|
21
Temmuz 2004 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:
25529
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2000/85
Karar Sayısı : 2004/61
Karar Günü : 13.5.2004
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : İskenderun 1. Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU : 17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun Ek 24. maddesinin 3995 sayılı Yasa ile değiştirilen (L)
bendinin, Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Ödenen sosyal yardım
zammının tahsili için tebliğ edilen ödeme emrine karşı, açılan davada davacının
itiraz konusu kuralın, Anayasa’ya aykırılığı iddiasını ciddi bulan Mahkeme,
iptali istemiyle başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“Anayasa’nın 10. maddesi uyarınca inceleme : 506 sayılı Yasa
uyarınca :
Sigortalı sayılanlar başlıklı 2. maddesi:
“Bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından
çalıştırılanlar bu kanuna göre sigortalı sayılırlar.”
İşveren ve işveren vekilinin tarifi başlıklı 4. maddesi:
“Bu kanunun uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları
çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler işverendir.”
Görüldüğü üzere, 506 sayılı Yasanın düzenlenmesinde işçi/sigortalı
ile işveren arasında kamu-özel sektör ayırımı yapılmamıştır. Kamu kurumu
nitelindeki işyerlerinde işçi çalıştıran kamu kuruluşları da 506 sayılı SSK
anlamında birer işverendir. Gerek kamu ve gerekse özel sektör, çalıştırdığı
işçiler için yasada öngörülen şekilde kendisine düşen
prim ödeme yükümlülüğü içinde olup,
kamu kesimi farklı özel kesim farklı prim ödeme sistemine tabi tutulmamıştır.
Keza emekli olan sigortalılara yapılan emekli aylığı ödemelerinde kamu
sektöründen emekli olanlarla, özel sektörden emekli olanlara farklı
emekli maaşı
ödenmesini öngören böylece emekliler arasında ayrım yaratacak bir düzenleme de
mevcut değildir. Bu noktaya kadar gerek emekli sigortalılara yapılan maaş
ödemelerinde ve gerekse kurumun kamu/özel sektörden yaptığı prim tahsilatlarında
uygulama farklılığı yasal olarak mevcut değildir.
Kamu/özel sektör ayırımı sadece SSK tarafından ödenen sosyal
yardım zammının SADECE KAMU KESİMİ İŞVERENLERİNDEN GERİ ALINMASINI DÜZENLEYEN VE
İPTALİ İSTENEN EK 24/L MADDESİNDE MEVCUTTUR. Yukarıda da açıklandığı üzere
Anayasamızın 10/2. maddesinde belirlenen hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamaz kuralı, özel sektör işverenlerinden anılan sosyal
yardım zammının geri alınmayacağı anlamını taşıyan ek 24/l m. düzenlemesi ile
özel sektör işverenlerine açıkça bir imtiyaz tanımak suretiyle ihlal edilmiş
olmaktadır.
Sosyal Sigortalar Kurumunun 506 sayılı Yasanın 2. maddesinde
tarifi yapılan “sigortalı” kapsamına, hiç kuşkusuz kamu ve özel sektörde hizmet
akdiyle bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılan tüm çalışanlar dahildir.
Bu konu tartışma dışıdır. Dava konusu olayda doğrudan uygulanacak olan 506
sayılı Yasanın Ek 24/L maddesinde Kurumca, emekli olan sigortalılara yapılan
sosyal yardım zammıyla ilgili sigortalıya yapılan ödemelerin rücuan kamu
sektörü diye
adlandırabileceğimiz işverenlerden tahsili öngörülmüş iken, özel sektör olarak
tanımlanabilecek diğer işverenlerden aynı şekilde bir rücuan tahsil edilebilme
keyfiyetinin ilgili maddede ya da başka bir yasada veya KHK de düzenlenmemiş
olması, anılan
her iki sektör arasında kamu sektörü aleyhine farklılık yaratıldığı her türlü
izahtan varestedir.
Burada yasa koyucunun Sosyal Sigortalar Kurumu’nun içinde
bulunduğu mali krizin hafifletilmesi maksadıyla kaynak yaratma çabası içinde
bulunarak ek 24/L maddesini vazettiği ve bu kaynağın da kamu sektörü
işverenlerinden sosyal yardım zammının rücuan tahsil edilmesi, buna karşılık
özel sektör işverenlerinin bu madde kapsamı dışında tutulması şeklinde yasal
düzenlemeyi yaptığı ve yasama yetkisini bu takdirle kullandığı
anlaşılmaktadır.
Bu durum, Mahkememizce Anayasa’nın 10. maddesine aykırılık
taşıdığı iddiasıyla Yüce Mahkeme önüne itiraz başvurusuyla getirilmiştir.
Gerçekten de 506 sayılı Yasanın başka hiçbir maddesinde işverenler arasında kamu
- özel sektör işverenliği veya başka bir ad altında ayırımlar yapılmamış,
işverenliklerin hukukunda teklik esası benimsenmiş, sigortalı ve işveren
tarifinde kişi, zümre, grup ayırımı yapılmamıştır. Bu yeknesaklığı sosyal
sigortalar mevzuatını oluşturan diğer temel yasalarda da görebilmek mümkündür. Bütün bu yasal
düzenlemeler kapsamında kategorik olarak sigortalı kabul edilenler ile
işverenlik tanımı içerisinde kabul edilenler arasında bir fark söz konusu
edilmemiştir.
Böylesi bir fark sadece 506 sayılı Yasanın ek 24/L maddesi
kapsamında kamu sektörü işverenliği aleyhine kabul edilerek yasal düzenlemeye
tabi tutulmuştur. Bu fark, aynı kategori içerisinde olduğu 506 sayılı Yasa ve
diğer Sosyal Sigorta mevzuatı kapsamında açık seçik belli olan kamu ve özel
sektör işverenlikleri arasında kanun önünde ayırımcılık yapılarak farklı yasal
düzenlemeye tabi kılmak ve 506 sayılı Yasanın Ek 24/L maddesinde belirtilen
sigortalıya yapılan sosyal yardım zammı ödemelerinin sadece bu maddede yazılı ve
kamu sektörü işverenliklerinden rücuan tahsili keyfiyetinin, özel sektör
işverenlikleri lehine imtiyaz teşkil edecek bir durum yarattığı,
Anayasa’nın 10. maddesinin 1. fıkrasında ifadesini bulan kanun önünde eşitlik
ilkesi ile, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz
şeklindeki 2. fıkrasına ve Devlet Organları ve İdare Makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etmek zorundadır
şeklinde ifade edilen 3. fıkrasına açık bir aykırılık teşkil etmektedir.
SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan nedenlerle, 506 sayılı Yasanın ek 24/L
maddesinin T.C. Anayasası’nın 10. maddesine aykırı olduğunun tespiti ile
iptaline karar verilmesi arz olunur.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
506 sayılı Yasa’nın 1.6.1994 gün ve 3995 sayılı Yasa ile değişik
Ek 24. maddesinin itiraz konusu (L) bendi şöyledir:
“Genel ve katma bütçeli idareler, mahalli idareler, döner
sermayeli kuruluşlar gibi kamu kuruluşları ile kanunla ve kanunların verdiği
yetkiye istinaden kurulan diğer kuruşlar ve 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese, bağlı ortaklık ve
iştiraklerinden aylık bağlanmasına hak kazandıktan sonra ayrılanlardan; 506
sayılı Kanun hükümlerine göre malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı bağlananların
ilk sosyal yardım
zammı ödemeleri, söz konusu kuruluşlar adına Kurumca yapılır. Yukarıda
belirtilen kuruluşlar adına, kurumca yapılan ilk sosyal yardım zammı ödemeleri
ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ilgili kuruluşlarca kuruma
ödenmemiş sosyal yardım zammı tutarları bu kuruluşlara yapılacak yazılı bildirim
tarihinden itibaren en geç bir ay içinde defaten kuruma ödenir.
Kurumun yazılı bildiriminde isimleri belirtilenlere sonraki
aylarda ödenmesi gereken sosyal yardım zammı tutarları, yeni bir bildirim
beklenmeksizin ilgili kuruluşlarca, her ay emekli aylığı ödeme tarihlerinden
önce Kurumun ilgili hesabına yatırılır.
Kurumlar vergisi mükellefi olan kurum ve kuruluşlarca bu madde
gereğince yapılan ödemeler, Kurumlar Vergisi uygulamasında gider
yazılabilir”.
B- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında Anayasa’nın 10. maddesine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Mustafa BUMİN,
Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Mahir
Can ILICAK, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN’ın
katılımlarıyla 19.12.2000 günü yapılan ilk inceleme toplantısında; öncelikle
davada uygulanacak kural ve sınırlama sorunu görüşülmüştür.
A- Davada Uygulanacak Kural Sorunu
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta
oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname
kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık savının ciddî olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve
mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralın da o
davada uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın
değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı
sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki
kurallardır.
Başvuran Mahkeme’nin bakmakta olduğu davanın konusu sosyal yardım
zammı ödemesine ilişkin olduğundan, 506 sayılı Yasa’nın Ek 24. maddesinin 3995
sayılı Yasa ile değiştirilen (L) bendinin son paragrafı itiraz başvurusunda
bulunan Mahkeme’nin davada uygulayacağı kural değildir. Buna ilişkin itirazın
başvuran Mahkeme’nin yetkisizliği nedeniyle reddine,
B- Sınırlama Sorunu
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi’ne
itiraz yoluyla yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta
olduğu davada uygulanacağı yasa kuralı ile sınırlı olduğundan 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu’nun 3995 sayılı Yasa ile değiştirilen (L) bendinin son paragrafı dışında
kalan bölümüne ilişkin esas incelemenin, “kanunla kurulan diğer kuruluşlar”
arasında yer alan “barolar” yönünden yapılmasına,
oybirliğiyle karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz
konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü :
Başvuran Mahkeme, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 24.
maddesinin (L) bendi gereğince sigortalıya yapılan sosyal yardım zammı
ödemelerinin bu maddede sayılan kamu sektörü işverenlerinden rücuan tahsiline
olanak veren düzenlemenin özel sektör işverenleri lehine imtiyaz oluşturduğunu,
bu nedenle de
kuralın Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri
sürmektedir.
İtiraz konusu (L) bendinde, “Genel ve katma bütçeli idareler,
mahalli idareler, döner sermayeli kuruluşlar gibi kamu kuruluşları ile kanunla
ve kanunların verdiği yetkiye istinaden kurulan diğer kuruluşlar ve 233 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların
müessese, bağlı ortaklık ve iştiraklerinden aylık bağlanmasına hak kazandıktan
sonra ayrılanlardan; 506 sayılı Kanun hükümlerine göre malullük, yaşlılık ve ölüm
aylığı bağlananların ilk sosyal yardım zammı ödemeleri, söz konusu kuruluşlar
adına Kurumca yapılır.
Yukarıda belirtilen kuruluşlar adına, Kurumca yapılan ilk sosyal
yardım zammı ödemeleri ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar ilgili
kuruluşlarca kuruma ödenmemiş sosyal yardım zammı tutarları bu kuruluşlara
yapılacak yazılı bildirim tarihinden itibaren en geç bir ay içinde defaten
kuruma ödenir.
Kurumun yazılı bildiriminde isimleri belirtilenlere sonraki
aylarda ödenmesi gereken sosyal yardım zammı tutarları, yeni bir bildirim
beklenmeksizin ilgili kuruluşlarca, her ay emekli aylığı ödeme tarihlerinden
önce Kurumun ilgili hesabına yatırılır.”
denilmektedir.
Hukukun temel ilkeleri arasında yer alan eşitlik ilkesine,
Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilmiştir. Buna göre herkes, dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz
tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde
eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.
Yasa önünde eşitlik ilkesi, hukuksal durumları aynı olanlar için
söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik
ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme
bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak
yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik,
herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez.
Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları
ve uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76. maddesi hükmüne göre barolar,
avukatlık mesleğinin geliştirilmesi, meslek mensuplarının birbirleri ve iş
sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğün ve güvenin sağlanması, meslek
düzeninin, ahlakının ve saygınlığının korunması, avukatların ortak
ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla çalışmalar yürüten tüzel kişiliği bulunan meslek
kuruluşlarıdır. Kanunla kurulan, kamu tüzel kişiliği olan ve bu nitelikleri
nedeniyle kamu gücü kullanabilen baroların kuruluş amaçları, hukuksal durumları,
gördükleri hizmetler açısından özel hukuk tüzel kişileri ile aynı hukuksal
durumda oldukları
söylenemez. Nitelikleri ve hukuksal durumları farklı olan özel hukuk tüzel
kişileri ile baroları belirtilen yönlerden eşit görmek olanaksızdır. Değişik
hukuksal durumda olanların farklı kurallara bağlı tutulmasının yasa önünde
eşitlik ilkesine
aykırılık oluşturmayacağı açıktır.
Açıklanan nedenlerle iptali istenilen kural Anayasa’nın 10.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU ve Fazıl SAĞLAM bu görüşlere
katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
17.7.1964 günlü, 506
sayılı “Sosyal Sigortalar Kanunu”nun Ek 24. maddesinin 3995 sayılı Yasa ile
değiştirilen (L) bendinin, son paragrafı dışında kalan bölümünün “kanunla
kurulan diğer kuruluşlar” arasında yer alan “barolar” yönünden Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU ile Fazıl
SAĞLAM’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 13.5.2004 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Mustafa BUMİN |
Başkanvekili
Haşim KILIÇ |
Üye
Sacit ADALI |
|
Üye
Ali HÜNER |
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye
Ertuğrul ERSOY |
|
Üye
Tülay TUĞCU |
Üye
Ahmet AKYALÇIN |
Üye
Mehmet ERTEN |
|
Üye
Fazıl SAĞLAM |
Üye
A. Necmi ÖZLER |
|
Esas Sayısı : 2000/85
Karar Sayısı : 2004/61
KARŞIOY YAZISI
İtiraz konusu kural, öğreti ve uygulamada tartışmalara yol açan
sosyal yardım zammının “Genel ve katma bütçeli idareler,
mahalli idareler, döner sermayeli
kuruluşlar gibi kamu kuruluşları” yanında “kanunla ve kanunların verdiği yetkiye istinaden
kurulan diğer kuruluşlar” tarafından da ödenmesini öngörmektedir. Mahkemeyi
anayasaya aykırılık itirazına yönelten dava Hatay Barosu ile SSK arasındaki bir
uyuşmazlıkla ilgilidir. Baronun uyuşmazlığa taraf olması, itiraz konusu kuralda
sosyal yardım ödemekle yükümlü kılınan “kanunla kurulan diğer kuruluşlar”
kapsamında yer almasından kaynaklanmaktadır.
Yukarda özetlenen uyuşmazlıktan bağımsız olarak sosyal yardım
zammının Anayasa’ya uygun olup olmadığı kavramsal boyutu ile de tartışmalıdır.
Her ne kadar Anayasa Mahkemesi’nin 18.11.1993 tarih ve E.93/17, K.93/41 sayılı
kararı ile 506 sayılı Sosyal Sigortala Kanunu’nun Ek 24. maddesinin sosyal yardım konusunu
düzenleyen “506 sayılı Kanun ile ek ve değişikliklerine göre iş kazaları ile
meslek hastalıkları, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından gelir veya aylık
alanlar ile 991 sayılı Kanunla Kuruma devredilen sandıklar mevzuatına göre aylık
alanlara her ay sosyal yardım zammı olarak 12.919 lira ödenir.” şeklindeki
(a) bendinin iptal istemi reddolunmuşsa da bu karar dört üyenin (Güven Dinçer -
Sacit Adalı ve Mustafa Gönül - İhsan Pekel’in) karşı oyları ile alınmıştır.
Karşı oy yazılarında: “Sosyal yardım zammının kurumun gelir ve gider
dengesini bozduğu, sosyal güvenliğin geleceğini tehlikeye düşürdüğü, Kurumun,
Anayasa’nın 60. maddesiyle kendisine verilen işlevleri zamanında, gerektiği
ölçüde ve yeterince yerine getirememesine neden olduğu, kendi emeklilerine aylık
ödeyemeyecek konuma getirdiği, sosyal güvenlik kurumlarını, Anayasa’nın
öngördüğü “sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler” bağlamında üretmeleri gereken
hizmetlerin kapasitelerini tümüyle güçsüz ve etkisiz duruma
getirerek
çökerten ve onları göstermelik bir sosyal sigorta kuruluşuna dönüştürdüğü, böyle
bir yasal düzenlemenin, Anayasa’nın 60. maddesine aykırı olduğu” belirtilmiştir.1 Bu gerekçeler anayasal sorunun boyutunu ortaya
koymaktadır. Öğretide bu alanda çalışan uzman hukukçular da paralel görüşler
savunmuşlardır.2
Bu davadaki sorun, yukarda açıklanan ana sorunun bir parçasıdır.
Dava konusu kurallar, Kurumun kaynaklarının sosyal yardım zammı ile tükenmesinin
kısmen önüne geçmek amacıyla “Genel ve katma bütçeli
idareler, mahalli idareler, döner
sermayeli kuruluşlar gibi kamu kuruluşları ile kanunla ve kanunların verdiği
yetkiye istinaden kurulan diğer kuruluşlar ve 233 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname kapsamına giren teşekkül ve kuruluşlarla bunların müessese,
bağlı ortaklık ve
iştirakleri”ni, adı geçen kurum ya da kuruluşlardan aylık bağlanmasına hak
kazandıktan sonra ayrılanlardan; kendilerine 506 sayılı Kanun hükümlerine göre
malûllük, yaşlılık ve ölüm aylığı bağlananların sosyal yardım zammını ödemekle
yükümlü
kılmaktadır.
Burada üzerinde durulması gereken ilk konu, özel kesime böyle bir
yükümlülük öngörülmemiş olmasının eşitlik yönünden bir sorun oluşturup
oluşturmadığıdır. Devletin Anayasa ile kendisine verilen bir ödevi özel sektöre
ilke olarak aktaramayacağı ve itiraz konusu kuralda yer alan kurum ve
kuruluşların tümünün devletin bütünlüğü ilkesi içinde yer aldığı gözönünde
tutulursa, burada farklı konumdaki her iki grup arasında eşitlik ilkesi
açısından bir sorun bulunmadığı sonucuna varmak gerekir.
İtiraz konusu kuralın sosyal yardım zammını ödeme yükümlülüğü
getirdiği kurum ve kuruluşlar yönünden bir eşitsizliğin söz konusu olup olmadığı
ise ayrı bir sorun oluşturmaktadır. Bu konu benzer bir olayda Nazilli Ziraat
Odası tarafından gündeme getirilmiş ve bu konuda Anayasaya aykırılık iddiası ciddi
görülerek konu Anayasa Mahkemesine sunulmuştur. Anayasa Mahkemesi, 7.12.1995 gün
ve E. 95/ 52 ve K. 95/62 sayılı kararında Anayasaya aykırılık iddiasını
reddetmişse de bu kararda da üç üye (GüvenDinçer, Ahmet Necdet Sezer ve Yalçın Acargün)
karşı oy kullanmıştır. Karşı oy yazılarında : Kamu kurumu niteliğindeki
meslek kuruluşları için Anayasa’nın 135. maddesi ile verilen “yasa ile
düzenlenmeleri” yolundaki sınırlı yetki dışında herhangi bir yasal veya idarî
karışmanın söz konusu olamayacağı, ... bunların yönetiminde, gelirlerinin
toplanmasında ve giderlerinin yapılmasında Devletin sınırlı denetim yetkisi
dışında herhangi bir yetkisi bulunmadığı, iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku
yönünden herhangi bir özel gerçek kişi ve özel tüzel kişiden farklı olmadıkları,
... Devletin ancak, düzenleme, yönetim ve denetim yetkisi kendisine ait olan ve
kendi hiyerarşisinde olan devlet organlarına ve kurumlarına munzam mali külfet
yükleyebileceği, sosyal sigorta hukuku alanında meslek odalarına ancak, herhangi bir işveren gibi
genel nitelikte sigorta hukukunun getirdiği külfetler yüklenebileceği, ... dava
konusu düzenlemeye esas olan “sosyal yardım zammı”nın aslında enflasyon
nedeniyle aşınan emekli aylıklarına yapılmış parasal bir zam olduğu. bu zammın
sigortanın kendi kaynaklarından ve bu da yetmiyorsa tüm toplumca karşılanması
gerektiği, toplumun sosyal güvenlik masraflarına katılmasının ise vergi yoluyla
ve genel bütçe içinde olabileceği, (itiraz konusu kural) tarzındaki
çözümlerin
yasalarla düzenlenen ve prim esasına dayanan sosyal sigorta sisteminin Anayasal
temellerini oluşturan Anayasa’nın 60. maddesine aykırılık
oluşturacağı”
belirtilmiştir.3
Bu gerekçeler gerçeğin önemli bir boyutunu yansıtmakla birlikte,
bunların bazı noktalarda tamamlanması gerekir. Her şeyden önce kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve özellikle Baroların kâr amacı gütmediği,
dolayısıyla yasa ile öngörülen gelir kaynakları dışında ek gelir sağlamalarının
söz konusu olmadığı, bu kuruluşlara devlet bütçesinden kaynak aktarılmadığı, en
önemli gelir kaynağı olan Baro aidatlarının bile sınırlı olduğu, bu gelirlerin
kamu geliri sayılamayacağı anayasal ve yasal amaçları arasında çalıştırdığı
personele yönelik sosyal yardım ya da sosyal güvenlik sorumluluğunun
bulunmadığı gibi özelliklerin altını çizmek gerekir.
Gerçekten de Avukatlık Kanunu’nun Baroların Kuruluş ve Nitelikleri
başlıklı 76. maddesine göre, “Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek,
meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde
dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun
üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak
ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği
bulunan,
çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek
kuruluşlarıdır. “
Burada Baronun kuruluş amaçlarının ana unsurları şu şekilde
belirlenmiş olmaktadır:
-avukatlık
mesleğinin geliştirilmesi,
-meslek mensuplarının birbirleriyle ve iş sahipleriyle olan
ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak,
-meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını; hukukun üstünlüğünü,
insan haklarını savunmak ve korumak,
-avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm
çalışmaları yürütmek.
Üstelik aynı maddenin 2. fıkrasında da “Barolar, kuruluş
amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.” kuralı yer almıştır. Yukarda
anılan kuruluş amaçları arasında baro organları bünyesinde İş Kanunu’na tabi
olarak hizmet akti ile çalıştırılan personelin sosyal güvenliğini sağlama gibi
bir amaç ve sorumluluk yer almış değildir. Bu sorumluluk Sosyal Sigortalar
Kurumuna aittir. Serbest meslek ifa den Baro üyesi avukatların sosyal
güvenlikleri de aynı kurum tarafından Avukatlık Kanunu’nun 186 – 191
arasındaki
maddeler uyarınca 506 sayılı Yasa’nın 86. maddesinde gösterilen “topluluk
sigortası” ile sağlanır.
Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, Baronun hukuki durumu
özel hukuk gerçek ya da tüzelkişilerinden farklıdır. Ancak bu farklılık,
çoğunluk kararındakinin tam tersi bir sonuca götürür. Bir an için sosyal yardım
zammının özel hukuk gerçek ya da tüzelkişilerine yüklenebileceği varsayılsa
bile, onların bunu maliyete yüklemeleri, vergiden indirmeleri mümkünken,
Baroların böyle bir olanağı da yoktur. Kaldı ki, Baroların kurum olarak kendi
bünyesinde çalıştırdığı personel ile ilişkisi gerçek anlamıyla bir özel hukuk
ilişkisidir. Sosyal yardım zammı ise bu kişilerin emekliliği ile ilgili olup, bu
açıdan Baronun özel hukuk tüzelkişilerinden farklı bir konumu olduğu da
söylenemez.
Emeklilere ödenecek sosyal yardım, Anayasa’nın 61. maddesinin
üçüncü fıkrası uyarınca Devlete yüklenen bir görevdir. Devlet, ana kaynağı
üyelerinin aidatı olan Baro bütçesinden sosyal yardım yapamaz. Devlet ancak
bütçesini kendisinin oluşturduğu, ya da bütçesine önemli katkıda bulunduğu kamu
kuruluşlarına sosyal yardım konusunda ek yükümlülük getirebilir. Aksi düzenleme
Anayasa’nın 60., 61. ve 135. maddelerine aykırı olur.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın barolar yönünden iptali
gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Üye
Sacit ADALI |
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye
Fazıl SAĞLAM |
----------------------------
1 Ayrıntı için bkz.
AYMKD Sayı 31, 1. Cilt, s.263 – 265, 266 – 274.
2 Örnek olarak bkz. Prof. Dr. Ali GÜZEL, Sosyal
Yardım zammı ve Uygulama Sorunları Paneli, SSK
Bülteni , Eylül-Ekim 21992, Yıl 7, sayı 32, s.23-24: (Primli sisteme dahil
olmayan) “ Sosyal yardım zammı’nın SSK bünyesinden ödenmesi Türk sosyal güvenlik
sisteminin dayandığı temel ilkelere tümüyle aykırıdır. … Bu zammın kurumun bütçesinden karşılanması yasanın
temel hükümlerine aykırı düşmektedir. ,,, Prim ya da kesenek olmaksızın sosyal
yardım yapılması, Anayasa’nın öngördüğü sosyal güvenlik hakkını tehlikeye
düşürür.”
3 Ayrıntılar için bkz. AYMKD Sayı
32, Cilt 1, s. 447 - 450
|