güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA,
B- 2. maddesinin yürürlüğünün durdurulması isteminin REDDİNE,
23.7.2003 gününde oybirliğiyle karar
verilmiştir.
VII- SONUÇ
3.4.2003 günlü, 4837 sayılı “Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek
Vergiler Alınması Hakkında Kanun”un ;
A- 1. maddesinin
Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Mustafa BUMİN, Samia AKBULUT, Sacit
ADALI ile Aysel PEKİNER’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 2. maddesinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Ali HÜNER, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Ahmet AKYALÇIN ile Mehmet ERTEN’in karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
C- 1. maddesinin
iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan 3. maddesinde yer alan “ 1 ve”, “197
sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu ile” ibarelerinin de 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin
ikinci fıkrası gereğince İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE,
23.7.2003 gününde karar verildi.
|
Başkan
Mustafa BUMİN |
Başkanvekili
Haşim KILIÇ |
Üye
Samia AKBULUT |
|
Üye
Yalçın ACARGÜN |
Üye
Sacit ADALI |
Üye
Ali HÜNER |
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye
Aysel PEKİNER |
Üye
Ertuğrul ERSOY |
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN |
Üye
Mehmet ERTEN |
|
Esas Sayısı : 2003/48
Karar Sayısı : 2003/76
KARŞIOY YAZISI
4837 sayılı Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek Vergiler Alınması
Hakkında Kanun’un 1. maddesiyle, 197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun
5. ve 6. maddelerinde yer alan tarifelere göre vergiye tabi olan taşıtlardan,
2003 yılında bir defaya mahsus olmak üzere ek motorlu taşıtlar vergisi alınması
öngörülmüştür.
Ek motorlu taşıtlar vergisi alınmasına ilişkin yasa kuralı, 11
Nisan 2003 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir. Bu
tarih itibariyle vergileme dönemi henüz kapanmadığından Yasa’nın gerçek anlamda
geriye yürümesi söz konusu değildir.
Gerek Federal Almanya Anayasa Mahkemesi ve gerekse Türk Anayasa
Mahkemesi kararlarına göre, bir yasa kuralının eski yasa döneminde tamamlanmış
ve hukuki sonuçlarını doğurmuş hukuki durum, ilişki ve olaylara uygulanması
halinde gerçek anlamda geriye yürümeden söz edilebilir ve ancak bu durumda
kazanılmış haklar ihlâl edilebilir. Uyuşmazlık konusu kural vergilendirme dönemi
bitmeden yürürlüğe girdiğinden, kazanılmış hakların ihlâlinden ve Anayasa’nın 2.
maddesinde öngörülen hukuk devletine aykırılıktan söz edilemez. Kaldı ki başta Federal
Almanya Anayasa Mahkemesi olmak üzere kimi ülkeler Anayasa Mahkemeleri kural
olarak gerçek geçmişe yürümeyi geçersiz saymakla beraber bu konuda dahi kimi
istisnalara yer vermektedirler. Örneğin, kişilerin yasa değişikliği yapılacağı
ve bu değişikliğin geriye yürüyeceğini bilmeleri halinde veya geçmişe etkili
yürürlüğe girmede kamu yararının bulunması gibi durumlarda iptal kararları
vermemektedirler.
4837 sayılı Yasa’nın genel gerekçesinde;
“Ülkemizin ekonomik
açıdan daha kuvvetli bir duruma gelmesi ve istikrarlı bir büyüme ortamının temin
edilmesi açısından gelir politikası önem taşımaktadır. Ekonominin istikrarlı bir
yapıya kavuşturulması ve borç stokunun gayri safi millî hasılaya oranının
azaltılması suretiyle sürdürülebilirliğini temin bakımından faiz dışı fazla
hedefinin gerçekleşmesi en temel unsuru oluşturmaktadır. Bu nedenle, 2003 yılı
bütçe hedeflerinin gerçekleştirilmesi için gelir artırıcı ek tedbirlerin
uygulamaya konulması gerekmektedir.
2003 yılı ekonomik istikrarının gerçekleşmesi bakımından gayri
safi millî hasılanın % 6,5’i seviyesinde öngörülmüş olan kamu sektörü faiz dışı
fazla hedefine ulaşabilmek için ilave tedbir olarak gelir artırıcı politikaların
uygulanmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Bu hedefin tutturulması konusundaki kararlılığın bir göstergesi
olarak servet üzerinden bir defaya mahsus olmak üzere ek motorlu taşıtlar ve ek
emlak vergisi alınması gereği doğmuştur.
Gelir artırıcı tedbirlerin uygulamasında, vergi yükünün adil bir
şekilde dağılımının sağlanması önem taşımaktadır. Bu nedenle özellikle servet
üzerinden alınan vergilere yönelik olarak düzenleme yapılması bir ihtiyaç olarak
ortaya çıkmaktadır.
Ülkemizde son yıllarda dolaylı vergilerin yükü giderek artan bir
seyir izlemiştir. 2003 yılında olduğu gibi orta vadede malî disiplini sağlamak
ve kamu borç stokunun azalan seviyelerde sürdürülmesini temin etmek için, ek
motorlu taşıtlar ve ek emlak vergisi uygulaması ile vergi yükünde dolaylı
vergiler lehine
olan trendin değiştirilmesine yönelik olarak bir düzenleme yapılmış olmaktadır.
Böylece dolaylı-dolaysız vergi yönündeki olumsuzluğun iyileştirilmesine katkı
sağlanması amaçlanmaktadır” denilmektedir.
4837 sayılı Yasa’nın genel gerekçesinde açıkça belirtildiği gibi,
ülkemizin karşılaştığı ekonomik çöküşü düzeltmek ve ekonomiyi istikrarlı bir
yapıya kavuşturarak borç stokunun gayrisafi millî hasılaya oranının
düşürülmesini sağlamak amacıyla ek motorlu taşıtlar vergisi dahil kimi
düzenlemelerin
yapılması zarureti hasıl olmuştur.
Anayasa Mahkemesi’nin 28.3.2001 günlü, Esas: 1999/51, Karar:
2001/63 sayılı kararında belirtildiği gibi, oluşan ekonomik kayıpların
giderilmesi ve toplumsal dayanışmanın sağlanması için sosyal ve ekonomik
koşulların zorunlu kıldığı durumlarda kamu yararı gözetilerek vergi dönemi
kapanmadan ek vergi konulmasında Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırılık
yoktur.
Açıklanan nedenlerle, 4837 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin iptaline
ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Başkan |
Üye |
Üye |
|
Mustafa BUMİN |
Samia AKBULUT |
Sacit ADALI |
KARŞIOY YAZISI
3.4.2003 günlü, 4837 sayılı “Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek
Vergiler Alınması Hakkında Kanun”un 1. ve 2. maddelerinin iptali istemiyle
açılan davalar sonucunda verilen 23.7.2003 günlü, E.2003/48, K.2003/76 sayılı
kararın (B) bölümüyle, 4837 sayılı Kanun’un 2. maddesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin reddine dair bölümüne aşağıda açıkladığım
nedenlerle katılmıyorum.
4837 sayılı Yasa’nın iptal konusu 2. maddesiyle, 1319 sayılı Emlâk
Vergisi Kanunu’nun 1 ve 12. maddelerinde yazılı bina, arsa ve arazilerinin 2003
yılı vergi matrahları üzerinden bir defaya mahsus olmak üzere ek emlâk vergisi
alınması öngörülmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve
işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Bu
bağlamda, hukuk devletinde yasakoyucu, yasaların yalnız Anayasa’ya değil,
evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Anayasa’nın 10. maddesinde, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa
imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır.”
denilmektedir.
Anayasa’nın vergi ödevi başlıklı 73. maddesinde de, “Herkes, kamu
giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi
yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.
Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir
veya kaldırılır.” hükmü yer almaktadır.
Söz konusu 4837 sayılı
Yasa’nın 2. maddesi ile, emlâk vergisine tabi olan bina, arsa ve arazilerin,
2003 yılı vergi matrahları üzerinden, 1319 sayılı Yasa’da yer alan nispetlere
göre belediyelerce hesaplanacak ve bu hesaplanan vergi tahakkuk etmiş
sayılacaktır.
Böylece, 1319 sayılı Yasa’ya göre, 2003 yılı için gerçekleştirilmiş vergiyi
doğuran olay üzerinden emlâk vergisine tabi taşınmazlar için ikinci kez aynı
olay nedeniyle ek emlâk vergisi alınması söz konusudur. Kural olarak vergi
yasalarının geriye yürütülmemesi gerekmektedir. Ortada zorunlu nedenlere ve kamu yararına
dayanılmaksızın getirilen kuralla, geriye yürümeyi kapsar şekilde düzenleme
yapılmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin daha evvel verdiği bir kararında, deprem
nedeniyle oluşan ekonomik kayıpların giderilmesi ve toplumsal dayanışmanın sağlanması
zorunlu neden olarak ve burada kamu yararının mevcut olduğu benimsenmiştir. 4837
sayılı Yasa ile getirilen ek vergiler getirilmesi için hiçbir zorunlu nedenler
ve kamu yararı da bulunmamaktadır. Bu nedenle ekonomik istikrarı sağlamak gerekçesini, geriye
yürütme açısından da zorunlu neden saymak mümkün değildir.
Vergi adaleti kavramı, üzerinde yüzyıllardan beri tartışılan,
kesin ve mutlak olmayan, halkın anlayışına, zamana ve yere göre değişen bir
nitelik taşır. Vergilemede mutlak adaleti gerçekleştirmenin imkânsız olması
karşısında, bazı teknik esaslar ölçüt olarak ele alınmaktadır. Bunların en başta
gelenleri ise, genel vergileme, vergide eşitlik, mali güce göre vergi alma gibi
ölçütlerdir.
Genel vergileme ilkesi,
ülkedeki herkesin, fark gözetilmeksizin kendi gelir ve mallarından vergi vermek
zorunluluğunu gerektirir. Vergide eşitlik ise, bireylerin genel vergi yüküne
kendi ödeme güçlerine göre katılmalarını ifade eder.
Mali güce göre vergileme ise, herkesin ekonomik gücü ile orantılı vergi ödemesidir.
Kişinin mali gücü arttıkça ödeyeceği vergi yükü de artacaktır. Esasen bu durum,
vergide eşitlik ve adalet ilkelerine dayanmakta ve sosyal devlet anlayışının bir
uzantısı olarak anlaşılmaktadır.
4837 sayılı Yasa’da malî güce göre vergilendirme ilkesine de
uyulmamıştır. Bu konu ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’nin 6.7.1995 gün,
E.1994/80, K.1995/27 sayılı kararında aynen “malî güce göre vergilendirme ise,
verginin kişilerin ekonomik ve kişisel durumlarına göre alınmasıdır. Bu ilke,
malî gücü fazla olanın, malî gücü az olana oranla daha fazla vergi ödemesi
gereğini belirler. Malî gücün tanımı Anayasa’da bulunmamakla birlikte,
genellikle ödeme gücü anlamında kullanılmakta, kamu maliyesi yönünden ise
gelir, servet ve
harcamalar malî gücün göstergeleridir. Verginin malî güce göre alınması aynı
zamanda vergide eşitlik ilkesinin uygulama aracıdır... Yasakoyucu, anayasal
kurallara uymak koşuluyla, gelir, servet ya da harcamanın vergilendirilmesinde
konulara, nitelik
veya miktarlara göre kimi değişik ölçütler getirebilir; gelirin unsurlarına ve
miktarına göre ayrı yükümlülükler ve oranlar belirleyebilir” denilmektedir. Bu
anlatımlar uyarınca iptal konusu kurallar, Anayasa’nın 73. maddesine de aykırı
görülmektedir.
Vergide genellik ilkesi, yalnızca belli vergi konularından ve
belli kişilerden ek vergi alınmasıyla gerçekleştirilmiş sayılamaz. Zira bu ilke,
ülke sınırları içerisinde bulunan herkesin toplam vergi yüküne katılmasını
gerektirmektedir. Genellik ilkesi, sosyal sınıf farkı gözetilmeksizin herkesin
elde ettiği gelir, servet ya da harcamalar üzerinden vergi ödenmesini
amaçlar.
İptal konusu 4837 sayılı Yasa ile getirilen kurallar, kapsam
bakımından çok dar ve yalnızca motorlu taşıtlar ile emlâk vergisi mükellefleri
için ek vergiler getirilmekle vergilemede genellik ve eşitlik ilkelerine, mali
güce göre vergi alınması ilkesine aykırı olduğu gibi, 2003 yılı bakımından vergi
yasalarına tabi olan vergiyi doğuran olaylara, zorunlu bir neden olmadan yeni
bir ek vergi
getirilmesiyle de vergide yasallık ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir.
Anayasa’nın 73. maddesinde kurala bağlanan vergi adaleti ve diğer
ilkeler, sadece şeklî olarak sağlanamaz. Bu ilkelerin belki de ilk gereği,
vergisini ödeyen ile ödemeyeni eşit tutmamak ve ödemeyenin üzerine etkili olarak
gitmektir. Bu, Devletin vergilendirmede en önemli görevi olmak zorundadır. Bu
nedenlerle, vergisini ödeyen kesime sürekli ek vergi çıkarmak ve vergisini
zamanında veya hiç ödemeyenlere sık sık vergi affı çıkartmak ve bu tür kişileri nasıl
olsa af çıkar düşüncesine sokmak, vergi adaleti ve diğer vergilendirme
ilkelerine de uygun düşmemektedir.
Yukarıda izah ettiğim nedenlerle, iptal konusu kurallar,
Anayasa’nın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırılık oluşturduğundan, 4837 sayılı
Yasa’nın 2. maddesinin iptaline karar verilmesi gerekirken, bu yöndeki iptal
isteminin reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY GEREKÇESİ
3.4.2003 günlü, 4837 sayılı Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek
Vergiler Alınması Hakkında Kanun’un Ek Emlâk Vergisine ilişkin dava konusu 2.
maddesinde, 29.7.1970 günlü, 1319 sayılı Emlâk Vergisi Yasası’nın 1 ve 12.
maddelerinde yazılı bina, arsa ve arazilerin 2003 yılı vergi matrahları
üzerinden bir defaya mahsus olmak üzere ek emlâk vergisi alınacağı; bina ve
arazi vergisi ile ilgili muaflık ve istisnaların bu vergi bakımından da geçerli
kabul edildiği; 2003 yılında bina ve arazi vergisi mükellefi olanların bu
verginin de mükellefi oldukları, bu verginin, 2003 yılı bina ve arazi vergisi
matrahı üzerinden bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren Emlâk Vergisi Kanununda
yer alan nispetlere göre belediyelerce hesaplanacağı; hesaplanan verginin, başka
bir işleme gerek olmaksızın tahakkuk etmiş sayılacağı belirtilmekte, ayrıca
emlâk vergisi beyannamesi ve bildirimi yapılmaması halinde uygulanacak işlemler
ile ödenme biçimi ve bu vergiden büyükşehir belediyelerine verilecek pay miktarı
düzenlenerek, 5. maddesinde de Yasa’nın yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği
belirtilmektedir. Buna göre, 10.4.2003 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe giren söz konusu Yasa ile 2003 yılı için gerçekleşmiş vergiyi doğuran
olay üzerinden emlâk vergisine tâbi taşınmazlar için ikinci kez aynı olay
nedeniyle ek emlâk vergisi alınmakta, böylece bir çeşit çifte vergilendirme
yapıldığı gibi verginin geriye yürütülmesi de sağlanmaktadır.
Anayasa’nın 73. maddesinde, herkesin kamu giderlerini karşılamak
üzere mali gücüne
göre vergi ödemekle yükümlü bulunduğu; vergi yükünün adaletli ve dengeli
dağılımının, maliye politikasının sosyal amacı olduğu; vergi, resim, harç ve
benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulacağı, değiştirileceği veya
kaldırılacağı öngörülerek Anayasa’nın 2. maddesinde nitelikleri belirtilen hukuk
devleti ilkesi vergilendirme ilkeleri yönünden somut biçimde dile
getirilmiştir.
Gerçekten, devletin vergilendirme yetkisinin sınırı aynı zamanda
kişilerin hak ve özgürlüklerinin de sınırını oluşturduğundan bu yetkinin
keyfiliğe kaçacak biçimde kullanılmasının önlenmesi hukuk devleti olmanın
gerekleri arasında öncelikli bir yere sahip bulunmaktadır. Vergilendirme
alanında olası keyfi uygulamalara karşı düşünülen ilk önlem, kuşkusuz yasallık
ilkesidir. Ancak vergilerin yasayla getirilmesi yalnız başına vergilendirme
yetkisinin keyfi kullanılarak adaletsiz sonuçlar doğurmasını
engelleyemeyeceğinden yasallık ilkesi yanında verginin genel ve eşit olması,
idare ve kişiler yönünden duraksamaya yol açmayacak belirlilik içermesi geçmişe
yürümemesi, önceden bilinebilme özelliği bulunması ve hukuki güvenlik ilkesine
de uygunluğunun sağlanması gerekir. Özellikle mülkiyet ve miras hakkı, özel
hayatın gizliliği, çalışma ve sözleşme özgürlüğü gibi temel hak ve özgürlüklerle
olan yakın ilgisi nedeniyle vergilendirme yoluyla getirilen sınırlamaların,
Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca ölçülü ve adil olması hakkın özüne dokunmaması
kısaca demokratik toplum düzeninin gerekleriyle uyum içinde bulunması da
zorunludur. Bu nedenle, 4837 sayılı Yasa ile getirilen düzenleme ile yapıldığı
gibi, çifte vergilendirme, geriye yürüme ve ek verginin yalnız iki vergi türüyle
sınırlı tutularak vergi yükünün dağılımında eşitliğin bozulması gibi durumların
Anayasa’nın belirtilen ilkeleriyle bağdaşmayacağı açıktır.
Ne var ki vergi hukuku alanında kabul gören ve Anayasa ile de
güvence altına alınan vergilendirme esaslarından, kimi durumlarda sapmalar
görülebilmektedir. Ancak, hayatın olağan akışı içinde normal kabul edilemeyecek
doğal felaketler, savaş ve seferberlik hali, siyasi, ekonomik ve sosyal krizler
gibi toplumu temelden sarsabilecek olaylar dışında bu tür sapmalara izin
verilmesinin, sosyal adaleti, sosyal refahı ve sosyal güvenliği sağlamakla
yükümlü olan hukuk devletinin sosyal niteliği ile uyum sağladığı ileri sürülemez.
Anayasa Mahkemesi, daha önce 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana
gelen deprem felâketi nedeniyle çıkarılan 26.11.1999 günlü, 4481 sayılı Yasa’nın
motorlu taşıtlar, emlâk, gelir ve kurumlar vergisiyle ilgili benzer hükümleri
hakkında verdiği red kararının gerekçesinde “deprem nedeniyle oluşan ekonomik
kayıpların giderilmesi ve toplumsal dayanışmanın sağlanmasını” zorunlu neden
olarak değerlendirip getirilen düzenlemenin kamu yararı amacına dayandığını
kabul etmiştir. Oysa, gerekçesine göre dava konusu
düzenleme, böyle zorunlu bir neden dışında kamu sektörü “faiz dışı fazla hedefinin gerçekleştirilmesi” gibi
ülkenin uzun süredir içinde bulunduğu ve artık olağanüstü olarak
nitelendirilemeyecek ekonomik sıkıntılara sınırlı da olsa çözüm bulmak amacıyla
yapılmıştır. Bu mali sıkıntının, öngörülemeyen zorunlu bir nedenle değil,
başarısız ekonomik politikalar sonucu ortaya çıktığı açıktır.
Sonuç olarak, vergide genellik ve eşitlik ilkesiyle bağdaşmaması,
geriye yürüme ve çifte vergilendirmeye yol açması nedeniyle, Anayasa’nın 2. ve 73.
maddelerine açık aykırılık oluşturan dava konusu kuralın, iptali gerektiği
düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye |
Üye |
|
Fulya KANTARCIOĞLU |
Ertuğrul ERSOY |
KARŞIOY GEREKÇESİ
Vergi ile ilgili kuralların Anayasa’ya uygunluk denetiminde diğer
Anayasa kuralları ile düzenlenen müessese ve ilkelere açıkça ters düşmedikçe
denetimin 73. madde ile sınırlı yapılması gerekir.
Anayasa’da malî gücün tanımı bulunmamakla birlikte, kamu
maliyesinde malî güç göstergelerinin gelir, servet ve harcamalar olduğu kabul
edilmektedir.
Vergilendirme ilkelerini düzenleyen Anayasa’nın 73. maddesinde;
herkesin, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre vergi ödemekle
yükümlü olduğu, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağıtılacağı, malî
yükümlülüklerin kanunla konulup değiştirileceği veya kaldırılacağı belirtilirken
maliye politikasının sosyal amacı gerçekleştirmek olduğuna da yer
verilmiştir.
İptali istenilen 4837 sayılı Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek
Vergiler Alınması Hakkında Kanun’un 1. maddesine göre; Kanun’un yayım tarihinde
2003 yılı için adına motorlu taşıtlar vergisi tahakkuk etmiş olan gerçek ve
tüzelkişilerden, bu taşıtlar dolayısıyla 2003 yılı için tahakkuk eden motorlu
taşıtlar vergisi kadar ek motorlu taşıtlar vergisi alınacaktır.
Servet kapsamındaki taşıt araçlarından alınan verginin ek vergi
olarak nitelendirilmesi yoluyla aynı yıl içinde ikinci kez vergilendirilmesinin,
Anayasa’nın belirlediği vergilendirme ilkelerine aykırı olup olmadığına gelince;
ekonominin istikrarlı bir yapıya kavuşturulması, bütçe hedeflerinin
gerçekleştirilmesi için gelir artırıcı ek tedbirlerin uygulamaya konulması
gerekliliğinde kamu yararı bulunduğu yadsınamaz. Ülkemizde hangi nedenle
olduğunun tartışılmasına girilmeden ekonominin kötü yönetilmesi, iyileştirmeye
yönelik önlemlerin yerinde ve zamanında alınmaması gibi nedenlerin irdelenmesi
iptali istenilen kuralın anayasal ölçütlerle değerlendirilmesinde esas
alınamaz.
Kuşkusuz yasama organının aynı vergiyi doğuran olaylardan ikinci
kez ek vergi alınması yetkisini anayasal ölçütlere uyulmaksızın kullanımına
olanak tanınamaz. Bu bağlamda, Anayasa’nın malî yükümlülüklerin yasa ile
konulması başka bir deyişle vergilerin yasallığı ilkesinin amacı; keyfi, takdire
dayalı ve sınırı belli olmayan vergilendirmeyi önlemektir. Vergi yasaları ile,
malî yükümlülüklerinin sınırlarının belirlenmesi, bireylerin sosyal ve ekonomik
durumları ile temel haklarının etkilenmemesine özen gösterilmesi gerekir.
Vergilendirme yetkisi kullanılırken hukuk devletinin hukuk güvenliği ilkesinin
zedelenmemesine özen gösterilmelidir. Vergilendirme de, vergi kanunlarının
geçmişe yürütülmemesi hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir. Ancak bir vergi
yasasının henüz
tamamlanmamış ve hukukî sonuçlarını doğurmamış hukukî durum ve olaylara
uygulanması hukuksal anlamda geriye yürüme olarak nitelendirilememiştir. İptali
istenilen kural bu yönü ile Anayasa’ya aykırı değildir. Zira Yasa’nın yürürlüğe
girdiği tarihte
vergilendirme dönemi kapanmadığından kural gerçek anlamda geriye
yürütülmemiştir.
Öte yandan yasakoyucu, anayasal kurallara uymak koşuluyla, gelir,
servet ya da harcamanın vergilendirilmesinde, konulara, nitelik veya miktarlara
göre değişik ölçütler getirebilir, gelirin unsurlarına ve miktarına göre ayrı
yükümlülükler ve oranlar belirleyebilir.
İptali istenilen kuralla, bir servet göstergesi olan motorlu
taşıtların ek vergi adı altında yeniden vergilendirilmesinde, taşıtların
nitelikleri gözönünde bulundurulmak suretiyle yapılan hukukî değerlendirme aynı
durum ve konumdaki her taşıt sahibini kapsadığı ve herkes için geçerli olduğu
için eşitlik ilkesinin zedelediğinden sözedilemez.
Verginin malî güce göre alınması ilkesinin dava konusu kuralla
gözetilip gözetilmediğine gelince; “ödeme gücü” anlamını içeren “malî güç”,
verginin yükümlülerin ekonomik güçlerine göre alınmasını gerektirir. Malî güce
göre vergilendirme aynı zamanda vergi adaletinin sağlanmasının yoludur. Kuralla,
motorlu taşıtlar vergisi yükümlülerinin ek vergi adı ile yeniden vergilendirilmelerinin “malî
gücü” aşan, adaletsiz bir vergi olduğu düşünülemez. Zira, vergilendirmenin
içerdiği kamu yararı karşısında bireyin sahip olduğu servet nedeniyle
vergilendirilmesi ölçülü ve adîldir. Bu durumda kuralın malî gücü aşan bir vergilendirme
içerdiği söylenemez.
Bu nedenlerle, 4837 sayılı Ekonomik İstikrarı Sağlamak İçin Ek
Vergiler Alınması Hakkında Kanun’un “Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi” başlıklı 1.
maddesinde düzenlenen kuralın, Anayasa’ya aykırı olmadığı düşüncesiyle çoğunluk
görüşüne katılmıyorum.
KARŞIOY YAZISI
4837 sayılı “Ekonomik
İstikrarı Sağlamak İçin Ek Vergiler Alınması Hakkında Kanun”un 1. maddesinde,
197 sayılı Motorlu Taşıtlar Vergisi Kanunu’nun 5. ve 6. maddelerinde yer alan I,
II, III ve IV sayılı tarifelere göre vergiye tabi olan ve bu Kanun’un
yayımlandığı tarihte ilgili sicilde kayıtlı bulunan taşıtların bir defaya mahsus
olmak üzere 2003
yılı için tahakkuk ettirilen motorlu taşıtlar vergisi tutarı kadar ek motorlu
taşıtlar vergisine tabi olacakları; 2. maddesinde de, 1319 sayılı Emlak Vergisi
Kanunu’nun 1. ve 12. maddelerinde yazılı bina, arsa ve arazilerin 2003 yılı
vergi matrahları
üzerinde bir defaya mahsus olmak üzere ek emlak vergisi alınacağı, muaflık ve
istisnalar, verginin 2003 yılı bina ve arazi vergi matrahı üzerinden Kanun’un
yayımı tarihinden itibaren Emlak Vergisi Kanunu’nda yer alan nispetlere göre
belediyelerce hesaplanacağı, iki eşit taksitte ödeneceği, Kanun’un yayımı tarihine kadar
emlak vergisi beyannamesi veya bildirimi verilmemiş olması halinde verginin
Emlak Vergisi Kanunu’nun 32. maddesine göre belirlenecek bina ve arazi vergisi
matrahı üzerinden tarh ve tahakkuk ettirileceği, tahsil edilen ek emlak
vergisinden, Emlak Vergisi Kanunu’nun mükerrer 38. maddesinde belirtilen
oranlarda büyükşehir belediyesine pay verileceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku
tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı
sayan, yargı denetimine açık yasaların üstünde yasakoyucunun da bozamayacağı
temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Hukuk devletinde, vergilendirme yetkisi hukuk kuralları
çerçevesinde kullanılmalı, adil olmalı, vergilendirmenin temel ilkeleri
gözetilmelidir.
Öte yandan, Anayasa’nın 73. maddesinin birinci fıkrasında “Herkes,
kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür”;
ikinci fıkrasında “Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye
politikasının sosyal amacıdır”; gerekçesinde de “vergi ve benzeri mali
yükümlülüklerin adaletli ve dengeli dağılımı ilkesi geliştirilmiştir...”
denilmiştir. Bununla, Anayasakoyucu, verginin mali güce göre alınması ve genelliği
ilkeleriyle vergilendirmede eşitlik ve adaletin sağlanmasını amaçlamıştır.
Vergide genellik ilkesi, herhangi bir ayırım yapılmaksızın, mali
gücü olanların kamu hizmetleri giderlerini karşılamak için vergi yüküne
katılımını ifade eder. Bu durum gözetildiğinde gelir ve malı olan herkesin
ekonomik gücü ile orantılı olarak vergi vermek zorunluluğu bulunmaktadır.
Yalnızca belli konulardan ve belli kişilerden vergi alınmasıyla bu ilkenin amacı
gerçekleştirilmiş sayılamaz.
Ek verginin, mali gücün
belirlenmesinde dayanak oluşturan servet, gelir ve harcamalardan mali güce göre
alınarak vergide genelleme yapılması gerekirken sadece servetin konusu olan
motorlu taşıtlar ve emlâklardan alınmasını öngören itiraz konusu düzenlemenin
Anayasa’nın 2. ve
73. maddelerine uygunluğundan söz edilemez.
Yasa’nın genel gerekçesinde, ülkenin ekonomik açıdan daha kuvvetli
bir duruma gelmesi ve istikrarlı bir büyüme ortamının temin edilmesi açısından
gelir politikasının önem taşıdığı ekonominin istikrarlı bir yapıya
kavuşturulması ve borç stokunun azaltılması amacıyla, özellikle servet üzerinden
alınan vergilere yönelik olarak düzenleme yapıldığı açıklanmakta ise de bunun
olağanüstü koşulların zorunlu kıldığı haklı bir neden olarak kabulünün mümkün
görülmemesi
kanısı dava konusu Yasa’nın her iki maddesi içinde geçerlidir. Bu düşünceyi
maddeler yönünden ayrıştırmak mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle, Yasa’nın ek motorlu taşıtlar vergisi
alınmasını öngören itiraz konusu 1. maddesi yanında, ek emlâk vergisi alınmasını
düzenleyen 2. maddesinin de Anayasa’nın 2. ve 73. maddelerine aykırılık
oluşturduğu düşüncesiyle, iptal isteminin reddi görüşüne katılmıyorum.
23.7.2004
KARŞI OY
4837 sayılı Yasa’nın iptali istenen 2. maddesi ile, 2003 yılı
ekonomik istikrarının gerçekleştirilmesi için, emlak vergisinin konusuna giren
bina, arsa ve arazilerin 2003 yılı matrahları üzerinden bir defaya mahsus olmak
üzere ikinci kez ek emlak vergisi alınması öngörülmüştür.
4837 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin iptaline ilişkin bölümde yer
alan, Anayasal denetim bakımından iptali istenen 2. madde ile benzerlik arzeden
ve benimde katıldığım çoğunluk kararında belirtildiği
gibi;
2003 yılı emlak vergisi, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu uyarınca
belirlenen nisbetler üzerinden alınmaktadır. Bu nisbetler üzerinden 2003 yılında
ikinci kez ek emlak vergisi tahakkuk ve tahsil edilmek suretiyle vergi yükü
emlak sahipleri aleyhine ağırlaştırılmakta, diğer vergi mükelleflerine ise
yansıtılmamaktadır. Bu durum, vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımını
engelleyerek, Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen hukuk devleti ve 73.
maddesinde öngörülen vergilendirme ilkelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Diğer taraftan, bozulan ekonomik istikrarı sağlamak için bir
defaya mahsus olmak üzere söz konusu ek vergilerin alınmak istendiği Yasa’nın
genel gerekçesinde belirtilmekte ise de, bu gerekçeyi, olağanüstü bir hâl kabul
edip haklı bir neden olarak görmek mümkün değildir.
Bu nedenle, 4837 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin iptal isteminin
reddine ilişkin çoğunluk kararına katılmıyorum.
|