|
16
Aralık 2003 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:
25318
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2001/351
Karar Sayısı : 2003/10
Karar Günü : 11.3.2003
İTİRAZ YOLUNA
BAŞVURAN: Kartal 1. İş Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU:
506 sayılı Sosyal Sigortalar
Kanunu’nun 92. maddesinin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci tümcelerinin,
Anayasa’nın 2, 5, 10, 11, 49, ve 61. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
İş kazası ve yaşlılık aylığını birlikte almakta olan davacıdan, bu
aylıkların eşitlenmiş olması nedeniyle, iş kazası aylığının tamamının, yaşlılık
aylığının yarısının ödenmesi gerekirken tamamının ödendiği belirtilerek fazla
ödenen kısmın iadesi istemiyle açılan davada, 506 sayılı Yasa’nın 92. maddesinin
ikinci fıkrasının birinci ve ikinci tümcelerinin Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“...yasakoyucu iş kazası, meslek hastalığı, malullük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları için ayrı ayrı prim oranı belirlemiş ve bu primler sigortalı ve
sigortalı adına işveren tarafından kuruma yatırılması hüküm altına alınmıştır.
Yürürlükte bulunan hukukumuza göre, sosyal sigorta primi, Sosyal Sigorta Kurumu
aracılığı ile sağlanan sosyal sigorta güvenliğinin karşılığıdır. Daha açık
anlatımla, bir tür sigorta ücretidir. Bu nedenle, durum, temel de özel
sigortalardakinden ayrımsızdır. Sosyal sigorta primlerinin zorunluluğu ise,
sosyal sigortanın
zorunlu oluşunun nedenidir. Bu nedenle söz konusu primleri aralıksız olarak
ödeyen sigortalının yasa ile hüküm altına alınan malullük veya yaşlılık
durumunda da bu aylıklarının tamamını alması sigorta hukukunun bir gereğidir.
Her iki aylığın birleşmesi durumunda duruma göre birinin tamının diğerinin yarısının verilmesi
sigortanın amaçlarına da aykırı bulunmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk
Devleti olduğu belirtilmektedir. Sosyal devlet toplumdaki güçsüzleri güçlüler
karsısında koruyan ve toplumsal denge ile eşitliği gerçekleştiren devlettir.
Çalışma hayatında sürekli iş göremez halde bulunmasına rağmen daha fazla efor
sarf ederek çalışmasını sürdüren ve yaşlılık aylığı hak kazanan bir sigortalı
sürekli iş
göremez durumda olmayan bir sigortalıya karşı daha çok güçsüz durumda bulunmakta
olup, bu haliyle söz konusu sigortalının korunması sosyal devlet ilkesinin
gereğidir. Halbuki olayımızda olduğu gibi sürekli iş göremez hale gelmesine
rağmen, yaşlılık aylığına hak kazanıncaya kadar çalışmasını sürdürüp yaşlılık aylığı almaya
hak kazanan sigortalının bu defa söz konusu aylıklarından birinin duruma göre
tam diğerinin yarım ödenmesini öngören 92/2. fıkra hükmü Anayasa’nın 2.
maddesine aykırı bulunmakta olup iptali
gerekmektedir.
Ayrıca Anayasa’nın 5. maddesindeki, Devletin temel amaç ve
görevinin kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleri ile bağdaşmayacak şekilde sınırlayan ekonomik ve sosyal engelleri
kaldırmaya çalışmak şeklindeki görevine aykırı olarak sınırlandırma doğru
olmadığı gibi, yine 10. maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırı bulunmaktadır.
Zira yasalar önünde herkes eşit olup, yasaların kişilere eşit olarak uygulanması
gerekmektedir. Yasa gereği kendisinden kesilen primler sonucu yine yasada belirtilen
koşulların oluşması durumunda sigortalıya hem yaşlılık aylığı ve hem de malullük
aylığının ödenmesi eşitlik ilkesinin bir gereği olması gerekir. Bu nedenle de
iki maaşın birleşmesi durumunda maaşların birinin sınırlandırılmasının uygun
bulunmadığı açık olup iptali gerekmektedir.
Anayasa’nın 49. maddesinde çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi
olduğu, devletin çalışanları korumak ve çalışmayı desteklemek ve işsizliği
önlemeye elverişli ekonomik tedbirleri alacağı belirtilmektedir. İptali istenen
92/2. maddesinin varlığı ise Anayasa’nın söz konusu maddesine aykırı
bulunmaktadır. Zira malul olan sigortalılar, yaşlılık aylığı almaya hak
kazandığında maaşlarının birleşmesi nedeni ile duruma göre birisinin yarısının
kesileceğini düşünerek emekli olmayı geciktirecek ve böylece devletin işsizliği
önlemeye elverişli tedbirleri alma görevini ortadan kaldıracaklardır. Ayrıca da
bu hale gelen bir sigortalının gelirinin yarısının kesilmesi yoluyla sigortalı
cezalandırılmış
olacak ve yasada öngörülen devletin çalışanları korumak görevine ters
düşecektir. Sakat olarak çalışmasını yaşlılık aylığı alana kadar çalışan
sigortalı cezalandırılmış olacaktır.
İptali istenen yasa maddesi Anayasa’nın 6l. maddesine de aykırı
bulunmaktadır. Anayasa’nın 61. maddesinde "Devlet, sakatların korunmalarını ve
toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alır. Yaşlılar, Devletçe
korunur. Yaşlılara Devlet yardımı ve sağlanacak diğer haklar ve kolaylıklar
kanunla düzenlenir." denmektedir. Görüldüğü gibi 61. madde sakatları ve
yaşlıları koruma ilkesi getirmiş olup, 92. madde ise gerek yaşlıları gerekse
sakatları koruma ilkesi bir tarafa açık olarak bunları cezalandırmaktadır. Zira
malullük ve yaşlılık aylıklarının birleşmesi durumunda ikisinin birlikte aynı
miktarda ödenmesi durumunda ancak Anayasa’nın 61. maddesi hükmüne uygun hareket
edileceği açık olup, bunlardan olaya ve maaşa göre birinin tamamının diğerinin
yarısının ödenmesi durumunda sakat ve yaşlı olan sigortalı az maaş
almak suretiyle
cezalandırılacağından 92/2. fıkrası Anayasa’nın 6l. maddesine de aykırı
bulunmaktadır.”
III- YASA
METİNLERİ
A- İtiraz Konusu
Yasa Kuralı
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 92. maddesinin ikinci
fıkrasının itiraz konusu birinci ve ikinci tümceleri şöyledir:
“Malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazalariyle meslek
hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler birleşirse,
sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın tümü, eksik
olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve gelirler eşitse, iş kazalarıyla meslek
hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümü, malüllük, yaşlılık ve ölüm
sigortalarından bağlanan aylığın da yarısı verilir.”
B- Dayanılan ve
İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın 2., 5., 10., 11., 49. ve 61.
maddelerine dayanılmış, 60. ve 65. maddeleri ise ilgili
görülmüştür.
IV- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Mustafa BUMİN,
Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya
KANTARCIOĞLU, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN’ın
katılımlarıyla 5.7.2001 günü yapılan ilk inceleme toplantısında işin esasının
incelenmesine karar verilmiştir.
V- ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz
konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ile bunların
gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü:
Başvuran Mahkeme, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 92.
maddesinin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci tümceleri ile gerek yaşlıların,
gerekse sakatların korunması bir yana, bunların cezalandırıldığını, malullük ve
yaşlılık aylıklarının birleşmesi sonucu iki aylığın birlikte ödenmesi gerekirken birinin
tamamının, diğerinin ise yarısının ödenmesinin Anayasa’ya aykırılık
oluşturduğunu ileri sürmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri
Kanunu’nun 29. maddesinde, Anayasa Mahkemesi’nin; Kanunların, Kanun Hükmünde
Kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Anayasa’ya
aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere dayanmaya
mecbur olmadığı, Anayasa Mahkemesi’nin taleple bağlı kalmak kaydıyla başka
gerekçe ile de Anayasa’ya aykırılık kararı verebileceği hükme bağlanmıştır. Dava konusunun sosyal
güvenlik hakkı ile ilgili görülmesi nedeniyle itiraz, Anayasa’nın 2. ve 5.
maddelerinde belirtilen sosyal hukuk devleti ilkesini somutlaştıran 60. ve 65.
maddeleri yönünden de incelenmiştir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 92. maddesinin ikinci
fıkrasının birinci ve ikinci tümcesinde; “Malüllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları ile iş kazalariyle meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan
aylık ve gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve
gelirlerden yüksek olanının tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve
gelirler eşitse, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan
gelirin tümü, malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından
bağlanan
aylığın da yarısı verilir.”
denilmektedir.
Sosyal güvenlik hakkını düzenleyen Anayasa’nın 60. maddesinde,
herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu devletin bu güvenliği sağlayacak
gerekli tedbirleri alacağı ve teşkilatı kuracağı belirtilmiştir.
Sosyal devletin
amaçlarından biri de kısmen ya da tamamen çalışamamaları nedeniyle gelir kaybına
uğrayarak muhtaç duruma düşebileceklere, insan onuruna yaraşır asgarî bir hayat
sürmeleri için gerekli olan geliri sağlamaktır. Böylece toplumdaki ekonomik
eşitsizlikler bir
ölçüde azaltılmış, sosyal devlet ve sosyal adalet ilkelerine uygunluk sağlanmış
olur.
İş kazası veya meslek hastalığı sonucunda çalışma gücünün bir
kısmını ya da tamamını kaybeden kişilerin diğer kişilere oranla daha fazla
sosyal güvenliğe, bakıma ve korunmaya ihtiyaçları olduğu açık bulunmakla
birlikte bu ihtiyaçlar giderilmeye çalışılırken, Anayasanın 4709 sayılı Yasa ile
değişik 65. maddesinde yer alan “Devlet sosyal ve
ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin
amaçlarına uygun öncelikleri
gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine
getirir” kuralı da gözetilerek
gerekli düzenlemelerin yapılması zorunludur.
Sosyal Sigortalar Kanunu bir bütün olarak ele alındığında, iş
kazalarıyla meslek hastalıkları sigortası ile malullük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları için kısmen sigortalıdan, kısmen de işverenden ayrı ayrı prim tahsil
edilmesinin Kurumca sağlanan hizmetlerle aktueryal dengenin birlikte korunması
gereğinin sonucu olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda, iş kazası ve meslek
hastalıkları sigortası için tespit edilmiş bulunan prim oranlarının, Sosyal
Sigortalar Kanununun itiraz konusu olan 92. maddesindeki esaslar gözönüne
alınarak belirlendiği anlaşılmaktadır. İş kazalarıyla meslek hastalıkları
sigortasının
malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası ile birleşmesi halinde her iki sigorta
türüne ait aylık ve gelirlerin tam olarak ödenmesi öngörülseydi, Kurumun
aktueryal dengesini sağlamak amacıyla gerek sigortalılardan, gerekse
işverenlerden tahsil edilen prim oranlarının artırılması gerekecekti.
Öte yandan, Anayasa’nın 4709 sayılı Yasa ile değişik 65. maddesine
göre, Devlet, Anayasa ile belirlenen görevlerini malî kaynaklarının yeterliliği
ölçüsünde yerine getirirken, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri de
gözetmekle yükümlü kılınmıştır. Bu öncelikler Anayasa’nın kimi hükümlerinde
açıkça öngörülmüştür. Anayasa’nın “Sosyal güvenlik bakımından özel olarak
korunması gerekenler” başlıklı 61. maddesi, bu önceliklerden birini
düzenlemektedir. İtiraz konusu kural, 506 sayılı Yasa’nın bütünlüğü içinde
değerlendirildiğinde, Anayasa’nın 61. maddesinde öngörülen özel korumanın da
yeterince gözetildiği anlaşılmaktadır.
Bir kere, malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş
kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirler
birleştiğinde, sigortalıya bu aylık ve gelirlerin tamamı ödenmese de birinin
tamamının ve diğerinin de yarısının ödenecek olması, yalnızca yaşlılık aylığı
alan sağlam kişiye göre, sakat olanın koruma önceliğinin gözetilmiş olduğu
anlamına gelmektedir.
Ayrıca 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 1186 sayılı Yasa
ile değişik 20. maddesinin son fıkrası hükmü uyarınca sürekli kısmî veya sürekli
tam iş göremez durumdaki sigortalı, başka birinin sürekli bakımına muhtaç ise,
sürekli iş görememezlik geliri %50 artırılmak suretiyle ödenmektedir. Bu hüküm
dikkate alındığında, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasıyla malüllük,
yaşlılık ve ölüm sigortası birleştiğinde, sigortalı bu aylık ve gelirlerden
yüksek olanın tamamını, eksik olanın da yarısını alacak ve başkasının bakımına
muhtaç olması durumunda sürekli iş görmezlik geliri %50 artırılarak
verilecektir.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu Yasa kuralının, Anayasa’nın 60.
maddesinde düzenlenen sosyal güvenlik hakkı ve 61. maddesinde sakatlar için
öngörülen özel koruma görevi gözetilerek 65. maddede belirtilen biçimde Devletin
malî olanaklarına bağlı ve bu görevlerin amaçlarına uygun olarak düzenlediği
anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan, “yasa önünde eşitlik ilkesi”
hukuksal durumları aynı olanlar için sözkonusudur. Bu ilke ile eylemli değil,
hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan
kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayrım
yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve
topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi
yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı
tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez. Bu nedenle sadece iş kazalarıyla meslek
hastalıkları sigortasından gelir elde edenlerle malüllük, yaşlılık veya ölüm
sigortasından aylık alıp bunun yanında iş kazası ya da meslek hastalığı
sigortasından da aylık ve gelir alabilecek durumda olanlar aynı konumda bulunmadıklarından
itiraz konusu kural Anayasa’nın 10. maddesine aykırı değildir.
Belirtilen nedenlerle itiraz konusu Yasa kuralı, Anayasa’nın 2.,
5., 10., 11., 60., 61. ve 65. maddelerine aykırı değildir, 49. maddesi ile
ilgisi görülmemiştir. İstemin reddi gerekir.
Bu görüşlere Ali HÜNER ve Fulya KANTARCIOĞLU
katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
17.7.1964 günlü, 506 sayılı “Sosyal Sigortalar Kanunu”nun 92.
maddesinin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci tümcelerinin, Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE, Ali HÜNER ile Fulya KANTARCIOĞLU’nun karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA, 11.3.2003 gününde karar verildi.
|
Başkan
Mustafa BUMİN |
Başkanvekili
Haşim KILIÇ |
Üye
Yalçın ACARGÜN |
|
Üye
Sacit ADALI |
Üye
Ali HÜNER |
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
|
Üye
Ertuğrul ERSOY |
Üye
Tülay TUĞCU |
Üye
Ahmet AKYALÇIN |
|
Üye
Enis TUNGA |
Üye
Mehmet ERTEN |
KARŞIOY YAZISI
17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 92.
maddesinin ikinci fıkrasının birinci ve ikinci tümcelerinin iptali istemiyle
yapılan başvuru sonucunda verilen 11.3.2003 günlü, E.2001/351, K.2003/10 sayılı
itirazın reddine ilişkin çoğunluk kararına aşağıda açıklayacağım nedenlerle
katılmıyorum.
Davacının 1979 yılında iş kazası geçirmesi nedeniyle, %37.2
oranında sürekli iş görememesi raporu ve kararı üzerine Sosyal Sigortalar
Kurumu’nca, davacıya iş kazası ve meslek hastalığı aylığı bağlandığı; 1.2.1994
tarihinde de, emekli olması nedeniyle yaşlılık aylığına hak kazandığı; 1998
tarihine kadar hem iş kazası ve meslek hastalığı ve hem de emeklilik aylığının tam olarak
ödendiği; davalı idarece, 506 sayılı Yasa’nın 92. maddesinin ikinci fıkrası
ileri sürülerek iş kazası aylığı ile yaşlılık aylığının eşitlenmesi nedeniyle,
iş kazası aylığının tamamı ile yaşlılık aylığının yarısının verilmesi
gerektiği
bildirilerek bu yönde işlem yapılması üzerine davacı vekilince açılan davada, iş
kazasından ve yaşlılık aylığından dolayı tam olarak aylık bağlanması gerektiği
ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu 506 sayılı Yasa’nın 92. maddesinin ikinci fıkrasının
1. ve 2. tümcelerinde, “Malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş
kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve gelirleri
birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden yüksek olanın
tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve gelirler eşitse, iş
kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümü, malüllük,
yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanan aylığın da yarısı verilir.” kuralı yer
almaktadır. Görüldüğü gibi birbirinden bağımsız biçimde primlerin ödendiği “iş
kazalarıyla meslek hastalıkları sigortası” ile “malüliyet, yaşlılık ve ölüm
sigortası” açısından ayrı ayrı ödenmeye hak kazanma söz konusu olmaktadır. Ancak
itiraz konusu kural uyarınca, bu ödenmelerin tamamının değil, sadece
birinin
tamamının, diğerinin ise yarısının verilmesi öngörülmektedir. Aynı maddenin
birinci fıkrasında ise, malüllük sigortası ile yaşlılık sigortasından aylığa hak
kazanılması durumunda, bu aylıklardan yüksek olanı, eğer aylıklar eşit ise,
yalnız yaşlılık aylığı bağlanmaktadır. Bu durumun nedeni de, haklı ve yerinde
olarak malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortası için tek prim oranının ödenmesi
olmasıdır. Oysa itiraz konusu kuralda ise, iş kazalarıyla meslek hastalıkları
sigortaları ile yaşlılık sigortaları için ayrı ayrı prim ödendiği halde hak sahibine ödenecek
aylık ise tam olarak ödenmemekte, birisinin tamamı, diğerinin ise yarısı
ödenmektedir.
İtiraz konusu kuralla ilgili olarak bir hususa değinmek yerinde
olacaktır. Gerek 1479 sayılı Bağ-Kur Sigortasına tabi olanlar ve gerekse 5434
sayılı Emekli Sandığına tabi olanların maruz kaldıkları iş kazaları veya meslek
hastalıkları ile emeklilik aylığının birleşmesi halinde bu her iki sigorta için
ayrı ayrı ödemeler yapılmamakta iştirakçilere sadece bir sigorta için
ödeme
yapılmaktadır. Bunun da sebebi olarak hem emeklilik ve hem de malüliyet
sigortaları için tek bir karşılık olarak düşünülmesi, yani tek bir yönde prim
ödenilmesi yapılmasıdır. Oysa yukarıda belirtildiği gibi Sosyal Sigortalar
Kurumuna tabi olanlardan iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortaları ile
malüllük ve yaşlılık sigortaları ayrı ayrı prime tabi tutulmaktadırlar. Her iki
sigorta bakımından ayrı ayrı prim ödenilmektedirler. Bu nedenle her iki sigorta
yönünden zarara uğrayan sigortalılara da her bir sigorta bakımından tam ödenmeye hak kazanmaları
gerekmektedirler. Kısacası iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortası ile
malüliyet, yaşlılık sigorta türünün birleşmesi halinde, bir oran nisbetinde
değil her bir sigortaları için tamamının ödenmesi gerekmektedir.
Anayasa’nın “Sosyal güvenlik hakkı” başlıklı 60. maddesinde,
“Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak
gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” denilmektedir. Bu kural vatandaşlara
yaşlılık, hastalık, kaza, ölüm ve malüllük gibi sosyal riskler karşısında asgari
ölçüde bir yaşam düzeyi sağlama amacını gerçekleştirmeye yöneliktir. Sosyal
güvenlik hakkı, çalışanların yaşamlarının ve yarınlarının güvencesidir. Maddenin
ikinci fıkrasında, Devlete sosyal güvenliği sağlayacak gerekli önlemleri almak ve teşkilatı
kurmak görevi verilmiştir. T.C. Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve Sosyal Sigortalar
kurumu, ülkemizde sosyal güvenliğin temelini oluşturan kurumlardır. Sosyal
Sigortalar Kurumu, hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından
çalıştırılanlara, iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık,
malüllük, yaşlılık ve ölüm hallerinde sosyal sigorta yardımları yapan bir sosyal
güvenlik kuruluşudur. Anayasa’nın 60. maddesinde yer alan kurallar, sosyal
güvenliğin ve sosyal güvenlik kurumlarının dayanağı ve teminatıdır.
Sosyal Devlet, Anayasa’nın 2. maddesi uyarınca vatandaşın sosyal
durumu ve refahı ile ilgilenen ve onlara asgari yaşam düzeyi sağlayan Devlettir.
Anayasa’nın 5. maddesinde de, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak, sosyal hukuk Devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette
sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve
manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmanın
Devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
İtiraz isteminde bulunan Mahkeme, iptali istenen yasa hükmünün
Anayasa’nın 61. maddesine aykırı olduğunu ileri sürmektedir. Anayasa’nın 4709
sayılı Yasa ile değişik 65. maddesine göre, Devlet Anayasa ile belirlenen
görevlerini malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirirken, “bu
görevlerin amaçlarına” uygun öncelikleri gözetileceği belirtilirken 61. maddede
sayılan malûller ve sakatlar öncelikle sosyal güvenlik bakımından özel olarak
korunması gereken
kişilerdir. Anayasa’nın 61. maddesinde, Devletin harp vazife ve şehitlerinin dul
ve yetimleriyle, malûl ve gazileri koruyacağı ve toplumda kendilerine yaraşır
bir hayat seviyesi sağlayacağı, sakatların korunmalarını ve toplum hayatına
intibaklarını
sağlayıcı tedbirleri alacağı hükme bağlanmaktadır. 61. maddede sosyal güvenlik
bakımından özel korumaya alınan malûller ve sakatlar hakkında düzenlenecek
kurallarda, Anayasa’nın 65. maddesinde öngörülen Devletin malî kaynaklarının
yeterliliğine dayanmak, sosyal Devlet ve sosyal güvenlik anlamlarına ve anlayışlarına tamamen
ters kavramlardır. Kabulü mümkün görülemez.
İş kazaları ile meslek hastalıkları basit bir kaza sonucunda
çalışma gücünün kısa bir süre kaybedildiği durumlarda olduğu gibi çok ciddi olan
ve çalışma gücünün tamamen kaybını doğuran olaylara kadar değişiklik
göstermektedir. Sakat kalma durumu, kişilerin özel yaşamları sırasında veya
doğum ile ortaya çıkabileceği gibi, bir iş kazası sonucunda da ortaya
çıkabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’nın 61. maddesinin ikinci fıkrasında geçen
“sakatlar” ifadesi sigortalı olarak çalışanlardan geçirdiği iş kazası veya
meslek hastalığı sonucunda sakatlanan kişileri de kapsamaktadır.
Bu durumda sürekli iş göremezlik durumunda olan kişiler, toplumun
özel olarak korunması ve gözetilmesi gereken kesimlerinden birini
oluşturduğundan 61. maddenin ikinci fıkrası bu kişilere uygulanabilecektir.
İş kazası ve meslek hastalığı sonucunda sakat kalarak çalışma
gücünün bir kısmını ya da tamamını kaybedenler Anayasa’nın bu hükmüne göre
toplumun özel olarak korunması gereken bir kesimini oluşturmaktadır. İtiraz
konusu yasa kuralı ise, bu kişileri özel olarak korumak bir yana, çalıştıkları
iş kollarına göre kendileri adına işverenler tarafından yüzde 1.5 ilâ yüzde 7
arasında ödenen prim nedeniyle, iş kazaları ile meslek hastalıkları
sigortasından hak kazandıkları aylık ve gelirlerin, malüllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları ile birleşmesi halinde sadece yarısının ödenebilmesine olanak
verebilmektedir. Bu sebeplerle, iş kazası ve meslek hastalığı sonucunda sakat kalanların
Anayasa’nın 61. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, toplumun özel olarak
korunması kabul edildiklerinden aylık ve gelirlerinin birleşmesi halinde bu
aylıkların tam olarak ödenmesi gerekmektedir. Bu yönden de itiraz konusu kural
Anayasa’nın 61. maddesine de aykırı bulunmaktadır.
Emeğinden ve sosyal güvenlik hakkından başka hiçbir güvenceye
sahip olmayan işçinin, her iki sigortası için prim ödendiği halde iş kazasıyla
meslek hastalıkları sigortası ile yaşlılık sigortası bir araya geldiğinde
birinin tamamının, diğerinin de yarısının ödenmesinin gerekeceği yönündeki
itiraz konusu kural, sosyal güvenlik hakkının özüne ve prime dayanan sigorta
anlayışına aykırıdır.
Belirttiğim nedenlerle, itiraz konusu 506 sayılı Yasa’nın 92.
maddesinin ikinci fıkrasının 1.ve 2. tümcelerinde yer alan kurallar, Anayasa’nın
2., 5., 60. ve 61. maddelerine aykırı olduğundan iptallerine karar verilmesi
gerekirken, iptal isteminin reddine ilişkin çoğunluk görüşüne
katılmıyorum.
Üye
Ali HÜNER
KARŞIOY GEREKÇESİ
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 92. maddesinin ikinci
fıkrasının bir ve ikinci tümcelerinde, “Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları
ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından hak kazanılan aylık ve
gelirler birleşirse, sigortalıya veya hak sahibine bu aylık ve gelirlerden
yüksek olanın tümü, eksik olanın da yarısı bağlanır. Bu aylık ve gelirler
eşitse, iş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortasından bağlanan gelirin tümü,
malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından bağlanan aylığın da yarısı verilir.”
denilmektedir.
506 sayılı Yasa’nın 53. maddesine göre malûl sayılma nedenleri,
herhangi bir sebeple çalışma gücünü üçte iki oranında kaybetme, herhangi bir
hastalık sebebiyle çalışamayacak durumda olma ve iş kazası veya meslek hastalığı
sonucunda meslekte kazanma gücünü yüzde altmış oranında kaybetmedir. Malûllük
sigortası ile bu kayıpların karşılanması amaçlanmaktadır. Yaşlılık sigortasının
nedeni ise yaşlanmaya bağlı olarak çalışma gücünün kaybı ile uğranılan gelir
yoksunluğunun karşılanabilmesidir. Ölüm sigortası da ölüme bağlı olarak
sigortalının yakınlarının uğradığı gelir kaybının önlenmesine yöneliktir. İş
kazaları ve meslek hastalıkları sigortasıyla da diğer sigortalardan farklı
olarak bir iş
kazası ya da meslek hastalığı sonucunda gelir kaybına uğrayan sigortalıya
ekonomik güvence sağlanmaktadır.
Sosyal Sigortalar Yasası uyarınca, malûllük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları için tek bir prim alınmakta, iş kazaları ile meslek hastalıkları
sigortasında ise ayrı bir prim öngörülmekte ve bunun tamamı, Yasa’nın 73/A
maddesine göre işverenler tarafından ödenmektedir.
Çalışma yaşamında, her işe ilişkin iş kazası ve meslek hastalığı
riskleri aynı olmadığından bunların niteliğine göre primlerin oranı da farklılık
göstermektedir.
Anayasa’nın 60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip
olduğu, Devlet’in bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alacağı ve
teşkilatı kuracağı 61. maddesinde, Devlet’in, sakatların korunmalarını ve toplum
hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alacağı, 65. maddesinde de
Devlet’in, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu
görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği
ölçüsünde yerine getireceği belirtilmiştir.
Malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları ile iş kazaları ve meslek
hastalıkları sigortalarının ortak amacı kişilerin sosyal güvenliklerinin
sağlanması ise de yukarıda belirtildiği gibi bu iki sigorta arasında korudukları
hukuki yarar, üstlendikleri risk, amaçları, primlerin miktarı ve ödemekle
yükümlü olanlar yönünden önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Bu durumda, söz konusu sigortalar için prim, toplu ödeme ve aylık
bağlama hesaplarının, tüm olasılıklar ve özellikler gözetilerek yapılacağı
açıktır. Devlet’in ise öncelikleri dikkate alarak mali olanaklarının yeterliliği
ile sınırlı olarak belirtilen koşullar çerçevesinde gerekli dengeleri
kuracağında ve hesaplarını buna göre yapacağında duraksanamaz. Bu bağlamda aynı
sosyal amaca yönelik olsa da farklı gereksinimlerin ortaya çıkardığı ve ayrı
primlere bağlı tutulan sigortaların birleşmesi halinde dava konusu kuralda
öngörüldüğü biçimde, bunlardan birinin tamamının diğerinin ise tümünün
ödenmesiyle ortaya çıkan adaletsizliğe Devlet’in mali kaynaklarının yetersizliği gerekçe
gösterilemez. Ayrıca kişi hakları arasında adil bir denge kurmakla yükümlü hukuk
devletinde bu tür adaletsizlikler hoşgörü ile karşılanamaz.
Öte yandan, malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından
yararlananlarla iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortalarından
yararlananların, içinde bulundukları koşullar, iş ve beden gücü kayıpları,
karşılaştıkları güçlükler bakımından aynı konumda oldukları düşünülemeyeceğinden
bunlar arasında eşitlik ilkesi yönünden karşılaştırma yapılamaz. Dolayısıyla iki sigorta
türünün aynı kişide birleşmesi halinde Yasa’da öngörülen kesintinin
yapılmamasının bir taraf lehine sebepsiz zenginleşmeye neden olacağı görüşü
kabul edilemez. Kaldı ki, her iki sigorta aynı kişide birleştiği halde
yanlışlıkla tam
ödeme yapılması nedeniyle aradaki farkın sigortalıdan istenmesi sonucunda çıkan
uyuşmazlıklarda Yargıtay’ca hak sahibinin hilesi saptanamadığı sürece geri ödeme
yapmasının gerekli olmadığına karar verilmektedir. (Utkan Araslı, Sosyal
Güvenlik ve Sosyal Sigortalar Cilt 2. Sayfa
1252).
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralların, Anayasa’nın 2.,
60. ve 61. maddelerine aykırı olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|