BAZI KAMU ALACAKLARININ TAHSİL VE TERKİNİNE İLİŞKİN KANUN TASARISI      

Sitemizi Tavsiye Etmek İster misiniz?

 

 

www.alomaliye.com

BAZI KAMU ALACAKLARININ TAHSİL VE TERKİNİNE İLİŞKİN KANUN TASARISI

 

Madde 1- 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

 

“Geçici Madde 1- Bu Kanun uyarınca mecburi hizmet karşılığı yurt dışına gönderilenlerden bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, eğitimin herhangi bir aşamasında öğrencilikle ilişikleri kesilenler, öğrenim sürelerinin bitiminde mecburi hizmetlerini tamamlamak üzere görevlerine başlamayanlar, görevlerine başlayıp da yükümlü bulundukları mecburi hizmetini bitirmeden görevlerinden ayrılanlar ile göreve başladıktan sonra mecburi hizmetle yükümlü bulundukları süre içerisinde kadrolarıyla ilişiği kesilenlerden haklarında borç takibi işlemi devam edenler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde başvurmaları halinde, kendilerine döviz olarak yapılmış olan her türlü masraflar için, imzaladıkları yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi hükümleri dikkate alınmaksızın ve ilgililere ödeme yapma sonucunu doğurmaksızın, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 34 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki süreler için faiz uygulanmaksızın hesaplanacak tutarlarla yükümlü tutulurlar. Bunların daha önce ödemiş oldukları tutar ile mecburi hizmetlerinde değerlendirilen sürelere isabet eden tutar, anılan madde uyarınca belirlenecek tutardan düşülür. Ancak, 657 sayılı Kanunun ek 34 üncü maddesinin yürürlüğe girdiği tarihten önceki mevzuat hükümleri çerçevesinde yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınanlar hakkında, yukarıdaki hükümlere göre hesaplama yapılması sonucunda ilgililerin aleyhine bir durumun ortaya çıkması halinde bu madde hükümleri uygulanmaz.”

 

Madde 2- 13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununa 40 ıncı maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki  40/A maddesi eklenmiştir.

 

“Sanal ortamda oynatılan oyunların şans oyunları vergisi

Madde 40/A- Kanunlarla izin verilenler dışında sanal ortamda oynatılan her türlü müşterek bahis ve şans oyunları, katılım bedelinin % 20’si oranında şans oyunları vergisine tabi olup, bu tür oyunlarda verginin mükellefi müşterek bahis ve şans oyunlarına katılanlardır.

Kanunlarla izin verilenler dışında sanal ortamda oynatılan her türlü şans oyunları ve müşterek bahislerde şans oyunları vergisi; müşterek bahis ve şans oyunlarına kredi kartı ve benzeri ödeme araçlarıyla katılınması halinde katılım bedeli üzerinden, bunlar dışındaki ödeme araçlarıyla katılınması halinde ise iştirak edenlerin ödemeye aracılık eden banka, özel finans kurumları ve benzeri kuruluşlara bildirimi üzerine aktarılan tutar üzerinden hesaplanarak, ödemeye aracılık eden bu kuruluşlar tarafından sorumlu sıfatıyla tahsil edilir ve izleyen ayın yirminci günü akşamına kadar beyan edilerek aynı süre içinde ödenir.

Bu maddede hüküm bulunmayan hallerde 40 ıncı madde hükümleri uygulanır. ”

 

Madde 3- 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun;

a) 5 inci maddesinin altıncı fıkrasında yer alan “T. Ceza Kanununun 480, 481 ve 482 nci maddelerdeki cezalar üç misli olarak hükmolunur” ibaresi “Türk Ceza Kanununun 125 ve 127 nci maddelerinde yazılı cezaya hükmolunur” şeklinde; 246 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “hakkında Türk Ceza Kanununun 230 ve 240 ıncı maddelerine göre takibat yapılır” ibaresi “Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesine göre cezalandırılır” şeklinde; 359 uncu maddesinin (a) fıkrasında yer alan “Hakkında altı aydan üç yıla kadar hapis cezası hükmolunur” ibaresi “Hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde; aynı maddenin (b) fıkrasında yer alan “Hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar ağır hapis cezası hükmolunur” ibaresi “Hakkında otuz aydan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur” şeklinde; 362 nci maddesinde yer alan “Türk Ceza Kanununun 198 inci maddesinde yazılı cezanın iki katı hükmolunur” ibaresi “Türk Ceza Kanununun 239 uncu maddesinde yazılı ceza hükmolunur” şeklinde; 363 üncü maddesinde yer alan “Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesine göre ceza görürler” ibaresi “Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre cezalandırılırlar” şeklinde değiştirilmiştir.

 

 b) 359 uncu maddesinin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

 

“Sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya bu belgeleri kullanma fiillerinin aracılı ihracat suretiyle işlenmesi halinde (dış ticaret sermaye şirketleri ile sektörel dış ticaret şirketleri hariç), bu fiillere ilişkin cezalar (360 ıncı maddede yazılı cezalar dahil) imalatçı veya tedarikçi ihracatçılar hakkında hükmolunur.”

 

            Madde 4- 17/7/1963 tarihli ve 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu    Kurulması Hakkında  Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

 

“Geçici Madde 4- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesine göre Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunda görevlendirilmiş olup aynı maddenin son fıkrasındaki ikinci görev aylığı limitini aşan ödemeden yararlananlardan, ödemelerin yapılmasında ita amirliği yetkisini kullananlar, yetkili oldukları dönemle sınırlı olmak üzere sadece şahsen yararlandıkları ödemelerden, bunların dışında kalanlar ise, 16/11/2003 tarihinden sonra yararlandıkları ödeme tutarlarından sorumludurlar. İlgililerden sorumluluk sınırları içindeki fazla ödemeler genel hükümler çerçevesinde geri alınır.

Sorumluluk dönemleri dışında yapılan ödemeler dolayısıyla bu ödemelerden yararlananlar ile ödemelerin yapılmasında yetki kullanan diğer kişiler hakkında herhangi bir işlem yapılmaz. Bu fıkra kapsamına giren kişilerin yaptıkları ödemeler nedeniyle bu Kanunun yayımı tarihinden önce açılmış bulunan davalar işlemden kaldırılır.”

 

Madde 5- 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

 

“Geçici Madde 34- 78 inci maddeye göre yurt dışına gönderilenlerden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce, eğitimin her hangi bir aşamasında istifa etmiş olmaları nedeniyle kadrolarıyla ilişikleri kesilenler, sürelerinin bitiminde mecburi hizmetlerini tamamlamak üzere görevlerine başlamayıp çekilmiş sayılanlar, görevlerine başlayıp da yükümlü bulundukları mecburi hizmetini bitirmeden görevlerinden ayrılanlar, mecburi hizmetle yükümlü bulundukları süre içerisinde memurluktan çıkarılmış olanlar ile yükümlü bulundukları mecburi hizmetini bitirmeden mecburi hizmetin devredilmesine imkan bulunmayan başka bir göreve geçmiş olanlardan haklarında borç takibi işlemi devam edenler, bu maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içerisinde başvurmaları halinde, kendilerine döviz olarak yapılmış olan her türlü masraflar için, imzaladıkları yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi hükümleri dikkate alınmaksızın ve ilgililere ödeme yapma sonucunu doğurmaksızın, ek 34 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümlerine göre bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki süreler için faiz uygulanmaksızın hesaplanacak tutarlarla yükümlü tutulurlar. Bunların daha önce ödemiş oldukları tutar ile mecburi hizmetlerinde değerlendirilen sürelere isabet eden tutar, anılan madde uyarınca belirlenecek tutardan düşülür.

 

Geçici Madde 35- 125 inci maddenin (D) bendinin yürürlükten kaldırılan (g) alt bendine istinaden verilmiş olan disiplin cezaları, geçmişe dönük ödeme yapılmasına sebep olmaksızın, aynı maddenin (B) bendinin (m) alt bendine göre verilmiş sayılır.”

 

 

 

Madde 6- 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa aşağıdaki geçici maddeler eklenmiştir.

 

“Geçici Madde 52- Kısmi statüde görev yapanlara 15/3/2004 tarihinden önceki dönem için ödenmiş olan makam ve görev tazminatları geri alınmaz; ödendiği halde herhangi bir nedenle geri alınanlara geri alınan tutar iade edilir. Bunlara, 15/1/2003 ile 14/3/2004 tarihleri arasındaki dönem için ödenmeyen makam ve görev tazminatları, müstahak olunan tarihteki miktarlar üzerinden ödenir.

 

Geçici Madde 53- 33 üncü maddeye göre lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla yurt dışına gönderilenler ile 35 inci maddeye göre yurt içinde başka bir üniversiteye lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla gönderilenlerden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar;

a) Lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla yurt dışında kalmaları gereken süre içerisinde öğrenimlerini tamamlayamamaları nedeniyle kadroları ile ilişikleri kesilenlerden,

b) Eğitimin herhangi bir aşamasında, her ne sebeple olursa olsun Türkiye’ye çağrılmış olanlardan,

c) Lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla yurt içindeki başka bir üniversitede kalmaları gereken süre içerisinde öğrenimlerini tamamlayamamaları nedeniyle kadroları ile ilişikleri kesilenlerden,

d) Eğitimlerinin herhangi bir aşamasında istifa etmiş olmaları nedeniyle kadrolarıyla ilişikleri kesilenler, sürelerinin bitiminde mecburi hizmetlerini tamamlamak üzere görevlerine başlamayıp çekilmiş sayılanlar ile görevlerine başlayıp da yükümlü bulundukları mecburi hizmetini bitirmeden görevlerinden ayrılanlardan,

en az yüksek lisans (master) eğitimini başarıyla tamamlamış olanlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Yükseköğretim Kuruluna müracaat etmeleri halinde, atanma niteliklerini kaybetmemiş olmaları şartıyla müracaat tarihinden itibaren üç ay içerisinde, (öncelikle daha önce kadrolarının bulunduğu kurumlar olmak üzere) Yükseköğretim Kurulunun belirleyeceği yükseköğretim kurumlarındaki durumlarına uygun öğretim elemanı kadrolarından birisine sınav şartı aranmaksızın ve açıktan atamaya ilişkin sınırlamalara tabi tutulmaksızın atanırlar. Bu şekilde atanacak personel için kullanılmak üzere yılda bir defa yapılmasına ilişkin sınırlamaya tabi olmaksızın 78 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 1 inci maddesi hükmü uyarınca Bakanlar Kurulu kararıyla ihtiyaca göre öğretim elemanları kadrolarında unvan ve derece değişiklikleri yapılabilir.

Ancak bunlardan yüksek lisans eğitimini başarıyla tamamlayamamış olanlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içerisinde Devlet Personel Başkanlığına müracaat etmeleri halinde, atanma niteliklerini kaybetmemiş olmaları şartıyla müracaat tarihinden itibaren üç ay içerisinde, personel ihtiyacı dikkate alınarak anılan Başkanlıkça belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarının boş memur kadrolarına sınav şartı aranmaksızın ve açıktan atamaya ilişkin sınırlamalara tabi tutulmaksızın atanırlar.

Bunlar, atandıkları kurumlarında, yurt içinde veya yurt dışında görmüş oldukları öğrenim sürelerine ilişkin olarak genel hükümler çerçevesinde belirlenen mecburi hizmet yükümlülüklerini yerine getirirler ve ilgililer adına öğrenimleri nedeniyle çıkarılmış olan borç tutarlarının takibinden vazgeçilerek tahsilat işlemine son verilir. Bunların daha önce ödemiş oldukları tutarların bulunması halinde, bu meblağa isabet eden süreler ilgililerin mecburi hizmet sürelerinden indirilir.

Birinci fıkranın (a), (b) veya (c) bentlerinde sayılan durumların gerçekleşmesine rağmen, geçici 47 nci madde uyarınca öğrenim hakkı tanınanlardan ataması yapılmış olanlar ile kadrolarıyla ilişikleri kesilmeyenlerden haklarında borç takibi yapılanlar kadrolarında bırakılır; bunlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır. Bunların yükseköğretim kurumlarında çalışmış oldukları süreler mecburi hizmetlerinden indirilir.

Bu madde kapsamına girenlerden öğretim elemanı kadrosuna atananlardan tekrar mecburi hizmet yükümlülüğü öngörülen bir görevlendirme yapılmış veya yapılacakların, söz konusu görevlendirme çerçevesinde lisansüstü eğitim-öğretimlerini başarılı bir şekilde tamamlamış olmaları veya tamamlamaları halinde, bu görevde çalışmış oldukları süreler ilk görevlendirmeye ilişkin mecburi hizmetlerinden indirilir ve ikinci görevlendirmeye ilişkin mecburi hizmet yükümlülüğü devam eder; başarısız olmaları halinde ise, bu görevlendirmeden kaynaklanan mecburi hizmet yükümlülük süreleri önceki mecburi hizmet yükümlülük sürelerine ilave edilir.

Yukarıda belirtilen hükümler çerçevesinde öğretim elemanı veya memur kadrolarına atandıktan sonra yükümlü bulundukları mecburi hizmeti bitirmeden görevlerinden ayrılan veya bir ceza sebebiyle görevine son verilenler ile bu madde kapsamına girdiği halde müracaat etmemeleri veya atanma niteliklerini kaybettikleri için atanamamaları nedeniyle mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeyenler, döviz olarak yapılmış olan her türlü masraflar için imzaladıkları yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi hükümleri dikkate alınmaksızın ve ilgililere ödeme yapma sonucu doğurmaksızın, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 34 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki süreler için faiz uygulanmaksızın hesaplanacak tutarlarla yükümlü tutulurlar. Bunların daha önce ödemiş oldukları tutar ile mecburi hizmetlerinde değerlendirilen sürelere isabet eden tutar, anılan madde uyarınca belirlenecek tutardan düşülür.”

 

Madde 77/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 55 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

“Para cezaları, Kurulun nihai kararlarının ilgilisine tebliğ edildiği tarihten itibaren üç ay içinde ödenir. Ancak, para cezasına ilişkin idari işleme karşı süresinde dava açılması ve mahkemece yürütmeyi durdurma kararı verilmemesi halinde, ilgilinin bu süre zarfında para cezasının %25’ini peşin ödemesi ve kalan %75’i kadar teminat mektubu vermesi şartıyla, para cezasının takip ve tahsili, para cezasına ilişkin kararın idari yargı yönünden kesinleşmesine kadar ertelenir. Mahkeme kararının kesinleşmesinden sonra, tahsili ertelenen para cezası, üç aylık sürenin bitim tarihinden tahsil tarihine kadar işleyecek tecil faizi ile birlikte 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilir.”

 

Madde 8- 1/1/2004 tarihinden önce yenilenen kadastro işlemleri nedeniyle 492 sayılı Harçlar Kanununa göre hesaplanan, ancak süresinde tahsil edilemeyen harç asıllarının, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi izleyen ikinci aydan başlamak üzere 6 ayda ve 6 eşit taksitte ödenmesi, bu konuda dava açılmaması veya açılan davalardan vazgeçilmesi şartıyla, bunların fer’ileri ile cezalarının tahsilinden vazgeçilir. Madde kapsamına giren alacakların maddenin yürürlük tarihinden önce ödenmiş olması halinde, ödenmeyen kısım için bu hükümden yararlanılır ve tahsil edilmiş tutarlar red ve iade edilmez. Bu suretle ödenen alacaklara maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra gecikme zammı tatbik edilmez.

Bu maddeye göre ödenmesi gereken taksitlerin ödenmemesi ya da eksik ödenmiş olması halinde, ödenmemiş olan tutarların son taksit ödeme süresi sonuna kadar ödenmeyen kısım ile birlikte her ay için ayrı ayrı %3 fazlası ile ödenmesi şartıyla bu madde hükmünden yararlanılır. Bu madde kapsamına giren alacakların bu maddede belirtilen şekilde tamamen ödenmemiş olması halinde, mükellefler ödedikleri tutar kadar bu madde hükmünden yararlanırlar.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin başvuru süresi ile usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.

 

Madde 9- İlgili trafik sicilinde adlarına kayıt ve tescilli bulunan motorlu kara taşıtlarını; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/12/2005 tarihine kadar ilgili yönetmelik hükümleri gereğince kayıt ve tescillerinin silinmesi ve hurdaya çıkarılması suretiyle il özel idarelerine bedelsiz olarak teslim eden gerçek ve tüzel kişilerin, hurdaya çıkarılan taşıta ilişkin olarak tahakkuk etmiş ve ödenmemiş olan motorlu taşıtlar vergisi ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezaları terkin edilir. İl özel idarelerinin, bu kapsamda teslim aldıkları hurda taşıtların satışından elde ettikleri kazançları ile bu faaliyetlerle ilgili olarak yapılan işlemler ve düzenlenen kağıtlar her türlü vergi, resim ve harçtan müstesnadır.

Motorlu kara taşıtlarını noter satış senedi ile iktisap edip ilgili trafik tescil kuruluşunda adlarına kayıt ve tescil ettirmemiş olan gerçek ve tüzel kişiler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/12/2005 tarihine kadar kayıt ve tescil işlemlerini tamamlayarak bu maddenin öngördüğü diğer şartları da yerine getirmeleri halinde bu madde hükmünden yararlanabilirler. Hurdaya çıkarılacak taşıt üzerine 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tatbik edilmiş olan hacizler kaldırılır. Uygulamaya ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığınca belirlenir.

 

Madde 10- 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendiyle istisna edilen işlemlerle ilgili olarak, 31/7/2004 tarihinden önceki dönemlere yönelik tarhiyat yapılmaz, daha önce yapılan tarhiyatlardan vazgeçilir, tahakkuk eden tutarlar terkin edilir. Tahsil edilmiş tutarlar red ve iade edilmez.

 

Madde 11- Mazbut vakıflara ait taşınmazların kiralanması dolayısıyla 1/1/2004 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak yapılan kira ödemeleri üzerinden, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren gelir (stopaj) vergisi tarhiyatı yapılmaz. Bu dönemlere ilişkin olarak beyan üzerine veya ikmalen ya da re’sen tarh ve tahakkuk ettirilen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla tahsil edilmemiş olan vergiler ile bu vergilere uygulanan vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları terkin edilir. Bu konuda açılmış olan davalar sürdürülmez, tahsil edilmiş tutarlar red ve iade edilmez.

 

Madde 12- Kamu hizmetlerini veya personelini desteklemek üzere kurulmuş olup, 22/1/2004 tarihli ve 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun uyarınca bu faaliyetlerine son vermesi gereken dernek ve vakıfların, Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerince 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun kapsamında takip ve tahsil işlemleri yürütülen borçlarından; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ait olanlar ile vade tarihi bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce bulunanlardan, dernek veya vakfın mal varlığından tahsil edilemeyen veya edilemeyeceği anlaşılan kısmı terkin edilir.

 Bu hüküm, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlere ilişkin olarak söz konusu dernek ve vakıflar adına tarh ve tahakkuk ettirilecek olan amme alacakları ile bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ödeme süresi geçmemiş olan amme alacakları için de uygulanır.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.

 

Madde 13- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla süresi geçtiği halde ihracat taahhütleri kapatılmamış olan kredilerin, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından ilgili bankanın 4389 sayılı Bankalar Kanunu uyarınca beşinci grup "Zarar Niteliğindeki Krediler ve Diğer Alacaklar" kategorisinde sınıflandırılmış bir alacağı olarak kabul edilmesi halinde, söz konusu bankanın bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde başvurusu üzerine ve bu kredilere ilişkin banka ve sigorta muameleleri vergisi ve kaynak kullanımını destekleme fonu kesintisi asıllarının bu maddenin yayımını izleyen üçüncü ayın sonuna kadar ödenmesi şartıyla, bu vergi ve fon kesintisine ilişkin ödenmemiş vergi cezaları, gecikme zammı, gecikme faizi ve cezai faizler terkin edilir.

Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Maliye Bakanlığınca belirlenir.

 

Madde 14- Sel ve Deprem Felaketi Acil Yardım (TEFER) Projesi, Marmara Depremi Acil Yeniden Yapılandırma (MEER) Projesi, Türkiye Altyapı ve Kentsel Yeniden Yapılandırma (TERRA1) Projesi, Depremden Etkilenen Yolların İyileştirilmesi (DEYİ) Projesi, Sosyal Riskin Azaltılması Projesi (SRMP) ve Özelleştirme Sosyal Destek Projesi (PSSP)’nin finansmanı için Dünya Bankası, Avrupa Yatırım Bankası ve Körfez İşbirliği Konseyinden sağlanmış olan kredilerin kullanım süresi tamamlanıncaya kadar kullanılmış ve kullanılacak tutarlardan doğan ve ikraz anlaşmasına bağlanmamış, ilgili kuruluşlardan olan alacakların, Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakanın teklifi üzerine bütçenin gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin yıllık bazda terkinine Maliye Bakanı yetkilidir.

 

Madde 15- Körfez krizi nedeniyle Irak’tan olan alacaklarını tahsil edemeyen müteahhit, ihracatçı ve nakliyeci firmalara, mülga Geliştirme ve Destekleme Fonundan kaynak aktarmak suretiyle Türkiye İhracat ve Kredi Bankası A.Ş. aracılığı ile kullandırılan nakdi veya gayri nakdi kredilerin anapara ve tahakkuk etmiş, ancak tahsil edilmemiş faizlerini yeniden yapılandırmaya, tamamen kaldırmaya, yeniden yapılandırmada uygulanacak faiz oranlarını sıfıra kadar indirmeye veya on beş puana kadar yükseltmeye ve bu işlemlere ilişkin esasları belirlemeye, Yüksek Planlama Kurulunun teklifi üzerine Bakanlar Kurulu yetkilidir.

 

Madde 16- 23/5/2000 tarihli ve 4568 sayılı Kanun ile 1/1/2001 tarihinde tasfiye edilen Kamu Ortaklığı Fonunun tasfiye tarihinden önce;

a) Fon adına sağlanmış devirli dış proje kredilerinden,

b) Hazinece Kamu Ortaklığı Fonu adına üstlenilen, Hazine garantili dış kredileri ile yurt içi borçlarından,

doğan vadesi geçmiş anapara, faiz, masraf ve gecikme zammından oluşan 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanun kapsamındaki Hazine alacaklarını, bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla tasfiye etmeye Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; bu işlemleri anılan Müsteşarlığın teklifi üzerine bütçenin gelir ve gider hesapları ile ilişkilendirilmeksizin ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

 

Madde 17- 7/3/1954 tarihli ve 6326 sayılı Petrol Kanununun 116 ncı maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince yapılan transferler nedeniyle, 1995, 1996 ve 1997 Mali Yılları Bütçe Kanunlarında yer alan "6326 Sayılı Petrol Kanunu Gereğince Ödenecek Kur Farkları" ve "Petrol Arama ve Petrolle İlgili Faaliyetleri Düzenleme Fonuna Ait Hizmetler" harcama kalemlerinden 1995, 1996 ve 1997 yıllarında yapılan kur farkı ödemeleri, ilgililer adına kişilerden alacaklar hesabına alınarak terkin edilmiş sayılır.

 

Madde18- 15/2/1989 tarihli ve 3521 sayılı 1567 Sayılı Türk Parasının Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici maddesi uyarınca, taahhüt edilen dövizlerin maddede belirtilen sürede yurda getirilerek bankalara satışının yapılmamasından dolayı yurda getirilmeleri gereken tarihteki kur ile verilen sürenin son günündeki kura göre hesaplanarak 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre ilgililerinden tahsili gereken ve vade tarihi bu maddenin yürürlük tarihinden önce olan kur farkları ile bunlara uygulanan fer’ilerin tahsilinden vazgeçilir ve bu alacaklara ilişkin yürütülen idari işlemler ve adli takipler sona erdirilir. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar bu alacaklara karşılık yapılan tahsilat ve ödemeler red, iade ve mahsup edilmez.

 

Madde 19- 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 14 üncü maddesinin
(3) ve/veya (4) numaralı fıkra hükümlerine göre
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna intikal eden bankalar adına, Fona devrinden önceki vergilendirme dönemlerine ilişkin olarak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tarh ve/veya tahakkuk ettirilmiş olan ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu kapsamına giren vergi, resim, harçlar ile vergi cezaları ve bunlara ilişkin fer’i alacaklar; bu bankalardan takip ve tahsil edilmez. Tahsil edilmiş olanlar red ve iade edilmez. Ancak, madde kapsamına giren vergi ve cezaların tarhiyatına yönelik olup hüküm ifade eden ve tebliği gereken belgeler ilgili bankaya tebliğ edilir ve yasal haklar bu banka tarafından kullanılır. Bu hüküm, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra anılan dönemlere ilişkin olarak tarh edilecek alacaklar için de uygulanır.

 

 

Bu madde kapsamındaki bir banka adına doğmuş ve doğacak olan ve birinci fıkrada belirtilen alacaklar, doğrudan doğruya bankanın ilgili dönemdeki kanuni temsilcileri ile yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişi ortaklarından müşterek ve müteselsil borçlu sıfatıyla 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. Bu hükmün uygulamasında amme alacağının banka tüzel kişiliğinden tahsil edilememesi veya tahsil edilemeyeceğinin anlaşılması şartı aranılmaz.

Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu ile bu madde kapsamındaki bir bankanın yönetim ve denetimini doğrudan veya dolaylı olarak elinde bulunduran gerçek veya tüzel kişi ortakları arasında, bu kişilerin Fona ve bu madde kapsamındaki bankalara olan borçlarının tahsili amacıyla yapılan sözleşmeler kapsamına, Fonun talebi halinde birinci fıkrada belirtilen alacaklar da dahil edilir. Fon, sözleşmeye dahil edilen bu alacakları, 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre yürürlükte olan tecil faizini uygulamak şartıyla, maddede öngörülen süre ile sınırlı olmaksızın sözleşme süresince tecil etmeye yetkilidir. Sözleşme kapsamına alınan alacaklar için sözleşme süresince tahsil zamanaşımı işlemez. Sözleşme hükümlerinin tam olarak ifa edilmemesi halinde, Fon tarafından tecil edilen alacaklardan tahsil edilemeyen kısım, Fonun bildirimi üzerine ilgili vergi dairelerince takip ve tahsil edilir.

 

Madde 20- 18/6/1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanunu uyarınca temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimleri ve/veya hisseleri kısmen veya tamamen Fona intikal eden bankaların, aktifinde yer alan gayrimenkuller ve iştirak hisselerinin satışından doğan kazancın, bu bankaların sermayesine ilave edilen kısmı kurumlar vergisinden, bu kapsamda yapılacak tescil işlemleri tapu ve kadastro harcından, lehe alınan paralar banka ve sigorta muameleleri vergisinden müstesnadır. Bu hüküm, temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetimleri ve/veya hisseleri kısmen veya tamamen Fona intikal eden bankaların, Fona intikal ettiği yılın başından itibaren yaptıkları satışlardan doğan kazançlar ve işlemler için de uygulanır. Ancak, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tahsil edilen amme alacakları red ve iade edilmez.

 

Madde 21– 25/2/2003 tarihli ve 4811 sayılı Vergi Barışı Kanununun 3 üncü maddesinin    (7) numaralı fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.

 

Madde 22- Bu Kanunun; 3 üncü maddesinin (a) bendi 2/6/2005 tarihinde, 9 uncu maddesi yayımını izleyen aybaşında, 21 inci maddesi 27/2/2003 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde, diğer hükümleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

 

Madde 23- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

GENEL GEREKÇE

 

 

Ülkemizde 2001 ve önceki yıllarda yaşanan krizler ekonomik ve sosyal hayatı derinden etkilemiştir. Geçmişin bu olumsuz etkilerinin silinmesi için vergi alacaklarına yönelik olarak 25/2/2003 tarihli ve 4811 sayılı Vergi Barışı Kanunu uygulamaya konulmuş ve başarılı sonuçlar elde edilmiştir.

 

            Bu düzenlemeyi müteakip vergi kanunlarında vergi sistemindeki yapısal sorunların giderilmesi, mükellef ihtiyaçlarının karşılanması, sürdürülebilir bir büyüme ve istihdam artışı için yatırım ortamının iyileştirilmesi, ekonomik ve teknolojik gelişmelerin yarattığı imkanların vergilendirmede kullanılmasını sağlayacak düzenlemeler yapılmış bu çerçevede sistemde yer alan teşvik ve istisnalar gözden geçirilmiş, ayrıca basitlik, adalet ve kolay uygulanabilirlik ilkeleri çerçevesinde çok sayıda düzenleme içeren kanun değişiklikleri yapılmıştır.

 

            Yapılan bu düzenlemeleri müteakip vergileme kapsamı dışına alınmış olan hususlar nedeniyle geçmiş dönemlerle ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlıkların sulhen halli ile tahakkuk etmiş bulunan alacakların tahsilinden vazgeçilme gereği doğmuştur.

 

            Ayrıca yıllardır kronik hale gelmiş vergi dışı kamu alacaklarından kaynaklanan bazı sorunların halli ve tahsil kabiliyeti bulunmayan alacaklardan da vazgeçilmesine yönelik düzenleme yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu suretle ilgililer ile Devlet arasında, yıllardır çözümlenmemiş bulunan bazı konuların çözüme kavuşturulması amaçlanmıştır.

 

            Tasarıyla,

 

-         Yurt dışına eğitim amacıyla gönderilen kamu personelinin mecburi hizmet yükümlülüğünden kaynaklanan ihtilafların ortadan kaldırılmasına,

-         Vergi kanunları ile vergi dışı bırakılan hususlara ilişkin geçmişten kaynaklanan sorunların çözümüne,

-         Fiilen hurdaya ayrıldığı halde vergi borçları nedeniyle ilgili trafik kuruluşunda hurdaya ayrılma işlemi yapılamayan taşıtların hurdaya ayrılmasına,

-         5072 sayılı Kanun uyarınca, kamu kurumları içerisinde faaliyetleri ile bu faaliyetlere dayanılarak gelir elde etme imkanları ortadan kaldırılan bazı dernek ve vakıfların mal varlığından tahsil edilemeyen alacakların tahsilinden vazgeçilmesine,

-         İhracat taahhütleri kapatılmamış olan ihracat kredilerine ilişkin olarak sorumlu olan bankaların ödemeleri gereken mali yükümlülüklerin ödenmesini kolaylaştırmaya,

-         Hazine Müsteşarlığınca, doğal afetlerin etkilerini ortadan kaldırmak ve bu kapsamda yürütülen projelere finansman sağlamak amacıyla yurt dışından temin edilmiş kaynakların kullandırılması nedeniyle doğan alacakların ilgililerinden tahsil edilmesinden vazgeçilmesine,

-         1991 yılında meydana gelen Körfez Krizinin ihracatçı ve nakliyeci firmalar üzerindeki olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmaya,

-         Yürürlükten kaldırılan Kamu Ortaklığı Fonundan olan ve tahsil kabiliyeti bulunmayan Hazine alacaklarının terkinine,

-         1995, 1996, 1997 yıllarında Petrol Arama ve Petrol ile İlgili Faaliyetleri Düzenleme Fonundan Bakanlar Kurulu Kararına dayanılarak ödenmiş olan kur farkları nedeniyle kamu personeline çıkarılan tazminden doğan sorunların çözümüne,

-         1989 yılında uygulanan mevzuat gereği kanuni süresinde yurda getirilmesi gereken mal bedeli dövizleri yurda getirmeyen ihracatçılar ile ilgili olarak vergi dairelerince takip edilen ancak tahsil kabiliyeti bulunmayan kur farkı alacaklarının tasfiyesine,

-          Vergi Usul Kanununda, yeni Türk Ceza Kanununa uyum sağlamaya,

 

yönelik düzenlemeler yapılmaktadır.

MADDE GEREKÇELERİ

 

Madde 1- 1416 sayılı Kanun uyarınca yurt dışına gönderilen öğrencilerden mecburi hizmetlerini yerine getirmeyenlere, 1/8/1996 tarihli ve 4160 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle 657 sayılı Kanuna eklenen ek 34 üncü maddesi uyarınca döviz cinsinden yapılmış masrafların tahsil edilmesinde aynı döviz miktarı üzerinden tahsiline imkan sağlanmıştır. Ek 34 üncü maddenin yürürlük tarihinden önce yurt dışına gönderilenler ise, kendilerine yapılan her türlü masrafları Türk Lirası olarak %50 fazlası ve ayrıca faizi ile birlikte ödemekle yükümlü bulunmaktadırlar. Bu maddeyle, 1996 yılından sonra yurt dışına gönderilenler ile 1996 yılından önce yurt dışına gönderilenler için paralellik sağlanmak suretiyle ilgililere döviz cinsinden yapılan her türlü masrafların aynı döviz cinsinden ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar faiz uygulanmaksızın, ödeme imkanı getirilmektedir. Ancak bu madde uyarınca yapılacak hesaplama sonucunda 1996 yılından önce gidenler için aleyhte bir durumun ortaya çıkması halinde, ilgililer hakkında bu madde hükümlerinin uygulanmayarak, ek 34 üncü maddenin yürürlüğünden önceki (lehlerine olan) yasal yükümlülüklerinin uygulanmasına da olanak sağlanmaktadır. 

 

Madde 2- 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunun 40 ıncı maddesine göre, müşterek bahis ve şans oyunları vergisinin mükellefi müşterek bahis ve şans oyunlarını tertipleyen kişi ve kuruluşlardır. Ülkemizde müşterek bahis ve şans oyunlarını tertiplemek ve oynatmak yalnızca Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü, Spor Toto Teşkilat Müdürlüğü ve Türkiye Jokey Kulübüne ait bulunmaktadır. Bu kuruluşlar dışındaki kişi veya kuruluşlar tarafından müşterek bahis ve şans oyunlarını tertiplemek ve oynatmak yasaktır. Son yıllardaki teknoloji ve bilişim alanındaki gelişmeler sonucunda ülkemizde müşterek bahis ve şans oyunları özellikle yurt dışı kaynaklı kişi ve kuruluşlara ait internet siteleri üzerinden oynanır duruma gelmiştir. Vergi Usul Kanununun 9 uncu maddesine göre vergiyi doğuran olayın kanunlarla yasaklanmış olması vergilendirmeyi ve sorumluluğu ortadan kaldırmamaktadır. Ancak, mevcut yasal düzenleme bu tür oyunları kavrayamamaktadır.

 

Bu nedenle, yurt dışında tertiplenen internet üzerinden veya diğer şekillerde oynanan her türlü müşterek bahis ve şans oyunlarının 6802 sayılı Kanun kapsamında vergilendirilmesini sağlamak amacıyla, 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun “Şans oyunları vergisi” başlıklı 40 ıncı maddesinden sonra gelmek üzere 40/A maddesi eklenmektedir. Yapılan düzenleme, sanal ortamda kanunen izin alınmadan oynatılan her türlü şans oyunları ve müşterek bahisleri kapsamakta olup, söz konusu maddede belirtilen sanal ortam; bilgisayar, internet, interaktif TV, cep telefonu ve benzeri bilişim ortamlarını ifade etmektedir.

 

Bu düzenlemede ile; yurt dışında düzenlenen her türlü müşterek bahis ve şans oyunlarına Türkiye’den katılanların, kredi kartı, EFT, havale ve benzeri araçlarla yaptıkları katılım bedellerinin ve herhangi bir hesaptan şans oyunlarını tertipleyenlerin hesaplarına yapılan para aktarımlarının vergilendirilmesini sağlamak üzere, bu tür katılım bedelleri şans oyunları vergisine tabi tutulmaktadır. Söz konusu katılım bedelleri üzerinden ödenmesi gereken şans oyunları vergisinin beyan edilip ödenmesinden, bu tür ödemelere aracılık yapan bankalar, özel finans kurumları ve benzeri kuruluşlar sorumlu tutulmaktadır. Ayrıca, kredi kartı dışında yapılan havale ve benzeri işlemlerde ödemelere aracılık yapan kuruluşlara iştirakçiler tarafından bildirim mecburiyeti getirilmiş olup, bu tür işlemlerde şans oyunları vergisinin söz konusu bildirim üzerine aracılık yapan bankalar, özel finans kurumları ve benzeri kuruluşlar tarafından tahsil edilerek beyan edilmesi ve ödenmesi düzenlenmektedir. Böylece, sanal ortamda oynatılan her türlü müşterek bahis ve şans oyunlarına katılanların yaptıkları bu tür ödemelerin vergilendirilmesi sağlanarak, kayıt dışı bu tür işlemlerin kayıt altına alınması temin edilmektedir. Bu maddede hüküm bulunmayan hallerde
6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 40 ıncı maddesi hükümleri uygulanacağı hüküm altına alınmaktadır.
 

 

Madde 3- 213 sayılı Vergi Usul Kanununun “Vergi mahremiyeti” başlıklı 5 inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Anılan maddede sayılan kişilerin, muttali oldukları bilgileri açıklamak suretiyle mükellefin; haysiyet, şeref ve haklarına tecavüz etmeleri durumunda 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 480, 481 ve 482 nci maddelerindeki cezalar ile cezalandırılmaları hükme bağlanmıştır. Ancak, 765 sayılı Kanunun 1/6/2005 tarihinde yürürlükten kalkacak olması ve öngörülen cezaların aynı tarihte yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanununun 125 ve 127 nci maddelerinde yer alan hükümlerle karşılanacak olması nedeniyle maddede ibare değişikliğine gerek duyulmuştur.

 

 213 sayılı Kanunun “Ücret ve sorumluluk” başlıklı 246 ncı maddesinde, görevlerini ihmal veya suiistimal eden muhtar ve ihtiyar heyetleri üyelerinin 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 230 ve 240 ıncı maddelerinde yer alan cezalarla cezalandırılmaları hüküm altına alınmıştır. Ancak, 765 sayılı Kanunun, 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanunu ile yürürlükten kalkması ve bu cezaların yeni Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesinde karşılık bulması nedeniyle Vergi Usul Kanununun 246 ncı maddesinde ibare değişikliğine gidilmektedir.

 

Vergi Usul Kanununda yazılı vergi mahremiyetine uymaya mecbur olan kimselerin bu mahremiyeti ihlal etmeleri durumunda 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 198 inci maddesine göre cezalandırılacakları 213 sayılı Kanunun 362 nci maddesinde hükme bağlanmıştır. Ancak, 5237 sayılı Kanunun 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girmesi ve bu tarihte 765 sayılı Kanunun yürürlüğünün sona erecek olması; Vergi Usul Kanununun 362 nci maddesinde değişiklik yapılmasını zorunlu kılmış, vergi mahremiyetini ihlal edeceklere 765 sayılı Kanunun 198 inci maddesi hükmünü karşılamak üzere 5237 sayılı Kanunun 239 uncu maddesinde yer alan cezanın uygulanabilmesi bakımından   362 nci madde de yeniden düzenlenmiştir Vergi Usul Kanununun 363 üncü maddesinde ibare değişikliği yapılmaktadır. Bu değişikliğe, 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 1/6/2005 tarihi itibarıyla yürürlükten kalkacak ve bu tarih itibarıyla 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanununun yürürlüğe girecek olması nedeniyle ihtiyaç duyulmuştur. Mükelleflerin vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili işlerini yapmaları yasak edilen memurlardan bu yasağa aykırı hareket edenlere 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 240 ıncı maddesinde yer alan cezanın yeni Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesi hükmüne tekabül etmesi nedeniyle maddede ibare değişikliği yapılmaktadır.  

 

Vergi Usul Kanununun “Kaçakçılık Suçları ve Cezaları” başlıklı 359 uncu maddesinde yer alan hürriyeti bağlayıcı cezalar, kaçakçılık suçunun ağırlığına göre 765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki hapis cezası ve ağır hapis cezası ayrımı da göz önünde bulundurularak düzenlenmiştir. Ancak, 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe girecek olan 5237 sayılı yeni Türk Ceza Kanununda ağır hapis-hapis cezası benzeri ayrımlar kaldırılmış ve hürriyeti bağlayıcı cezalar hapis ve adli para cezaları şeklinde düzenlenmiştir. Bu durum; kaçakçılık suçuna uygulanacak cezanın niteliği, ağırlığı, adli para cezasına çevrilebilirliği ve ertelenebilirliği açısından 213 sayılı Vergi Usul Kanununun          359 uncu maddesinin (a) ve (b) fıkralarında 765 sayılı Kanun hükümlerine göre değişiklik yapılmasını gerekli kılmıştır.

 

Buna göre; Vergi Usul Kanununun 359 uncu maddesinin (a) fıkrasında yer alan altı aydan üç yıla kadar olan hapis cezası ibaresi yeni düzenlemeyle bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası olarak değiştirilmiştir. Diğer taraftan (b) fıkrasında yer alan on sekiz aydan üç yıla kadar olan ağır hapis cezası ibaresi ise yeni düzenlemeyle otuz aydan beş yıla kadar hapis cezası şeklinde değiştirilmiştir. Yeni Türk Ceza Kanunu iki senenin üzerinde verilen hapis cezalarının ertelenmesine imkan bırakmadığı için (b) fıkrasındaki yapılan bu değişiklik ile uygulanacak cezanın ertelenmesi söz konusu olmayacaktır.

 

Aracılı ihracatçı ile ihracat sisteminde ihraç konusu malı, kalitesi, cinsi, miktarı ve fiyatı konularındaki sorumluluklar kendisinde olmak üzere imal eden veya tedarik eden, dış müşteriyi bularak anlaşan, ambalajlayarak gümrüğe nakleden, gümrük işlemlerini aldığı vekaletle yürüten ve sonuçlandıran, ihraç malını ihracatçı şirkete fatura eden, satış faturasını, menşe şehadetnamesini, dolaşım belgesini, gümrük çıkış beyannamelerini aracı ihracatçı namına imzalayan veya aracı ihracatçıya sadece imzalatan imalatçı tedarikçi firmadır. Aracı ihracatçı firmalar mevzuat gereğince imalatçı tedarikçi firmalar ile illiyet bağlarının tevsiki doğrultusunda imalatçı firmalardan aldıkları faturaların, aynı malı miktar, fiyat ve cins yönünden hiçbir değişiklik yapmadan, aynı tarihte aracı ihracatçı sayılabilmek amacıyla ihracatçı firmaya intikal ettirebilmek için, ikinci aşamada şeklen fatura kesmek suretiyle ihracatta kullanılmasını sağlamaktadır.

 

Görüldüğü gibi, bu sistemde biri imalatçı-tedarikçi, diğeri aracı ihracatçı olmak üzere iki tüzel kişilik vardır. Ancak, aracı ihracatçı şirketler malın tedarik ve imali aşamasından sonra devreye girmekte, imalatçı-tedarikçi ile aracılı ihracat sistemi kapsamında sözleşme imzalamakta, dış alıcıyı tanımamakta, mal kendisine teslim edilmeden imalatçı tedarikçiden aldığı faturayı hiç değiştirmeden aynı tarihte ihracatçıya yansıtarak ihracat işlemi gerçekleşmektedir. Bu sistem içinde malın alışından başlayarak ihracatına kadar tüm aşamalarda sorumluluk üslenerek fonksiyon gören imalatçı-tedarikçi firmalardır.

 

Bu nedenle, malın imalatçı-tedarikçi firmalar tarafından temin edilmesinden sonra devreye giren “aracı ihracatçı firmaların” (dış ticaret sermaye şirketleri ile sektörel dış ticaret şirketleri hariç), malı temin eden imalatçı-tedarikçi firmaların düzenlediği faturalardan sorumlu tutulması “suç ve cezalarda şahsilik prensibi”ne aykırı bulunmaktadır.

 

Nitekim, aynı görüşle 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun 4 üncü maddesinin
(ı) bendinin (3) numaralı alt bendi ile; “…3 üncü maddenin (ı) bendinde sayılan suçların aracılı ihracat suretiyle işlenmesi halinde, bu fiillere ilişkin müeyyideler imalatçı veya tedarikçi ihracatçılar hakkında uygulanır....” hükmü getirilmiştir.

 

Bu durumda Vergi Usul Kanunundaki 359 ve 360 ıncı maddelerdeki müeyyideleri daha ağır suçlarla ilgili 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunundaki anılan hükme paralel hale getirebilmek amacıyla bu değişiklik önerilmektedir.

 

Madde 4- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesine göre Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumunda görevlendirilen üniversite öğretim elemanlarına ödenen ikinci görev ücretinin, bu maddenin son fıkrasına göre mi belirleneceği, yoksa 278 sayılı Türkiye Bilimsel ve Teknik Araştırma Kurumu Kurulması Hakkında Kanunun ilgili maddesine göre mi tespit edileceği hususu, anılan son fıkrada değişikliğin yapıldığı 1990 yılından itibaren tartışma konusu olmuş; bu sorunun yasal düzenleme yoluyla aşılması gerektiği sürekli ifade edilmiş; 5 Ocak 2004 tarihinde TÜBİTAK Başkanlığı tarafından alınan Başbakanlık Olur’u ile sorun bir bakıma askıya alınmış; nihayet 21/9/2004 tarihli ve 25590 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5234 sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle 278 sayılı Kanuna eklenen ek 3 üncü madde aracılığıyla sorun çözümlenmiştir. Ancak bu aşamada da, geçmişte yapılan fazla ödemelerin ilgililerden geri alınması hususu sorun olarak ortaya çıkmış; bu sorunun da, yeni hukuki sorunların doğmasına sebebiyet vermemesi için yasal olarak çözümlenmesi amaçlanmıştır. Bu çözüme ulaşılırken, konuyla ilgili Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22/12/1973 tarihli ve E: 1968/8, K: 1973/14 sayılı Kararı ile Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 27/1/1973 tarihli ve E: 1972/6, K: 1973/2 sayılı Kararında yer alan istirdatla ilgili ilkeler gözetilmiş; bu anlamda, fazla ödeme yapılanlardan hilesi veya gerçek dışı beyanları bulunmayanlardan, bahsi geçen 15 Ocak 2004 tarihinden geriye doğru 60 gün içinde kalan dönemdeki ödemelerin istenmesi, ancak, ita amirliği yetkilerini kullanmaları sonucu fazla ödeme yapılmasını sağlayan, hem de fazla ödemeden yararlanan ilgililerden, ita amirliği yetkilerini haiz oldukları dönemde şahsen yararlandıkları ödemelerin tamamının geri alınması gerektiğinden hareketle ilgili madde düzenlenmiştir.

 

Madde 5- 657 sayılı Kanunun 78 inci maddesine göre yurt dışına gönderilen memurlardan mecburi hizmetlerini yerine getirmeyenlere yapılmış olan her türlü masraflar aynı Kanunun 79 uncu maddesine göre iki katı olarak geri alınırken, 1/8/1996 tarihli ve 4160 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle 657 sayılı Kanuna eklenen ek 34 üncü madde ile bu durumda olanlara döviz cinsinden yapılmış masrafların tahsil edilmesinde iki katı uygulamasından vazgeçilerek aynı döviz miktarı üzerinden tahsiline imkan sağlanmıştır. Ancak, ek 34 üncü maddenin yürürlük tarihinden önce yurt dışına gönderilip de, kefalet senedindeki her türlü masrafların iki katı olarak tahsil edileceğine dair yer alan hükümler nedeniyle 1996 yılından önce yurt dışına gidenlerin aleyhine uygulamalar ortaya çıkmıştır. Geçici 34 üncü madde ile, 1996 yılından sonra yurt dışına gönderilenlerle 1996 yılından önce yurt dışına gönderilenler arasında paralellik sağlanması amaçlanmıştır.

 

“Yetkili olmadığı halde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına bilgi veya demeç vermek” fiili, 657 sayılı Kanunun 125 inci maddesinin (D) bendinin (g) alt bendinde yer alıp “kademe ilerlemesinin durdurulması” cezasını gerektirmekte iken, aynı fiil 17/9/2004 tarihli ve 5234 sayılı Kanunun 33 üncü maddesiyle yapılan değişiklikle “kınama” cezasını gerektiren fiillerin yer aldığı (B) bendine eklenen (m) alt bendinde düzenlenmek suretiyle daha düşük bir ceza öngörülmüş bulunmaktadır. Bu değişikliğe paralel olarak, daha önce aynı fiilden dolayı kademe ilerlemesinin durdurulması cezası almış olanların da kınama cezası almış gibi kabul edilerek aynı durumda olanların tümüne eşit muamelede bulunulması amaçlanmıştır.

 

Madde 6- 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun, 17/9/2004 tarihli ve 5234 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle yapılan değişiklikten önceki 36 ncı maddesinde, kısmi statüde çalışanların tazminat, yan ödeme, herhangi bir ek ücret ve döner sermaye gelirlerinden ücret ve ödenek alamayacakları hükme bağlanmıştı. Ancak, bu hüküm uyarınca kısmi statüde çalışan profesörlere makam tazminatı ödenmemekte iken açılan idari davalar sonucunda idare mahkemelerince kısmi statüde çalışan profesörlere makam tazminatı ödenmesi gerektiğine hükmedilmiş ve Danıştay bu kararlar aleyhine yapılan temyiz ve karar düzeltme taleplerini reddetmiştir. Maliye Bakanlığının, söz konusu yargı kararları üzerine görüş değişikliğine giderek kısmi statüde çalışan profesörlere de makam tazminatı ödenmesi gerektiğini bildirmesinden sonra uygulama bu yönde devam ederken Sayıştay 6. Dairesince söz konusu personelin herhangi bir tazminat ve bu arada makam ve görev tazminatı almalarının mümkün olmadığına karar verilmiştir. Bunun üzerine, 4/3/2004 tarihli ve
5103 sayılı Kanunun 5 inci maddesi ile 5027 sayılı 2004 Mali Yılı Bütçe Kanununun 49 uncu maddesine eklenen (v) bendinde, bu statüde istihdam edilenlere 15/3/2004 tarihinden sonra yapılacak makam ve görev tazminatı ödemeleri yeniden düzenlenmiş, 17/9/2004 tarihli ve
5234 sayılı Kanunun 2 nci maddesiyle de bu düzenleme 2547 sayılı Kanunun 36 ncı maddesine taşınmış, ancak 15/3/2004 tarihinden önceki dönem için yapılan ödemeler konusundaki sorunlar çözümlenememiştir. Bu düzenlemeyle tereddütleri ve farklı uygulamaları gidermek, geçmişte yargı kararları üzerine ödenmiş olan makam ve görev tazminatlarının geri alınarak ilgililerin zor durumda bırakılmalarını önlemek suretiyle güvenlerinin zedelenmemesini sağlamak ve geri alınan ödemelerin iadesi ile 15/1/2003 tarihinden sonraki dönem için varsa hiç yapılmamış olan ödemelerin gerçekleştirilmesi suretiyle adaletin tesisi amaçlanmaktadır.

 

Ayrıca, 2547 sayılı Kanunun 33 üncü maddesine göre lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla yurt dışına gönderilenler ile 35 inci maddesine göre yurt içinde başka bir üniversiteye lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla gönderilenlerden; öğrenimlerini tamamlayamamaları nedeniyle kadroları ile ilişikleri kesilenlere, eğitimin herhangi bir aşamasında her ne sebeple olursa olsun Türkiye'ye çağrılmış olanlara, yurt içindeki başka bir üniversitede kalmaları gereken süre içerisinde öğrenimlerini tamamlayamamaları nedeniyle kadroları ile ilişikleri kesilenlere, eğitimin herhangi bir aşamasında istifa edenlere, sürelerinin bitiminde görevlerine başlamayanlara veya başlayıp da mecburi hizmetlerini yerine getirmeyenlere,  atanma niteliklerini kaybetmemiş olmaları kaydıyla yeni bir imkan daha tanınmaktadır. Bunların, belli bir süre içerisinde müracaat etmeleri şartıyla, en az yüksek lisans yapanların, daha önce kadrolarının bulunduğu yükseköğretim kurumlarına öncelik verilmek suretiyle Yükseköğretim Kurulunun belirleyeceği yükseköğretim kurumlarındaki durumlarına uygun öğretim elemanı kadrolarından birisine sınav şartı aranmaksızın ve açıktan atamaya ilişkin sınırlamalara tabi tutulmaksızın atanmaları sağlanmaktadır. Ancak,  bunlardan yüksek lisans eğitimini başarıyla tamamlayamamış olanların ise Devlet Personel Başkanlığınca belirlenecek kamu kurum ve kuruluşlarının boş memur kadrolarına atanmalarına imkan verilmektedir.

 

Bu şekilde atananların yurt içinde veya yurt dışında gördükleri öğrenim sürelerine ilişkin olarak genel hükümler çerçevesinde belirlenen mecburi hizmetlerini yerine getirmeleri sağlanırken, ilgililer adına çıkarılmış olan borç takiplerinin de sona erdirilmesi amaçlanmaktadır.

 

Diğer taraftan, 2547 sayılı Kanunun 33 üncü maddesine göre lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla yurt dışına gönderilenler ile 35 inci maddesine göre yurt içinde başka bir üniversiteye lisansüstü eğitim-öğretim amacıyla gönderilenlerden; öğrenimlerini tamamlayamamaları nedeniyle kadroları ile ilişikleri kesilenler, eğitimin herhangi bir aşamasında her ne sebeple olursa olsun Türkiye'ye çağrılmış olanlar veya yurt içindeki başka bir üniversitede kalmaları gereken süre içerisinde öğrenimlerini tamamlayamamaları nedeniyle kadroları ile ilişikleri kesilenlerden daha önceki yapılan düzenlemelerin farklı yorumlanmasından kaynaklanarak ataması tekrar yapılmış olanlar veya ilişikleri hiç kesilmemiş olanların yeni bir atama işlemi yapılmaksızın kadrolarında bırakılmaları ve yurt içinde veya yurt dışında gördükleri öğrenim sürelerine ilişkin olarak genel hükümler çerçevesinde belirlenen mecburi hizmetlerini yerine getirmeleri sağlanırken, bunlar adına çıkarılmış olan borç takiplerinin de sona erdirilmesi amaçlanmaktadır. Ancak, bu durumda olanlar hakkında,  tekrar mecburi hizmet yükümlülüğü öngörülen bir görevlendirilme yapılmış olması halinde bu görevlendirmeye ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla, bunların daha sonra yapılan atamadan sonra çalışılan veya ilişik kesilmesi gerekirken kesilmediği tarihten sonra çalıştıkları sürelerin mecburi hizmetlerinden düşürülmesi sağlanmaktadır.

 

Ayrıca, kapsama dahil öğretim elemanlarından mecburi hizmet yükümlülükleri devam etmekte iken yeni bir görevlendirme nedeniyle ikinci bir mecburi hizmetle yükümlü bulunanlar ile bu madde uyarınca öğretim elemanı kadrosuna atandıktan sonra yeni bir mecburi hizmet yükümlülüğüne neden olacak şekilde görevlendirme yapılacak olanların; ikinci görevlendirme sürelerindeki lisansüstü eğitimlerini başarılı olarak tamamlamaları durumunda, ikinci kez görevlendirildikleri lisansüstü öğretimde geçen sürelerinin çalışılmış gibi değerlendirilerek ilk görevlendirmeden kaynaklanan mecburi hizmet sürelerinden düşülmesi, ikinci görevlendirmeye ilişkin öğrenimde geçirdikleri söz konusu sürelerin ise eski mecburi hizmet yükümlülüğüne eklenmesi öngörülmekte, buna karşılık ikinci görevlendirme sürelerindeki lisansüstü eğitimlerinde başarısız olanlara ise bu hak verilmemektedir.

 

657 sayılı Kanunun ek 34 üncü maddesinin yürürlüğe girdiği 5/8/1996 tarihinden önce yurt dışında görevlendirilen kamu personelinin mecburi hizmet yükümlülüklerinin herhangi bir şekilde yerine getirilmemesi halinde kendilerine yapılmış olan masraflar iki katı tutarında tahsil edilmekte iken; bu madde ile verilen haktan gerekli başvuruda bulunmamaları nedeniyle yararlanmayan veya gerekli nitelikleri kaybetmeleri nedeniyle yararlanamayan personel ile söz konusu haktan yararlanarak gerek öğretim elemanı gerekse memur kadrosuna atandıktan sonra kendi istekleriyle mecburi hizmetlerini tamamlamadan görevlerinden ayrılan veya bir ceza sebebiyle görevlerine son verilmesi nedeniyle görevleri ile ilişikleri kesilenlere maddenin yürürlüğünden önce sadece döviz olarak yapılmış her türlü masraflar için, imzalamış oldukları yüklenme senetleri ile getirilen yükümlülüklerden vazgeçilerek günümüz itibarıyla aynı amaçla mecburi hizmetle yükümlü tutulan personele uygulanan hükümlerin uygulanması amaçlanmakta, ancak daha önce ilgililerden yapılmış bulunan tahsilatın daha yüksek olması halinde ise tahsil edilen tutarların iade edilmeyeceğine yönelik düzenleme yapılmaktadır.

 

Madde 7- 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 55 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, Rekabet Kurulu tarafından verilen cezaya itiraz edilmesi durumunda bile bu cezanın, üç aylık süre içerisinde mutlaka ödenmesi gerekmektedir. Bu durum ise verilen cezaların çok ağır olması nedeniyle cezaya muhatap olan firmaların finansman yapılarını büyük ölçüde olumsuz yönde etkilemektedir. Finansman sıkıntısıyla karşılaşan firmaların bazen bu cezayı ödeyememeleri nedeniyle, yargı yoluyla itiraz haklarına fiilen sınırlama getirilmiş olmaktadır. Ancak, Avrupa Birliği rekabet hukukunda verilen cezalara karşı idari yargıya gidilmesi durumunda bir teminat verilmesi halinde cezanın ödenmesi yargı kararının kesinleşmesine kadar ertelenmektedir. Ülkemizde rekabet hukukunun yeni olması nedeniyle mevzuattan kaynaklanan olumsuzluklardan hareketle ve Avrupa Birliğine üye ülkelerde uygulanmakta olan emsal düzenlemeler dikkate alınmak suretiyle, Rekabet Kurulu tarafından verilen cezayla karşılaşan bir firmanın, bu karara karşı itiraz etmesi durumunda cezanın %25’inin peşin olarak ödenmesi, kalan tutar için (muhtemel kamu alacağını garantiye almak amacıyla) teminat mektubu verilmesi suretiyle, bu  cezanın mahkeme kararının kesinleşmesine kadar ertelenmesi, cezanın kesinleşmesi durumunda ise işleyecek tecil faizi ile birlikte tahsil edilmesi öngörülmektedir.

 

Madde 8– 2/1/2004 tarihli ve 25334 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan ve 1/1/2004 tarihinde yürürlüğe giren 25/12/2003 tarihli ve 5035 sayılı Kanunun 36 ncı maddesi ile
492 sayılı Harçlar Kanununa ekli (4) sayılı tarifenin “II-Kadastro ve Tapulama işlemleri” başlıklı bölümüne eklenen hükümle kadastro yenilenmesi işlemleri harç kapsamı dışına çıkarıldığından, 1/1/2004 tarihinden önce bu işlem nedeniyle hesaplanan ancak bu tarihe kadar tahsil olunamayan harçların 6 eşit taksitte tahsil olunmak suretiyle tasfiyesine imkan sağlanmaktadır.

 

Madde 9– Hurda haline gelen ve çalışma imkanı bulunmayan eski model motorlu kara taşıtlarının hurdaya çıkartılabilmesi ancak; ilgili trafik tescil kuruluşunda adlarına hurdaya ayrılacak taşıt kayıt ve tescilli olan mükelleflerin, bu taşıtlar ile ilgili olarak ödenmemiş motorlu taşıtlar vergisi bulunmamasına bağlıdır. Ancak özellikle hurda durumunda bulunan kamyon ve kamyonet sahibi mükellefler bu taşıtlarını çalıştıramadıkları için motorlu taşıtlar vergisini ödeyememekte, kullanamadıkları taşıtlarını hurdaya ayırmak istediklerinde ise motorlu taşıtlar vergisi borçları bulunduğu için, söz konusu taşıtlarını hurdaya ayıramamaktadırlar. Çünkü bu taşıtların hurdaya ayrılarak ilgili trafik sicilinde kayıt ve tescillerinin silinebilmesi için, Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 39 uncu maddesi hükümleri gereğince hurdaya çıkarma işleminin yapıldığı tarihe kadar geçen süre için ödenmemiş motorlu taşıtlar vergisinin bulunmaması gerekmektedir.

 

Bu madde ile hurda haline gelen ve çalışma imkanı bulunmayan eski model motorlu kara taşıtlarının hurdaya çıkarılması halinde, hurdaya çıkarılma tarihine kadar geçen süre içinde tahakkuk etmiş ve ödenmemiş olan motorlu taşıtlar vergisi ile gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezalarının terkin edilmesi imkanı sağlanarak eski ve kullanılamaz durumda bulunan taşıtların trafikten çekilmesi teşvik edilmektedir. Bu düzenleme çerçevesinde sahipleri tarafından hurdaya çıkarılmak istendiği halde motorlu taşıtlar vergisi borcu nedeniyle hurdaya çıkarılamayan ve çevreyi kirleten eski ve kullanılamaz durumda bulunan taşıtların trafikten çekilmesi teşvik edilerek çevrenin korunması ve taşıt parkının yenilenmesi temin edilmekte, böylece sosyal ve ekonomik amacın birlikte gerçekleştirilmesi sağlanmaktadır. Bu madde ile yapılan düzenleme, ilgili trafik sicilinde adlarına kayıt ve tescilli bulunan motorlu kara taşıtlarını; maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/12/2005 tarihine kadar Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 39 uncu maddesi hükümlerine göre ilgili trafik tescil kuruluşları tarafından kayıt ve tescilleri silinmek ve hurdaya çıkartılmak kaydıyla söz konusu taşıtlarını bedelsiz olarak il özel idarelerine teslim eden gerçek ve tüzel kişileri kapsamaktadır. Ayrıca, noter satış senedi ile iktisap edilen ancak ilgili trafik tescil kuruluşunda kayıt ve tescil edilmemiş olan taşıtların, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/12/2005 tarihine kadar kayıt ve tescil işlemlerinin tamamlanması halinde, bu taşıtlarını adlarına kayıt ve tescil ettiren gerçek ve tüzel kişilerin de bu madde hükmünden yararlanmaları sağlanmaktadır. Bu çerçevede mükellef adına kayıt ve tescilli olup hurdaya ayrılmak istenen taşıtlarda olduğu gibi noter satış senedi ile iktisap edilip ilgili trafik tescil kuruluşunda kayıt ve tescil ettirilmemiş taşıtları iktisap eden gerçek ve tüzel kişilerin bu taşıtları için de, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 31/12/2005 tarihine kadar hurdaya çıkartılmak şartı ile yapılacak kayıt ve tescil işlemlerinde ödenmeyen motorlu taşıtlar vergisi ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezaları aranılmayacaktır.

 

Yapılan düzenleme ile motorlu kara taşıtlarını hurdaya ayıran gerçek ve tüzel kişilerin tahakkuk etmiş ve ödenmemiş olan motorlu taşıtlar vergisi ile bu vergiye ilişkin gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezaları terkin edilmektedir.  Ayrıca hurdaya çıkartılan taşıt üzerinde 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tatbik edilmiş olan hacizler de kaldırılmaktadır. Bu düzenlemeye ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı tarafından belirleneceği hüküm altına alınmaktadır. Bu madde yürürlüğe girmeden önce tahsil edilmiş olan motorlu taşıtlar vergisinin, bu kapsamda taşıtını hurdaya ayıran mükelleflere iade edilmeyeceği tabiidir. Ayrıca, hurdaya ayrılma süresi içerisinde ödenmiş olan motorlu taşıtlar vergisi de iade edilmeyecektir. Yapılan düzenleme ile bir taraftan eski ve kullanılamaz durumda olan taşıtların trafikten çekilmesi sağlanmakta, diğer taraftan bu taşıtların il özel idarelerine teslimi ile hurda taşıtların ekonomiye geri dönüşümü temin edilmektedir. İl özel idarelerinin bu kapsamda kendilerine teslim edilen taşıtların satışlarından elde ettikleri kazançları ile bu faaliyetlerle ilgili olarak yapılan işlemlerin ve düzenlenen kağıtların her türlü vergi, resim ve harçtan müstesna tutulması öngörülmektedir.

 

Madde 10– Bu maddeyle, Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasına 5228 sayılı Kanun ile eklenen (e) bendi uyarınca istisna edilen işlemlerle ilgili olarak 31/7/2004 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak yapılan tarhiyatlardan vazgeçileceği ve tahakkuk eden tutarların terkin edileceği hükmü getirilmiştir. Yapılan bu düzenleme ile Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasına eklenen (e) bendinin yürürlüğünden önce tesis edilmiş olan tarhiyatlardan vazgeçilecek, tahakkuk eden tutarlar terkin edilecektir. Tahakkuk ettirilerek tahsil edilenlerde ise herhangi bir düzeltme işleminin yapılmayacağı tabiidir.

 

Madde 11– Medeni Kanunun kabulünden önce kurulmuş olup mütevellisi bulunmayan mazbut vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğünce idare edilmektedir. 1/1/2004 tarihine kadar bu vakıflara ait gayrimenkullerin kiralanması dolayısıyla yapılan kira ödemeleri Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesi kapsamında tevkifata tabi tutulmaktaydı. 5035 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle mazbut vakıflara ait gayrimenkullerin kiralanması dolayısıyla yapılan kira ödemelerinden tevkifat yapılması uygulamasına son verilmiştir.

 

Tevkifat uygulamasının geçerli olduğu dönemlerde mazbut vakıflara ait gayrimenkulleri kiralayan bazı mükellefler yaptıkları kira ödemeleri üzerinden gelir vergisi tevkifatı yapmamışlardır. Tevkifatın yapılmamasında mazbut vakıflara ait gayrimenkullerin, yapacağı kiralamaların gelir vergisi tevkifatına tabi olmayacak olan Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olduğu düşüncesi etkili olmuştur.

 

5035 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle bu sorun giderilmiş olmakla birlikte, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemlerle ilgili pek çok ihtilaf çıkmıştır. Bu madde değişiklik öncesi dönemlere ilişkin olarak bu konuda yapılan ve çoğu idari yargıda ihtilaf konusu olan tarhiyatlara son vermek amacıyla düzenlenmiştir. Düzenleme ile sorumlular adına 1/1/2004 tarihinden önceki dönemlere ilişkin olarak vergi tarhiyatı yapılmaması, tarhiyatı yapılmış ancak bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar henüz tahsil edilmemiş olan vergiler ile bu vergilere uygulanan vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamlarının terkin edilmesi öngörülmektedir.

 

Madde 12– Bilindiği gibi, 22/1/2004 tarihli ve 5072 sayılı Dernek ve Vakıfların Kamu Kurum ve Kuruluşları ile İlişkilerine Dair Kanun uyarınca kamu kurum ve kuruluşlarınca yürütülen veya yürütülmesi gereken bazı hizmetleri yerine getirmek veya bu hizmetleri desteklemek üzere kurulmuş olan bazı vakıflar bu hizmetlerine son vermiştir. Bu tür hizmetleri sürdüren vakıfların elde ettiği gelirlerin önemli bir bölümü anılan Kanun ile ortadan kaldırılmış olmaktadır.

 

Vakıflar bir mal veya hakkın geliri ile birlikte, başlı başına bir varlığa sahip olmak üzere, bir amacın gerçekleştirilmesi için tahsis edilmesi sonucu oluşan mal topluluklarıdır. Kamu kurum ve kuruluşlarınca yürütülen veya yürütülmesi gereken bazı hizmetleri yerine getirmek veya bu hizmetleri desteklemek üzere kurulmuş olan vakıflarda amaç, kamu hizmetlerini daha etkin ve verimli hale getirilmesi olup, bu vakıfların faaliyetleri sonucunda kâr elde etme amacı da güdülmemektedir.

 

Bu tür vakıfların mal varlığından tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının sürüncemede kalmasını önlemek ve esasen mal topluluğu olarak kurulan bu vakıfların kamu görevlisi olan yöneticilerinin sorumluluğunu da ortadan kaldırmak amacıyla bu düzenleme yapılmaktadır.

 

Madde 13– Bankalar tarafından ihracatçılara verilen ihracat kredileri ile ilgili taahhüt kapatılma süreleri; ülkemizde ve dünyada yaşanan ekonomik koşullar nedeniyle 1997 yılından itibaren Bakanlar Kurulu kararlarıyla ve Dış Ticaret Müsteşarlığınca yayımlanan tebliğler ile uzatılmıştır. Yapılan bu süre uzatımları; ihracatı desteklemek amacı çerçevesinde, özellikle 1996 ve 1997 yıllarına ilişkin olarak açılmış bulunan ihracat taahhüt kredileri ile ilgili olarak, bankalar tarafından ödenmesi gereken banka ve sigorta muameleleri vergisi ile kaynak kullanımını destekleme fonu tutarlarının ödenememesine ve bu tutarlara ilişkin gecikme faizi, gecikme zammı ve cezai faiz tutarlarının sürekli artmasına sebebiyet vermiştir.

 

Yapılan düzenleme ile düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla süresi geçtiği halde ihracat taahhütleri kapatılmamış olan kredilere ilişkin banka ve sigorta muameleleri vergisi ile kaynak kullanımını destekleme fonu kesintisinin ödenmemiş olan asıllarının Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu tarafından, bankaların Bankalar Kanunu uyarınca "Zarar Niteliğindeki Krediler ve Diğer Alacaklar" (beşinci grup) kategorisinde bir alacağı olarak kabul edilmesi halinde, ilgili bankanın bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir ay içinde başvurusu üzerine banka ve sigorta muameleleri vergisi ile kaynak kullanımını destekleme fonu kesintisi asıllarının, bu maddenin yayımını izleyen üçüncü ayın sonuna kadar ödenmesi şartıyla bu vergi ve fon kesintisine ilişkin birikmiş gecikme zammı, gecikme faizi ve cezai faizleri ile vergi cezalarının terkin edileceği ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların Maliye Bakanlığınca belirleneceği öngörülmektedir.

 

Bu madde ile taahhüt kapatma süreleri içinde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte taahhütleri kapatılmamış ihracat kredilerine ait ödenmemiş olan banka ve sigorta muameleleri vergisi ve kaynak kullanımını destekleme fonu kesintisi asıllarının tamamının tahsili amaçlanmaktadır. Yapılan düzenleme ile 1997 yılından itibaren yapılan süre uzatımları sonucunda maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar kapatılmamış olan ihracat taahhüt kredilerine ilişkin olarak bankalar tarafından ödenemeyen banka ve sigorta muameleleri vergisi ile kaynak kullanımını destekleme fonu kesintisinin asıllarının tamamının ödenmesi halinde, bu vergi ve fon kesintisinin süre uzatımı nedeni ile sürekli artarak büyüyen ve ödenmesi güç hale gelmiş olan gecikme faizi, gecikme zammı ve cezai faiz