2499 SAYILI KANUNA GÖRE KURULAN BORSA PARA PİYASASINDA (BPP) ELDE EDİLEN FAİZLERİN VERGİLENDİRİLMESİ     

 

 

ŞÜKRÜ SAVAŞ

S.M.M.M. İşletme Bilim Uzmanı

sukrusavas@hotmail.com

 

2499 SAYILI KANUNA GÖRE KURULAN BORSA PARA PİYASASINDA (BPP) ELDE EDİLEN FAİZLERİN VERGİLENDİRİLMESİ

1-GİRİŞ

 

Kısa adı (T.B.P.P.) olan Takasbank Borsa Para Piyasası; kısa dönemli nakit fazlası olup, bunu organize bir şekilde plase edemeyen İ.M.K.B.’de işlem gören Aracı Kuruluşlar ile kısa dönemli nakit ihtiyacı bulunup, bu ihtiyacını uzun vadeli varlıklarını elden çıkartmadan karşılamak isteyen yine, İ.M.K.B.’de Aracı Kuruluşlar’ın risksiz bir ortamda karşılaşmasını sağlamak amacıyla Takasbank Borsa Para Piyasası Yönetmeliği Banka Ana Sözleşmesi’nin 3. maddesinin 2.fıkrası gereğince hazırlanmış ve 1 Ekim 1996’da  İMKB Takas ve Saklama Bankası A.Ş. bünyesinde faaliyete geçmiştir.

 

2-2499 SAYILI SERMAYE PİYASASI KANUNU YÖNÜNDEN BPP’NIN  İNCELENMESİ

 

2.1-T.B.P.P.’da İşlem Yapabilecek Kuruluşlar

 

Kanunun 1.2. maddesince  “Banka’ca düzenlenen “TBPP Taahhütnamesi”ni imzalamış olan, İMKB ve görev verilecek diğer borsalar, üye Banka  ve  Aracı  Kurumlar ve T.C. Merkez Bankası, TBPP’nda işlem yapabilirler.” denmekle, bu piyasada hangi kurum ve kuruluş veya kişilerin işlem yapma yetki verildiği açıkça belirtilmiştir. Buna göre,  T.B.P.P.’da işlem yapma yetki olan kuruluşlar;

 

1-İ .M.K.B ve yetkilendirilecek diğer borsalar

2- Üye Banka ve Aracı Kurumlar (Menkul Kıymet Aracı Kuruluşları)

3- T.C. Merkez Bankası’dır.

 

ve ayrıca, ilgili kanunun; 1.7.14 Takasbank Borsa Para Piyasasında Aracı Kurum Müşterilerine ait Geçici Fonların Nemalandırılması başlıklı maddesinde “Sermaye Piyasası Kurulu’nun 21/02/1997 tarihli izni ile Takasbank Borsa Para Piyasası’nda Aracı Kurum Müşterilerine ait Geçici Fonların Nemalandırılması, Aracı Kurum ile müşteri arasında düzenlenen, Alım Satıma Aracılık Sözleşmesine, müşterilere ait geçici nakdin değerlendirilmesine, elde edilen nemaların müşterilere dağıtılmasına, taraflara ait hak ve yükümlülüklerin  belirlenmesine ilişkin bir hükmün ilave edilmesi ile mümkündür.”  Başka bir anlatımla, gerçek kişiler aracı kuruluşlar vasıtası ile bu piyasalarda işlem yapabilmektedir.

 

3-T.B.P.P.’da ELDE EDİLEN GELİRLERİN TANIMLANMASI

 

Borsa Para Piyasasında elde edilen gelirler G.V.K.’na  göre menkul kıymet gelirleri olduğu kesindir. Burada sorun bu gelirin G.V.K. 75. maddesinde açıklanan menkul kıymet gelirlerinden  hangisinin tanımı içine girmektedir. Zira, tam bir tanımlaması 4761 sayılı kanunla yapılmış ve G.V.K.’nun 75/7 maddesinde yer almıştır. Bu nedenle konumuzu 01/07/2002 tarihinden önceki ve sonraki durum olarak değerlendirilecektir.

 

3.1-01 Temmuz 2002 Tarihinden Önceki Durum

 

Borsa Para Piyasasında elde edilen gelirler G.V.K.’nun menkul kıymet gelirleri ile ilgili maddelerinde 22.06.2002 tarih ve 4761 sayılı kanun ile yapılan değişiklikten önce tam bir tanımlama ile Borsa Para Piyasası işlemleri tanımlaması yapılmamış olmasına rağmen T.B.P.P.’da elde edilen bu gelir en geniş tanımı ile:

 

1- 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunun 75. maddesine göre; Sahibinin ticari, zirai veya mesleki faaliyeti dışında nakdi sermaye veya para ile temsil edilen değerlerden müteşekkil sermaye dolayısıyla elde ettiği kar payı, faiz, kira ve benzeri iratlar menkul sermaye iradı,

 

2- T.B.P.P.’da elde edilen gelir T.B.P.P.Kanunda faiz geliri olarak tanımlanmıştır.

 

3- 03/09/1998 tarih ve 98/01/6108 sayılı İ.M.K.B. Takas ve Saklama Bankası A.Ş.’nin yazısına cevap olarak Maliye Bakanlığı’nca 04/09/1998 tarih ve 31754 sayılı müktezasında;

 

Bankanın ana sözleşmesinin 3.2.a maddesine göre kurulan Borsa Para Piyasasında katılımcılarına kısa dönemli nakit ihtiyaçlarını uzun dönemli nakit fazlalarının organize ve risksiz bir ortamda değerlendirilmelerini sağladığı bu özellikleriyle Borsa Para Piyasasının gerek kurulmasındaki ihtiyaç saikleri gerekse çalışma tekniği ve şekli açısından TCMB İnterbank Para Piyasası ile aynı niteliğindedir. İnterbank para piyasasında bir banka diğer bir bankaya borç verebilmekte borç veren banka T.C.Merkez Bankasına mevduat yapmış, borç alan ise T.C. Merkez Bankasına borçlanmış olmaktadır. Çünkü, borç alan ve veren her iki banka da birbirini tanımamakta olayda taraf olan sadece T.C.Merkez Bankası’dır. Bankaların karşılaştığı bu piyasada yapılan işlemler bankalar arası MEVDUAT muamelesi olarak kabul edilmiştir. Bu açıklamalar çerçevesinde İ.M.K.B Takasbank Borsa Para Piyasası’ndaki işlemlerin de İnterbank Para Piyasasındaki işlemler ile aynı nitelikte kabul edilerek, bu piyasada işlem yapan taraflar arasında bir ayrım yapılmaksızın lehe kalan paraların MEVDUAT FAİZİ OLARAK KABUL EDİLMESİ ve üzerinden 28/8/1998 tarih ve 98/11591 sayılı B.K.K. ile 01/09/1998 tarihinden itibaren %1 B.S.M.V.  ve 28/08/1998 tarih ve 98/11593 sayılı B.K.K. ile 01/09/1998 tarihinden itibaren G.V.K’nun 94/8-d maddesine göre yüzde “0” gelir vergisi tevkifatı uygulanacağı belirtilmiştir. 

 

4- G.V. Kanununun 75/7 maddesin 4761 sayılı Kanunla değişmeden önceki şekli 7.Mevduat faizleri (Bankalara, bankerlere, tasarruf sandıklarına, tevdiat kabul eden diğer müesseselere yatırılan vadeli, vadesiz paralara ödenen faizler ile bunlar dışında kalan kişi ve kuruluşlardan devamlı olarak para toplama işi ile uğraşanların her ne şekil ve ad altında olursa olsun toplanan paralarla sağladıkları gelirler ve menfaatler de MEVDUAT FAİZİ SAYILIR

 

demekle de açıkça mevduat faizi olarak kabul edilmiştir. Ancak, burda açıkça kurumun yani İ.M.K.B. ve kurmuş olduğu Takas Bank zikredilmemiştir. Zira, zikredilmesine de gerek yoktur. Çünkü, bu maddede özel olarak hiçbir bankanın (İnterbank T.C. Merkez Bankası vb.) ismi zikredilmemiştir.

 

Zikredilmesine gerek olmadığı Maliye Bakanlığı’nca 04/09/1998 tarih ve 31754 sayılı müktezasının açıklamaları da bunu desteklemektedir.

 

Bu tanımlamalara göre bu piyasada elde edilen menkul kıymet geliri “MEVDUAT FAİZİ” geliridir.

 

İ.M.K.B. Takas ve Saklama Bankası A.Ş. (Takasbank) çok titiz bir şekilde kanunları yakından takip ederek üyelerine ve ortaklarına vergi mevzuatlarındaki değişiklikleri genel yazılarla bildirmiş ayrıca bu genel yazıları internet sitesinden de yayınlamıştır. Buna göre;

 

1-01/09/1998 tarih ve 206 sayılı Genel Mektup ile “%5 olarak uygulanan BSMV vergi oranının 98/11591 sayılı BKK ile 01/09/1998 tarihinden itibaren  %1’ e ve 29/07/1998 tarihinden itibaren %12 + SSDF, 13/08/1998 tarihinden itibaren 98/11465 sayılı BKK ile %6 +SSDF olarak uygulanan gelir vergisi stopajı ve fon kesintisinin 28/08/1998 tarih ve 98/11593 sayılı BKK ile 01/09/1998 tarihinden itibaren yüzde “0” “sıfır” olarak uygulanacağı belirtilmiştir.

 

Ayrıca, ilgili yazıda “piyasa katılımcılarına önemli bir avantaj sağlayan bu karar ile piyasalar arasında vergiden kaynaklanan maliyetler eşitlenmiştir” demektedir. Çok da doğrudur zira aracı kurumlar kısa dönemde bekleyen nakit fazlalarını Sermaye Piyasası Kanununa göre boşta tutamaz bunu plase etmek zorundadır. Ancak, bu piyasada verilen faizler normal bankalarda yapılan mevduat, repo, ters repo vb. işlemlere göre daha düşük oranlıdır.

 

2-01/07/2002 tarih ve 423 sayılı Genel Mektup ile 22/06/2002 tarih ve 4761 sayılı kanunla 01/07/2002 tarihinden itibaren %16 stopaj ve %10 fon kesintisi yapılacağı

 

3-30/12/2003 tarih ve 681 sayılı Genel Mektup ile 01/07/2002 tarihinden beri uygulanan %16 stopaj ve %10 SSDF’nin 01/01/2004 tarihinden itibaren  SSDF’nin kaldırıldığı 31/12/2003 tarihinden itibaren de Stopaj oranının %18 olarak uygulanacağı,

 

4-31/12/2005 tarih ve 873 sayılı Genel Mektup ile 5436 sayılı kanunla G.V.K. yapılan değişiklikle 01/01/2006 tarihinden itibaren Borsa Para Piyasasında değerlendirilen banak ve aracı kurum müşterilerine ait paralara ödenen faizlerdeki vergi tevkifatı kazancı nihai olarak elde eden kişi veya kuruma ödemeyi gerçekleştiren piyasa aracı kurum üyesi tarafından yapılacağından dolayı %15 stopaj kesintisinin Takasbank tarafından yapılmayacağı belirtilmiştir.

 

5-02/08/2001 tarih ve 307 sayılı Genel Mektup ile 12.07.2001 tarih  ve 4705 sayılı özel işlem vergisi kanuna göre her işlem için vade sonunda 1.000.000.-TL (1 YTL) özel işlem vergisi kesileceği belirtilmiştir.

 

Tüm bu yayınlar gösteriyor ki Takasbank vergi kanunlarındaki değişiklikleri titizlikle incelemiş, nüfuz edemediği konularda Maliye Bakanlığı’nda görüş almış ve üyelerini her defasında bilgilendirerek  Borsa Para Piyasasında yapılan işlemlerden elde edilen faiz gelirlerinden;

 

1-      29 Temmuz 1998 tarihinden 12 Ağustos 1998 tarihine kadar %12 + %10 SSDF

2-      13 Ağustos 1998 tarihinden 31Ağustos 1998 tarihine kadar %6 + % 10 SSDF

3-      01 Eylül 1998 tarihinden 30 Haziran 2002 tarihine kadar % “0” sıfır

4-      01 Temmuz 2002 tarihinden 30 Aralık 2003 tarihine kadar %16

5-      31 Aralık 2003 tarihinden 31 Aralık 2005 tarihine kadar %18

6-      01 Ocak 2006 tarihinden itibaren de % 15 olarak uygulayacağını

 

üyelerine ve ortaklarına bildirmiş ve uygulamıştır.

 

Takasbank Stopaj Kesintilerini Kanunen Yapmak Zorundadır. Zira, 1 Ekim 1996’da  İMKB Takas ve Saklama Bankası A.Ş. bünyesinde faaliyete geçen Borsa Para Piyasası Kanunu’nun 1.7.12 Taraflar arası İlişki maddesinde 3. bendinde

 

Takasbank Borsa Para Piyasası’nda değerlendirilen paralara ödenen faizler stopaja tabidir.”

 

Maddesi de Takasbank’ın bu kesintileri kanunen yaptığını kanıtlar. 

 

3.2- 01 Temmuz 2002 Tarihinden Sonraki Durum

 

Kanun koyucu 193 sayılı G.V.K’nun 75/7 maddesini 22/06/2002 tarih ve 24793 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4761 sayılı kanunun ilgili maddesiyle 01 Temmuz 2002 tarihinden itibaren “Mevduat faizleri (4761 sayılı Kanunun 1 inci maddesiyle değişen bent Yürürlük; 01.07.2002) (Bankalara, bankerlere, tasarruf sandıklarına, tevdiat kabul eden diğer müesseselere yatırılan vadeli, vadesiz paralara ödenen faizler, bunlar dışında kalan kişi ve kuruluşlardan devamlı olarak para toplama işi ile uğraşanların her ne şekil ve ad altında olursa olsun toplanan paralara sağladıkları gelirler ve menfaatler ile bankalar ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre kurulan aracı kurumlar arasındaki borsa para piyasasında değerlendirilen paralara ödenen faizler de mevduat faizi sayılır.”olarak değiştirmiştir.

 

Ayrıca, 25/06/2002 tarih ve 2002/4369 sayılı BKK’nın 1. maddesinde “……;bankalar ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na göre kurulan aracı kurumlar arasındaki borsa para piyasasında değerlendirilen paralara ödenen faizlerden %16 oranında tevkifat yapılır.

 

ŞİMDİ DİKKAT BUYURUN

İKİNCİ BENDİNDE

 

Bu oran, 1/7/2002 tarihinden önce yapılmış olup vadesi bu tarihten sonra biten işlemlere ödenen faizler için %0 olarak uygulanır.

 

Bu BKK’nda 01/07/2002 tarihinden önce BPP’da ödenen faizlerin tevkifata tutulduğunun ve bu kanunla vadesi 01/07/2002 tarihinden sonra biten işler için ise bu oranın %0 “SIFIR” olarak uygulanacağını belirtmektedir.

 

Başka bir anlatımla BPP’da elde edilen faizlerin mevduat faizi olduğu, elde edilen bu gelirden de GVK 94/8-1 maddesine göre tevkifat yapıldığını göstermektedir.

 

Aslında, Maliye Bakanlığının müktezasında, BPP kanununda ve de GVK 75/7 maddesinin  4761 sayılı kanunla değişmeden önceki haline bakıldığında  mevduat faizi olarak kabul edilmiştir.

 

Son iki aydır Mali Gelirler Kontrolörleri Takasbank Borsa Para Piyasası’nda (BPP) 25.000 YTL ve üzeri faiz geliri elde edenleri tek tek çağırarak 2001 yılında elde ettikleri gelirleri beyan etmediklerinden mütevellit inceleme başlatıp tutanak tutmaya ve akabinde raporlar düzenleyerek vergi, gecikme zammı ve vergi ziyaı tahakkuk ettirmektedirler.

 

Bunun nedeni ise Maliye Bakanlığı’nın BPP değerlendirilen paralara yapılan faiz ödemelerinin mevduat faizi olarak kabul eden 4761 sayılı kanunun “metninde tam bir tanımlaması yok ama, kanun maddesinin gerekçesinde var” gibi bir yaklaşımla 01 Temmuz 2002 tarihinden önce ödenen faizleri alacak faizi tanımlamasının içine sokmaktadır.

 

BPP elde edilen gelirlerin vergilendirilmesinde teretdüte düşülse gerek 4761 sayılı kanunla sadece tam bir tanımlama yapılmıştır. Zira, kanunun gerekçeli maddesi okunduğunda “Düzenleme ile bir yandan söz konusu gelirlerin alacak faizi olarak vergilendirilmesindeki zorluklar ortadan kaldırılmakta, diğer yandan da bu gelirleri stopaj yoluyla vergileme imkanı getirilmektedir.” denilmektedir. Buda, gösteriyor ki BPP elde edilen faizlerin “Alacak faizi” olarak vergilendirilmesinin zor olduğunu veya mümkün olmadığını göstermektedir.

 

Ancak, Takasbank GVK kendi yorumlamasına ve gerekse   Maliye Bakanlığının görüşü üzerine ve gerekse de BPP kanunun ilgili maddeleri  uyarınca  29 Temmuz 1998 tarihinden 01 Temmuz 2002 tarihine kadar BPP’nda yapılan işlemlere ödenen faizlerden stopaj+fon payı kesmiş ve maliyeye yatırmıştır.

 

Fakat Gelirler Genel Müdürlüğü sonradan (01.07.2002 tarihinden) çıkarılmış bir kanun metnine değil, gerekçesine dayanarak ve yorum genişleterek KIYAS yapmak suretiyle bundan önceki döneme ait gelirleri Alacak Faizi olarak kabul ederek geriye dönük vergi ve cezalarını istemektedir.

 

Bu bir hukuk devletinde kabul edilemez. Çünkü vergi kanunlarında kazancın doğduğu dönemde yürürlükte olan kanunlara göre vergilendirilir ilkesi vardır. Zira,  01 Temmuz 2002 tarihinden önceki vergilendirme dönemini kapsayan bir vergi bu tarihten sonra  yürürlüğü giren  4761 sayılı kanunun MADDESİNE GÖRE BİLE DEĞİL MADDENİN GEREKÇESİNE GÖRE KIYAS yaparak vergilendirilemez. Vergilendirme vergiyi doğuran olayın vukuu bulduğu tarihteki yürürlükte bulunan kanunlar çerçevesinden yapılması zorunludur.  Zira, vergi  vergi hukukunda “yasasız vergi olmaz ilkesi” ile özdeştir.

 

Vergilendirme yetkisi kural olarak, Anayasa’nın 73. maddesine göre yasama organı tarafından kullanılır. Bu Kural, vergilerin ancak kanunla konulması, değiştirilmesi ve kaldırılması, bu konularda yürütme ve yargı organlarının yetkisiz olmaları anlamını taşır. Vergilerin kanuniliği ilkesi yalnız vergi alacağının öğelerinin kanunla konulmasını değil, vergiden doğan ödev ve usul esasları da kanunla düzenlenmesini gerektirir.

 

73. maddesinin birinci  fıkrasında “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere mali gücüne göre vergi ödeme yükümlülüğüne (Genellik, Eşitlik ve Mali Güce Göre Vergi ödeme  İlkeleri), ikinci fıkrasında ise “vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacı” olduğuna üçüncü fıkrasında vergi,resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır(Yasallık İlkesi). Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir” hükmü caridir.

 

Vergilerin yasallığı bu şekilde anayasal güvence altında iken Bakanlar Kuruluna da belli sınırlar içinde müdahale yetkisi de verilmiştir. Ancak bu yetkinin Maliye bakanlığı ve diğer kurumlar  tarafından kullanılması dahi mümkün değildir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin bir kararında  bu yetkiye değinilerek” Bakanlar Kurulu'na verilen bu yetki, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulup değiştirilebileceği ilkesinin, çerçevesi Anayasa ile belirlenmiş bir istisnasıdır. Anayasa ile Bakanlar Kurulu'na verilen bu yetkinin yürütmenin başka bir organına devredilmesi mümkün değildir

 

4-VERGİDE KIYAS YASAĞI

 

Kıyas,bir olay hakkında yasada yer alan kuralın,nitelikleri ve kuruluşları ona benzeyen fakat yasada düzenlenmemiş diğer bir olaya uygulanmasıdır.

 

Diğer bir anlatımla Kıyas, kanunda öngörülen durumlara ilişkin düzenlemeleri veya genel ilkelerden elde edilen düzenlemeleri, kanunda öngörülmeyen benzer durumları kapsamına alacak şekilde genişleterek bu durumları çözümleme işlemidir.

 

Vergi hukukunda Kıyas Yasağının, vergi hukukunun yasallık ilkesi ile sıkı sıkıya bağlılığı nedeniyle vergide kanunilik ilkesine ters düşer. Aksini düşünmek Yasama ve Yürütme organları  arasındaki dengenin yürütme lehine bozacağı bir gerçektir. Bu da Anayasamızın 73.  maddesinde kendini bulan Yasallık ilkesini zedeleyecektir. Bu nedenle Vergi hukuku yasallık ilkesine bağlıdır ki kıyas kabul etmez.

 

Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi önüne gelen davada da 2001/34 Esas No’lu ve 2003/2 Kararında “Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Kişi ve kuruluşların devlete güven duymaları, maddi ve manevi varlıklarını korkusuzca geliştirebilmeleri, temel hak ve özgürlüklerden yararlanabilmeleri ancak hukuk güvenliği ve üstünlüğü sağlandığı bir hukuk devleti düzeninde gerçekleştirilebilir. Hukuk güvenliği ilkesi ise, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre düzene sokabilmesidir. Zira, ekonomik yaşam belirlilik ve kararlılık ister. Hukuki güvenlik, ilkesi vergilendirmenin belirliliğini, vergi hukukunda kıyas yasağını ve vergi yasalarının geriye yürümezliğini içerir. Yetkilerle güçlendirilmiş olan hukuk devletinin vergilendirme konusunda gerekli düzenlemeleri gerçekleştirirken hak ve özgürlükleri koruması, devlete kaynak sağlamak amacıyla hukuksal ilkelerin yıpranıp yıkılmamasına duyarsız kalmaması ve gelir elde edilmesi amacıyla hukuk devleti niteliklerinden vazgeçmemesi gerekir.”şeklinde karar vermiştir.

 

Hakim medeni kanuna göre görmüş olduğu davalarda kanuna örf ve adete göre çözüm bulabilecektir. Oysa ki medeni kanununun tam aksine vergi hukukunda hakim önüne gelen meselelerde vergi ihdas etmek, kaldırmak, muaflıklar ve istisnalıklar ihdas edemeyecektir. Bu aynı zamanda vergilerin kanuniliğinin bir başka sonucu olarak da idarenin ve vergi yargısı organlarının vergi kanunlarının anlamını belirlerken, genişletici yoruma ve kıyas yoluna başvuramayacakları anlamını gelir. Aksi halde kıyas yoluyla yeni yasama yerine geçilerek vergi ihdas etme riski doğacaktır.

 

Vergi uygulamalarında usul ve esası belirleyen 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 3. maddesi “vergi kanunlarının uygulanması ve ispat” başlığını taşır. Buna göre;

 

A) Vergi kanunlarının uygulanması: Bu kanunda kullanılan "Vergi Kanunu" tabiri işbu kanun ile bu kanun hükümlerine tabi vergi, resim ve harç kanunlarını ifade eder.

 

Vergi kanunları lafzı ve ruhu ile hüküm ifade eder. Lafzın açık olmadığı hallerde vergi kanunlarının hükümleri, konuluşundaki maksat, hükümlerin kanunun yapısındaki yeri ve diğer maddelerle olan bağlantısı göz önünde tutularak uygulanır.

 

B) İspat: Vergilendirmede vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti esastır.

Vergiyi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyeti yemin hariç her türlü delille ispatlanabilir. şu kadar ki, vergiyi doğuran olayla ilgisi tabii ve açık bulunmayan şahit ifadesi ispatlama vasıtası olarak kullanılamaz.

 

İktisadi, ticari ve teknik icaplara uymayan veya olayın özelliğine göre normal ve mutad olmayan bir durumun iddia olunması halinde ispat külfeti bunu iddia eden tarafa aittir.

 

Vergi kanunlarında ana kural vergi doğuran olay ve bu olaya ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas alınmasıdır. Buna göre vergiyi doğuran olay,vergi kanunlarının vergiyi bağladıkları olayın vukuu veya hukuki durumun tekemmülü ile doğar. (VUK Md.19)

 

Mükelleflerce vergi kanunlarına yeterince nüfuz edilememesinden dolayı sıkça ilgili idareye başvurarak mükteza (özelge) istenmektedir. Ancak, ilgili idareler kanun hükümlerinin açık olmadığı hallerde iç tebliğ, genel tebliğ ve müktezalar yayımlarken verginin kanunilik ilkesinden hareketle  ilk önce vergiyi doğuran olayın hukuki niteliğine, gerçek mahiyetine  bakacaklar ve buna göre özelge vereceklerdir. Yorum yaparken kanunun metnini esas alınacaktır. Kanunun metninin yetersiz kaldığı durumda kanunun konulmasındaki maksat araştırılacak yani özü değerlendirilecektir. Ancak özü ile yapılacak yorum genişletici mahiyette ve  kıyas noktasında olmamalıdır.

 

5-2001 YILINDA ELDE EDİLEN MEVDUAT FAİZLERİ NASIL VERGİLENDİRİLİR?

 

Gelir İdaresi Başkanlığı’nca 2002 yılında yayınlanan MENKUL SERMAYE İRADI ELDE EDENLERİN GELİR VERGİSİ BEYANNAME DÜZENLEME REHBERİ (2002) ‘de

 

5.1-Tutarı Ne Olursa Olsun Beyan Edilmeyecek Menkul Sermaye İratları

 

Gelir Vergisi Kanununun geçici 55 inci maddesi hükmü uyarınca, vergi kesintisine tabi tutulmuş olan,

 

- Mevduat faizleri

- Özel finans kurumlarınca kar ve zarara katılma hesabı karşılığında ödenen kar payları

- Repo gelirleri

- Menkul kıymetler yatırım fonlarının katılma belgelerine ödenen kar payları için tutarı ne olursa olsun beyanname verilmeyecek olup, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmeyecektir.

 

Vergi uygulamasında, % 0 oranında tevkifata tabi kazanç, vergi tevkifatına tabi tutulmuş kabul edilir.

5.2-Tutarı Ne Olursa Olsun Beyan Edilecek Menkul Sermaye İratları

 

Vergi kesintisine tabi olmayan, aşağıda belirtilen, menkul sermaye iratları tutarı ne olursa olsun beyan edilecektir.

 

- Kıyı bankacılığından (off-shore bankacılık) döviz cinsinden elde edilen faiz gelirleri (Türk Lirası cinsinden açılmış olan off-shore hesaplardan elde edilen faiz gelirlerine indirim oranı uygulanacak olup, kalan tutar ne olursa olsun yıllık beyanname ile bildirilecektir.)

- Hisse senetleri ve tahvillerin vadesi gelmemiş kuponlarının satışından elde edilen bedeller

- İştirak hisselerinin sahibi adına henüz tahakkuk etmemiş kar paylarının devir ve temliki karşılığında alınan para ve ayınlar

- Her çeşit senetlerin iskonto edilmesi karşılığında alınan iskonto bedelleri

- Her nevi alacak faizleri (İndirim oranı uygulandıktan sonra kalan tutar ne olursa olsun beyan edilecektir.)

- Yurt dışından elde edilen diğer menkul sermaye iratları.

 

SONUÇ

 

BPP faiz gelir elde eden kişi ve kurumlar Maliye Bakanlığı’nın 04 Eylül 1998 tarih ve  31754 sayılı müktezasını dayanak alarak BPP elde etmiş oldukları mevduat faiz gelirlerinden 28 Ağustos 1998 tarih ve 98/11593 sayılı BKK uyarınca % “0” sıfır olarak gelir vergisi tevkifatı yapılmış olduğundan (Vergi uygulamasında, %0 oranında tevkifata tabi kazanç, vergi tevkifatına tabi tutulmuş kabul edilir.) tutarı ne olursa olsun 2001 yılında elde etmiş oldukları gelirler beyana tabi olmadığından beyanname vermemişlerdir. Zira 2001 yılı Beyanname Düzenleme Rehberinde de mevduat faiz gelirleri beyan tabi değildir.

 

Ancak, idare bu gelirleri Mevduat Faiz olarak değil, yorum genişletmek suretiyle kıyas yaparak Alacak Faizi olarak değerlendirmekte, bu nedenle de vergi istemektedir. 

 

Ülkemizde vergi kanunlarında çok sık değişiklik yapılmaktadır. Bu vergi değişiklikleri kamu açıklarını kapatmak için oldu bittiye getirilerek kısa vadeli gelir elde etme amacıyla vergi hukuku ilkelerine aykırı, zaten varolan vergi kanunlarındaki karmaşıklığı daha da arttırıcı nitelikte olduğu gözlenmektedir. Biz mali müşavirler olarak bir değişikliği anlayıp uygulamaya başlamadan bir daha değiştirilmiş olduğunu gözlemlemekteyiz. Biz bile yeni değişikliklere adapte olmada zorlandığımız ve karmaşık olan vergi kanunlarına mükelleflerin anlamasını beklemek pek hakkaniyetle ve iyi niyetle bağdaşmamaktadır.

Vergi idaresinin vergi kanunlarına aykırı yapılan bu tür vergilendirmelere  ve hatta kendi  vermiş oldukları müktezalara karşı mükelleflerce tebliğ ve uygulamaları dava konusu yapılmakta ve idare tarafından yargı safhasında  önemli birçok kayıplar verilmektedir. Bu ise vergi idaresinin mükellefle olan ihtilafını çoğaltmaktadır.

 

Vergi kanunları yeniden herkesin veya en azından uygulayıcıların anlayacağı bir şekilde daha sade bir şekilde tekrar yazılmak suretiyle Vergi kanun maddelerini İdare tarafından yorum genişleterek kıyas yapılmasının önüne geçilmeli,  uygulamada birlik sağlanmalıdır.

 

YARARLANILAN KAYNAKLAR

 

Muharrem Özdemir, Vergi Hukukunda Kıyas Yasağı ve Yorum, Aralık 2005

© www.alomaliye.com

 

Her Hakkı Mahfuzdur. İzinsiz Yayımlanamaz

 

 

 

 

 

 

 

...............................

:. Alohaber, Anında Haber

:. Kurumlar Vergisi Prog.

:. İş Kanunu Programı

:. Kıdem-İhbar Programı

:. Net'ten Brüt'e, Brüt'ten...

...............................