ANAYASA MAHKEMESİ KARARI ESAS 1998/35   

 

15 Ocak 2003 Tarihli Resmi Gazete

Sayı: 24994

ANAYASA MAHKEMESİ KARARI
 

Esas No. 1998⁄35

Karar No. 1998⁄70

Karar Tarihi: 17.11.1998  

     İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi

     İTİRAZIN KONUSU: 17.7.1964 günlü, 506 sayılı "Sosyal Sigortalar Kanunu"nun 37. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "... ve 18 ayı geçmemek..." sözcüklerinin Anayasa'nın 10., 17. ve 56. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.

     I- OLAY

     Davacının, 1992 yılında geçirdiği trafik kazasında yaralanarak 1994 yılına kadar tedavisinin sürmesi ve SSK'nca verilen "geçici iş göremezlik ödeneği"nin 18 ay sonra kesilmesi nedeniyle açtığı davada, itiraz konusu sözcüklerin Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Yargıtay 10. Hukuk Dairesi iptali için başvurmuştur.

     II- İTİRAZIN GEREKÇESİ

     Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir;

     "a) Anayasa'nın 17. ve 56. maddeleri açısından Anayasa'ya aykırılık:

     Anayasa'nın "Kişinin hakları ve ödevleri"ne ayrılan ikinci bölümü, "Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir" özdeyişle başlamaktadır. Bu kuralın aslında doğa kuralı olduğu, Anayasa'da yazılı bulunması da yaşamın bu doğa kuralı içersinde yürüyeceği söylenebilir. O halde, Anayasakoyucunun amacı doğa kuralını açıklamak olmadığını düşünerek, kuralın konulmasındaki gerçek amacın araştırılması gerekir. Danışma Meclisi'nin maddeye ilişkin gerekçesinde "bu madde ile yaşama, maddi ve manevi varlığın bütünlüğünü ve bunun geliştirilmesi hakkı korunmaktadır. Bu iki hakkın bir bütün teşkil ettiği, birbirini tamamladığı açıktır. Kanun güvencesi altında olan yaşama hakkını korumak için devlet, gerekli tedbirleri alacaktır" denilmektedir. 1961 Anayasası'nın 10. maddesinde bu durum daha açık bir ifade ile dile getirilmiş ve aynen "Devlet, kişinin temel hak ve hürriyetlerini, fert huzurunu, sosyal adalet ve hukuk Devleti ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasi, iktisadi ve sosyal bütün engelleri kaldırır; insanın maddi ve menavi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlar" hükmüne yer verilmiştir. Şu halde 1982 Anayasası'nın 17. maddesini de, gerekçesine göre, 1961 Anayasası hükmü doğrultusunda anlamak gerekecektir. Nitekim, Anayasa'nın insan sağlığı ile ilgili 56. maddesinde de Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içersinde sürdürmesini sağlamakla görevli tutulmuştur. Devletin, vatandaş sağlığını koruma görevini Anayasa'nın 17. maddesi çerçevesinde de üstlenmiş bulunduğunu kabul etmenin önemi şuradadır: Anayasa'nın "sosyal ve ekonomik hakların sınırı" başlıklı 65. maddesine göre, "Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini.. mali kaynakların yeterliliği ölçüsünde yerine getirir" Anayasa'nın madde sıralamasına ve bölümleri arasındaki düzenlemeye bağlı kalınırsa, 506 sayılı Kanun'un ödeneği 18 aylık süre ile sınırlı tutan hükmüne de, devletin mali kaynakları yönünden savunulabilir. Ancak, Anayasa'nın 17. maddesi "Sosyal Haklar ve Ödevler" bölümünde yer almadığı için bu maddenin Devlete yüklediği sağlık hizmeti 65. maddenin öngördüğü ölçüye bağlı değildir. Öte yandan, tedavi süresinin 18 ay ile sınırlandırılmasını, Anayasa'nın 18. maddesinde yazılı temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması nedenlerinden herhangi birine dayandırmak da mümkün görülmemektedir. Gerçekten 13. maddede öngörülen "Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması amaçlarından" yalnızca sonuncusu konumuzu ilgilendirebilir. Ne var ki, geçici işgöremezlik ödeneğini 18 ay sonunda kesmek sigrotalıyı aç bırakmak anlamına gelir. Bu bakımdan 506 sayılı Kanun'un 37. maddesinin birinci fıkrasında yazılı sınırlandırma Anayasa'ya uygun sayılamaz.

     b) Anayasa'nın 10. Maddesi Açısından Anayasa'ya Aykırılık

     Sosyal Sigortalar Kurumu yanında kişinin sosyal güvenliğini sağlayan öteki kurumların başında T.C. Emekli Sandığı ve kısa adıyla BAĞ-KUR gelmektedir. 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'na 1425 sayılı Kanunla eklenmiş bulunan Geçici 7. madde ile ilgililere yapılacak sağlık yardımları düzenlenmiş olup tedavi süresinde hiçbir sınırlama getirilmemiştir. Bunun gibi 1479 sayılı BAĞ-KUR Kanunu'na 5.11.1985 günlü, 3235 sayılı Kanunla eklenen 14. Ek maddede sağlık yardımlarının süresi bakımından yalnızca yataklı tedavide 6 aylık bir sınır öngörülmüş, bunun dışındaki tedavilerde hiçbir sınır getirilmemiştir. Anılan hükümler gözönünde tutulunca, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 37. maddesindeki 18 aylık sınırlamayla, sosyal güvenlik kurumları ve giderek onların iştirakçi ve sigortalıları arasında bir eşitsizlik yaratılmakta ve dolayısıyla anılan hüküm Anayasa'nın 10. maddesine açıkça aykırılık oluşturmaktadır."

     III- YASA METİNLERİ

     A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı

     506 sayılı Yasa'nın itiraz konusu sözcükleri de içeren 37. maddesi şöyledir:

     "Hastalık sebebiyle geçici iş göremezliğe uğrayan sigortalılardan geçici iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde en az 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş bulunanlara, geçici iş göremezliğin üçüncü gününden başlamak ve 18 ayı geçmemek üzere, her gün için iş göremezlik ödeneği verilir.

     Ancak, hastalık halinde geçici iş göremezlik ödeneği verilebilmesi için, Kurumca tayin ve tesbit olunan hekim veya sağlık kurullarından dinlenme raporu alınmış olması şarttır."

     B- Dayanılan Anayasa Kuralları

     İtiraz başvurusunda dayanılan  Anayasa kuralları şunlardır:

     1- "MADDE 10- Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

     Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

     Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar."

     2- "MADDE 17- Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

     Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.

     Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.

 

     Mahkemelerce verilen ölüm cezalarının yerine getirilmesi hali ile meşrû müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır."

     3- "MADDE 56.- Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.

     Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.

     Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.

     Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.

     Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir."

     C- İlgili Görülen Anayasa Kuralları

     İlgili görülen Anayasa kuralları şunlardır:

     1- "MADDE 2.- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir."

     2- "MADDE 13. " Temel hak ve hürriyetler, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünün, milli egemenliğin, Cumhuriyetin, milli güvenliğin, kamu düzeninin, genel asayişin, kamu yararının, genel ahlakın ve genel sağlığın korunması amacı ile ve ayrıca Anayasanın ilgili maddelerinde öngörülen özel sebeplerle, Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlanabilir.

     Temel hak ve hürriyetlerle ilgili genel ve özel sınırlamalar demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olamaz ve öngörüldükleri amaç dışında kullanılamaz.

     Bu maddede yer alan genel sınırlama sebepleri temel hak ve hürriyetlerin tümü için geçerlidir."

     3- "MADDE 60.- Herkes, sosyal güvenlik hakkına sahiptir.

     Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar." 

     IV- İLK İNCELEME

     Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince, Ahmet Necdet SEZER, Samia AKBULUT, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Lütfi F. TUNCEL, Mustafa YAKUPOĞLU, Fulya KANTARCIOĞLU, Mahir Can ILICAK VE Rüştü SÖNMEZ'in katılmalarıyla 16.7.1998 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.  

     V- ESASIN İNCELENMESİ

     Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen sözcükleri de içeren Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:

     A- İtirazın Konusu Kuralın Anlam ve Kapsamı

     İş kazası, meslek hastalığı, hastalık, analık nedenleriyle iş yerinde veya işinde çalışmasını sürdürememesi dolayısıyla, ücret alamadığı dönemlerde sigortalının ücret kaybını karşılamak amacıyla Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yapılan para yardımına "geçici iş göremezlik ödeneği" denilmektedir.

     506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 16. maddesi uyarınca, iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortasında iş kazasına uğrayan veya meslek hastalığına tutulan sigortalıya, belirli bir süre çalışma ve prim ödeme koşulu aranmaksızın ve belirli bir süre ile sınırlı olmaksızın, sigortalının sağlık durumuna göre, tedavi ve dinlenmenin devam ettiği sürece, işinde çalışamaması nedeniyle yoksun kaldığı kazancının Kanunun öngördüğü orandaki kısmı geçici iş göremezlik ödeneği olarak verilmekte; 49. maddede yer alan analık sigortasında da, doğumdan önceki bir yıl içinde en az 120 gün analık sigortası primi ödenmiş bulunan sigortalı kadının analığı durumunda, doğumdan önceki ve sonraki 6'şar haftalık sürede, çalışmadığı her gün için Yasada belirlenen oranda geçici iş göremezlik ödeneği verilmektedir.

     Hastalık sigortasında geçici iş göremezlik ödeneği ise, 506 sayılı Yasa'nın 37. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, hasta olan sigortalı, hastalık sigortasının sağladığı tüm sağlık yardımlarından başka, hastalığı nedeniyle işinde çalışamadığı için geçici gelir kayıplarının önlenmesi amacıyla geçici iş göremezlik ödeneği almaktadır.

     Geçici iş göremezlik ödeneğini alabilmenin ön koşulu, hastalanan kişinin Sosyal Sigortalar Yasası'nın 2. maddesine göre sigortalı olması ve bu niteliğini kaybetmemiş bulunmasıdır. Diğer bir koşul, sigortalının hastalık sonucu uğradığı iş göremezlik durumunun iki günden fazla sürmesidir. Sigortalının istirahat süresi iki gün veya daha az ise iş göremezlik ödeneği alamayacaktır. Ayrıca, sigortalının geçici iş göremezlik ödeneğine hak kazanabilmesi için geçici iş göremezliğin başladığı tarihten önceki bir yıl içinde 120 gün hastalık sigortası primi ödemiş olması da zorunludur.

     Geçici iş göremezlik ödeneğinin miktarı, Yasa'nın 89. maddesinde yer alan esaslara göre hesaplanmaktadır. Bu madde uyarınca, hastalık durumunda sigortalıya ödenecek bir günlük geçici iş göremezlik ödeneği, sigortalının tedavisinin yapılış biçimine göre farklılık göstermektedir. Sigortalının tedavisi, sağlık kurumlarına yatırılmak veya bakımı Kurumca sağlanarak kaplıca veya içmelere gönderilmek suretiyle gerçekleştiriliyorsa, geçici iş göremezlik ödeneğinin miktarı sigortalının günlük kazancının yarısıdır. Sigortalının tedavisi ayakta yapılıyorsa, ödenek miktarı günlük kazancın üçte ikisidir. Geçici iş göremezlik ödeneği miktarının belirleyici unsuru olan günlük kazanç Yasa'nın 78. ve 88. maddelerine göre saptanmaktadır.

     Sigortalıya hastalık durumunda ödenen geçici iş göremezlik ödeneği en çok 18 ay sürmekte, hastalık durumu ve tedavi süreci devam etse bile bu süre aşıldığında ödenek kesilmektedir.

     B- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu

     1- Anayasanın 10. Maddesi Yönünden İnceleme

     Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, 506 sayılı Yasa'nın 37. maddesindeki 18 aylık sınırlamanın diğer sosyal güvenlik kurumları iştirakçileri ile sigortalılar arasında eşitsizlik yarattığını belirterek kuralın Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık oluşturduğunu ileri sürmüştür.

     Kanun önünde eşitlik ilkesinin düzenlendiği Anayasa'nın 10. maddesinde herkesin ayrım gözetilmeksizin yasa önünde eşit olduğu belirtilmiş, devlet organları ile idare makamlarına bütün işlemlerinde yasa önünde eşitlik ilkesine uygun hareket etme zorunluluğu yüklenmiştir. Eşitlik ilkesi, hukuksal durumları benzer olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile yasa önünde hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasa karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlarındaki özellikler kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Anayasa'nın amaçladığı, eylemli değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesine uyulmuş olur. Kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulmaz. Ancak, durumlarındaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklara, kamu yararı ya da başka haklı nedenlere dayanılarak yasalarla farklı uygulamalar getirilmesi eşitlik ilkesinin ihlâli sonucunu doğurmaz.

     Sosyal sigorta mevzuatı uyarınca "geçici iş göremezlik ödeneği", iş kazâsı geçirenlere, meslek hastalığına tutulanlara, hastalık ve analık durumunda bulunanlara verilmektedir.

     Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 11. maddesinde meslek hastalığı, sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya çalışma şartları sonucu uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhî ârıza hâlleri olarak tanımlanmıştır. Belirli bir süre prim ödeyip ödemediğine bakılmaksızın meslek hastalığı dolayısıyla geçici iş göremezlik durumuna düşen sigortalıya her gün için ödenek verilmektedir. Ayrıca, meslek hastalığı sigortasında verilen sağlık yardımları meslek hastalığına tutulan sigortalının sağlık durumu gerektirdiği sürece devam etmektedir.

     Sigortalı ister meslek hastalığı, ister meslek hastalığı dışında bir sebeple hastalansın, çalışamamakta ve gelir elde edememektedir. Sebebi ne olursa olsun, sigortalının "hasta" ve "çalışamaz" durumda bulunması açısındageçici iş göremezlik ödeneği", iş kazâsı geçirenlere, meslek hastalığına tutulanlara, hastalık ve analık durumunda bulunanlara verilmektedir.

     Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 11. maddesinde meslek hastalığı, sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya çalışma şartları sonucu uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya ruhî ârıza hâlleri olarak tanımlanmıştır. Belirli bir süre prim ödeyip ödemediğine bakılmaksızın meslek hastalığı dolayısıyla geçici iş göremezlik durumuna düşen sigortalıya her gün için ödenek verilmektedir. Ayrıca, meslek hastalığı sigortasında verilen sağlık yardımları meslek hastalığına tutulan sigortalının sağlık durumu gerektirdiği sürece devam etmektedir.

     Sigortalı ister meslek hastalığı, ister meslek hastalığı dışında bir sebeple hastalansın, çalışamamakta ve gelir elde edememektedir. Sebebi ne olursa olsun, sigortalının "hasta" ve "çalışamaz" durumda bulunması açısından her iki grup arasında bir fark yoktur. Buna göre, aynı durumda olan sigortalılar yönünden Yasa'nın 11. maddesi kapsamına giren sigortalıya iş göremezliği süresince, buna karşılık hastalık sigortasından yararlanan sigortalıya en çok 18 ayla sınırlı ödenek verilmesi eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.

     2- Anayasa'nın 13., 17. ve 56. Maddeleri Yönünden İnceleme

     Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunun belirtildiğini, 56. maddesinin ise bu kuralı tamamladığını ve devletin, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlamakla görevlendirildiğini, iş göremezlik ödeneğinin 18 ay sonra kesilmesinin sigortalıyı aç bırakmak anlamına geldiğini belirterek kuralın Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

     Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, "Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir" denilmektedir. Buna göre kişinin yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez, vazgeçilmez temel haklardandır. Bu haklara karşı her türlü engelin ortadan kaldırılması da devlete görev olarak verilmiştir. Güçlüler karşısında güçsüzleri koruyacak olan devlet gerçek eşitliği sağlayacak, toplumsal dengeyi koruyacak ve böylece sosyal niteliğine ulaşacaktır. Bu itibarla sosyal güvenlik kuruluşlarına ilişkin düzenlemeler kişinin "yaşama hakkı ile maddî ve manevî varlığını koruma hakları"nı önemli ölçüde zedeleyecek veya ortadan kaldıracak kuralları içermemelidir.

     İtiraz konusu kuralla, hasta ve çalışamaz durumda olan sigortalıya ödenen "geçici iş göremezlik" ödeneği ancak 18 ay boyunca verilmekte, bu süre sonunda sigortalının tedavisi devam etmesine rağmen ödenek kesilmekte ve çalışamaz durumdaki sigortalıdan hayatını sürdürmesi için gerekli gelir desteği çekilmekte böylece Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı öze dokunacak biçimde sınırlandırılmaktadır. Bu sınırlandırmanın ise Anayasa'nın 13. maddesindeki demokratik toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşmadığı açıktır.

     Öte yandan sağlık, çevre ve konut hakkı ile devletin bu konudaki ödevlerini düzenleyen Anayasa'nın 56. maddesinin itiraz konusu kuralla ilgisi görülmemiştir.

     3- Anayasa'nın 2., 60. ve 65. Maddeleri Yönünden İnceleme

     Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen sosyal hukuk devleti, vatandaşların sosyal durumları ve refahlarıyla ilgilenen onlara asgarî ve insanca yaşama düzeyi sağlamakla kendini görevli sayan devlettir.

     Anayasa'nın "Sosyal güvenlik hakkı" başlıklı 60. maddesinde, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin bu güvenliği sağlayacak önlemleri alacağı ve teşkilatını kuracağı öngörülmüştür. Bu kural, insanların yarınlarını güvenceye alma düşüncesiyle gelirleri ne olursa olsun, çalışma hayatı boyunca ve sonunda karşılaşabilecekleri yaşlılık, analık, kazâ, malûllük, hastalık gibi sosyal riskler karşısında asgarî ve insanca yaşama düzeyi sağlama amacını gerçekleştirmeye yöneliktir. Sosyal güvenlik bir gelecek güvencesi yaratmakta, böylece, toplumda bireyin mutluluğuna hizmet eden en temel araçlardan biri olmaktadır. Nitekim, aynı maddenin gerekçesinde de sosyal güvenlik hakkının çalışanların yarını ve güvencesi olduğu ifade edilmektedir. Günümüzde sosyal hukuk devleti, bireyleri toplumsal risklere karşı koruma ve geleceğe güvenle bakmalarını sağlama görevini de üstlenmiştir. Bu kuralın devlete yüklediği sosyal güvenlik hakkını sağlama ödevini yerine getirmek üzere kurulmuş kurumlardan birisi de Sosyal Sigortalar Kurumu'dur. Kurum, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'yla düzenlenen sosyal sigorta sistemini yürütmekle görevlidir.

     Anayasa'nın 60. maddesinde tanınan "sosyal güvenlik hakkı" yine Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen "yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma hakkı" ile bağlantılı olduğundan devlet, ekonomik ve sosyal alandaki görevlerini yerine getirirken yapacağı düzenlemelerde "yaşama hakkı"nı ortadan kaldıran ya da kısıtlayan kurallar koyamayacaktır.

     506 sayılı Yasa'nın itiraz konusu 37. maddesinde, hastalık nedeniyle çalışamaz durumda olan sigortalıya Kurumca geçici iş göremezlik ödeneği verilmekte, ancak bu ödenek iş göremezliğin veya sigortalının çalışamamasının 18 ayı geçmesi durumunda kesilmektedir. Böylece, hastalığı devam eden sigortalı sağlık yardımlarından yararlanmakta, fakat hayatını sürdürmesi için gerekli olan parasal destekten yoksun bırakılmaktadır. Bu durumun sosyal güvenlik hakkını kesintiye uğrattığı ve bireyi güvencesiz bıraktığı açıktır.

     Bu nedenlerle, sigortalıya, hastalığı nedeniyle geçici iş görmezliği durumunda, tedavisi boyunca Kurumca geçici iş göremezlik ödeneği verilmesini engelleyen 506 sayılı Yasa'nın 37. maddesinin birinci fıkrasında yer alan "...ve 18 ayı geçmemek üzere..." sözcükleri Anayasa'nın 2., 10., 13., 17. ve 60. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.

     Kuralın Anayasa'nın 65. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.

     Bu görüşlere Sacit ADALI ve Lütfi F. TUNCEL katılmamışlardır.

     VI- SONUÇ

     17.7.1964 günlü, 506 sayılı "Sosyal Sigortalar Kanunu"nun 37. maddesinin birinci fıkrasında yer alan"... ve 18 ayı geçmemek..." sözcüklerinin Anayasa'ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Sacit ADALI ile Lütfi F. TUNCEL'in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 17.11.1998 gününde karar verildi.