|
TÜRKİYE
BANKALAR BİRLİĞİ
RİSK
YÖNETİMİ
VE
BASEL
II’NİN KOBİ’LERE ETKİLERİ
Türkiye
Bankalar Birliği
Basel
II Yönlendirme Komitesi
Adına
Alt
Çalışma Grubu Başkanı
Reha
Uz
(Yapı
ve Kredi Bankası A.Ş.)
Hazırlayanlar
T. Garanti
Bankası A.Ş. Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. Oyak Bank A.Ş.
Bürra
Pekak Uğur Akbaş Nezihe Erdem
Oğuzhan
Öner Mehmet Önemci
Alp
Özateşler Serhat Yücel
Sinan
Ramazan Dalgıç
Eylül
2004
ISBN
: 975-8564-22-6
©
Türkiye Bankalar Birliği
Önsöz
Basel Komite'nin sermaye
yeterliliğine ilişkin yeni düzenlemesi (Basel-II)
hakkında bankacılık sisteminin bilgilendirilmesi, söz
konusu düzenlemeler konusunda bankacılık sisteminin
görüşlerinin dile getirilmesi ve ortak bir
strateji belirlenmesi amacıyla Türkiye Bankalar
Birliği’nde bankaların temsilcileri ve Bankacılık Düzenleme
ve Denetleme Kurumu yetkililerinin katılımıyla Mart
2003 tarihinde Basel II Yönlendirme Komitesi oluşturulmuştur.
Bankacılık sektörünün
Basel II düzenlemesine hazırlanması amacıyla Komite
tarafından oluşturulan ve Bankacılık Düzenleme
ve Denetleme Kurumu tarafından kamuoyuna açıklanan
Basel II Yol Haritasındaki süreçlere ilişkin
olarak Yönlendirme Komitesi koordinasyonunda çalışmak
üzere çeşitli konularda görev alan
alt çalışma grupları oluşturulmuştur.
Yönlendirme Komitesi
koordinasyonunda yürütülen alt çalışma
grubu faaliyetlerinden biri de Basel II’nin Küçük
ve Orta Ölçekli İşletmelere (KOBİ) muhtemel
etkilerinin değerlendirilmesi ve bu konuda ilgili kesimlerde
farkındalık yaratılması amacıyla gerçekleştirilecek
konferansların planlanmasıdır.
KOBİ’ler gelişmiş veya
gelişmekte olan tüm ekonomilerde ve ülkemizde
önemli bir yere sahiptir. Uluslararası ekonomik
ilişkilerde yaşanan gelişmeler, rekabet koşullarındaki
hızlı değişme, teknoloji alanındaki yenilikler yanında
ekonomik faaliyeti düzenleyen kurallardaki değişmeler
KOBİ’lerin performansını etkilemektedir. Son dönemde
uluslararası finans sisteminde yoğun olarak tartışılmakta
olan Basel II düzenlemesi dolaylı olarak KOBİ’leri
çok yakından ilgilendirmektedir.
Bankaların sermaye
yeterliliği standartlarını yeniden belirleyen ve risk
yönetimini ön plana çıkaran Basel II
düzenlemesi ile birlikte bankaların davranışını
etkileyecek olan yeni risk yönetimi anlayışı kredi
müşterilerine de yansıyacaktır.
Ülkemizde Basel
II ile birlikte, kredinin subjektif yöntemlerle
“iyi” veya “kötü” kredi olarak belirlenmesi
sürecinden, kredinin çeşitli unsurları ile
“çok riskli” veya “az riskli” olduğunun belirlenmesi
sürecine girilecek, fiyatlamanın buna göre
yapılması kaçınılmaz olacaktır. Bu risk odaklı
kredi fiyatlaması KOBİ’lerin kullanacakları kredilerin
miktarlarını/fiyatlarını olumlu/olumsuz yönde etkileyebilecektir.
Kullandırılan kredinin türünden vadesine,
teminatından firma kredi notuna kadar çeşitli
kriterler firmaların kullanacakları kredilerin fiyatına
yansıyacaktır.
Uluslararası uygulamada
2007 yılında yürürlüğe girmesi planlanan
Basel II’nin hem bankalar hem de KOBİ’ler tarafından
doğru anlaşılması ve yorumlanmasında büyük
yarar bulunmaktadır. Mutabakatın tamamlanmasını beklemeden
proaktif davranılmalı ve yeni döneme ilişkin hazırlıklara
biran önce başlanılmalı, eksiklikler, zayıf yönler
doğru analiz edilmeli ve kritik planlar hazırlanmalıdır.
Reel sektörü
risk yönetimi ve Basel II kuralları konusunda bilgilendirmek,
özellikle de reel sektöre muhtemel etkilerini
ortaya koyabilmek adına Basel II Yönlendirme Komitesi
Türkiye Bankalar Birliği ile Türkiye Odalar
ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) organizasyonu ile çeşitli
illerimizde TOBB’ne bağlı odalar ve üyelerini bilgilendirme
konferansları yapılmasını planlamıştır. Bu konferanslarda
ilgili kesimlere ulaştırılmak üzere “Risk Yönetimi
ve Basel II’nin KOBİ’lere Etkileri” konulu bu kitapçık
hazırlanmıştır.
Basel II Yönlendirme
Komitesi üyesi olan Reha Uz koordinasyonunda hazırlanan
kitapçıkta ele alınan konular temel olarak iki
başlıkta toplanabilir:
Birincisi; yeni sermaye
yeterliliği uzlaşısı ve risk yönetimi konusunda
finans sektörüne yeni standartlar getirecek
olan Basel II’nin tanıtımı, ikincisi ise 2007 yılında
uygulanması planlanan Basel II standartlarına uyum için
KOBİ’lerimizin geçiş sürecinde yaşayacağı
zorluklar ve almaları gereken aksiyonlardır.
Kitapçıkta;
reel sektör ile finans sektörünün
ekonominin ayrılmaz parçaları olduğu bilinciyle,
Basel II standartlarıyla değişime ayak uyduramamanın
doğuracağı sonuçların KOBİ’ler için yaşamsal
derecede önem taşıdığı vurgulanmaktadır. Basel
II ile gelecek olan değişime uyum sağlanması ve değişimin
doğru yönetilmesi KOBİ’lerin daha düşük
maliyetlerde kredi temin etmeleri ve ileriye yönelik
gerçekçi planlar yapmalarını olumlu yönde
etkileyecektir.
Basel
Yönlendirme Komitesi Üyeleri*
Bankacılık
Düzenleme ve Denetleme Kurumu
Türkiye
Bankalar Birliği
Akbank
T.A.Ş.
Finans
Bank A.Ş.
Oyak
Bank A.Ş.
Türk
Ekonomi Bankası A.Ş.
Türkiye
Cumhuriyeti Ziraat Bankası A.Ş.
Türkiye
Garanti Bankası A.Ş.
Türkiye
Halk Bankası A.Ş.
Türkiye
İş Bankası A.Ş.
Yapı
ve Kredi Bankası A.Ş.
* Temmuz
2004 tarihi itibariyle.
ÖZET
Basel Kriterleri
BIS (Bank for International
Settlements) ülkelerin merkez bankalarının biraraya
gelerek oluşturdukları uluslararası bir kuruluştur.
Bankaların dünya çapında ortak standartlarda
çalışmasını sağlamak üzere, 1974 yılında
BIS bünyesinde “Basel Komitesi” oluşturulmuştur.
Basel Komitesi tarafından
1988’de yayınlanan “Basel-1 Standartları” ile bankaların
uymaları gereken çalışma kriterleri belirlenmiş
ve bankaların krizlere karşı dayanıklılığını artırmak
üzere, banka sermayelerinin, riskli aktiflere oranının
yüzde 8’den az olamayacağını ifade eden sermaye
yeterlilik rasyosu getirilmiştir.
Zamanla mali piyasaların,
daha da gelişmesi ve işlemlerin karmaşıklaşması sonucu,
Basel-1 kriterlerinin yetersiz kaldığı görülmüş
ve yeni standartlar için çalışma başlatılmıştır.
Böylece “Basel-II Standartları“ ortaya çıkmıştır.
Basel-II’nin, 2007
yılı başından itibaren uygulamaya başlanması planlanmaktadır.
Basel-II Kriterleri
Basel-II ile, risk
odaklı sermaye yönetimi, risk odaklı kredi fiyatlamasını
beraberinde getirecektir. Risk odaklı kredi fiyatlaması
doğal olarak KOBİ’lerin
kullanacakları kredilerin
miktarını/fiyatını olumlu/olumsuz etkileyecektir. Kullandırılan
kredinin türünden vadesine, teminatından firma
derecelendirmesine kadar çeşitli kriterler, kredilerin
fiyatına yansıyacaktır.
Mevcut uygulamada kredi
riski, ileri tekniklerle ölçülmeden
belirlendiğinden, aynı firma hakkında bankalar arasında
farklı değerlendirmeler yapılabilmekte, farklı kredi
fiyatları ortaya çıkabilmekteydi.
Basel-II ile birlikte,
riskin ölçümü iki ana unsura dayanmaktadır;
kredi kullananın (firmanın) risk seviyesi ve kredi işleminin
risk seviyesi.
Kredi kullananın riski,
firmanın finansal verileri (bilanço, gelir tablosu
vb.) ile niteliksel faktörlerinin (yönetici
ve ortakların geçmişi, yönetim ve organizasyon
yapısı, ürün/hizmet gelişimi, ithalat-ihracat,
pazar payı vb.) değerlendirilmesi sonucu tespit edilen
“firma derecelendirme notu” ile ifade edilmektedir.
Kredi işleminin riski
ise, işlemin türü, teminat, vade, para birimi
gibi unsurlar ile değerlendirilmektedir.
Böylece kredi,
“çok riskli” veya “az riskli” olarak belirlenmekte
ve buna göre fiyatlama yapılmaktadır.
Basel-II’nin Etkileri
Basel-II kriterlerinin
uygulamaya başlanması ile, firmanın ve kullanılacak
kredinin risk seviyesi, doğrudan kredi maliyetini etkileyecektir.
Kredi verilen firmanın
derecelendirme notu düştükçe, banka
hem daha çok risk alacak, hem karşılık olarak
daha çok sermaye tutacak ve dolayısıyla daha
çok kaynağını getiriden mahrum bırakacaktır.
Bu durumda firmalara kullandırılacak kredilerin maliyetleri
artacaktır.
Öte yandan, ülkemizde
yoğunlukla kullanılan müşteri çek ve senetleri
ile ortak ve grup şirketi kefaletleri Basel II’de teminat
kapsamına alınmamıştır.
Basel-II ve KOBİ’ler
KOBİ’lerin finansman
sorunlarının temelinde, özsermaye yapılarının zayıflığı
yatmaktadır. Bağımsız derecelendirme kuruluşları ile
bankalar tarafından derecelendirmeye tabi tutulacak
olan KOBİ’lerin, değerlendirilecek olan özelliklerinin
başında, sahip oldukları işletme sermayesi gelmektedir.
Güçlü sermaye yapısına sahip KOBİ’lere
verilecek kredilerin maliyetleri daha düşük
olacaktır.
KOBİ’lerimizin zaman
zaman farklı merciler için farklı mali raporlar
(bilanço, gelir-gider tabloları vb) üretmeleri
söz konusudur. KOBİ bilançolarının kredilendirmeye
uygun olmaması (negatif sermaye, bilançodaki
zarar), kayıt dışı işlemlerin bulunması, KOBİ’lerin
derecelendirme aşamasında yaşayacağı zorlukların başında
gelmektedir.
İyi yönetilen,
iyi finanse edilmiş ve gerekli tüm bilgileri (finansal
ve niteliksel) zamanında ve yeterli bir şekilde sunarak
şeffaflığı sağlayabilen KOBİ’ler, potansiyel olarak
en iyi dereceyi almak suretiyle, en iyi şartlarda kredilendirilme
imkanına sahip olacaklardır.
Ülkemizde halen
geçerli olan KOBİ tanımlamalarının aksine, Basel
II’de toplam yıllık satış cirosu 50 milyon Euro’yu geçmeyen
firmalar KOBİ olarak tanımlanmaktadır.
Basel II’ye Geçiş
Sürecinde KOBİ’lere Önerilerimiz
Firmaların esas faaliyet
konularında çalışması, faaliyetlerinden doğan
risklerini yönetecek finansal enstrümanların
kullanılması, KOBİ’lerin Basel- II’nin öngördüğü
teminat yapısına uyum sağlaması, bağımsız derecelendirme
kuruluşlarından ve bankalardan derecelendirme notu almaya
hazırlıklı olmaları ve iyi not alabilmek için
sermayelerini güçlendirme yoluna gitmeleri,
uluslararası kabul görmüş standartlarda ve
güvenilir mali tabloların üretilmesi, kurumsal
yönetim kültürünün en üst
yöneticiden tüm çalışanlara kadar yerleştirilmesi,
nitelikli insan kaynağına yatırım yapılması, karar almada
her türlü riskin dikkate alınmasını sağlayan
bir sistemin kurulması, Basel-II ile öngörülen
değişimlerin KOBİ’lere olan etkilerinin bilinmesi olarak
özetlenebilir.
Yapılacak düzenlemeler,
KOBİ’ler ile diğer şirketler arasında bir ayrımcılık
olarak görülmemelidir. Bu noktada önemli
olan husus, yönetim ve mali yapıları farklı olan
kurumların, Basel II sürecinde benzer yaklaşım
altında inceleneceği ve kredilendirme taleplerinin benzer
kriterlerle değerlendirileceğidir.
Basel-II ile gelecek
olan değişime uyum sağlayamayan ve değişimi yönetemeyen
KOBİ’lerin kredi maliyetlerinin artacağı ve ileriye
yönelik gerçekçi planlar yapmalarının
zorlaşacağı söylenebilir. Değişime ayak uydurmak,
KOBİ’ler için hayati önem taşımaktadır
Bankalarımız ve KOBİ’lerimiz,
2007 yılında yürürlüğe girmesi planlanan
ve bankacılık sektörü-şirketler arasındaki
ilişkilere radikal değişiklikler getirecek olan Basel-II
düzenlemelerine hazır olabilmek için, proaktif
davranarak nerede eksiklikleri bulunduğunu analiz etmeli
ve uyum planlarını hazırlamalıdır.
Özellikle de KOBİ’lerimiz,
kendi mali yapılarını, muhasebe sistemlerini ve organizasyonlarını,
günün şartlarına göre yenileyecek çalışmalara
ivedilikle başlamalıdırlar.
İçindekiler
1. Giriş
KOBİ’lerin Önemi
2. BASEL II
Basel II ve Basel II’nin
Türkiye İçin Önemi
3. BASEL II’nin
KOBİ’lere Etkileri
Ülkemizde Halen
Geçerli Olan KOBİ Tanımlamaları
Basel II Standartları’na
Göre KOBİ Olma Şartları
Kredilendirmede “Geleneksel
Yaklaşım”
Kredilendirmede Basel
II Yaklaşımı
KOBİ’lerin Derecelendirilmesi
ve Derecelendirme Notunun Etkisi
Kredi İşleminin Unsurları
ve Risk Seviyesinin Belirlenmesi
KOBİ’lerin Alması Gereken
Aksiyonlar
4. KOBİ’lerin Yaşayabileceği
Zorluklar ve Öneriler
BASEL II’ye Geçiş
Sürecinde KOBİ’lerin Yaşayabileceği Zorluklar
a. KOBİ’lerin Finansman
Sorunları
b. Şeffaflık Sorunları
c. Risk Bazlı Fiyatlama
ve Teminatlandırma
BASEL II’ye Geçiş
Sürecinde KOBİ’lere Öneriler
Yapılması Gerekenler
Diğer Finansman Teknikleri
5. Sonuç
Standart Yönteme
Göre Hazırlanmış Örnekler 34
Kaynakça
1.
GİRİŞ
KOBi’lerin Önemi
Küçük
ve Orta Büyüklükteki İşletmeler (KOBİ),
ekonomik yapıları ne kadar farklı olursa olsun hem gelişmiş
hem de gelişmekte olan ülkelerde önem taşımaktadır.
Bu önem özellikle Türkiye gibi zaman
zaman ekonomik krizlerle karşı karşıya gelen ülkeler
için daha da artmaktadır.
Küçük
ve esnek yapıları ile ekonomiye katkı sağlayan KOBİ'ler
tüm dünyanın gündemindedir. Rekabetin
ve değişikliğin çok yoğun yaşandığı günümüzde,
istihdamın ve üretimin büyük bölümünü
sağlayan KOBİ'ler değişimlere kolay uyum sağlayabilen
yapılarıyla ekonomilerde önemli yer tutmaktadır.
Türkiye’deki işletmelerin % 99,5’i, istihdamın
% 64’ü, katma değerin % 36’sı KOBİ’lere aittir.
KOBİ’lerin ekonomiye
katkılarını 5 başlıkta toplayabiliriz:
a) İstihdam yaratılması
b) Esneklik sayesinde
yeniliklere hızla uyum
c) Girişimciliği teşvik
d) Butik üretim
sayesinde ürün farklılaşması
e) Büyük
işletmelere ara malı temini
2.
BASEL II
Basel II ve Basel II’nin
Türkiye İçin Önemi
Basel Komitesi temel
konu olarak bankalarda risk yönetimine odaklanmakta
ve dolayısıyla da bankacılık sisteminde bilinçli
bir risk yönetimi kültürü oluşturmaya
çalışmaktadır. Risk yönetimi kültürü
oluştuktan sonra, bankacılık sistemi çok daha
verimli hale gelecek, piyasanın korunması yolunda daha
doğru bir yapıya bürünecek, niteliksel ya
da sayısal herhangi bir sorun ortaya çıktığında,
bu sorun risk yönetimi tarafından hızlı bir şekilde
teşhis edilebilecektir.
Basel II ile birlikte
diğer firmalar gibi bankalar da sermaye durumlarını
yeniden gözden geçirmek zorundadırlar. Eğer
bankalar, Basel II önerisinde açıklanan
gelişmiş metodları, risklerinin ölçümünde
kullanmıyorsa, bankaların sermaye ihtiyaçları
katlanarak artacaktır.
Bunu da firmalara kullandırdıkları
kredi maliyetlerine yansıtacaklardır. Türkiye ekonomisi
ve benzeri ekonomiler için çok önemli
bir konu öne çıkmaktadır; KOBİ’lere yaklaşım.
Türkiye ekonomisinde KOBİ’lerin yeri ve önemi
kayda değer bir oranda çok fazla olduğundan,
bu kuruluşların Basel II’ye geçmeden önce
bir takım hazırlıkları yerine getirmeleri gerekmektedir.
Basel Mutabakatı’nın getirdiği düzenlemelerin 2006
yıl sonunda yürürlüğe girmesi planlandığından,
bankalar ve KOBİ’ler değişim amacıyla yatırım yapmaya
başlamak için mutabakatın tamamlanmasını beklemek
yerine, proaktif davranarak nerede eksiklikleri bulunduğunu
analiz etmeli ve kritik planlarını hazırlamalıdır.
Basel II ile birlikte
bankaların kredi kullandırırken bu kredinin firmaya
yansıtılacağı maliyeti hesaplamak için kullanacağı
yöntemlerden biri olan Standart Yöntem altında,
bankaların bir firmanın kredisi için ayrılması
gereken sermayeyi tespit ederken firmayı “perakende”
ya da “kurumsal” olarak sınıflaması gerekmektedir.
Bankalar kurumsal portföydeki
firmalar için bağımsız uluslararası derecelendirme
kuruluşları tarafından verilmiş notu ile belirlenen
kredi değerliliğini kullanacaklardır. Perakende portföyde
yer alan firmalar için ise herhangi bir dış derecelendirme
notu söz konusu olmayıp, bu firmalara standart
% 75 risk ağırlığı uygulayacaklardır.
Mevcut sistemde (Basel
I), özel sektör firmalarına verilen krediler
risk yapısına bakılmaksızın, teminat yapısı dikkate
alınarak büyük oranda % 100 risk ağırlığına
sahipken, Basel II’deki standart yöntem altında
kurumsal portföydeki firmaların risk ağırlığı firmaların
kredi notuna bağlanmıştır.
Mevcut uygulamadan
farklı olarak, yeni öneri paketi (Basel II) bankaların
sermaye yeterlilik oranını hesaplamak üzere kendi
iç risk derecelendirme sistemlerini kullanabilecekleri
içsel derecelendirme metodunu geliştirmiştir
ve belirli bir geçiş aşamasından sonra bankalarca
bu metodun uygulanmasını önermektedir. İçsel
Derecelendirme Yöntemini (IRB) kullanacak bankalar
kendi risk değerlendirmelerine göre varlıklarına
risk ağırlığı saptayabilecekleri için sermaye
karşılıkları optimum seviyede ayrılacaktır. Bu nedenle
içsel derecelendirme yaklaşımında (IRB) banka
kendi içsel derecelendirme kriterlerine göre
firmaları değerlendirdiği için sermaye yeterliliğinin
hesaplanmasında riske karşı duyarlılık standart yaklaşıma
göre daha yüksektir.
3.
BASEL II’NİN KOBİ’LERE ETKİLERİ
Türkiye ekonomisinde
önemli yer tutan KOBİ'ler AB'ne girişle birlikte,
uluslararası rekabete hazır olmak zorundadırlar. Küçüklüklerinin
kendilerine sağladığı esneklik ve uyum kabiliyetini
en iyi şekilde değerlendirerek rekabet avantajı sağlayabilen
işletmeler varlıklarını gelişerek sürdürebilecektir.
Bunu sağlayamayan işletmeler ise gittikçe büyüyen
sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalacaklardır.
Bu bağlamda Basel II
standartlarının KOBİ’lere önemli etkileri olacaktır.
Ülkemizde Halen
Geçerli Olan KOBİ Tanımlamaları
Hazine Müsteşarlığı’nın
tanımına göre; imalat sanayiinde faaliyette bulunan
ve yasal defter kayıtlarında arsa ve bina hariç,
makine ve teçhizat, tesis, taşıt araç
ve gereçleri, demirbaşlar vb. toplamının net
tutarı 400 milyar Türk Lirasını aşmayan;
-1-9 işçi çalıştıran
işletmeler çok küçük ölçekli,
-10-49 işçi
çalıştıran işletmeler küçük
ölçekli,
-50-250 işçi
çalıştıran işletmeler orta ölçekli
işletmelerdir.
En fazla 400 milyar
TL. tutarında sabit yatırım harcaması yapan işletmelerin
tüm yatırımları KOBİ kapsamında değerlendirilir.
Dış Ticaret Müsteşarlığı
tanımına göre KOBİ’ler; imalat sanayiinde faaliyet
gösteren, 1-200 işçi çalıştıran,
gerçek usulde defter tutan, arsa ve bina hariç
sabit sermaye tutarı bilanço net değeri itibariyle
2 milyon ABD doları karşılığı TL'yi aşmayan işletmelerdir.
Basel II Standartları’na
Göre KOBİ Olma Şartları
KOBİ sınıfının sınırlarını
belirlemede yıllık toplam satış cirosu esas alınacaktır.
Ülkemizde şimdiye
kadar yapılan KOBİ tanımlarından farklı olarak, Basel
II’de sermaye yeterliliğini belirlemek için kullanılan
standart yöntemde SME (Small and Medium Sized Entities)
sınıfının sınırları firmaların yıllık toplam satış cirolarına
göre belirlenmeye başlanacaktır. SME(KOBİ); toplam
cirosu 50 milyon Euro’yu geçmeyen firmalar olarak
tanımlanmaktadır.
KOBİ tanımına bağlı
olarak “perakende-kurumsal” ayrımı çok önem
kazanmakta olup bir bankadaki toplam kredisi (Nakit
+ Gayrinakit) 1 Milyon Euro’nun altında kalan KOBİ’ler
“perakende portföy” içinde tanımlanmakta,
ilgili bankadaki kredi miktarı 1 milyon Euro’nun üstünde
olan KOBİ’ler ise “kurumsal portföy” içinde
tanımlanmaktadır.

Aşağıdaki tabloda standart
yönteme göre firma sınıflandırmaları özetlenmiş
olup rakamsal örneklere de kitapçığın sonunda
yer verilmiştir.

Ayrıca birbirleriyle
bağlı olduğu düşünülen küçük
işletmeler veya şahıslar tek bir işletme olarak kabul
edilir ve portföydeki bu tarz firmalara verilen
nakit ve gayrinakdi kredi miktarının perakende kredi
portföyünün % 0,2’sini geçmemesi
şartı aranır. Yine, bir bankada “perakende” portföyü
içinde (perakende- KOBİ olarak) değerlendirilen
bir firma toplam kullandığı kredi tutarına bağlı olarak
(1 milyon Euro) diğer bir bankada “kurumsal” portföyü
içerisinde değerlendirilebilecektir. Yani, satışları
50 milyon Euro’dan düşük olan bir firma bir
bankadan 1 milyon Euro’nun altında kredi kullanırsa
“perakende” portföyü içinde değerlendirilecek
(Perakende-KOBİ) ve o portföyün risk ağırlığına
tabi olacakken, diğer bankadan 1 milyon Euro’nun üzerinde
bir kredi alırsa o bankada “kurumsal” portföyünde
değerlendirilecek (Kurumsal- KOBİ) ve o portföyün
risk ağırlıklarına tabi olacaktır. Değerlendirmede kullanılacak
risk ağırlıkları da bu iki bankanın sermaye yeterliliği
için kullandığı yönteme göre farklılık
arz edecektir.
Mevcut durumda KOBİ
olarak değerlendirilen bir firma bütün özellikleri
günümüz tanımına uygun olsa bile, çalıştığı
banka Basel II’deki standart yöntemi uyguluyorsa
kredilerinin toplam 1 milyon Euro’yu geçmesi
halinde kurumsal portföy içerisinde değerlendirilerek
kendisine dış derecelendirme kuruluşları tarafından
verilen rating’ler bankaca esas alınacak ve derecelendirme
sistemi nedeni ile artan kredi maliyetlerine maruz kalabilecektir.
Bu durum, özellikle yüksek tutarlı kredi kullanan
firmaları etkileyebilecektir.
Bir başka bakış açısıyla
bir firmanın kullandığı krediler nedeniyle bir bankada
kurumsal, diğer bir bankada perakende portföyde
değerlendirilmesi ve risk ağırlıklarının her iki bankada
da farklı olması durumu standart yöntemde firmaların
lehine bazı durumlar ortaya çıkarabilmektedir.
Bilindiği gibi, derecelendirilmemiş
kurumsal firmaların risk ağırlığı % 100 olarak alınacak
ve ülke risk ağırlığından daha iyi olamayacaktır.
Ülkemizde de firmalarımızın büyük çoğunluğu
dışsal derecelendirmeye tabi tutulmamış durumdadır.
Üst denetçi mercii bankalara portföylerindeki
firmaların kredi notlarına bakmaksızın hepsi için
% 100 risk ağırlığı kullanma izni verebilir. Bu durumda
bankaların tutarlı bir yaklaşım izleyerek ya bütün
firmalar için % 100 risk ağırlığını kullanma
ya da kredi notu olan firmalar için kredi notunu,
derecelendirilmemiş firmalar içinse % 100 risk
ağırlığı uygulama yoluna gitmeleri gerekmektedir.
Örneğin; 4 Milyon
Euro kredi ihtiyacı olan ve cirosu 50 milyon Euro’nun
altında kalan bir firma, rating notu yoksa veya bu rating
notu % 100 veya daha yüksek bir risk ağırlığına
denk geliyorsa, ihtiyacı olan krediyi çeşitli
bankalara bölerek 1 milyon Euro’nun altında dilimler
halinde (mesela; 5 bankadan 800.000.- euro’luk dilimler)
kullanmak isteyebilir. Bu durumda, firma cirosu 50 milyon
Euro’nun ve toplam kredisi 1 milyon Euro’nun altında
kalan firmalarını perakende portföyde değerlendiren
bankalarca % 75 risk ağırlığı ile değerlendirilecektir.
Sonuçta firma % 100 veya daha yüksek bir
risk ağırlığı ile değerlendirildiği duruma göre
% 75 risk ağırlığı ile değerlendirilmesi sonucu daha
uygun fiyatlarla borçlanma imkanı yakalayabilecektir.
İlk aşamada büyük oranda standart yöntem
kullanılacağı ve daha gelişmiş yöntemlere geçişin
en az 4-5 yıl almasının beklendiği de göz önüne
alındığında bu ve benzeri politikalar uygulayarak riskliliğinin
farkında olan KOBİ’lerin fon maliyetlerini düşürebilmesi
muhtemeldir.
Ancak BDDK’nın gözetiminin
olacağı ve perakende portföyde yer alan firmaların
geçmişteki temerrüt durumlarının incelenerek
bu firmalara uygulanan standart risk ağırlığının artırılabileceği
unutulmamalıdır.
Ayrıca Basel II’de
bankaların içsel derecelendirme (IRB) Yöntemini
kullanmaya teşvik edildikleri ve geçiş aşamasından
sonra bu yöntemin bankalarca kullanılmasının daha
hassas risk ölçümüne olanak tanıyacağı
gerçeği de göz ardı edilmemelidir.
Bunlara ilaveten, zamanla
bankalardan kredi kullanan firmalarla ilgili bazı bilgiler
Kredi Kayıt Bürosu sistemi içinde yer alacak
ve bilgilerin bankalarca paylaşıldığı bu sistemde bankalar
firmaların kullandıkları kredileri yakından takip etme
olanağına sahip olacaklardır.
Kurumsal portföyde
değerlendirilen ve dışsal derecelendirme notuna sahip
olmayan bir firma % 100 risk ağırlığına tabi olacak,
risk ağırlığı ülke risk ağırlığından daha iyi olamayacaktır.
Eğer firmanın rating notu varsa ülke risk ağırlığından
daha iyi bir dereceye sahip olabilecektir. Bununla beraber
Basel II’ye uyumla birlikte firmaların dışsal derecelendirmeye
tabi tutulmaları ve şeffaflaşmaları neticesinde AB’ye
üyelik sürecinde yabancı sermayenin girişi
ile birlikte ülkemizin yurtdışı borçlanma
maliyeti de düşecek ve ülke notumuz (B+) iyileşerek
ülkemizin risk ağırlığı % 100’ün altına (%
50, % 75 seviyelerine) inebilecektir. Bu durumda da
kurumsal portföyde yer alan firmalara uygulanacak
risk ağırlığı bu seviyelere indiğinde, bankaların daha
az sermaye tutmaları neticesinde kredi faiz oranlarında
ciddi düşüşler olabilecek ve bu da kredi kullanan
firmalara büyük avantajlar sağlayabilecektir.
Bu sebeple firmalar
kitabımızın ilerleyen bölümlerinde de belirtildiği
gibi Basel II’ye uyum sürecinde yapması gerekenleri
planlayıp kendilerini bankalar gibi bu uygulama için
hazırlamalıdırlar.
Kredilendirmede
“Geleneksel Yaklaşım”

Bankalarda, kredilendirmede
Basel II öncesi genel kabul görmüş “geleneksel”
yaklaşımda amaç “iyi kredi” vermektir. Bu çerçevede
her firma, piyasa konusunda tecrübeli uzmanlarca
incelenir, istihbaratı yapılır, sonuçta iyi çıkan
firmalara kredi tahsis edilir. Bu krediler güvence
için teminat altına alınır ve geri ödemeler
izlenir.
Böyle bir yapının
risk odaklı olmaması nedeni ile de fiyatlama bankanın
maliyetinin üzerine bir kar payı koyması yoluyla
yapılır.
Ancak geleneksel
yaklaşım çok önemli sakıncalar taşımaktadır:
- Kredilendirme
uzman görüşleri ile yapıldığı için
sonuçlar subjektif olmakta, bir uzmanca “kötü”
bulunan firma diğer bir uzmanca “iyi” bulunabilmekte,
- Kredilendirme,
taşınan risklerin sayısallaştırılmasına dayanmadığı
için riskler fiyatlanamamakta ve riskleri
yönetebilen iyi firmalar bunun avantajlarından
yararlanamamakta,
- Farklı bankaların
farklı değerlendirme kriterleri bankacılık sektöründe
ortak bir fiyatlamanın oluşmasını engellemektedir.
Geleneksel yaklaşımın
dezavantajlarının zaman içinde ortaya çıkması
ile bankalarda “geleneksel yaklaşım”dan “risk odaklı”
yaklaşıma doğru bir kayış başlamıştır.

Basel II ile birlikte
“iyi kredi”nin subjektif yöntemlerle belirlenmesi
sürecinden, kredinin çeşitli olduğunun belirlenmesi
sürecine ve buna göre fiyatlama yapılmasına
doğru bir geçiş
yaşanmaya başlanmıştır. Yeni yaklaşımda “iyi” veya “kötü”
kredi değil, “riskli” veya “az riskli” kredi vardır,
bir kredinin riskli olması onun “kötü” olduğu
anlamına gelmez, önemli olan kredinin riskinin
iyi analiz edilmesi ve doğru fiyatlanmasıdır. Basel
II çerçevesinde risklerin bankalarca daha
iyi ölçülebilmesinin, riske dayalı
fiyatlamayı da beraberinde getirmesi beklenmektedir.
Riske dayalı fiyatlama,
bankanın fiyatı aldığı riske göre belirlemesi,
daha çok risk aldığı ürünleri daha
pahalıya satarken, daha düşük riskli ürünleri
daha ucuza satması olarak yorumlanabilir.
Daha geniş bir tanım
olmakla birlikte KOBİ temsilcileri açısından
kredi riski, firmaların kullandığı kredilerin bankalar
üzerinde yarattığı risk olarak yorumlanabilir.
Bu anlamda, riskliliğin ölçümü
iki ana unsura dayanmaktadır; kredi kullananın risklilik
seviyesi ve kredi işleminin risklilik seviyesi. Kredi
kullananın riski firma derecelendirme sistemi ile ölçülürken,
işlemin riski ise işlem çeşidi, teminat, vade,
para birimi gibi unsurlar ile değerlendirilmektedir.
KOBİ’lerin Derecelendirilmesi
ve Derecelendirme Notunun Etkisi
Verilen kredinin, kime
verildiğinin riskinin ölçülmesinde
kullanılan kriter, firmanın derecelendirme notudur.
Firmanın finansal (bilanço, gelir tablosu gibi
finansal verilerinin değerlendirilmesi) veniteliksel
(yönetici ve ortakların geçmişi, ithalat-ihracat,
pazar payı vb.) faktörlerinin değerlendirilmesi
sonucu atanan derecelendirme notu bankaya bu firmaya
verilecek kredinin taşıyacağı riski gösterir ve
bu işlem sonucu bankanın tutması gereken sermayenin
belirlenmesinde girdi olarak kullanılır. Yani, kredi
verilen firmanın derecelendirme notu düştükçe
banka hem daha çok risk alacak, hem karşılık
olarak daha çok sermaye tutacak ve dolayısıyla
daha çok kaynağını getiriden mahrum bırakacaktır.
Bir rating sistemi
kullanılmasında amaç, firmanın taşıdığı riskleri
objektif olarak ölçmektir. Bu durum, ortak
bir dilin oluşmasına yardımcı olmanın yanında bankaların
bir firma için çok benzer fiyatlamalar
yapmasına neden olacaktır.

Bu amaç doğrultusunda
firmaların rating’lerinin “güncel” olması çok
önemlidir. Yani, bankalar belli dönemlerde
firmaların derecelendirme notlarını güncelliyor
olacaktır. Bu kapsamda, firmalar dan bilgiler talep
edilecektir. Bugün öngörüldüğü
haliyle rating’lerin yılda en az bir kere güncellenmesi
kabul görmüş yaklaşımdır.
Firmaların risklilik
seviyesinin ölçümünde dikkat edilmesi
gereken en önemli nokta Basel II kapsamındaki Standart
Yöntem’de “Perakende” sınıfına giren firmalar için
standart bir risk ağırlığı uygulanacağıdır. (% 75).
Yani bu tipteki firmalarda banka için ifade ettiği
risklilik; firmanın risk ağırlığının yanısıra kredi
ürününün ve teminatın yapısına ve
risklilik seviyesine bağlı olacaktır.
Kredi İşleminin
Unsurları ve Risk Seviyesinin Belirlenmesi
Bir kredinin riskinin
belirlenmesinde kredinin kime verildiği kadar bu kredinin
unsurları (kullandırılan kredinin türü, teminat
yapısı ve vadesi) da önemlidir. Örneğin, aynı
firmaya verilen 1 ay vadeli ve 5 yıl vadeli iki kredinin
veya kefalet karşılığı ve nakit karşılığı verilen iki
kredinin risklerini aynı tutmak mümkün değildir.
KOBİ’lerin Alması
Gereken Aksiyonlar
Türkiye’de finansal
istikrar dönem dönem bozulmaktadır. Ancak,
pek çok risk göz önüne alınmadığından
dolayı bu bozuklukların etkileri hızlıca diğer sektörlere
yayılmaktadır. Dolayısıyle risk yönetimi istikrar
sağlanması açısından da ayrı bir önem taşımaktadır.
BDDK tarafından Basel II’ye ilişkin uygulama ve düzenleme
hazırlıkları başlamış olup dünyadaki çoğu
düzenleyici otorite tarafından da bankalara konuya
ne kadar önem verildiğinin mesajı iletilmiştir.
Bundan ötürü önümüzdeki
dönemde finansal sektörün sağlıklı risk
ölçümüne ağırlık veren ve bu ölçümlerin
sonuçlarına göre fiyatlama yapan bir yapıya
kavuşması kaçınılmazdır. Değişen bankacılığın
özel sektörden bağımsız ele alınması veya
bu değişimin özel sektörü de etkilememesi
mümkün değildir. Yabancı kaynak ihtiyacının
en üst seviyede olduğu KOBİ’ler de doğal olarak
bu değişime ayak uydurmak zorunda kalacaktır. Risk odaklı
bir yapıya olan bu yolculuğun içinde KOBİ’lerin
alması gereken aksiyonlar aşağıdaki gibi sıralanabilir:
Firmalar
kayıt düzenlerini gözden geçirerek
düzenli bir yapıya kavuşturmalı ve şeffaflık sağlanmalıdır.
Yüksek kayıt
dışılık belirsizliğin risk primini yükseltecektir.
Türkiye’deki reel
sektörün % 95’ini oluşturan KOBİ’ler, büyümenin
lokomotifi konumundadır. Diğer taraftan kırılgan yapıları,
gelişmiş ülkelerdeki örneklerinin aksine,
bu büyümenin sağlam temellere oturmasını engellemekte,
dönem dönem GSMH’da büyük iniş ve
çıkışların oluşmasına neden olmaktadır.
DPT araştırmalarına
göre her 100 TL’nin 66 TL’si; her 100 çalışanın
46’sı kayıt dışıdır.
Türkiye’de 2003
yılında kayıt dışılığın bazı kaynaklarca % 66’lara kadar
yükseldiği öngörülmektedir. Bu oran,
risklerin yarısının kayıt dışında kalması ve bankaların
bunları ölçememesi olarak ifade edilebilir.
Yasal otoritelerin de önemle üzerinde durduğu
risk odaklı bir finansal sektör yapılanmasında
bankalar doğal olarak ölçemedikleri, işletmelere
ait bu riskleri almak istemeyecek veya yüksek fiyatlarla
alacaklardır.
Neticede finansal sektördeki
sermayenin azlığı, yüksek fiyatla alınan bu risklerin
dahi kısıtlı olmasına neden olacaktır. Kayıt dışılığın
bu kadar büyük olması, aldığı riskleri iyi
ölçemeyen finansal şirketlerin korumacı
bir yapı ile hareket etmesine ve fiyatlamada bir emniyet
marjı bırakmasına neden olmaktadır. Önümüzdeki
dönemde riske odaklanmanın, yasal otoritenin zorlayıcı
tedbirlerinin de etkisiyle artacağını öngörmek
çok da zor değildir.
Kayıt düzeninde
gelişme, esnek yapıları ile KOBİ’lerden başlayacaktır.
Ülkemizde risk
odaklı yaklaşım hızla kabul görürken bu anlamda
bir çözüm ancak bilinçlenme
ile sağlanabilir. Esnek yapıları ve bankalarla yakın
ilişkileri bu şeffaflık ve kayıt düzenindeki bilinçlenmenin,
ekonomideki büyüklükleri de göz
önüne alındığında KOBİ’lerden başlaması gereğini
ortaya koymaktadır.
KOBİ’ler hem fiyatlama
avantajlarından yararlanabilmek hem de banka kaynaklı
fonlar bulabilmek için kayıt düzenlerini
geliştirerek işletme faaliyetlerini kayıt içine
almak; bu kayıtları da eksiksiz bir şekilde bankalarla
paylaşmak durumunda kalacaktır. Benzer uygulama ve farklı
ülke deneyimlerinden de görülebileceği
gibi KOBİ’lerin bu süreçte yapacağı tüm
bu yatırımların belli bir maliyeti vardır ve bu yatırımlar
uzun bir dönem içinde ancak gerçekleştirilebilmektedir.
Dolayısıyla gerekli
yatırımlara zamanında başlamayan KOBİ’ler bu yatırımlar
için gerekli kaynakları bulmakta zorlanabilir
ve kaynak bulmak için bu yatırımları yapmak zorunda
kalarak içinden çıkamayacağı bir kısır
döngüye girebilirler.

Şeffaflık, zorunluluk
olmaktan öte bir kültürdür ve bu
kültürün gelişmesi ancak reel ve finansal
sektör temsilcilerinin benimsemesi ile olacaktır.
Derecelendirme
(Rating) gerçeği KOBİ’lerce kabul edilmelidir.
Risk; ölçülebilmesi,
karşılaştırılabilmesi ve bir gösterge olabilmesi
açısından sayısallaştırılmalıdır. Bu sayısallaştırma
işlemi “Derecelendirme” olarak adlandırılır. Derecelendirme,
bir firmanın mali verilerinden yönetsel niteliklerine,
geçmiş performanslarından gelecekteki projelerine
kadar pek çok faktörün bir arada değerlendirilerek
nihai bir nota ulaşılması anlamına gelmektedir. Derecelendirmenin
sağlayacağı en büyük fayda, “Risk” kavramının
herkes için aynı şeyi ifade eden bir araç
haline getirilmesidir.
Risk ölçümünde
ortak dilin gecikmesi iyi firmaları cezalandırmaya neden
olacaktır.
Derecelendirme sisteminin
yaygınlaşmasındaki gecikmeler bu ortak dilin gecikmesi
anlamına gelir ki, sonuç “düşük” riskli
firmaların kredilendirmedek avantajlardan yayarlanılması
faydalandırılamaması ve bir anlamda cezalandırılması
olacaktır. Daha düşük kredi fiyatları ancak
iyi (yüksek) rating notunu almış firmalar için
mümkün olacaktır.
Bugün pek çok
banka derecelendirme sistemini oluşturmuş, müşterilerine
birer kredi notu atamaya başlamış durumdadır. Ayrıca
Türkiye Bankalar Birliği kapsamında oluşturulan
çalışma grupları ile bankalardan bağımsız bir
“Dış Derecelendirme Şirketi” kurulması yolunda araştırma
ve çalışmalar yapılması istenmiştir. Tüm
bu çalışmalar bir referans oluşturularak risklilik
seviyesinin belirlenebilmesi amacıyla yapılmaktadır.
Mevcut
durumda ağırlıklı olarak kullanılmakta olan teminatların
sermaye ihtiyacı üzerine etkileri düşük
kalacağı için bankalarca KOBİ’lerden daha güçlü
teminatlar beklenebilecektir.
Standart yöntem
için tercih edilen teminatlar:
- Nakit, mevduat veya
mevduat sertifikası
- Altın
- Borçlanma
senetleri – ratingine göre
- Borçlanma
senetleri – rating yoksa (Likit ve bankalarca çıkartılmış)
- Ana endeksteki (IMKB
100) hisse senetleri
- Yatırım fonları
- Ana endeks dışında,
fakat düzenlenmiş piyasalarda işlem gören
senetler
- Ana endeks dışında,
fakat düzenlenmiş piyasalarda işlem gören
senetleri de barındıran fonlar
- Taşınmaz mal ipoteği*
Türkiye’de piyasada
ağırlıkla tercih edilen teminatlar:
- Ortak kefaleti
- Grup şirketi kefaleti
- Müşteri çek
ve senetleri
Kaldı ki, yeni yapıda
teminatın birebir alınması yeterli olmayacak; teminatın
fiyat, para birimi ve vade farklılığından meydana gelebilecek
riskler ileri tekniklerle hesaplanacaktır
* İpotek karşılığı
kredi’nin şartları ipoteğin ikamet amaçlı veya
ticari amaçlı bir mülk üzerinde olmasına
göre değişmektedir.
Konu, ileride daha
ayrıntılı işlenmektedir.
Teminatlar konusu Basel
II’ye göre henüz netlik kazanmış bir konu
değildir. Dünyanın pek çok ülkesinde
bu konuda tartışmalar devam etmekte ve Basel Komitesi
söz konusu eleştirileri değerlendirmektedir.
Basel II kriterleri
çerçevesinde bankaların kredi risklerini
ölçmede kullanmaları için iki temel
yöntem sunulmuştur. Bu yöntemler kolay ve
risk duyarlılığı az olandan uygulaması zor fakat risk
duyarlılığı yüksek olana doğrudur. Basel Komitesi
ve pek çok ülkenin beklentisi bankaların
en kolay yöntem ile risk ölçümlerine
başlayıp deneyim kazandıkça ve yeterli şartları
sağladıkça daha karmaşık ve hassas yöntemlere
doğru yönelmesidir. Gelişimin, Türkiye’de
de bu yönde olması, bankaların büyük
bir çoğunluğunun en az bir kaç yıl boyunca
standart yöntemi kullanması ve daha sonra içsel
derecelendirme yöntemine geçmesi şeklinde
olması beklenmektedir.
İçsel derecelendirme
yöntemi teminatlar ile ilgili bir kısıtlama getirmezken,
standart yöntem risk azaltıcı özelliğe sahip
“uygun” teminatları saymıştır. Sayılan finansal teminatlar
arasında, örneğin; gerçek müşteri çek
ve senedi bulunmamaktadır. Bu durum, KOBİ’lerce teklif
edilen ve yukarıdaki tabloda belirtilenler haricinde
kalan teminatların bankanın sermaye yeterliliği üzerinde
bir etki yaratmamasına ve fiyatlama avantajlarının kullanılamamasına
neden olabilir.
Risklerin
Ölçülmesi (KOBİ’lerin farkındalığı)
Yukarıda ifade edilenler
KOBİ’lerin risklerinin ölçülebilmesi
ve bu ölçümün sayısallaştırılması
açısından çok önemlidir. Ancak, risklerin
ölçülmesinde en önemli noktalardan
biri KOBİ’lerin bu risklerinin “ne kadar farkında” olduğu
ve bu riskleri azaltmak adına “neler yaptığı” dır.
Avrupa menşeli
girdiler kullanarak yurtiçi piyasaya çalışan
iki adet KOBİ (KOBİ A, KOBİ B) düşünelim.
KOBİ A : Hem
alımları, hem de satışları vadeli olan KOBİ A, satış
hasılatı ile TL cinsinden repo yapmakta, borçlarının
vadesi geldikçe repodaki tutardan EURO’ya dönerek
borçlarını ödemektedir.
KOBİ B : KOBİ
A ile aynı koşullarda çalışmasına rağmen, vadeli
satışlarını çek veya senet karşılığı yapmakta
ve bu çek ve senetleri iskonto ettirerek EURO
almaktadır.
İşleri gereği
her iki KOBİ de “kur riski” taşımaktadır, çünkü
alış ve satışları farklı para birimindendir (Alışlar
EURO, Satışlar TL). Ancak KOBİ A bu kur riskini göz
ardı ederken, KOBİ B riski ortadan kaldırmak için
gelirlerini belli bir iskontoya razı olup daha erken
tahsil etmekte ve ödemeleri ile aynı para biriminde
tutmaktadır.
Diğer tüm
koşulların sabit olduğu varsayıldığında kur riskinin
farkında olan ve bu riskini yöneten KOBİ B bankalardan
daha iyi fiyatlarla borçlanabilecektir.
Firmanın risklilik
seviyesi ölçülürken sadece firmanın
taşıdığı riskler değil, firmanın bu riskleri yönetmek
adına neler yaptığı da göz önüne alınır.
Neticede fiyatlama risklerin toplamı ve bu riskleri
yönetebilmek adına yapılanların beraberce değerlendirilmesi
ile bulunacak “Net” risk seviyesine bağlı olacaktır.
4. KOBİ’LERİN YAŞAYABİLECEĞİ
ZORLUKLAR VE ÖNERİLER
Basel II'ye Geçiş
Sürecinde KOBİ’lerin Yaşayabileceği Zorluklar
Değişime uyum için
hala yeterli zaman var.
Basel II’nin getirdiği
düzenlemelerin 2007 yılında yürürlüğe
girmesi planlandığından, KOBİ’ler değişim amacıyla yatırım
yapmaya başlamak için mutabakatın tamamlanmasını
beklememelidir. Bunun yerine nerede eksiklikleri bulunduğunu
analiz etmeli ve kritik iş planlarını hazırlamalıdırlar.
KOBİ’lerin söz konusu hazırlık sürecinde karşılaşabilecekleri
sorunlara aşağıda değinilmiştir.
a. KOBİ’lerin Finansman
Sorunları
KOBİ’ler faaliyetlerini
öncelikli olarak özkaynaklarıyla finanse etmekte,
yetmediği noktadan itibaren ticari bankaları kullanmaktadır.
Diğer finansman araçlarını
ise göreceli olarak daha az tercih etmektedirler.
KOBİ’ler işletme faaliyetleri
sırasında en çok finansman sorunlarıyla karşılaşmaktadırlar.
Bu finansman sorunlarının temelinde KOBİ’lerin özsermaye
yapılarının zayıflığı yatmaktadır. Bağımsız derecelendirme
kuruluşları ile bankalar tarafından derecelendirmeye
tabi tutulacak olan KOBİ’lerin değerlendirilecek olan
özelliklerinin en başında sahip olduğu işletme
sermayesi gelmektedir. Güçlü sermaye
yapısına sahip KOBİ’lere verilen kredilerin maliyetleri
diğer KOBİ’lere verilen kredilerle karşılaştırıldığında
daha düşük olacaktır. Bu yapı doğal olarak
güçlü sermayeli KOBİ’lere avantaj sağlayacaktır.
Yaşanan
sermaye sorunlarıyla birlikte KOBİ’lerin yöneticilerinin
finansman bilgilerinin yeterli olmaması ve bu konuda
yetişmiş elemanlar istihdam edilmemesi de sorunu derinleştirmektedir.
KOBİ’lerin hemen hepsinde sahip / yöneticiler teknik
kökenli olduğundan, finansman ve muhasebe konusunda
çok az bilgiye sahiptirler. Bu tür bilgileri,
uzman kişilerden sağlama imkanları da sınırlı olmaktadır.

b. Şeffaflık Sorunları
Basel II’nin getirdiği
yeniliklerin başında şeffaflık gelmektedir. Şeffaflık
bankalar ve KOBİ’ler arasında sağlıklı bir işbirliğinin
gerçekleşmesi için ön şart olarak
görülmektedir.
Şeffaflık gerek KOBİ
gerekse kurumsal firmaların sağlıklı bir derecelendirme
ve dolayısıyla verimli bir kredi süreci yaşayabilmesi
için finansal ve niteliksel bilgilerden oluşan
gerekli tüm bilgilerini bankalara ve bağımsız derecelendirme
kuruluşlarına zamanında, güvenilir ve yeterli bir
şekilde sunmasını öngörmektedir.
KOBİ’lerimizin zaman
zaman farklı merciler için farklı mali raporlar
(bilanço, gelir-gider tabloları vb) üretmeleri
sözkonusudur. KOBİ bilançolarının kredilendirmeye
uygun olmaması (Negatif sermaye, bilançodaki
zarar), kayıt dışı işlemlerin bulunması KOBİ’lerin derecelendirme
aşamasında yaşayacağı zorlukların başında gelmektedir.
İyi yönetilen, iyi finanse edilmiş ve gerekli tüm
bilgileri zamanında ve yeterli bir şekilde

sunabilen KOBİ’ler
potansiyel olarak en iyi dereceyi almak suretiyle en
iyi şartlarda kredilendirilme imkanına sahip olacaklardır.
KOBİ’ler şeffaflığı artırmak için daha fazla
finansal bilgi ile daha kapsamlı niteliksel bilgilerini
bankalara sunabilmelidirler. Finansal bilgilerin yanısıra
niteliksel bilgi ve faktörler de derecelendirme
sürecinde dikkate alınmaktadır. Daha iyi bir derecelendirme
notu alabilmek için KOBİ’lerin dikkat etmesi
gereken bazı temel faaliyet ve özelliklere aşağıda
yer verilmiştir:
- Yönetim,
yönetim yapısı ve personel
- Amaçlar
ve ürün / hizmet gelişimi
- Muhasebe, kontrol
ve risk yönetimi
- İç süreçler,
ürün / hizmet ve teknoloji
- Satış ve pazarlama
faaliyetleri, pazar konumu, rekabet
- Müşteriler
ve tedarikçiler
- Güvenilirlik
ve açık iletişim.
Tüm bu bilgiler
ışığında KOBİ’lerin şeffaf bir yapıya ulaşması sürecinde
finans, zaman ve moralite ihtiyaçları bulunmaktadır.
c. Risk Bazlı Fiyatlama
ve Teminatlandırma
Basel II uygulamalarıyla
birlikte bankaların maruz oldukları riskleri daha iyi
ölçmeleri beklenmektedir. Bunun için
bankaların Risk bazlı fiyatlama, bankanın daha çok
risk aldığı ürünlerde ve düşük dereceli
müşterilerde daha yüksek fiyatlama yapması
olarak yorumlanabilir. Kredinin türü, vadesi,
tutarı da risk bazlı fiyatlamayı etkileyen diğer unsurlar
olarak karşımıza çıkmaktadır.
Risk bazlı fiyatlamada
zorlayıcı bir diğer unsur da kullandırılacak krediler
için firmaların verecekleri teminatlardır. Basel
II kapsamında kabul edilmesi öngörülen
teminatlar aşağıda belirtilmiş olup, gerçek müşteri
çek ve senetleri ile ortak ve grup şirketi kefaletleri
teminat kapsamına alınmamıştır.risk bazlı fiyatlamayı
da hayata geçirecekleri öngörülmektedir.
- Ana endeksteki
hisse senetleri
- Mevduat veya mevduat
sertifikası
- Borçlanma
senetleri – (ratingine göre)
- Borçlanma
senetleri – (rating yoksa; likit ve bankalarca çıkartılmış)
- Ana endeks dışında,
fakat düzenlenmiş piyasalarda işlem gören
senetler
- Ana endeks dışında,
fakat düzenlenmiş piyasalarda işlem gören
senetleri de barındıran fonlar
Ayrıca Basel II uygulamaları
kapsamında ticari emlak ipoteği karşılığı verilen kredilerin
(fabrika, depo vb) teminat kapsamına alınması özel
ve oldukça zorlayıcı şartlara bağlanmıştır. Diğer
yandan teminatına ikamet amaçlı gayrimenkul ipoteği
alınan kredilerin % 35 risk ağırlığıyla değerlendirilmesi
planlanmaktadır. Kredi maliyetini etkileyecek anahtar
faktörlerin başında KOBİ’lerin borçlu derecelendirme
notu, bankaların içsel derecelendirme notu, kullandıkları
kredi türü ile bankalara sunacakları teminatların
kalitesi gelmektedir. Bu uygulamanın en önemli
fakat KOBİ’ler için zorlayıcı özelliklerinden
biri herhangi bir KOBİ’nin bankaların benzer risk ölçümleri
nedeniyle her bankadan aynı kredi fiyatını alması olacaktır.
Basel II’ye Geçiş
Sürecinde KOBİ’lere Öneriler
Türkiye ekonomisinde
önemli yer tutan KOBİ'ler Avrupa Topluluğu’na giriş
ve Basel II sürecinde, uluslararası rekabete hazır
olmak zorundadırlar. Küçüklüklerinin
kendilerine sağladığı esneklik ve uyum kabiliyetini
en iyi şekilde değerlendirerek rekabet avantajı sağlayabilen
işletmeler varlıklarını gelişerek sürdürebilecektir.
Bunu sağlayamayan işletmeler ise gittikçe büyüyen
sorunlarla başetmek zorunda kalacaklardır.
Basel II ile birlikte
bankalar kredi tahsis etmeden önce şirketlerin
finansal performansı kadar yönetişim performansıyla
da ilgileneceklerdir. Bağımsız derecelendirme kuruluşları
ve bankalardan finansal performansları ve yönetişim
performansları yüksek olan KOBİ’ler daha iyi derecelendirme
notları alarak daha düşük maliyetli kredi
imkanına sahip olacaklardır. Böylece bankalar iyi
yönetişim uygulamalarına ve finansal performansa
sahip KOBİ’lere daha avantajlı kredi ve finansman olanakları
sunacaklardır.
Kurumsal yönetişim
kalitesi yükseldikçe, finansman imkanı ve
likidite artmakta ve sermaye maliyeti düşmektedir.
İyi yönetilen şirketler krizlerde sermaye piyasasından
dışlanmayacak, krizleri daha kolay atlatabilecektir.
Söz konusu kurumsal
yönetişimin temel kuralları arasında yer alan kavramlar
KOBİ’lerin Basel II çerçevesinde öngörülen
gelişimi ile paralellik arz etmektedir. Bu kavramlar:
Eşitlik:
Tüm faaliyetlerde pay ve menfaat sahiplerine eşit
davranılması.
Şeffaflık:
Ticari sır dışında şirket ile ilgili finansal ve niteliksel
bilgilerin, zamanında, doğru, eksiksiz ve tutarlı şekilde
ilgili mercilere ve kamuoyuna duyurulması.
Hesap verebilirlik:
Yönetimlerin pay sahiplerine/hissedarlara hesap
verme zorunluluğu.
Sorumluluk:
Şirket yönetiminin tüm faaliyetinin mevzuata,
ana sözleşmeye ve şirket içi düzenlemelere
uygunluğu ve bunun denetlenmesidir.
Yapılması Gerekenler
- Firmaların esas
faaliyet konularında çalışması,
- Kayıt dışı ekonominin
kayıt içine alınması,
- Faaliyetlerinden
doğan risklerini kompanse (hedge) edecek finansal
enstrümanların kullanılması,
- KOBİ’lerin Basel
II’nin öngördüğü teminat yapısına
uyum sağlaması: Firmaların düşük maliyetli
kredi kullanmalarına imkan sağlayacaktır.
- KOBİ’lerin sermayelerini
güçlendirmeleri: Bağımsız derecelendirme
kuruluşlarından ve bankalardan alacakları derecelendirme
notlarını yükselterek düşük maliyetli
kredi olanakları sağlayacaktır.
- Uluslararası kabul
görmüş standartlarda, güvenilir mali
tabloların üretilmesi,
- Raporlama, veri
tabanı konularında yeni teknolojik yatırımların
tamamlanması,
- Kurumsal yönetim
kültürünün en üst yöneticiden
tüm çalışanlara kadar yerleştirilmesi,
- Risk yönetimi
konusunda uzmanlaşmayı sağlamak üzere nitelikli
insan kaynağına yatırım yapılması,
- Karar almada her
türlü riskin dikkate alınmasını sağlayan
bir sistemin kurulması: Basel II ile öngörülen
değişimlerin KOBİ’lere olan etkilerinin bilinmesi,
KOBİ’lerin geleceğe dönük alacakları karar
ve uygulamaların daha sağlıklı sonuçlar vermesini
sağlayacaktır.
Diğer Finansman
Teknikleri
Orta vadede Basel II
çerçevesinde zorlayıcı faktörler,
KOBİ’ler için alternatif finansman kaynakları
yaratmayı şimdiye kadar olduğundan çok daha fazla
önemli hale getirecektir. Bu bağlamda söz
konusu alternatif kaynaklar şu şekilde özetlenebilir;

Şu an için faktoring
ve leasing gibi alternatif finansman metodları KOBİ’lerce
yaygın olarak kullanılmaktadır. Bununla beraber pek
çok KOBİ için dış yatırımcılarla tam veya
kısmi ortaklıklar oluşturma en önemli yeni finansman
kaynağını oluşturacaktır. Borsa üzerinde hisse
senedi itfası ile finansman sağlama, kısmi büyüklüklerinden
ve yürürlükte bulunan SPK mevzuatından
dolayı pek çok KOBİ için henüz mümkün
gözükmemektedir. Ortaklıklar oluşturmak ise,
hemen hemen her tür KOBİ için uygundur.
Tek önemli sorun bu işletmelerin kısmi de olsa,
operatif işletme yönetimlerini ortaklarına açma
zorunluluğunun olmasıdır. Doğal olarak bu tarz ortaklıkların
yayılması ülkedeki kurumsal kültürle
ve şirketleşme düzeyi ile yakından ilgilidir.
Diğer yandan 1991 yılında
kurulan Kredi
Garanti Fonu İşletme ve Araştırma A.Ş.
(KGF) de KOBİ’ler için alternatif finansman seçeneklerinden
biri haline gelmiştir. KGF Türkiye’nin bütün
bölgelerindeki KOBİ’lerin kendisiyle anlaşma yapmış
bankalardan kullandığı her türlü nakdi ve
gayrinakdi krediye verdiği garanti/kefaletlerle teminat
sağlamaktadır. KGF uygulamasından KOBİ’ler ile esnaf
ve sanatkarlar ve genç girişimciler faydalanabilmektedir.
Böylece KOBİ’lerin
banka kredileri kullanırken yaşayacakları teminat problemi
KGF garanti/kefaleti ile giderilmekte, bu sayede KOBİ’lerin
de banka kredileri kullanma imkanı artmaktadır.
Riskin paylaşımı ilkesine
dayanan kredi garanti sistemi sayesinde daha geniş bir
kesime, en düşük maliyetle, devamlı bir kredilendirme
imkanı sağlanabilmektedir. Ayrıca KOBİ’lerin ihtiyacına
göre, orta - uzun vadeli ve uygun koşullu kredi
alabilmeleri kredi garantisi ile kolaylaşmaktadır.
Tüm bu yeni finansman
alternatiflerinin yanında klasik anlamda banka kredileri
KOBİ olarak tanımlanan işletmeler için temel
finansman yolu olmaya devam edecektir.
5.
SONUÇ
Basel II uygulamalarıyla
birlikte hangi finansman yöntemi seçilmiş
olursa olsun, bankaların kullandıkları İçsel
Derecelendirme Yönteminde KOBİ’ler için
kredi riski derecesine sahip olma zorunluluğu bulunmaktadır.
Bir banka kredisi veya alternatif finansman kaynağı
bulmak isteyen KOBİ’ler derecelendirme notuna sahip
olmak zorundadırlar.
Basel II ile birlikte
hem bankaların hem dış derecelendirme kuruluşlarının,
niteliksel faktörlere önem vermesi öngörülmektedir.
Bu niteliksel faktörlerin başında şirketin ürünlerinin
kalitesi, pazar payı, üst yönetimin profesyonelliği
sayılabilir. Diğer önem verilmesi istenen parametre
ise şirketin sermaye yapısının sergilediği özelliklerdir.
Eğer şirket sağlam bir finansal yapı sergiliyorsa riski
daha düşük olacağından daha yüksek bir
rating kategorisine atanarak daha düşük maliyetli
kredi imkanlarına sahip olacaktır.
Bankalar kredilendirme
için artık tahmin ve varsayım değil şeffaf mali
tablolar istiyor.
Tüm derecelendirme
yöntemlerinin gereksinim duyduğu esas dayanak finansal
raporların şeffaflığıdır. Bu nokta KOBİ’ler için
ciddi sorunları beraberinde getirmektedir. Türkiye’de
KOBİ kategorisine giren veya kurumsal anlamda değerlendirilebilecek
pekçok işletmenin finansal tabloları uluslararası
standartlarda denetlenmemekte, şirketlerin yönetimi
kurumsallaşmadan oldukça uzak yaklaşımlar sergilemektedir.
Bu açıdan değerlendirildiğinde Basel II uygulamalarının
bankalarla birlikte reel sektördeki şirketlerin
finansal olarak işleyişleri üzerinde de iyileşmeler
sağlayacağı beklenmektedir.
Yapılacak düzenlemeler
KOBİ’ler ile diğer şirketler arasında bir ayrımcılık
olarak görülmemelidir. Bu noktada önemli
olan husus, yönetim yapıları ve mali yapıları farklı
olan kurumların bundan sonra bankalar tarafından aynı
yaklaşım altında inceleneceği ve kredilendirme taleplerinin
söz konusu şartlar içerisinde değerlendirileceğidir.
Basel II ile gelecek
olan değişime uyum sağlayamayan ve değişimi yönetemeyen
KOBİ’lerin kredi maliyetlerinin artacağı ve ileriye
yönelik gerçekçi planlar yapmalarının
zorlaşacağı söylenebilir. Sonuç olarak değişime
ayak uyduramamanın doğuracağı sonuçların yaşamsal
derecede önem taşıdığı görülmektedir.
Bu noktada küçük ve orta ölçekli
işletmelerin dikkat etmeleri gereken husus, değişimin
kaçınılmaz bir zorunluluk olduğunun bilinciyle,
mevcut yönetim, yöntem ve yaklaşımlarına duygusal
olarak bağlanmaktan kaçınmaları şeklinde karşımıza
çıkmaktadır. Başka bir deyişle, mevcut durumu
sürekli sorgulama; geleceğe yönelik tahminler
ve öngörülerde bulunma; değişen trendleri
yakalayarak şirketlerini şimdiden geleceğe yönelik
bu sürece hazırlama ve tüm bu sayılanlar için
gerekirse organizasyon yapısından iş süreçlerine,
pazarlama anlayışından ürün çeşidine
kadar tüm işleyişini değiştirmeye yönelik
adımları atmaya kararlı olmaları gerekmektedir.
Standart Yaklaşıma
Göre Hazırlanmış Örnekler
Örnek 1:
X Bankası’ndaki kredilerinin
toplam riski 2,5 trilyon TL olan derecelendirilmemiş
(A) A.Ş.’nin cirosu 23 trilyon TL düzeyindedir.
Firmanın 75 milyar TL tutarındaki nakdi kredisi, Standard
& Poors tarafından belirlenmiş derecesi BB olan
holding firmasınca garanti edilmiştir. Basel I içerisinde,
şirket garantileri dikkate alınmadığı için kredi
teminatsız olarak kabul edilmektedir.
Basel II ‘ye göre
ise firma, cirosu 50 milyon Euro’dan düşük
olduğu için KOBİ’dir fakat portföydeki toplam
kredi bakiyesi 1 milyon Euro’dan yüksek olması
nedeniyle kurumsal portföyü içindedir.
Kredinin garantörünün derecesi A-‘den
kötü olduğu için risk teminatsız sayılmaktadır
ve kredi müşterisinin risk ağırlığı (derecesiz
olduğu için) % 100 olarak uygulanacaktır. Halbuki
kredi risk ağırlığı % 75 olan bir perakende KOBİ daha
az risk primine sahip olacağından daha uygun faiz oranıyla
kredi alabilecektir.
Örnek 2:
X Bankası’ndaki kredilerinin
toplam riski 500 milyar TL (<1 milyon Euro) ve cirosu
800 milyar TL olan derecelendirilmemiş (C) A.Ş.’nin
100 milyar TL tutarında kredi talebi mevcuttur. Kredinin
teminatına nakit blokaj alınacaktır. Toplam kredi riski
yine 500 milyar TL (< 1 milyon Euro) ve cirosu 700
milyar TL olan derecelendirilmemiş (D) A.Ş.’nin de 100
milyar TL tutarında kredi talebi mevcuttur. Kredinin
teminatına ise çek ve senet alınacaktır.
Basel II’de firmalar,
50 milyon Euro’dan düşük ciroları sebebiyle
KOBİ’dir ve toplam kredi bakiyelerinin EUR 1 milyon’dan
küçük olması dolayısıyla Perakende
portföyünde değerlendirilebilir. Her
ikisi de Perakende portföyüne özgü
% 75 risk ağırlığı ile ağırlıklandırılacaklardır. Basel
II’ye göre; (C) şirketinin teminatında bulunan
nakit blokaj kredi riski için risk azaltıcı bir
etki gösterirken,
(D) şirketinin teminata
vermiş olduğu çek ve senetler teminat olarak
kabul edilmeyecektir. Bu sebeble (C) şirketinin net
kredi riski (D) şirketine göre daha düşük
olacağından bankadan daha düşük maliyetle
kredi kullanabilecektir.
Örnek 3:
X Bankası’ndaki kredilerinin
toplam riski 500 milyar TL (<1 milyon Euro) ve cirosu
800 milyar TL olan derecelendirilmemiş (E) A.Ş.’nin
100 milyar TL tutarında kredi talebi mevcuttur. Kredinin
teminatına nakit blokaj alınacaktır. Toplam kredi riski
yine 500 milyar TL (<1 milyon Euro) ve cirosu 700
milyar TL olan derecelendirilmemiş (F) A.Ş.’nin de 100
milyar TL tutarında kredi talebi mevcuttur.
Kredinin teminatına
ise ortak kefaleti alınacaktır. Basel II’de firmalar,
50 milyon Euro’dan düşük ciroları sebebiyle
KOBİ’dir ve toplam kredi bakiyelerinin 1 milyon Euro’dan
küçük olması dolayısıyla Perakende
portföyünde değerlendirilebilir. Perakende
portföyüne özgü %75 risk ağırlığı
ile ağırlıklandırılacaklardır. Basel II Standart Yaklaşım’a
göre; (E) şirketinin teminatında bulunan nakit
blokaj kredi riski için risk azaltıcı bir etki
gösterirken, (F) şirketinin teminata vermiş olduğu
ortak kefaleti teminat olarak kabul edilmeyecektir.
Bu sebeble (E) şirketinin net kredi riski (F) şirketine
göre daha düşük olacağından bankadan
daha düşük maliyetle kredi kullanabilecektir.
KAYNAKÇA
- Ade, B , Heimer,
T, Loch, F, Lehmann, T, Steimle, V (2003) “The New Framework
for Capital Adequacy (Basel II) Consequences for Small
and Medium Sized Enterprises (SME) and Presentation
of Political Options for the Implementation”, www.europarl.eu.int.
- Bartels, Joachim
C. (2002) “Basel II and the Survival of SME”, ieijcb@attglobal.net.
- Basel Committee,
(2003) “European Association Of Craft, Small And Medium-Sized
Enterprises, Basel II Position paper on the 3rd Consultative
Document”, www.ueapme.com.
-BDDK, (2004) “QIS-TR
Çalışmasına Yönelik Raporlama Örnekleri”,
www.bddk.org.tr.
- BIS (2001),”The New
Basel Capital Accord”, www.bis.org
- BIS, (2003), “Consultative
Paper 3 (CP3)”, www.bis.org
- (BIS), (2003) “QIS
3 Overview of Global Results”, www.bis.org
- Burton, G. (2003),
“SME Group Seeks Basel II Perks for Starts-Up R&D”,
www.eureporter.co.uk
- Burton, G. (2003),
“Putting Basel II in Perspective”, www.eureporter.co.uk
- Caruana, J, (2003)
“Consequences of Basel II for SMEs, www.bis.org
- Huemer, G (2003)
“Basel II and SMEs”, European Associaton Of Craft, Small
and Medium-Sized Enterprises, www.europarl.eu.int
- Ilako, C. (2003)
“Yeni Basel Mutabakatı: Bankaların Uyum Aşamasında Sermaye
Yeterliliği: Bir Avrupa Perspektifi”, www.aktivefinans.com.
- Lannoo K. (2003)
“Basel II and the Consequences for SMEs”, Centre for
European Policy Studies (CEPS), www.europarl.eu.int
- Lob, Dr. Harald (2002)
“Basel II and EU Working Document”, EU Commission Brussels,
www.kfw.de
- Loch, F. (2003) “The
New Framework for Capital Adequacy (Basel II)Consequences
for Small and Medium Sized Enterprises (SME) and Presentation
of Political Options for the Implementation”, www.europarl.eu.int
- KOBİNET Avrupa Birliği
Bilgi Bankası www.kobinet.org.tr
- Konesny, P.
(2003), “Basel II and the Consequences for SMEs”, www.europarl.eu.int
- Kredi Garanti Fonu
/ KGF ve KOBİ’ler www.kgf.com.tr
- Küçük
ve Orta Ölçekli Sanayi Geliştirme ve Destekleme
İdaresi Başkanlığı, www.kosgeb.gov.tr
- Munsch, Dr. M. (2002),
“Effects of Basel on SME Financing”, www.uibk.ac.at
- Nguyen The Van, (2003),
“Basel II What Economic Consequences’, www.economic-research.bnpparibas.com
- Reichling, Prof.
Dr. P. (2002), “The New Basel Capital Accord Effects
on Medium Sized Enterprises in Central and Eastern Europe”,
www.uni-magdeburg.de
- Saurina J, Trucharte
C, (2003) “The Impact of Basel II on Lending to Small
and Medium Sized Firms”, www.bde.es
- Taistra, Dr. G. (2002),
“Basel II- Capital Requirements for Typical SME Portfolios”,www.kfw.de
- Taistra, Dr. G. (2002),
“Evaluating the Impact of Current Proposals - Ensuring
a Fair and Appropriate Treatment of SMEs under Basel
II”, KfW Group, www.kfw.de
- TBB, (2003) “Reel
Sektörün Finans Sektöründen Beklentileri”,
www.tbb.org.tr
- TBB (2002) “Basel
Komite Yeni Sermaye Yeterliliği Düzenlemesi”, www.tbb.org.tr
- TCMB “Bankaların
Sermaye Yeterliliğinin Ölçülmesine
ve Değerlendirilmesine İlişkin Yönetmelik”, www.tcmb.gov.tr
- TOBB/Avrupa Birliği
Müdürlüğü www.tobb.org.tr
- Tiskens, C. (2003),
“Basel II and the Consequences for SMEs”, www.europarl.eu.int
- Welfens, Prof.Dr.
Paul J.J.,(2003) Basel II Rules, Financial Markets and
Growth in the EU, www.europarl.eu.int
|