|
10 Şubat
2005 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:
25723
Esas Sayısı :
2004/35
Karar Sayısı : 2004/64
Karar Günü : 26.5.2004
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
MAHKEMELER :
1 - Karşıyaka Ağır Ceza
Mahkemesi
(E:2003/45)
2 - Ankara 8. Ağır Ceza
Mahkemesi (E:2004/35)
İTİRAZLARIN KONUSU
:
25.2.2003 günlü, 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu’nun 14. maddesinin (2) numaralı
fıkrasının, Anayasa’nın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I - OLAY
Sahte fatura düzenleme
suçundan açılan kamu davalarında, itiraz konusu kuralı Anayasa’ya aykırı bulan
Mahkemeler, iptali için başvurmuşlardır.
II - İTİRAZLARIN
GEREKÇELERİ
A - İtiraz yoluna başvuran
Karşıyaka Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir:
“1.
Vergi Usul Kanunun 359. maddesinde sayılan fiilleri 31.08.2002 tarihinden önce
işleyenler hakkında Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmaz,
soruşturma aşamasında olanlar için takibat yapılmaz, açılmış bulunan kamu
davaları ortadan kaldırılır ve kesinleşmiş mahkumiyet kararları infaz
edilmez.
2.
Anılan Kanunun 359. maddesinin (b) fıkrasının (1) numaralı bendindeki defter,
kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine
başka yaprak koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya
suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler, (2) numaralı
bendindeki belgeleri sahte olarak basanlar hakkında (1) numaralı fıkra hükümleri
uygulanmaz ve bahsi geçenler bu kanunun 7, 8 ve 9 maddeleri hükümlerinden
yararlanamaz.
3.
İşlenen kaçakçılık suçlarından dolayı vergi ziyanı sebebiyet verildiği hallerde
(1) numaralı fıkra hükümlerinden yararlanabilmesi için; salınan vergi ve kesilen
cezalar ile gecikme faizi ve zamlarının, bu kanunun yürürlüğünden önce ya da bu kanun hükümlerinden yararlanılmak suretiyle
öngörülen süre ve tutarda tamamen ödenmiş olması ve bunlara karşı idari yargı
yerlerinde dava açılmaması veya açılan davalardan vazgeçilmesi şarttır” hükmünü
koymuştur.
Belirtilen
madde ile şarta bağlı bir af düzenlemesi yapıldığı açıktır. Görüldüğü gibi 4811
sayılı Vergi Barışı Yasasının 14. maddesinin l. ve 3. fıkralarında öngörülmüş
olan şarta bağlı af uygulanmasına, aynı maddenin 2. fıkrası ile bazı suç
oluşturan eylemleri gerçekleştiren kişiler yasa kapsamı dışında bırakılarak
istisna konulmuştur.
4811
sayılı Yasanın 14. maddesinin 2. fıkra hükmünün Anayasa’nın 10. maddesinde yer
alan eşitlik ilkesine uygun olduğunu kabul etmek olanaksızdır.
Çünkü;
Eldeki dava dosyasında sanık olarak yargılanmakta olan Cemil
Kuğ’un suç işlediği ileri sürülen tarihte yürürlükte
olan 213 Sayılı Vergi Usul Kanunun 359. maddesinin 2. bendi
Yasanın
344. maddesinin 2 ve 3 numaralı bentlerinde yazılı kaçakçılık suçlarını
işleyenler hakkında üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası hükmolunur” hükmünü koymuş bu madde de atıf yapılan ve
Kaçakçılık suçlarını tanımlayan aynı Yasanın 344. maddesinin 2.
bendi
“Sahte
veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı vesikalar tanzim etmek veya bunları
bilerek kullanmak”
3.
bendi ise vesikaları tahrif etmek, asıllarına uygun olmayan vesika ve suretler
tanzim etmek veya tahrif edilmiş vesikalarla asıllarına uygun olmayarak tanzim
edilmiş vesika ve suretleri bilerek kullanmak” hükümleri ile suç oluşturan
fiilleri tanımlamıştır.
Suç
tarihi sonrasında yürürlüğe giren ve lehe hükümler içermesi nedeniyle TCK’nun 2. maddesi gereğince sanık hakkında da uygulanması
gereken 213 sayılı Vergi Usul Kanunun 4369 Sayılı Kanunla değişik 359.
maddesinin (b) fıkrasının 1 numaralı bendinde ise
“Defter,
kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya
hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya
kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar (Sahte belge,
gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen
belgedir.)” hükmü ile kaçakçılık oluşturan fiil tanımlanmış ve aynı maddede bu
fiilin yaptırımı 18 aydan 3 yıla kadar ağır hapis olarak
öngörülmüştür.
Görüldüğü
gibi yasa koyucu her iki düzenlemede; vergi yasalarına göre tutulan veya
düzenlenen ve saklanma ve ibraz zorunluluğu bulunan belgeleri sahte olarak
düzenleyenler ve bu belgeleri kullananların eylemlerini aynı ağırlıkta
değerlendirmiş ve aynı ceza yaptırımına bağlamıştır. Bu hükümlerin Anayasanızın
73. maddesinde düzenlenen vergi ödeme yükümlülüğünün ihlalini yaptırıma
bağladığı da açıktır.
Yasakoyucu
suç oluşturan fiilleri aynı ağırlıkta kabul ederek aynı ceza ile cezalandırmış
ve aynı maddede düzenleniş olduğuna göre, başka bir yasa ile bu fillerden bir
bolümü için farklı bir hukuki düzenleme yapılmasının haklı bir nedene dayandığı
makul ve adil olduğu söylenemez.
Anayasamızın
10. maddesi
“Herkes
dil, ırk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.
Hiç
bir kişiye aileye zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet
organları ve idare makamları bütün işlem ve eylemlerinde kanun önünde eşitlik
ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” hükmü ile eşitlik ilkesini
düzenlemiştir.
Kuşkusuz
bu hüküm, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı şeklinde
yorumlanamaz, kimi vatandaşların haklı bir neden bulunması koşulu ile değişik
kurallara bağlı tutulmaları eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Ancak Anayasa
Mahkemesi’nin bir çok kararında vurgulandığı gibi, aynı hukuki durumda
bulunanlardan bazıları için farklı kurallar konulmasını haklı gösterecek
nedenlerin bulunması ve bunların anlaşılabilir, amaçla ilgili, makul ve adil
olmaları gerekir. Ve bunun yanında yasa koyucunun aynı konuda yapmış olduğu
takdirlerinde birbirleri ile çelişmemesi gerekir.
Şarta
bağlı bir af niteliğini taşıdığını belirtilen 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunun
14. maddesinin 2. fıkrasında yer alan istisna hükmü özellikle dosyasında
yargılamaya konu olan sahte belge (Fatura) düzenlese ve bu belgeleri bilerek
kullanma (Yasada bilerek sözcüğüne yer verilmemiş ise de, cürüm türünden olan bu
suçtan kullanan açısından belgenin sahteliğini bilme olgusunun zorunluluk olduğu
hiçbir açıklamaya gerek göstermeyecek kadar açıktır) fiilleri ve bu fiillerin
gerçekleştirenler açısından incelemek gerekirse,
Belgelerin
kısmen ya da tamamen sahte olarak düzenlenmesi
(Ekonomik terimlerle ifade etmek gerekirse) Bu tür belgelerin talep edilmesine
bağlı olarak gerçekleşen bir arz eylemidir. Vergi yükümlüleri tarafından bu tür
sahte belge talep edilmediği sürece belgelerin sahte olarak düzenlenmesi
düzenleme eylemini gerçekleştiren şahıs açısından kağıt ve mürekkep harcamaktan
başka bir anlam ifade etmek, uygulamada vergi yargısı sahte belge düzenleyen
kişilerin belgelerde belirtilen tutarın yüzde ikisi oranında komisyon alarak
belgeyi sattığını kabul etmekte ve bu oran matrah kabul edilerek ilgililere
gelir vergisi açısından vergi cezası kesilmektedir. Ancak bu belgeyi sahte
olduğunu bilerek alan ve kullanan vergi yükümlüleri ise, belge tutarını Katma
Değer Vergisi, Kurumlar Vergisi ve Gelir Vergisi gibi tüm vergi matrahlarından
indirmekte ve daha çok vergi kaybına neden olmaktadırlar. Bu nedenle sahte
belgeyi bilerek kabul eden ve kullanan kişileri şartlı af kapsamına alınmış
olmasına rağmen arz talep dengesinin diğer tarafını oluşturan belgeyi
düzenleyenlerin kapsam dışında bırakılmış olmalarının Anayasa'nın 10. maddesinde
yer alan eşitlik ilkesine aykırı olduğu, sahte belge düzenlemek ve kullanma
fiillerini aynı ağırlıkta kabul eden yasa koyucunun yapmış olduğu taktir ile,
4811 sayılı Vergi Barışı Yasası’nın 14. maddesinin düzenlenmesi sırasında
koyduğu istisna hükümdeki taktirinde açıkça birbiri ile çeliştiği,
Cumhuriyet
Savcısının 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunun l4. maddesinin 2. fıkrasının Anayasa
aykırı olduğu yolundaki iddiası mahkememizce ciddi görüldüğü gibi yukarıda
belirtilen nedenlerle bu istisna hükmünün Anayasa’nın 10. maddesine aykırı
olduğu ortak sonuç ve kanısına varılmış olmakla,
4811
sayılı Vergi Barışı Kanunun dosya sanığını ilgilendiren 14. maddesinin 2.
fıkrasında yer alan “BELGELERİN ASIL VEYA SURETLERİNİ TAMAMEN VEYA KISMEN SAHTE
OLARAK DÜZENLEYENLER” hakkında l numaralı fıkra hükmünün uygulanmayacağına
ilişkin istisna hükmün iptal edilmesi konusunda Türkiye Cumhuriyeti
Anayasası’nın 152/1. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına,
Aynı
maddenin 3. fıkrası gereğince dosyanın onaylı bir örneğinin çıkartılarak gerekli
incelemenin yapılabilmesi amacı ile Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesine ve aynı
fıkrada yer alan hüküm gereğince 5 ay süre ile Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu
sonuçlandırmasının beklenmesine,
2
- Belirtilen süre içerisinde Anayasa Mahkemesi’nin kararının açıklanmamış olması
durumunda aynı fıkra gereğince yargılama sürdürülerek yasal düzenleme
çerçevesinde dosyanın sonuçlandırılmasına,
3
- Anayasa’dan kaynaklanan zorunlu bekleme süresi gözönüne alınarak duruşmanın 8.10.2003 günü saat 14.40’a
bırakılmasına oybirliği ile karar verildi.”
B - İtiraz yoluna başvuran
Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir:
“KONU:
Sanıklar hakkında uygulanması gereken 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu 14/2
maddesinin Anayasanın 2, 10, 73, maddelerine aykırı olduğu cihetle iptali
başvurusudur.
Sanıklar
Osman Sarıoba Salih Korkmaz hakkında Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığınca düzenlenen 05.11.2001 tarih ve 2001/45284 Esas 2098 iddianame
numaralı iddianame ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununa muhalefet ettiklerinden
bahisle mahkememize kamu davası açılmıştır.
Sanık
Hasan Alaattin Er hakkında ise Ankara Cumhuriyet
Başsavcılığının yine 05.11.2001 tarih ve 2001/45283 Esas 2097 iddianame numaralı
iddianamesi ile dava açılmıştır.
Daha
sonra Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.05.2002 tarih ve 2001/366 esas
2002/100 Karar sayılı bu dosyanın Mahkememizin 2001/348 esas sayılı dosyası ile
birleştirilmesine karar verilmiştir.
Yargılamanın
devamı sırasında 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu yürürlüğe girmiş olup aynı
Kanunun 14/1 - 3 maddeleri gereğince vergi borçlarının ödenmesi halinde
haklarında açılan ceza davalarının ortadan kaldırılması yönünde hüküm
getirilmiştir ve aynı yasa bu hüküm gereğince ödemelerin taksite bağlanmasını ve
son taksitin 30 Haziran 2004 tarihinde ödenmesini ön koşul olarak kabul
etmiştir.
Yapılan
yargılama sırasında 19.4.2004 tarihli ara kararı ile sanıkların 4811 sayılı Yasa
gereği son taksitini ödemeleri için sürenin son günü olan 30 Haziran 2004
tarihine kadar beklenmesine karar verildikten sonra aynı ara kararın ikinci
maddesi gereğince 481l sayılı Yasanın 14/2 maddesinin Anayasanın 2, 10, 73
maddelerine aykırı olduğu cihetle itirazen Anayasa
Mahkemesi Başkanlığına başvurulmasına karar verilmiştir.
Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 2. maddesinde belirtilen Hukuk devleti eylem ve
işlemleri hukuka uygun insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren Anayasaya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstünlüğü
kuralları ile kendini bağlı sayan yargı denetimine açık olan
devlettir.
Aynı
bağlamda bir hukuk devletinde yasa koyucu yasaların yalnız Anayasaya değil
evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Anayasanın
10. maddesindeki eşitlik mutlak bir yasaktır ve birbiri ile aynı durumda
olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların
yaratılmasını engellemektedir.
Aynı
durumda olanlar için farklı düzenleme eşitliğe aykırılık oluşturur. Anayasanın
amaçladığı eşitlik özellikle hukuksal eşitlik olup eylemli eşitlik
değildir.
Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulur ve
dolayısı ile Anayasanın öngördüğü eşitlik sağlanır.
Kişisel
nitelikleri ve durumları aynı olanlar arasında yasal olarak konulan kurallarla
değişken uygulamalar yapılamaz.
Yine
Anayasanın 73. maddesinde devletin vergiyi kimlerden alacağı, nasıl alacağı
hususu belirtilmiş olup, burada da temel kural adaletli verginin adaletli bir
şekilde tahsil edilmesi yönündedir.
Yukarıdaki
hususlar Anayasa Mahkemesinin bir çok kararına esas teşkil etmiş olup, yerleşen
içtihat şeklindedir.
Öte
yandan 25.2.2003 tarihinde kabul edilen 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu ile
Vergi Usul Kanunundaki çeşitli düzenlemeler yapılmış olup yine aynı kanunun 14.
maddesi ile de Vergi Usul Kanunu 359. maddesinde sayılan fiillerin 31.8.2002
tarihinden önce işleyenler hakkında yapılacak işlemleri tek tek saymıştır.
213
sayılı Yasanın 3 üncü bölümünde hürriyeti bağlayıcı ceza ile cezalandırılacak
suçlar ve cezaları tek tek
belirtilmiştir.
4811
sayılı Yasanın 14/1 maddesi ile 359. maddede sayılan fiilleri işleyenler
hakkında idarenin bu kanun gereğince Cumhuriyet Savcılıklarına suç duyurusunda
bulunamayacakları soruşturma aşamasında bulunanlar için takibat yapılmayacağı
açılmış bulunan kamu davalarının ortadan kaldırılacağı kesinleşmiş
mahkumiyetlerin infaz edilemeyeceği belirtilmiştir.
Yine
aynı yasanın itiraza konu olan 14/2 maddesinde 213 sayılı Yasanın 359.
maddesinin B fıkrasının l numaralı bendindeki “Defter kayıt ve belgeleri yok
edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine
başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl ve
suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler” 2 numaralı
bendindeki “Belgeleri sahte olarak basanlar” hakkında bu yasanın 14/1 numaralı
fıkra hükümlerinin uygulanmayacağını kabul etmiştir.
213
sayılı Yasanın 359. maddesi 2 fıkradan oluşmaktadır.
A
fıkrasında vergi kanuna göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz
mecburiyeti bulunan defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar
gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap
açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi masrafının
azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya
diğer kayıt ortamlarına kayıt edenler ayrıca defter kayıt ve belgeleri tahrif
edenler veya gizleyenler veya yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri
kullananlar hakkındaki işlemleri belirtmektedir.
Yine
359. maddenin itirazımıza konu olan B fıkrasında ise özellikle
1)
Defter kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sayfalarını yok ederek yerine
başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya
suretlerinin tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri
kullananlar hakkındaki işlem belirtilmiş olup ikinci bentde de belgeleri maliye bakanlığı ile anlaşması olmadığı
halde basanlar ile sahte olarak basanlar veya bu belgeleri kullananlar hakkında
ceza tayin edilmiştir.
Bilindiği
gibi genel olarak hukukta cezayı gerektiren fiillerde aranan temel öğe bu
fiillerin kasıt unsuru taşıyıp taşımadığıdır. Kasıt unsuru fiili cürüm haline
çevirir. Kastın söz konusu olmadığı hallerde kabahatten ve kusurdan söz
edilebilir.
Vergi
hukukunda vergi cezasının uygulanması için temel öğe vergi kaybına uğratılmış
olmasıdır. Bu kayıt hatadan, ihmalden veya usulsüzlükten doğmuş olabilir. Keza
nitelikli veya kasıtlı da olabilir. Sonuç olarak hepsi vergi ziyanına sebebiyet
verdiği için vergi cezasını gerektirir.
Yine
vergi kanunlarındaki amaç mali sistemin, belge düzeninin ve mali otoritenin
zayıflatılmasının hatta çökertilmesini önlemek içindir.
Muhasebe
hileleri defter ve belgelerin gizlenmesi, yok edilmesi, denetim ve kontrolden
kaçmak amaçlı davranışlar, sahte veya içerik açısından yanıltıcı belge
düzenlemek ve kullanmak gibi fiiller ortak özelliği sebebiyle kastın varlığını
ortaya koyar.
İptali
istenen 4811 sayılı Yasanın 14/2 maddesinde belirtilen konuyu daha detaylı
olarak incelediğimizde göreceğiz ki sadece 359. maddenin B fıkrasının l numaralı
bendinde kullananlar kapsam dışında bırakılmış olup bunlar hakkında vergi barışı
kanununun uygulanacağı diğerleri hakkında bu kanunun uygulanmayacağı belirtilmiş
olup, yukarıda belirtilen hukuk devleti ve eşitlik ilkelerine aykırı bir durumun
ortaya çıkmasına sebebiyet verilmiştir.
Daha
basit bir anlatımla bir belgeyi düzenleyen A firması vergi kaçırmaktadır. Bunu
kullanan B firması da yine aynı miktarda vergiyi kaçırmaktadır. Bunlardan birisi
yani kullanan 4811 sayılı Yasa ile ödüllendirilmiş diğeri ise
cezalandırılmıştır. Burada eşitlik yoktur. Bu eşitlik vergi salınması ve tahsili
için gereken eşitliği de yok etmektedir.
Yasa
metninde l numaralı bend olarak düzenlenen kısımda
birbirini tamamlayan cümle içinden “Bu belgeleri kullananlar” cümlesi hariç
bırakılmış diğer l ve 2 nci bentdeki eylemler keza 2 maddede de mahkemece de uygulaması
bulunmadığı için itirazen Anayasa Mahkemesine
müracaatımız mümkün olmadığı “sahte olarak basanlar hakkında ayrı, bir işlem
yapılmaktadır.”
Bu
hususu daha basit bir anlamda ifade etmek istersek TCK’nun 493/1 maddesinde hırsızlık suçunu işlemek veya
çalınmış malı başka yere kaldırmak için duvar, kapı, pencere, demirparmaklık,
kasa ve sandık gibi şahısları veya malları muhafaza için sağlam maddeler ile
yapılmış şeyleri yıkmak, devirmek, kırmak, delmek veya mahfetmek veya suni vasıtalarla veya şahsi çeviklik
sayesinde bertaraf edile bilen manialara kaldırarak veya aşarak hane vesair yerlere girmek sureti ile işlenirse şeklindeki hükmün
içinden örneğin “kırmak” kelimesini ele alarak kırarak girenler hakkında özel
bir yasa çıkarılması halinde yıkan, deviren, kişiler yönünden eşitlik tamamen
ortadan kalkmış olur.
4811
sayılı Yasada da bu şekilde bir uygulama yapılarak kullananlar kelimesi cımbızla
çekilir gibi çıkartılıp bu eylemde bulunanların bir nevi af olan 4811 sayılı
Yasadan yararlandırmak hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, eşitlik ve vergi
adaletine sığmaz.
Bu
sebeple iptali gerekmektedir.
SONUÇ:
Yukarıda
açıklandığı gibi 4811 sayılı Vergi Barışı Kanununun 14/2 maddesi Türkiye
Cumhuriyeti Anayasasının 2, 10, 73 maddelerine aykırı bulunduğundan itirazın
iptaline karar verilmesi saygıyla arz olunur.”
III - YASA
METİNLERİ
A - İtiraz Konusu Yasa
Kuralı
4811 sayılı Vergi Barışı
Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da içeren 14. maddesi
şöyledir:
“MADDE 14. - 1. Vergi Usul Kanununun
359 uncu maddesinde sayılan fiilleri 31.8.2002 tarihinden önce işleyenler
hakkında Cumhuriyet savcılıklarına suç duyurusunda bulunulmaz, soruşturma
aşamasında olanlar için takibat yapılmaz, açılmış bulunan kamu davaları ortadan
kaldırılır ve kesinleşmiş mahkumiyet kararları infaz
edilmez.
2. Anılan Kanunun 359 uncu
maddesinin (b) fıkrasının (1) numaralı bendindeki "Defter, kayıt ve belgeleri
yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine
başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya
belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak
düzenleyenler", (2) numaralı bendindeki "belgeleri sahte olarak
basanlar" hakkında (1) numaralı fıkra hükümleri uygulanmaz ve bahsi geçenler bu
Kanunun 7, 8 ve 9 uncu madde hükümlerinden yararlanamaz.
3. İşlenen kaçakçılık
suçlarından dolayı vergi ziyaına sebebiyet verildiği
hallerde, (1) numaralı fıkra hükümlerinden yararlanılabilmesi için; salınan
vergi ve kesilen cezalar ile gecikme faizi ve zamlarının, bu Kanunun
yürürlüğünden önce ya da bu Kanun hükümlerinden
yararlanılmak suretiyle öngörülen süre ve tutarda tamamen ödenmiş olması ve
bunlara karşı idari yargı yerlerinde dava açılmaması veya açılan davalardan
vazgeçilmesi şarttır.”
B - İlgili Yasa
Kuralı
4.1.1961 gün ve 213 sayılı
Vergi Usul Kanunu’nun 4369 sayılı Kanunla değiştirilen ve ilgili görülen 359.
maddesi şöyledir.
“MADDE 359 –
a)Vergi Kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz
mecburiyeti bulunan;
1)
Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan veya
kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya
defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu
doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, bel ge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler,
2)
Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler (Varlığı noter tasdik
kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi
incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi gizleme
demektir. veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu
belgeleri kullananlar (Muhteviyatı itibariyle) yanıltıcı belge, gerçek bir
muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya
miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belgedir.)
Hakkında
altı aydan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur.
…
b)
Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti
bulunan;
1)
Defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya
hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen
sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar (Sahte belge, gerçek
bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belgedir.)
2)
Belgeleri Maliye Bakanlığı ile anlaşması olmadığı halde basanlar ile sahte
olarak basanlar veya bu belgeleri kullananlar,
Hakkında
on sekiz aydan üç yıla kadar ağır hapis cezası hükmolunur.
…”
C - Dayanılan Anayasa
Kuralları
İtiraz konusu kuralın
Anayasa’nın 2., 10. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
IV - İLK
İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca değişik tarihlerde yapılan ilk
inceleme toplantıları sonunda, dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.
V - ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru
kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin raporlar, itiraz konusu ve ilgili
görülen yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile
diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp
düşünüldü:
A - Birleştirme Kararı
25.2.2003 günlü, 4811
sayılı Vergi Barışı Kanunu’nun 14. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan
“…veya belgelerin asıl veya suretlerini
tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler…” ibaresinin iptali istemiyle
yapılan itiraz başvurusuna ilişkin 2003/45 esas sayılı dosyanın, aralarındaki
hukuki irtibat nedeniyle 2004/35 esas sayılı dosya ile BİRLEŞTİRİLMESİNE,
esasının kapatılmasına, incelemenin 2004/35 esas sayılı dosya üzerinden
yürütülmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
B - Uygulanacak Kural
Sorunu
Anayasa’nın
152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 28. maddesinde göre, mahkemeler bakmakta oldukları davalarda
uygulayacakları yasa ya da kanun hükmünde kararname
kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir
mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve
görevine giren bir dava bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada
uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik
evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu
ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan
kurallardır.
Olayda,
4811 sayılı Yasa’dan yararlanamayan sanıkların eylemi sahte belge düzenlemek
suçu olduğundan, 25.2.2003 günlü, 4811 sayıl Vergi Barışı Kanunu’nun 14.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının “...
veya belgelerin asıl ve suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak
düzenleyenler...” ibaresi dışında kalan bölümünün, itiraz başvurusunda
bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı
bulunmamaktadır.
Bu
bölüme ilişkin başvurunun mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
C - Anayasa’ya Aykırılık
Sorunu
Başvuru
kararlarında, sahte veya yanıltıcı belge düzenleyenler ile bu tür belgeleri
kullananların eylemlerine Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesi ile aynı ceza
öngörülmüş olmasına karşın, 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu’nun 14. maddesinin
(2) numaralı fıkrası uyarınca sahte belge düzenleme eyleminin sahte belge
kullanma eyleminden farklı olarak yasa kapsamı dışında tutulmasının, Anayasa’nın
2., 10. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Vergi
Barışı Kanunu’nun 14. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Vergi Usul Kanunu’nun
359. maddesinde sayılan eylemleri 31.8.2002 tarihinden önce işleyen kişiler
hakkında suç duyurusunda bulunulmayacağı, soruşturma aşamasında olanlar için
takibat yapılmayacağı, açılmış bulunan kamu davalarının ortadan kaldırılacağı ve
kesinleşmiş mahkumiyet kararlarının infaz edilmeyeceği belirtilmektedir. Aynı
maddenin (2) nolu fıkrasında da 213 sayılı Vergi Usul
Kanunu’nun 359. maddesinin (b) fıkrasının (I) numaralı bendinde yer alan “Defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya
defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar
koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl ve suretlerini tamamen
veya kısmen sahte olarak düzenleyenler” ve (2) numaralı bendindeki “Belgeleri sahte olarak basanlar”
hakkında 14. maddenin (I) numaralı fıkrası hükmünün uygulanmasına istisna
getirilmiştir.
Yasa’nın
gerekçesinde de “Bu düzenlemenin amacı,
esas itibariyle kastı olmaksızın sahte belge kullanma fiili nedeniyle ve maddede
bu fiil için öngörülen cezadan daha ağır cezaya hükmolunması öngörülmeyen diğer suçları işlemiş olanlar için
hükmolunan veya hükmolunacak
hapis cezalarının ortadan kaldırılması suretiyle mükelleflerin mağduriyetlerinin
önlenmesi, gerek idarenin gerekse idari yargı ile adli yargının iş yüklerinin
azaltılması suretiyle vergi barışının tesis edilmesidir”
denilmektedir.
Anayasa’nın
2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, hukuku tüm Devlet
organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde Anayasa’nın
ve yasakoyucunun da bozamayacağı temel hukuk
ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan Devlettir.
Hukuk devletinde yasakoyucu, kuşkusuz Anayasa ve ceza hukukunun temel
ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla kamu yararı, kamu düzeni gibi nedenleri
gözeterek hangi eylemlerin suç sayılacağını ve bunlara verilecek cezanın türü ve
miktarını saptayabileceği gibi, kimi suçları işleyenlere verilen cezanın paraya
veya tedbire çevrilmemesini, kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarından da kimilerinin
çektirilmemesinide şarta bağlı olarak
öngörebilir.
Buna göre, kimi durumlarda
bilmeden de işlenebileceği gözetilerek, sahte veya muhteviyatı itibariyle
yanıltıcı belge kullanılması eyleminin, belgelerin asıl veya suretlerini tamamen
veya kısmen sahte olarak düzenleme eylemi ile aynı ağırlıkta olmadığı kabul
edilerek, düzenleme suçunun yasanın kapsamı dışında tutulması, yasakoyucunun bu konudaki takdir yetkisi
içindedir.
Öte yandan, yasa önünde
eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Bu
ilke ile aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi
ve toplulukların yaratılması engellenmektedir. Durum ve konumlarındaki değişik
özellikler kimi kişiler ya da topluluklar için değişik
kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik
ilkesi zedelenmez.
4811 sayılı Yasa’nın 14.
maddesinin Vergi Usul Kanunu’nun 359. maddesi ile birlikte incelenmesinden de
anlaşılacağı gibi, sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullananlar
ile düzenleyenler aynı hukuksal konumda bulunmadıklarından eşitlik
karşılaştırmasına esas alınamazlar.
Açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı
olmadığından iptal isteminin reddi gerekir.
İtiraz konusu kuralın
Anayasa’nın 73. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
VI -
SONUÇ
25.2.2003
günlü, 4811 sayılı “Vergi Barışı Kanunu”nun 14. maddesinin (2) numaralı
fıkrasında yer alan “... veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya
kısmen sahte olarak düzenleyenler ...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve itirazın REDDİNE, 26.5.2004 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Mustafa
BUMİN |
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ |
Üye
Sacit
ADALI |
|
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU |
Üye
Ertuğrul
ERSOY |
Üye
Ahmet
AKYALÇIN |
|
Üye
Mehmet
ERTEN |
Üye
Mustafa
YILDIRIM |
Üye
Cafer
ŞAT |
|