|
04
Aralık 2005
Ali Türker PİRTİNİ
Başdenetçi / S.M.M.M
alipirtini@acdenetim.com
alipirtini@yahoo.com
KURUMLAR VERGİSİNDE
ADALET ÇİFT TARAFLI OLARAK YERİNİ BULUCAK
Bilindiği
üzere son dönemde vergicilik çok karışık bir hal almaya başlamış ve vergi
idaresi, mükellefler, aracı konumunda olan muhasebeciler ve mali müşavirler
işin içinden çıkamaz duruma gelmişlerdir. Durum böyle olunca vergide reform
yapmak artık bir zorunluluk halini almıştır. Bu sıkıntıyı bilen vergi konseyi ve
gelir idaresi başkanlığı vergi
kanunlarına yönelik kapsamlı bir reform
çalışması hazırlığı içerisine girmiştir. Önümüzdeki günlerde bu çalışmaların tamamlanıp
kanunlaşacağı kanaat ve ümidini taşıyoruz.
Basından ve
konuyla ilgili olarak yapılan mesleki toplantılardan edindiğimiz bilgiler
çerçevesinde bu çalışmalardan özet bir
şekilde sizleri bilgilendirmek istiyorum. Ülkemizde kurumlar vergisi oranı hali
hazırda % 30 olarak uygulanmaktadır. Ancak çoğu gelişmiş ülkeye baktığımızda
kurumlar vergisine uygulanan bu oranın %15 ile %20 civarında olduğunu görmekteyiz. Bu da gösteriyor ki Türkiye de ki üretim ve
hizmet sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin, uluslar arası alanda aynı
emsaldeki uluslar arası şirketlerle rekabet edebilmeleri için, kurumlar vergisi
yükünün de diğer ülkelerde olduğu gibi %15 veya %20 seviyelerine çekilmesi
artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Yani
Türk İşletmelerinin minderde uluslar arası rakipleriyle adil bir şekilde
güreşebilmeleri için aynı şartlar altında güreşe başlamalarının sağlanması
gerekmektedir. Bu durum vergi konseyi ve gelir idaresi tarafından aynı
çerçevede değerlendirilmekte ve
kurumlar vergisi oranının % 20 seviyelerine çekilmesi için bir dizi çalışmalar hâlihazırda
yürütülmektedir. En son olarak Başbakan Erdoğan’ın yapmış olduğu basın
açıklamasından da anlaşılacağı üzere kurumlar vergisi oranı 1.1.2006 dan
itibaren % 20 ye düşürülmektedir.
Kurumlar vergisinin makul bir
seviyeye düşürülmesine istihdam çerçevesinden baktığımızda karşımıza şu sonuç
çıkmaktadır. Türkiye de istihdam sorunu öncelikli konumuzdur. Yani hem ekonomik
hem de sosyal açıdan refaha ulaşmamız için istihdam sorununu çözmemiz olmazsa olmazlardandır. İşsizliği
azaltabilmek ise ülkemizdeki KOBİ'leri ayakta tutmakla, yeni KOBİ'lerin
açılması için her türlü mali desteği sağlamakla ve bunların
önlerinde olan her
türlü mali sorunu da aşmakla gerçekleştirilebilir.
KOBİ'lerin
başlıca sorunlarını göz önüne getirdiğimizde karşımıza girdi maliyetlerinin
yüksekliği ve üzerlerindeki vergi
yükünün çok fazla olması problemi çıkmaktadır. Vergi yükünün başında da kurumlar vergisi ve istihdam vergisi (çalıştırılan işçi için ödenen gelir
vergisi) gelmektedir.
Son dönemde Türk işletmeleri ekonomik anlamda
dar boğaza girmişlerdir. Döviz kuru düşmüş fakat işletmelerin girdi
maliyetlerine düşüş nispetinde en ufak bir yansıma olmamıştır. Yani Türk
Lirasının değerlenmesinin de işletmelere bir getirisi olmamıştır. O zaman
işletmelerin ayakta durabilmesi için üzerlerindeki yükleri hafifletme zamanı
gelmiş bulunmaktadır. Bu yüklerden birisini de yukarıda belirtiğimiz gibi vergi
yükü oluşturmaktadır.
Herkesin
ekonomik dev diye tabir ettiği Amerika Birleşik Devletlerinde istihdamın % 70
ila % 80’ ini KOBİ'ler sağlamaktadır. Demek ki istihdamda KOBİ'lerin fonksiyonu
çok büyüktür. Hem kurumlar vergisinde hemde istihdam vergisinde makul bir
vergilendirilme olursa inanıyoruz ki tüm KOBİ'lerimiz ve diğer büyük çaplı
işletmeler ellerine geçen bu imkanı değerlendirip ülkelerine en büyük vatandaşlık
görevi olan vergi ödevini layıkıyla yerine getireceklerdir. Bir süre önce
ülkemizde bulunan Peru’lu ekonomist Desoto ‘nun ’’ülkenizin
pasaportu sizin kayıtlı değerinizden oluşur’’ sözü ülkemizdeki kayıtdışılığı vurgulamakta ve kayıt altına
alınma ile herkes için aslında önemli kazanımların olacağını ifade etmektedir.
Tekrar vergi reformu
çalışmalarına dönersek ve olayın kurumlar vergisine yönelik olan kısmına
bakarsak bir çok yeni düzenlemeye yer verildiğini görebiliriz. Bu
düzenlemelerden bizce en önemli olanlarından biriside gruplara ve holdinglere Değerli Hoca Prof.
Dr. Şükrü Kızılot’un ‘da 22.11.2005 Tarihli Hürriyet
Gazetesindeki köşesinde de yer verdiği üzere konsolide kurumlar vergisi beyanı
imkanının bu işletmelere getiriliyor olmasıdır. Bu teknik düzenleme “ konsolide
kurumlar vergisi ”bizce Türk Vergiciliğinde bir devrim niteliğindedir. 5 Nolu
Türkiye Muhasebe Standardında “konsolidasyon”yöntemi “ “Topluluğa ait
finansal tablolarda yer alan varlıklar ,yabancı kaynaklar, öz kaynaklar,
gelir
ve kârlar ile gider ve zararların bir bütün olarak birleştirilmesi ve daha
sonra konsalidasyon ilke ve kuralları doğrultusunda gerekli düzeltmelerin
yapılarak konsolide finansal tabloların hazırlanması yöntemi’’ olarak
tanımlanmıştır
Yıllardır grup
şirketlerin bir vergi planlama
tekniği olarak yıl sonunda grup içerisindeki şirketlerin hisselerinin birbirlerine satılması tarzındaki grubun
toplam değerinde değişim oluşturmayan
ancak şirketler arasında kaynak aktarımı sağlayan bu ve benzeri işlemlere
de bize göre “ konsolide kurumlar
vergisi yöntemiyle’’ son verilmiş olunmaktadır. Yapılan bu tarz grup içi hisse
alım satımları sermaye piyasası açısından özelliklede yatırımcı açısından deyim
yerindeyse sistematik bir risk oluşturuyordu. Ayrıca grup şirketlerin yıl
içerisinde vergi planlaması olarak başvurdukları grup içi alış ve satışlarının
da bu yöntemle önüne geçileceği kanaatindeyiz Konsolide kurumlar vergisi
uygulaması gerçekten çağdaş muhasebecilik ve vergicilik açısından da çok önemli
bir gelişme niteliğindedir.
Bunun yanında
yeni düzenlemede örtülü kazanç müesseselerinin kaldırılacak olması ve
uluslar arası vergicilikte her zaman yeri olan ve bizde de son zamanlarda vergi uzmanlarınca ve
akademisyenlerce inceleme altına alınan transfer fiyatlandırmasına yer
verilmesi de çağdaş vergiciliğimiz açısından önemli bir adım olarak kabul
edilecektir.
Sonuç olarak
yazımızda detaylandıramadığımız kurumlar vergisine yönelik bir çok düzenleme
yeni vergi tasarısında yer almaktadır.
Yapılacak olan
vergi reformları ve özellikle kurumlar
vergisi oranının düşürülmesi kayıtdışı ekonominin kayıtlı hale gelmesine imkân sağlayacak, vergide keyfiyetin önüne
geçilecektir. Tüm ekonomik sistem bu
şekilde ölçülebilir değerlere kavuşacak ve adalet çift taraflı olarak yerini
bulacaktır. Böylelikle devlet anayasal hakkı olan vergi tahsilatında beklediği
düzeye ulaşacak, mükellef ise kayıt
altında olmanın vicdani huzurunu ve mutluluğunu yaşayacaktır.
|