Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve
hürriyetlerin tümü için geçerlidir."
3- "MADDE 60.- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.
Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı
kurar."
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Ahmet Necdet
SEZER, Samia AKBULUT, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Lütfi
F. TUNCEL, Mustafa YAKUPOĞLU, Fulya KANTARCIOĞLU, Mahir Can ILICAK VE Rüştü
SÖNMEZ'in katılmalarıyla 16.7.1998 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen
sözcükleri de içeren Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları,
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A- İtirazın Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı
İş kazası, meslek hastalığı, hastalık, analık nedenleriyle iş yerinde
veya işinde çalışmasını sürdürememesi dolayısıyla, ücret alamadığı dönemlerde
sigortalının ücret kaybını karşılamak amacıyla Sosyal Sigortalar Kurumu
tarafından yapılan para yardımına "geçici iş göremezlik ödeneği"
denilmektedir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca, iş
kazaları ve meslek hastalıkları sigortasında iş kazasına uğrayan veya meslek
hastalığına tutulan sigortalıya, belirli bir süre çalışma ve prim ödeme koşulu
aranmaksızın ve belirli bir süre ile sınırlı olmaksızın, sigortalının sağlık
durumuna göre, tedavi ve dinlenmenin devam ettiği sürece, işinde çalışamaması
nedeniyle yoksun kaldığı kazancının Kanunun öngördüğü orandaki kısmı geçici iş
göremezlik ödeneği olarak verilmekte; 49. maddede yer alan analık sigortasında
da, doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün analık sigortası primi ödenmiş
bulunan sigortalı kadının analığı durumunda, doğumdan önceki ve sonraki 6'şar
haftalık sürede, çalışmadığı her gün için Yasada belirlenen oranda geçici iş
göremezlik ödeneği verilmektedir.
Hastalık sigortasında geçici iş göremezlik ödeneği ise, 506 sayılı
Yasa'nın 37. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, hasta olan sigortalı,
hastalık sigortasının sağladığı tüm sağlık yardımlarından başka, hastalığı
nedeniyle işinde çalışamadığı için geçici gelir kayıplarının önlenmesi amacıyla
geçici iş göremezlik ödeneği almaktadır.
Geçici iş göremezlik ödeneğini alabilmenin ön koşulu, hastalanan
kişinin Sosyal Sigortalar Yasası'nın 2. maddesine göre sigortalı olması ve bu
niteliğini kaybetmemiş bulunmasıdır. Diğer bir koşul, sigortalının hastalık
sonucu uğradığı iş göremezlik durumunun iki günden fazla sürmesidir.
Sigortalının istirahat süresi iki gün veya daha az ise iş göremezlik ödeneği
alamayacaktır. Ayrıca, sigortalının geçici iş göremezlik ödeneğine hak
kazanabilmesi için geçici iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl
içinde 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş olması da zorunludur.
Geçici iş göremezlik ödeneğinin miktarı, Yasa'nın 89. maddesinde yer
alan esaslara göre hesaplanmaktadır. Bu madde uyarınca, hastalık durumunda
sigortalıya ödenecek bir günlük geçici iş göremezlik ödeneği, sigortalının
tedavisinin yapılış biçimine göre farklılık göstermektedir. Sigortalının
tedavisi, sağlık kurumlarına yatırılmak veya bakımı Kurumca sağlanarak kaplıca
veya içmelere gönderilmek suretiyle gerçekleştiriliyorsa, geçici iş göremezlik
ödeneğinin miktarı sigortalının günlük kazancının yarısıdır. Sigortalının
tedavisi ayakta yapılıyorsa, ödenek miktarı günlük kazancın üçte ikisidir.
Geçici iş göremezlik ödeneği miktarının belirleyici unsuru olan günlük kazanç
Yasa'nın 78. ve 88. maddelerine göre saptanmaktadır.
Sigortalıya hastalık durumunda ödenen geçici iş göremezlik ödeneği en
çok 18 ay sürmekte, hastalık durumu ve tedavi süreci devam etse bile bu süre
aşıldığında ödenek kesilmektedir.
B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
1- Anayasanın 10. Maddesi Yönünden İnceleme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 506 sayılı Yasa'nın 37. maddesindeki 18
aylık sınırlamanın diğer sosyal güvenlik kurumları iştirakçileri ile
sigortalılar arasında eşitsizlik yarattığını belirterek kuralın Anayasa'nın 10.
maddesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.
Kanun önünde eşitlik ilkesinin düzenlendiği Anayasa'nın 10. maddesinde
herkesin ayrım gözetilmeksizin yasa önünde eşit olduğu belirtilmiş, devlet
organları ile idare makamlarına bütün işlemlerinde yasa önünde eşitlik ilkesine
uygun hareket etme zorunluluğu yüklenmiştir. Eşitlik ilkesi, hukuksal durumları
benzer olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile yasa önünde hukuksal eşitlik
öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında
ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda
bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında
eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlarındaki özellikler kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Anayasa'nın
amaçladığı, eylemli değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı
hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik
ilkesine uyulmuş olur. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için
yasalarla değişik kurallar konulmaz. Ancak, durumlarındaki değişikliğin
doğurduğu zorunluluklara, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak
yasalarla farklı uygulamalar getirilmesi eşitlik ilkesinin ihlâli sonucunu
doğurmaz.
Sosyal sigorta mevzuatı uyarınca "geçici iş göremezlik ödeneği", iş
kazâsı geçirenlere, meslek hastalığına tutulanlara, hastalık ve analık durumunda
bulunanlara verilmektedir.
Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 11. maddesinde meslek hastalığı,
sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya
çalışma şartları sonucu uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya
ruhî ârıza hâlleri olarak tanımlanmıştır. Belirli bir süre prim ödeyip
ödemediğine bakılmaksızın meslek hastalığı dolayısıyla geçici iş göremezlik
durumuna düşen sigortalıya her gün için ödenek verilmektedir. Ayrıca, meslek
hastalığı sigortasında verilen sağlık yardımları meslek hastalığına tutulan
sigortalının sağlık durumu gerektirdiği sürece devam etmektedir.
Sigortalı ister meslek hastalığı, ister meslek hastalığı dışında bir
sebeple hastalansın, çalışamamakta ve gelir elde edememektedir. Sebebi ne olursa
olsun, sigortalının "hasta" ve "çalışamaz" durumda bulunması açısındageçici iş
göremezlik ödeneği", iş kazâsı geçirenlere, meslek hastalığına tutulanlara,
hastalık ve analık durumunda bulunanlara verilmektedir.
Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 11. maddesinde meslek hastalığı,
sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya
çalışma şartları sonucu uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya
ruhî ârıza hâlleri olarak tanımlanmıştır. Belirli bir süre prim ödeyip
ödemediğine bakılmaksızın meslek hastalığı dolayısıyla geçici iş göremezlik
durumuna düşen sigortalıya her gün için ödenek verilmektedir. Ayrıca, meslek
hastalığı sigortasında verilen sağlık yardımları meslek hastalığına tutulan
sigortalının sağlık durumu gerektirdiği sürece devam etmektedir.
Sigortalı ister meslek hastalığı, ister meslek hastalığı dışında bir
sebeple hastalansın, çalışamamakta ve gelir elde edememektedir. Sebebi ne olursa
olsun, sigortalının "hasta" ve "çalışamaz" durumda bulunması açısından her iki
grup arasında bir fark yoktur. Buna göre, aynı durumda olan sigortalılar
yönünden Yasa'nın 11. maddesi kapsamına giren sigortalıya iş göremezliği
süresince, buna karşılık hastalık sigortasından yararlanan sigortalıya en çok 18
ayla sınırlı ödenek verilmesi eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
2- Anayasa'nın 13., 17. ve 56. Maddeleri Yönünden İnceleme
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, Anayasa'nın 17. maddesinin birinci
fıkrasında, herkesin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme
hakkına sahip olduğunun belirtildiğini, 56. maddesinin ise bu kuralı
tamamladığını ve devletin, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde
sürdürmesini sağlamakla görevlendirildiğini, iş göremezlik ödeneğinin 18 ay
sonra kesilmesinin sigortalıyı aç bırakmak anlamına geldiğini belirterek kuralın
Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.
Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, yaşama, maddî
ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir" denilmektedir. Buna
göre kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle sıkı
bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı
her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete görev olarak verilmiştir.
Güçlüler karşısında güçsüzleri koruyacak olan devlet gerçek eşitliği sağlayacak,
toplumsal dengeyi koruyacak ve böylece sosyal niteliğine ulaşacaktır. Bu
itibarla sosyal güvenlik kuruluşlarına ilişkin düzenlemeler kişinin "yaşama
hakkı ile maddî ve manevî varlığını koruma hakları"nı önemli ölçüde zedeleyecek
veya ortadan kaldıracak kuralları içermemelidir.
İtiraz konusu kuralla, hasta ve çalışamaz durumda olan sigortalıya
ödenen "geçici iş göremezlik" ödeneği ancak 18 ay boyunca verilmekte, bu süre
sonunda sigortalının tedavisi devam etmesine rağmen ödenek kesilmekte ve
çalışamaz durumdaki sigortalıdan hayatını sürdürmesi için gerekli gelir desteği
çekilmekte böylece Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yaşama, maddî ve manevî
varlığını koruma hakkı öze dokunacak biçimde sınırlandırılmaktadır. Bu
sınırlandırmanın ise Anayasa'nın 13. maddesindeki demokratik toplum düzeninin
gerekleriyle bağdaşmadığı açıktır.
Öte yandan sağlık, çevre ve konut hakkı ile devletin bu konudaki
ödevlerini düzenleyen Anayasa'nın 56. maddesinin itiraz konusu kuralla ilgisi
görülmemiştir.
3- Anayasa'nın 2., 60. ve 65. Maddeleri Yönünden İnceleme
Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti,
vatandaşların sosyal durumları ve refahlarıyla ilgilenen onlara asgarî ve
insanca yaşama düzeyi sağlamakla kendini görevli sayan devlettir.
Anayasa'nın "Sosyal güvenlik hakkı" başlıklı 60. maddesinde, herkesin
sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin bu güvenliği sağlayacak önlemleri
alacağı ve teşkilatını kuracağı öngörülmüştür. Bu kural, insanların yarınlarını
güvenceye alma düşüncesiyle gelirleri ne olursa olsun, çalışma hayatı boyunca ve
sonunda karşılaşabilecekleri yaşlılık, analık, kazâ, malûllük, hastalık gibi
sosyal riskler karşısında asgarî ve insanca yaşama düzeyi sağlama amacını
gerçekleştirmeye yöneliktir. Sosyal güvenlik bir gelecek güvencesi yaratmakta,
böylece, toplumda bireyin mutluluğuna hizmet eden en temel araçlardan biri
olmaktadır. Nitekim, aynı maddenin gerekçesinde de sosyal güvenlik hakkının
çalışanların yarını ve güvencesi olduğu ifade edilmektedir. Günümüzde sosyal
hukuk devleti, bireyleri toplumsal risklere karşı koruma ve geleceğe güvenle
bakmalarını sağlama görevini de üstlenmiştir. Bu kuralın devlete yüklediği
sosyal güvenlik hakkını sağlama ödevini yerine getirmek üzere kurulmuş
kurumlardan birisi de Sosyal Sigortalar Kurumu'dur. Kurum, 506 sayılı Sosyal
Sigortalar Kanunu'yla düzenlenen sosyal sigorta sistemini yürütmekle
görevlidir.
Anayasa'nın 60. maddesinde tanınan "sosyal güvenlik hakkı" yine
Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen "yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma
hakkı" ile bağlantılı olduğundan devlet, ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini
yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde "yaşama hakkı"nı ortadan kaldıran ya
da kısıtlayan kurallar koyamayacaktır.
506 sayılı Yasa'nın itiraz konusu 37. maddesinde, hastalık nedeniyle
çalışamaz durumda olan sigortalıya Kurumca geçici iş göremezlik ödeneği
verilmekte, ancak bu ödenek iş göremezliğin veya sigortalının çalışamamasının 18
ayı geçmesi durumunda kesilmektedir. Böylece, hastalığı devam eden sigortalı
sağlık yardımlarından yararlanmakta, fakat hayatını sürdürmesi için gerekli olan
parasal destekten yoksun bırakılmaktadır. Bu durumun sosyal güvenlik hakkını
kesintiye uğrattığı ve bireyi güvencesiz bıraktığı açıktır.
Bu nedenlerle, sigortalıya, hastalığı nedeniyle geçici iş görmezliği
durumunda, tedavisi boyunca Kurumca geçici iş göremezlik ödeneği verilmesini
engelleyen 506 sayılı Yasa'nın 37. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "...ve
18 ayı geçmemek üzere..." sözcükleri Anayasa'nın 2., 10., 13., 17. ve 60.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın Anayasa'nın 65. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Bu görüşlere Sacit ADALI ve Lütfi F. TUNCEL katılmamışlardır.
VI- SONUÇ
17.7.1964 günlü, 506 sayılı "Sosyal Sigortalar Kanunu"nun 37.
maddesinin birinci fıkrasında yer alan"... ve 18 ayı geçmemek..." sözcüklerinin
Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Sacit ADALI ile Lütfi F. TUNCEL'in
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 17.11.1998 gününde karar verildi.