K. No. 2002⁄88
Karar Tarihi: 8.10.2002
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 17.7.1964 günlü, 506 sayılı "Sosyal Sigortalar
Kanunu'nun 6.5.1993 günlü, 3910 sayılı Yasa ile değişik 140. maddesinin dördüncü
fıkrasında yer alan "Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ
tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine
başvurabilirler." tümcesinin Anayasa'nın Başlangıç'ı ile 2., 8., 9., 125., 140.,
142. ve 155. maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 140. maddesi uyarınca davacı hakkında
verilen idarî para cezasına karşı sulh ceza mahkemesinde açılan davada, anılan
maddenin dördüncü fıkrasında yer alan, "Kurumca itirazı reddedilenler, kararın
kendilerine tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza
mahkemesine başvurabilirler." tümcesini Anayasa'ya aykırı bulan Mahkeme iptali
için başvuruda bulunmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
"Anayasa'nın başlangıç hükümlerinde belirtildiği gibi kuvvetler
ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip belli
devlet yetkisi ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni
bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda
bulunduğu şeklindedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Anayasa'nın 8. maddesine göre yürütme yetkisi ve görevi Cumhurbaşkanı
ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa'ya ve Kanunlara uygun olarak kullanılır ve
yerine getirilir.
Anayasa'nın 9. maddesine göre yargı yetkisi Türk milleti adına
bağımsız mahkemelerce kullanılır.
Anayasa'nın 125. maddesine göre idarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolu açıktır.
... Yargı yetkisi idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun
denetimi ile sınırlıdır. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve
esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak idari eylem ve işlem
niteliğinde veya taktir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı
verilemez.
Yine Anayasa'nın 140. maddesine göre hakimler ve savcılar idari yargı
hakimi ve savcısı olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hakim ve
savcıların eli ile yürütülür.
Hakimler mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı esaslarına
göre görev ifa ederler.
Anayasa'nın 142. maddesine göre mahkemelerin kuruluşu görev ve
yetkileri, işleyişi, yargılama usulleri kanunla düzenlenir.
Anayasa'nın 155. maddesi gereği Danıştay idari mahkemelerce verilen ve
kanun başka bir idari merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme
merciidir. Kanunda gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi
olarak bakar.
Ceza Hukukunun temel prensibi itiraz üzerine verilen kararlar
kesindir.
İtiraza konu olan S.S.K. Ankara Sigorta Müdürlüğünce verilen ceza
idari bir cezadır. Ve yine 506 sayılı Yasanın 140⁄(c) maddesi gereğince bu
kararlara kurumdaki sinsile gereği kurum içerisinde itirazı kabildir.
Bu itiraz üzerine verilen karara karşı bu kez Sulh Ceza Mahkemesi
nezdinde itiraz sulh ceza mahkemesini yüksek mahkeme niteliğine getirmektedir.
Çünkü itiraz edilmiş karara karşı ikinci bir itiraz yapılmaktadır.
Anayasa'nın 8. ve 9. maddelerinde ve başlangıç hükümlerinde kuvvetler
ayrılığı ilkesi getirmiş olup idari bir merciinin verdiği cezaya itiraz üzerinde
verilen karara karşı adli yargıda bir karar verilmesi Anayasa'ya
aykırıdır.
Hukuk devletinde devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadır.
Hukuk devleti ilkesi devletin tüm organları üstünde hukukun mutlak
egemenliğinin bulunması ve yasa koyucunun da Anayasa ve hukukun üstün kuralları
ile kendisini bağlı saymasını gerektirir.
Devlet her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurmak
zorunluluğundadır.
S.S.K. Kamu gücünü kullanarak yönetsel kararla idari para cezasına
hükmetmiştir. Bu doğrultuda uyuşmazlık çıktığında çözüm yerinin idari yargı
olacağı Anayasa'nın 125. maddesi gereğidir.
Kurumun verdiği idari para cezasının yine idari yargı denetimi dışında
tutulması idarenin yargısal denetiminin etkin ve doğal anlamda yapılmasını
engelleyeceği gibi aynı olgudan kaynaklanan idari işlemlerin denetimlerinin
farklı yargı yerlerine bırakılmasının, yargılamanın ivedi yoldan yapılmasını ve
uyuşmazlığın çelişkisiz çözümünü önler.
Hukuk devletinde yargılamanın asıl ve doğal yerinde yapılması gerekir.
İtiraza konu olan para cezasında yargılamasının yapılmasının gerektiği yer idarî
yargıdır.
Anayasa'nın 142. maddesinde mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,
işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir, denilmektedir.
Anayasamız kamu düzeni ve güvenliği ve kamu sağlığını koruyabilmek
için idareye geniş ve çeşitli yaptırımlar uygulama yetkisi tanımıştır. Bunlardan
birisi de idari para cezalarıdır.
Adli Yargı'da verilen para cezalarından ayrı bir nitelik taşır, zira
bu cezaları veren makam idaridir.
İdarenin işlemleri kamu gücüne dayanmaktadır. Bunun devamında idari
bir yasağa aykırı davranan kişiye idari bir yaptırım uygulanacaktır. Sonuçta
çıkacak uyuşmazlıkların çözüm yeri de kesinlikle idari yargı olmalıdır.
İdari para cezasına karşı itirazın sulh ceza mahkemesine yapılması
idari yargı dışında tutulması idarenin yargısal denetimine ters düşer.
Yargılamanın asıl ve doğal yerinde yapılmasını önler.
Yasada belirtildiği gibi idari yargının görev alanına giren
uyuşmazlığın çözümünün son mercii olarak adli yargı yeri olan sulh ceza
mahkemesinin gösterilmesi Anayasa'nın belirlediği idari ve adlî yargı ayrımına
aykırıdır."
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 3910 sayılı Yasa ile değişik
140. maddesinin itiraz konusu kuralı da içeren dördüncü fıkrası şöyledir:
"İdarî para cezaları tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde Kuruma
ödenir veya aynı süre içinde Kurumun ilgili ünitesine itiraz edilebilir. İtiraz
takibi durdurur. Kurumca itirazı reddedilenler, kararın kendilerine tebliğ
tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine
başvurabilirler. Mahkemeye başvurulması cezanın takip ve tahsilini
durdurmaz."
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa'nın 2., 8., 9., 125., 140., 142. ve 155.
maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 8. maddesi gereğince Mustafa BUMİN,
Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mahir Can ILICAK, Rüştü SÖNMEZ, Tülay TUĞCU ve Ahmet AKYALÇIN'ın
katılımlarıyla 10.4.2001 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu
Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Anayasa'ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararında, Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 140. maddesinde
öngörülen para cezasının muhatabı olan işverenlerle Sosyal Sigortalar Kurumu
arasındaki ilişkinin yönetsel nitelikte olduğu, bu işlemlerin idari yargılama
dışında tutulmasının etkin ve doğal yargı denetimini engelleyeceği, Danıştay'a
verilen üst denetim yetkisinin sulh ceza mahkemesine bırakıldığını, bu nedenle
dava konusu kuralın Anayasa'nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırılık
oluşturduğu ileri sürülmektedir.
506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 3910 sayılı Yasa ile değişik
140. maddesiyle Kanunda öngörülen bazı yükümlülüklerin zamanında ya da usulünce
yerine getirilmemesi halinde Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından verilecek idari
para cezaları ile ilgili hükümler düzenlenmektedir. Maddenin ilk fıkrasında
hangi eylemlere ne miktarda idari para cezası verileceği, dördüncü fıkrasında
ise bu cezaların ne şekilde ödeneceği, buna karşı Sosyal Sigortalar Kurumu'na
itiraz edilebileceği, itirazın reddi üzerine de yetkili sulh ceza mahkemesine
başvurulabileceği belirtilmiştir.
İdarenin hizmetlerini gereği gibi ve ivedilikle görebilmesi için,
yaptırım uygulama yetkilerine gereksinimi vardır. İdare bu yetkilerle, kamu
düzeni ve güvenliğini, kamu sağlığını, ulusal servetleri zamanında ve gereği
gibi koruyabilir. Bu nedenle, idareye, geniş ve çeşitli yaptırımlar uygulama
yetkisi tanınmıştır. İdarî cezalar, idarî yaptırımların en önemlilerinden
biridir. İdarî cezalar arasında yer alan para cezaları da bu amaçla etkin ve
yaygın bir biçimde uygulanmaktadır. İdarî para cezalarını diğer cezalardan
ayıran en belirgin nitelik, onların idarî makamlar tarafından kamu gücü
kullanılarak verilmesidir.
Anayasa'da Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik bir hukuk devleti olduğu
vurgulanırken, Devlet içinde tüm kamusal yaşam ve yönetimin yargı denetimine
bağlı olması amaçlanmıştır. Çünkü yargı denetimi hukuk devletinin olmazsa olmaz
koşuludur. Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasındaki "İdarenin her türlü
eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır" kuralıyla amaçlanan etkili bir
yargısal denetimdir. Bu kural, yönetimin kamu hukuku ya da özel hukuk alanına
giren tüm eylem ve işlemlerini kapsamaktadır.
Tarihsel gelişimine paralel olarak Anasaya'da adlî ve idarî yargı
ayrımına gidilmiş, kimi maddelerinde bu ayrıma ilişkin kurallar yer almıştır.
Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında, "idarenin her türlü eylem ve
işlemlerine karşı yargı yolu açıktır" 140. maddesinin birinci fıkrasında,
"Hakimler ve savcılar adlî ve idarî yargı hâkim ve savcıları olarak görev
yaparlar"; 142. maddesinde "Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi
ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir"; 155. maddesinin birinci fıkrasında
da, "Danıştay, idarî mahkemelerce verilen kanunun başka bir idarî yargı merciine
bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla gösterilen belli
davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar" biçimindeki düzenlemeler
idarî-adlî yargı ayrılığının kurumsallaştığının kanıtıdır. Bu düzenlemeler
gereği idarî uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay
yetkili kılınmıştır. Belirtilen nedenlerle kural olarak, idarenin kamu gücü
kullandığı ve kamu hukuku alanına giren işlem ve eylemleri idarî yargı, özel
hukuk alanına giren işlemleri de adli yargı denetimine tabi olacaktır.
Anayasa'nın yürütme bölümünde yer alan 125. maddesiyle idarenin her
türlü eylem ve işlemlerini yargı denetimine bağlı tutulduktan sonra, maddenin
diğer fıkraları da idari yargı sisteminde geçerli olan ilkeleri
belirlemektedir.
İdari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim
tarihinden itibaren başlaması, idarî eylem ve işlem niteliğinde veya takdir
yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verme yasağı, yürütmenin durdurulması
kararı verilebilmesi için gerekli olan koşullar, yürütmenin durdurulması
kararına getirilebilecek sınırlamalar ve idarenin verdiği zararı ödeme
yükümlülüğü, ağırlıklı olarak adli yargı sistemi için değil, idarî yargı sistemi
için geçerli olan temel ilkelerdir.
Anayasa'nın belirlenmiş olduğu bu kurallar, İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nda da yer alan idarî yargılama usul ve esaslarının ana kurallarıdır.
Anayasa'nın değişik maddelerinde kurumsallaşan ve 125. maddesinde belirtilen
idarî-adlî yargı ayırımına ilişkin düzenlemeler nedeniyle idarî yargının görev
alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adlî yargının görevlendirilmesi
konusunda yasakoyucunun geniş takdir hakkının bulunduğunu söylemek olanaklı
değildir. İtiraz başvurusuna konu olan idarî para cezası, kamu gücünün
kullanılmasıyla ilgili ve Yasada belirtilen kurallara uymayanlara idarî bir
yaptırımın uygulanması niteliğinde olduğundan, çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde
de idarî yargının yetkili kılınması gerekir.
Bu nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa'nın 2., 125., ve 155.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
Kuralın, başvuru kararında dayanılan Anayasa'nın diğer maddeleri
yönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.
B- Kararın Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu
Anayasa'nın 153. maddesi ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu
ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 53. maddesi uyarınca, yasa, kanun
hükmünde kararname veya TBMM İçtüzüğü ya da bunların belirli madde veya
hükümleri iptal kararının Resmî Gazete'de yayımlandığı gün yürürlükten kalkar.
Ancak, Anayasa Mahkemesi iptal kararı ile meydana gelecek hukuksal boşluğu kamu
düzenini tehdit veya kamu yararını ihlal edici nitelikte görürse, boşluğun
doldurulması için iptal kararının yürürlüğe gireceği günü ayrıca
kararlaştırabilir.
Dava konusu 506 sayılı Yasa'nın 140. maddesinin 4. fıkrasının 3.
tümcesinin iptaline karar verilmesi ile meydana gelen hukuksal boşluk kamu
yararını olumsuz yönde etkileyecek nitelikte olduğundan, yeni düzenleme yapması
için yasama organına süre tanımak amacıyla iptal kararının Resmi Gazete'de
yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun
bulunmuştur.
VI- SONUÇ
17.7.1964 günlü; 506 sayılı "Sosyal Sigortalar Kanunu"nun 3910 sayılı
Yasa ile değiştirilen 140. maddesinin;
A- Dördüncü fıkrasında yer alan "Kurumca itirazı reddedilenler,
kararın kendilerine tebliğ tarihinden itibaren (7) gün içinde yetkili sulh ceza
mahkemesine başvurabilirler" tümcesinin, Anayasa'ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE,
B- İptal edilen kuralın doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal
edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa'nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla
2949 sayılı Yasa'nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince
İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL
SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
8.10.2002 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.