|
04.03.2005
Bülent KOÇAK
Gelirler Kontrolörü
bbkocak@yahoo.com
5281 SAYILI YASA İLE GV’DE
YAPILAN DÜZENLEMELER (*)
I-GİRİŞ
31.12.2004
tarih ve Mükerrer 25687 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5281 sayılı “Vergi
Kanunlarının Yeni Türk Lirasına Uyumu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun” ile vergi kanunlarımızda önemli değişiklikler yapılmıştır. Söz
konusu kanun ile; mevcut kanunlarımızda yer alan değerler 5083 sayılı “Türkiye
Cumhuriyetinin Para Birimi Hakkında Kanun”[1]
ile 01.01.2005 tarihinden itibaren resmi para birimi olan YTL ile uyumlu hale
getirilmiş, yeni istisnalar tanınmış, yürürlüğü 31.12.2004 tarihinde sona eren
düzenlemelerin yürürlük süresi yeniden belirlenmiş, mevcut kanunlarının bazı
hükümleri yürürlükten kaldırılmış ve özellikle de finansal araçlar üzerinden
elde edilen gelirlerin vergilendirilmesinde önemli değişiklikler yapılmıştır.
Son yıllarda vergi sistemimize ilişkin önemli
düzenlemeler yürürlüğe konmuştur ve bu süreç devam edecektir. Bu süreçte ilk
olarak mali milat uygulaması kaldırılmış, sonra da Vergi Barışı Kanunu ile
mükellefler ile maliye arasında yeni bir dönem başlatılmıştır. Bu bağlamda
izlenen stratejinin üçüncü ve son aşaması olarak da vergi sistemindeki yapısal
sorunların giderilmesi, vergi idaresinin çağdaş ve etkin bir yapıya
kavuşturulması, mükellef ihtiyaçlarının karşılanması, sürdürülebilir bir büyüme
ve istihdam artışı için yatırım ortamının iyileştirilmesi, ekonomik ve
teknolojik gelişmelerin yarattığı imkânların vergilendirmede kullanılmasını
sağlayacak düzenlemelerdir. Bu çerçevede şimdiye kadar;
-Enflasyon muhasebesi uygulaması başlatılmış,
-Gelişmişlik düzeyi göreceli olarak düşük illerimiz
için yatırım ve istihdam teşviki getirilmiş,
-Eğitim, sağlık, kültür ve spor alanlarındaki
gelişmeyi teşvik amacıyla yapılan vergisel düzenlemelerle önemli kolaylıklar
sağlanmış,
-Başta yatırım indirimi ve ihracat ve döviz
kazandırıcı faaliyetlerle ilgili teşvikler, basit, etkin ve otomatik işler hale
getirilmiş,
-Teknolojik gelişmişliğin teşvik edilmesi
çerçevesinde teknoparklardaki yazılım ve ar-ge faaliyetleri için yeni teşvikler
getirilmiş,
-Kurum kazançları üzerindeki vergi yükü önemli
ölçüde düşürülmüş,
ve kısa ve uzun vadeli olarak bazı sektörel
iyileştirmeler yapılmış bulunmaktadır.[2]
II-YAPILAN DÜZENLEMELER
A-GELİR VERGİSİ KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
Söz
konusu yasa ile bir çok vergi kanununda değişiklik yapılmakla birlikte en
önemli değişiklik menkul kıymetlerden elde edilen gelirlerin gelir vergisine
tabi tutulması açısından Gelir Vergisi Kanununda yapılan değişikliklerdir. Yapılan
değişiklikler ile vergilemede basitliğin sağlanması ile finansal araçlardan
elde edilen gelirlerin vergilendirilmesinde tek ve ortak bir düzene geçilmesi
amaçlanmıştır. Mevcut olan ve 31.12.2005 tarihine kadar geçerliliği devam eden
sistemde finansal araç gelirleri çok çeşitli şekillerde vergilendirmektedir. Yeni sistem ile kural olarak finansal araçların
stopaj yoluyla vergilendirilmesi ve kaynakta vergilemenin nihai vergilendirme
kabul edilerek söz konusu gelirlerin beyan edilmemesi ilkesinin benimsendiği
görülmektedir.
Öncelikle
belirtilmesi gereken husus; finansman araçlarındaki mevcut vergilendirme
rejiminin 31.12.2005 tarihine kadar yürürlükte olduğudur. Yani, yapılan
değişiklikler 01.01.2006 tarihinden itibaren yürürlüğe girecektir. Nitekim, anılan kanunun 30’uncu maddesinin birinci
fıkrasının 9 ve 10 01.01.2006 tarihinden önce ihraç edilenler ile bu tarihten
önce iktisap edilmiş olan menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarından
elde edilen gelirlerin mevcut sisteme göre vergilendirileceği (dar mükellef kurumların bu kapsamdaki
gelirleri hariç) açıkça ifade olunmuştur. Yani, bu tarihten
önce iktisap edilen finansal araçların gelirleri 01.01.2006 tarihinden sonra
elde edilse dahi yeni rejime göre değil 31.12.2005 tarihi itibari ile mevcut
olan hükümlere göre vergilendirilecektir.
I-MÜKERRER 80’İNCİ MADDE
DEĞİŞTİRİLMİŞTİR
5281
sayılı Kanunun 27’nci maddesiyle GVK’nın “Değer Artış Kazancı” başlıklı
mükerrer 80’inci maddesinin 1 numaralı fıkrası; “ İvazsız olarak iktisap edilenler ile tam
mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan fazla süreyle elde tutulan hisse
senetleri hariç, menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının
elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar” şeklinde değiştirilmiştir.
Yapılan
değişikliği açıklamaya geçmeden şu hususu belirtelim. Kanun maddesinde yer alan
menkul kıymet ile diğer sermaye piyasası araçlarından ne anlaşılması
gerektiğinin belirlenmesi gerekir. Daha sonra açıklamasını vereceğimiz 5281
sayılı Kanunun 30’uncu maddesinin 12 numaralı fıkrasında bir tanımlama
verilmektedir. Anılan fıkranın birinci paragrafında “menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası aracı ifadesi, özel
bir belirleme yapılmadığı sürece Türkiye’de ihraç edilmiş ve Sermaye Piyasası
Kurulunca kayda alınmış ve/veya Türkiye’de kurulu menkul kıymet ve vadeli işlem
ve opsiyon borsalarında işlem gören menkul kıymetler veya diğer sermaye
piyasası araçları ile kayda alınmamış olsa veya menkul kıymet ve vadeli işlem
borsalarında işlem görmese dahi Hazinece veya diğer kamu tüzel kişilerince
ihraç edilecek her türlü menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası aracını
ifade eder.” hükmüne yer verildikten sonra
ikinci fıkrasında da “Bankaların ve aracı kurumların taraf olduğu veya bunlar
aracılığıyla yapılan; belirli bir vadede, önceden belirlenen fiyat, miktar ve
nitelikte, ekonomik veya finansal göstergeye dayalı olarak düzenlenenler de
dahil olmak üzere, para veya sermaye piyasası aracını, malı, kıymetli madeni ve
dövizi alma, satma, değiştirme hak ve/veya yükümlülüğünü veren vadeli işlem ve
opsiyon sözleşmeleri bu madde uygulamasında diğer sermaye piyasası aracı
addolunur.”
denilmiştir. Bu tanımlamaların Gelir Vergisi Kanununun menkul sermaye iratları
ile değer artış kazançları hükümleri uygulamasında da geçerli olacağı kabul
edilmelidir.
Maddenin mevcut halinde Türkiye’de kurulu
borsalarda işlem gören menkul kıymetlerin 3 ay elde tutulduktan sonra elden
çıkarılması ile tam mükellef kurumlara ait hisse senetlerinin bir yıl tutulduktan
sonra elden çıkarılması gelir vergisine tabi tutulmamış iken yeni sistemde vergilendirilecek
değer artış kazançları kapsamı oldukça genişletilmektedir, başka bir deyişle
vergiye tabi tutulmayacak değer artış kazancı niteliğinde gelirlerin kapsamı
oldukça daraltılmaktadır. Görüleceği üzere, yeni sistemde sadece tam mükellef
kurumlara ait olan ve 2 tam yıl, yani 730 gün süreyle elde tutulan hisse
senetlerinin elden çıkarılmasından sağlanan kazançlar vergiye tabi
tutulmayacaktır. Kanun tasarısında bu istisna hükmü de bulunmamaktaydı, yani süre sınırlaması olmaksızın
elden çıkarılan hisse senetlerinden elde edilen gelirlerin vergiye tabi olması
düşünülmekteydi, fakat tasarıya ilişin olarak kamuoyunda beliren itirazlar
dikkate alınmış ve komisyonda yapılan değişiklik ile söz konusu hüküm belirttiğimiz
şekilde yasalaşmıştır. İMKB’de işlem gören hisse senetlerinin 3 aylık süreden
sonra elden çıkarılmasına tanınan istisna hükmüne de maddenin yeni halinde yer verilmemiştir.
Kanun maddesinin ilk halinde borsada işlem gören hisse senetleri ile borsada
işlem görmeyen ancak tam mükellef kurumlara ait olan hisse senetleri ayrı
değerlendirilmekteyken kanun maddesinin yeni halinde bu ayırım kaldırılmıştır.
Dolayısıyla, borsada işlem gören ve tam mükellef olan bir kurumun hisse senedi
2 yıl elde bulundurulduktan sonra satılması halinde elde edilen kazancın Gelir
Vergisine tabi olup olmayacağı sorusu akla gelmektedir. Mevcut sistemde elde
edilen gelirin vergiye tabi olmayacağı gayet nettir. Yeni sistemde ise, borsada
oluşan kazançlara hiçbir şekilde istisna tanınmadığı ve bu nedenle de borsada
kayıtlı hisse senedinin 2 yıl sonra elden çıkarılmasında her halükarda gelirin
vergiye tabi olacağı gerekçesiyle sorumuzdaki gelirin değer artış kazancı
olarak vergilendirileceği yorumuna karşın kanun metninde 2 yıl sonra elden
çıkarılan hisse senedinden elde edilen gelirin her halükarda vergi dışı
bırakıldığı ve bu senedin borsaya kayıtlı olup olmamasına ilişkin bir
kısıtlayıcı hüküm bulunmadığı gerekçesiyle örneğimizdeki gelirin
vergilendirilemeyeceği de iddia edilebilecektir. Şahsi kanaatimiz, elde edilen
vergiye tabi olacağı şeklindedir.
Maddenin
bu haliyle eski hali arasındaki tek benzerlik ise, ivazsız yani karşılıksız
edinilen hisse senetleri ve diğer sermaye piyasası araçlarının elden
çıkartılmasının değer artış kazancı olarak kabul edilmemesidir.
Değer
artış kazancının 10 milyarlık kısmı (2003/6578 sayılı BKK ile 2004 yılı içinde
elde edilen gelirlerin 12 milyar lirası, 2004/8295 sayılı BKK ile 2005 yılı
içinde elde edilen gelirlerin 13.000 YTL -13 milyar TL- tutarındaki kısmı) GV’den istisna tutulmuş iken yeni yasayla bu
tutar da azaltılmakta ve 2006’dan itibaren elde edilen değer artış
kazançlarının 6.000 YTL (6 milyar TL) tutarındaki kısmının vergiden istisna
olacağı hükme bağlanmıştır. Ayrıca, maddenin eski halinde menkul kıymetlerden
elde edilenler dahil olmak üzere tüm değer artış kazançları için istisna
tanınmış iken maddenin yeni halinde menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası
araçlarından elde edilen değer artış kazançlarına istisna tanınmamaktadır.
Dolayısıyla, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları haricinde anılan
maddede düzenlenen diğer varlık ve hakların elden çıkarılmasından elde edilen
değer artış kazançlarının toplamının 6000 YTL tutarındaki kısmı gelir
vergisinden istisnadır. İstisna, her bir fıkraya ayrı ayrı değil bu fıkralarda
sayılan mal ve hakların elden çıkarılmasından elde edilen değer artış
kazançları toplamına uygulanacaktır.
Değer
artış kazancına esas matrah belirlenirken enflasyon dolayısıyla oluşan ve/veya
oluştuğu kabul edilen gelirin ayrıştırılarak sadece reel gelirin
vergilendirilmesini sağlamak üzere maliyet bedelinin TEFE oranına endekslenerek
kazanç hesaplaması yapılmaktadır. GVK’nın mükerrer 81’inci maddesinin 7’nci
fıkrasında yapılan değişiklik ile endekslemenin yapılması için değerleme
yapılacak süreçte TEFE artış oranının en az %10 olması şartı getirilmiştir. Cari
olan düzenlemede ise böyle bir şart aranmamaktadır.
II-GELİR VERGİSİ KANUNUNA GEÇİCİ 67’NCİ MADDE
EKLENMİŞTİR
5281 sayılı Kanunun
30’ncu maddesi ile GVK’ya eklenen geçici 67’nci madde ile bize göre GV
sistemine dair en can alıcı değişiklikler yapılmıştır. Yapılan düzenleme ile
finansal araçların stopaj yoluyla vergilendirilmesi, bu vergilemenin nihai
vergileme olması kabul edilmekte ve stopajın bankalar ve aracı kurumlar
tarafından yapılması hükme bağlanmaktadır.
Geçici 67’nci
madde kapsamına, menkul kıymetler ile diğer sermaye piyasası araçlarının elden
çıkarılmasından veya elde tutulma sürecinde elde edilen gelirler, mevduat
faizleri, özel finans kurumlarından elde edilen gelirler ile repo kazançları
girmekte ve Hazine tarafından ihraç edilen tahvillerden sağlanan getiriler ile
özel sektör tahvillerinden sağlanan getirilerin aynı esaslar çerçevesinde
vergilendirilmesi sağlanmaktadır.[3]
Yapılan düzenlemelerin, 01.01.2006 tarihinde yürürlüğe gireceğini bir kez daha
hatırlatalım.
Anılan maddenin 1
numaralı fıkrasına göre; bankalar ve aracı kurumlar takvim yılının üçer aylık
dönemleri itibarıyla;
a) Alım satımına aracılık ettikleri menkul kıymetler ile diğer sermaye
piyasası araçlarının alış ve satış bedelleri arasındaki fark,
b) Alımına aracılık ettikleri menkul kıymet veya diğer sermaye piyasası
araçlarının itfası halinde alış bedeli ile itfa bedeli arasındaki fark,
c) Menkul kıymetlerin veya diğer sermaye piyasası araçlarının tahsiline
aracılık ettikleri dönemsel getirileri (herhangi bir menkul kıymet veya diğer
sermaye piyasası aracına bağlı olmayan),
üzerinden %15[4] oranında
vergi tevkifatı yapacaklardır.
Kazanç hesaplanırken aynı finansal araçların birkaç defa alım satıma konu
edilmesi halinde ilk giren ilk çıkar yöntemi ile kazanç hesaplaması
yapılacaktır. Yürürlükte olan mevzuatımızda, bu mükellefin tercihine
bırakılmıştır. 232 Seri Nolu Gelir Vergisi Kanunu Genel Tebliği’nin[5]
2.2. bölümünde, belirli bir şirketin hisse senedinden değişik tarihlerde
alımlar yapıldıktan sonra, bunların bir kısmının elden çıkarılması halinde
mükellefler elden çıkarılan senetlerin hangi işlem ile alındığını serbestçe
belirleyebileceği hüküm altına alınmıştır. Aynı türden (hisse
senedi ile hisse senedi; tahvil ile tahvil vb.) finansal araçların elden
çıkarılmasında işlemlerin birinden doğan zarar takvim yılı aşılmamak şartıyla
izleyen dönemlerde diğer bir işlemden doğan karla mahsup edilebilecektir. Cari
olan mevzuatta ise, her hangi bir menkul kıymetin elden çıkarılmasından
kaynaklanan zarar diğer her hangi bir menkul kıymettin elden çıkarılması
neticesinde elde edilen kazançtan mahsup edilebilmektedir. Yani, aynı tür
olması şartı aranmamaktadır. Tevkifat matrahı kar ve zararın mahsup edilerek
hesaplanacaktır. Tevkifat matrahı hesaplanırken vergiler dahil alış masrafları
kazançtan düşülecektir. Şu anki mevzuatımızda alış masrafları gider olarak
kabul edilmemektedir. Kur farkları, tevkifat matrahına dahil değildir. Dövize,
altına veya başka bir değere endeksli finansman araçlarında ise işlem tarihleri
arasındaki Yeni Türk Lirası karşılıkları esas alınarak tevkifat matrahı
belirlenecektir.
Yapılan tevkifatların, kullanılmakta olan Muhtasar Beyanname ile değil şekli
ve muhteviyatı Maliye Bakanlığınca belirlenecek bir beyanname ile tevkifat dönemini
izleyen ayın yirminci günü akşamına kadar bağlı olunan vergi dairesine beyan
edilerek aynı ayın yirmi altıncı günü akşamına kadar ödeneceği hükme
bağlanmıştır.
Anılan
fıkranın 6’ncı paragrafında ise tevkifat uygulamasının istisnalarına yer
verilmektedir. Anılan düzenlemeye göre;
-SPK’ya göre kurulan menkul kıymetler yatırım
fonlarının (borsa yatırım fonları[6]
hariç) katılma belgelerinin ilgili olduğu fona iadesi,
-Menkul kıymetler yatırım ortaklıklarının hisse
senetlerinin alım satımı,
-Hazine tarafından yurt dışında ihraç edilen
menkul kıymetlerin alım satımı, itfası sırasında elde edilen getirileri ile
bunların dönemsel getirilerinin tahsilinde,
-Tam mükellef kurumlara ait olan ve iki yıldan
fazla süreyle elde tutulan hisse senetlerinin elden çıkarılmasında,
-Hisse senetleri kar paylarının hisse sahipleri
adına tahsilinde,
tevkifat uygulanmayacaktır.
Bankalar
ve aracı kurumlar, hisse senetleri ile az önce tevkifattan istisna tutulduğunu belirttiğimiz
menkul kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçları hariç her
hangi bir menkul kıymeti veya diğer sermaye piyasası aracını tevkifata tâbi tutulmaksızın almaları
halinde, kendilerine
satış yapanlar adına satış bedeli ile
alış bedeli arasındaki fark üzerinden %15 oranında tevkifat yapacaklardır. Eğer
bunlar daha önce bir banka veya aracı kurumdan alınmamış ise tevkifat
matrahının hesabında alış bedeli yerine ihraç bedeli esas alınacaktır.
Anılan
maddenin ikinci fıkrasına göre; GVK’nın 75’inci maddesinin ikinci fıkrasının 5 numaralı
bendinde yazılı menkul sermaye iratlarından (Hazine tarafından yurt dışında
ihraç edilen menkul kıymetlerden elde edilenler hariç), ödemeyi yapanlarca %15
oranında vergi tevkifatı yapılacaktır. Ödeme, banka veya aracı kurumlara
yapılıyor ise veya bunlar vasıtasıyla diğer gerçek ve tüzel kişilere yapılıyor
ise tevkifat yapılmayacaktır. Bankalara veya aracı kurumlara alış bedeli tevsik
edilmeksizin teslim edilmiş olan menkul kıymet gelirlerinde ise her halükarda
tevkifat yapılacaktır. Menkul kıymetin bir banka veya aracı kurum aracılığıyla
alınmış olması halinde tevkifat, itfa bedeli ile alış bedeli arasındaki fark üzerinde
yapılacaktır. Bu şekilde tevkifata tabi tutulan gelirlerden GVK 94 veya KVK 24 kapsamında
ayrıca tevkifat yapılmayacaktır.
Anılan
kanun maddesinin 4 numaralı fıkrasında ise; GVK’nın 75’inci maddesinin ikinci
fıkrasının 7, 12 ve 14 numaralı bentlerinde yazılı menkul sermaye iratlarından
ödemeyi yapanlarca %15 oranında vergi tevkifatı yapılacağı belirtilmiştir. Bu şekilde
tevkifata tabi tutulan gelirlerden GVK 94 veya KVK 24 kapsamında ayrıca
tevkifat yapılmaz. Anılan gelirlere ilişkin yapılacak tevkifatı düzenleyen
GVK’nın 94’üncü maddesinde istisnai bir düzenlemeyle tevkifat haricinde tutulan
kanunla kurulan dernek ve vakıflar ile dernek ve vakıf olmamakla birlikte vergi
uygulamasında dernek gibi kabul edilen odalar, borsalar, meslek örgütleri,
siyasi partiler, emekli ve yardım sandıkları bu düzenlemenin yürürlüğe
girmesiyle tevkifat kapsamına alınmaktadır.
Anılan
değişiklikler uyarınca gelirleri tevkifat kapsamına alınanların gerçek yada
tüzel kişi olması, dar ya da tam mükellef olması, vergi mükellefiyetinin
olmaması veya gelirin vergiden istisna olmasının tevkifatı önlemeyeceği anılan
maddenin 5 numaralı fıkrasında hükme bağlanmıştır. Bu durumun tek istisnası ise aynı fıkrada belirtilmiştir. Buna
göre, SPK’ya göre kurulan yatırım
borsa yatırım fonları ile emeklilik yatırım fonlarının yukarıdaki
açıklamalarımız paralelindeki gelirlerinden tevkifat yapılmayacaktır.
Tevkifata tabi tutulan
gelirler için hiçbir şekilde yıllık beyanname veya münferit beyanname verilmeyecek
ve diğer gelirler dolayısıyla verilen yıllık beyannameye de dahil
edilmeyecektir. Bu gelirler sadece ticari kazanç kapsamında elde
edilmiş olması halinde beyan edilecekler ve ödenen vergiler de yıllık vergiden
genel hükümler çerçevesinde mahsup edilecektir. Ancak, anılan maddenin 2 ile
3’üncü fıkraları kapsamında tevkif olunan vergilerin işlemin tabi olduğu kazanç
tutarının tevkifat oranı ile çarpılması sonucunda bulunacak rakamı aşan
kısmının mahsubu mümkün değildir. (Geçici Md. 67/5)
Geçici
67’nci maddenin 16 numaralı fıkrasına göre, yukarıda açıkladığımız vergileme
rejimi 31.12.2015 tarihine kadar devam edecektir. Yani, yeni rejim 01.01.2006
ve 31.12.2015 tarihleri arasında elde edilen gelirler (01.01.2006 tarihinden
önce ihraç edilenler ile bu tarihten evvel iktisap edilen menkul kıymet ve
diğer sermaye piyasası araçlarından elde edilen gelirler hariç) için cari olacak
ve 5281 sayılı Kanunun mevcut hükümlerine göre 01.01.2016 tarihinden itibaren
eski mevzuat hükümlerine yeniden dönülecektir.
III-GEÇİCİ 68’İNCİ MADDE
EKLENMİŞTİR
5281
sayılı Kanunun 30’uncu maddesiyle eklenen ve 01.01.2006 tarihinden itibaren
geçerli olacak geçici 68’inci madde hükmü aşağıdaki gibidir;
“31.12.2010 tarihine kadar Türkiye Jokey Kulübünce
organize edilen yarışmalara katılan atların jokeyleri, jokey yamakları ve
antrenörlerine ücret olarak yapılan ödemeler üzerinden %20 oranında Gelir
Vergisi tevkifatı yapılır. Ödemeyi yapanın 94’üncü madde kapsamında tevkifat
yapma zorunluluğu bulunup bulunmamasının ve 23’üncü maddenin birinci fıkrasının
2 numaralı bendinde düzenlenmiş olan istisnanın tevkif yoluyla ödenecek Gelir
Vergisine etkisi yoktur. Türkiye Jokey Kulübü aracılığıyla yapılan ücret
ödemelerinde Gelir Vergisi tevkifatı bu Kulüp tarafından yerine getirilir.
Tevkif suretiyle vergilendirilmiş bulunan bu
gelirler için yıllık beyanname verilmez. Diğer gelirler nedeniyle beyanname
verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmez.
Bakanlar Kurulu, %
20 oranını % 25 oranına kadar
artırmaya veya kanunî oranına kadar indirmeye yetkilidir.”
Yapılan
düzenlemeyle, 31.12.2010 tarihine kadar Türkiye Jokey Kulubü tarafından
organize edilen yarışlara katılan atların jokerleri, jokey yamakları ile
antrenörlerine yapılan ücret ödemelerinden ödemeyi yapan tarafından %20
oranında tevkifat yapılacağı hükme bağlanmıştır. Ödemeyi yapanın GVK 94
kapsamında tevkifat yapmakla yükümlü tutulanlardan olması tevkifat yapma
yükümlülüğünü ortadan kaldırmaktadır. Eğer, ödeme Türkiye Jokey Kulübü
aracılığıyla yapılır ise tevkifat yapma yükümlülüğü Türkiye Jokey Kulübü’ne
aittir. Bu şekilde tevkif edilen gelirler için yıllık beyanname verilmeyeceği
gibi diğer gelirler dolayısıyla verilen beyannamelere de dahil edilmeyecektir.
Gelir
Vergisi Kanununun İkinci Kısım Altıncı Bölümünde müteferrik istisnalar
düzenlenmektedir. Bu bölümün 23’üncü maddesinde ise ücretlere tanınan
istisnalar yer almaktadır. Anılan maddenin birinci fıkrasının 2 numaralı
bendinde, gelir vergisinden muaf olanların veya gerçek usulde
vergilendirilmeyen çiftçilerin yanında çalışan işçilere ödenen ücretlerin gelir
vergisinden istisna olduğu hükme bağlanmıştır. Geçici 68’inci maddede, ücret
ödemesi yapılan joker, joker yamağı veya antrenörün ücreti 23/2 kapsamında olsa
dahi tevkifat yapılacağı belirtilmiştir.
III- 89’UNCU MADDE
DEĞİŞTİRİLMİŞTİR
GVK’nın
89’uncu maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinde, mükelleflerin
kendileri, eşleri ve küçük çocuklarına ilişkin olarak Türkiye’de yaptıkları ve
gelir ya da kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek ve tüzel kişilerden
aldıkları belgelerle tevsik ettikleri eğitim ve sağlık harcamalarının %5’inin
beyan ettiklerin gelirden indirilmesine olanak sağlamaktadır. Bu bende yapılan
değişiklikle bu oran %10’a yükseltilmiştir. Yapılan değişiklikle mükelleflerin
eğitim ve sağlık harcamalarının daha yüksek bir oranının gelir matrahından
düşülmesine olanak sağlanarak sosyal devlet olmanın gereği yerine getirilmiştir.
Bu yönüyle, son dönemde çıkarılan eğitim ve sağlığı teşvik edici yasaların
devamı mahiyetinde bir düzenlemedir.
Anılan
maddenin 6 numaralı bendinde fakirlere yardım amacıyla kurulan ve gıda
bankacılı alanında faaliyet gösteren dernek ve vakıflara bağışlanan gıda
maddelerinin maliyet bedelinin beyan edilen gelir vergisi matrahından düşülmesi
hükme bağlanmıştır. Bu bende yapılan değişiklikle sadece gıda maddelerinin
değil aynı zamanda temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin de anılan dernek
ve vakıflara bağışlanması halinde bunların maliyet bedellerinin gelir vergisi
matrahından düşülmesine olanak sağlanmıştır.
Yapılan
değişiklikler 01.01.2005 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.
IV-GEÇİCİ 55’İNCİ
MADDEDE DEĞİŞİKLİĞE GİDİLMİŞTİR
Geçici
55’nci maddede yapılan ilk değişiklik yürürlük süresinin uzatılmasıdır.
Bilindiği üzere, anılan maddede, 01.01.1999-31.12.2004 tarihleri arasında elde
edilen ve tevkif suretiyle verilendirilen Gelir Vergisi Kanunun 75’inci
maddesinin ikinci fıkrasının 7, 12 ve 14 numaralı bentlerinde yazılı menkul
sermaye iratları ile menkul kıymet yatırım fonlarının katılma belgelerine
ödenen kar payları için beyanname verilmeyeceği ve diğer gelirler dolayısıyla
verilen beyannamelere de dahil edilmeyeceği düzenlenmiştir. Anılan maddenin
yürürlüğü en son 5035 sayılı Kanunun 48/4-h maddesiyle 31.12.2004 tarihine
kadar uzatılmıştı. 5281 sayılı Kanunun 43/8-e maddesiyle yapılan değişiklikle
anılan madde hükmü 31.12.2005 tarihine kadar uzatılmıştır.
Yapılan
diğer bir değişiklik ise, anılan madde kapsamına İMKB’de işlem gören menkul
kıymet yatırım fonu katılma belgelerinin alım satımından elde edilen kazançlar
ile Türkiye’de kurulu vadeli işlem ve opsiyon borsalarında yapılan işlemlerden
elde edilen kazançlar dahil edilmiştir. Böylece, menkul kıymet yatırım
fonlarından İMKB’de işlem görenlerin burada elden çıkarılmasından sağlanan
değer artış kazançları ile Türkiye’de kurulu vadeli işlem ve opsiyon
borsalarında yapılan işlemler sonucunda elde edilen kazançlar için yıllık
beyanname verilmemesi ve diğer gelirler dolayısıyla verilen beyannamelere de
dahil edilmemesi sağlanmıştır.
Yapılan
değişiklikler 01.01.2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
V-GEÇİCİ 59’UNCU
MADDENİN UYGULAMA SÜRESİ UZATILMIŞTIR
5281 sayılı Kanunun 43/8-f
maddesiyle, 01.01.2005 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere Geçici 59 uncu
maddesinde yer alan “31.12.2006 tarihine kadar” ibaresi “31.12.2007 tarihine
kadar” ve “26.7.2001-31.12.2004 tarihleri arasında” ibaresi ise
“26.7.2001-31.12.2005 tarihleri arasında” olarak değiştirilmiştir. Yapılan
değişiklikle, 2005 yılı içerinde ihraç edilen devlet tahvilleri (eurobondlar
dahil) ile hazine bonoları da istisna kapsamına dahil edilmiş ve anılan maddede
sayılan gelirlere tanınan istisna süresi 31.12.2007 tarihine kadar uzatılmıştır.
Bilindiği üzere, bu maddeyle
26.07.2001 tarihinden itibaren ihraç edilen devlet tahvili ile hazine
bonolarından elde edilen faiz gelirleri ile bunların elden çıkarılmasından
sağlanan diğer kazançlar toplamının 2004 yılı için 156.505.290.-TL tutarındaki
kısmi gelir vergisinden istisna edilmiştir. Bu tutarın 2004 yılı yeniden
değerleme oranında artırılması halinde 2005 yılı için geçerli olacak istisna
tutarı 174.033,88.-YTL olacaktır. Anılan istisna hükmü, ilk olarak 4710 sayılı
Kanunun 1’inci maddesiyle eklenmiş olup kamunun borçlanma ihtiyacı karşılığında
devamlı uzatılmıştır. Son olarak 5035 sayılı Kanunun 48/4-j maddesiyle süre
uzatımı yapılmıştı. Bu sure uzatımının da 31.12.2004 tarihinde sona ermesi
nedeniyle, 5281 sayılı Kanun ile bir kez daha uzatma yoluna gidilmiştir.
VI-DİĞER DEĞİŞİKLİKLER
5281
sayılı Kanunun 43/8-a maddesiyle, GVK’nın 40’ıncı maddesinin birinci fıkrasının
10 numaralı bendinde yer alan “gıda maddelerinin” ibaresi “gıda, temizlik,
giyecek ve yakacak maddelerinin” olarak değiştirilmiştir. Yapılan değişiklikle,
fakirlere yardım amacıyla gıda bankacılığı faaliyetinde bulunan dernek ve
vakıflara bağışlanan temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet
bedellerinin ticari kazancın vergiye esas olacak matrahının tespitinde gider
olarak kabul edilmesi sağlanmıştır. Bu haliyle, GVK’nın 89’uncu maddesinin
birinci fıkrasının 6 numaralı bendinde yapılan düzenlemeyle paralel bir
düzenlemedir. İlk olarak, 5035 sayılı Kanunun 12’nci maddesiyle GVK’nın 40’ıncı
maddesinin birinci fıkrasına eklenen 10 numaralı bend ile 02.01.2004 tarihinden
geçerli olmak üzere, gıda maddelerinin anılan derneklere bağışlanması halinde
bunların maliyet bedellerinin gider kabul edilmesine olanak tanınmıştı. Gerek
gider yazılması gerekse gelirden indirilmesine ilişkin hükümler tasarı metninde
mevcut değil iken komisyonda tasarıya eklenerek yasalaşmışlardır.
GVK’nın
48’inci maddesi basit usule tabi olmanın özel şartlarını düzenlemektedir.
Mükellefler, GVK’nın 47’nci maddesindeki genel şartlara ilave olarak bu maddedeki
özel şartları sağlamaları halinde basit usulde vergilendirilmektedirler. Bu
maddede faaliyet türleri ile alış ve/veya satış hadleri belirlenmiştir. Anılan
maddenin ikinci fıkrasında ise emsallerine nazaran kar hadleri düşük olan tekel
maddeleri, damga pulu, milli piyango bileti ve şeker gibi mallarda anılan
maddedeki hadlerin değil Maliye Bakanlığı’nca belirlenecek hadlerin esas
alınacağı ifade olunmaktadır. 5281 sayılı Kanunun 43/8-b maddesiyle bu
fıkradaki “tekele tabi maddelerle, damga pulu, milli piyango bileti, akaryakıt,
şeker ve bunlar gibi” ibaresi “Milli piyango bileti, akaryakıt şeker ve bunlar
gibi” olarak değiştirilmiştir. Yapılan değişiklikle tekele tabi mallarda
özelleştirme sürecine paralel olarak Maliye Bakanlığı’nca belirlenecek kar
hadleri yerine normal alış satış hadleri çerçevesinde mükellefiyet şeklinin
belirlenmesi kabul edilmiştir. 5281 sayılı Kanunla Damga Vergisi Kanununa
yapılan değişiklikle damga pulu uygulamasına son verildiği için anlamı ve
uygulanabilirliği kalmayan bu ibare metinden çıkarılmıştır.
5281
sayılı Kanunla Gelir Vergisinde yapılan değişikliklere ilişkin son olarak
bahsedeceğimiz husus tarifede yapılan değişikliktir. 5281 sayılı Kanunun 29’uncu maddesiyle GVK’nın 103’üncü
maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir;
“Gelir vergisine tâbi gelirler;
6.600 Yeni Türk Lirasına kadar %
20
15.000 Yeni Türk Lirasının 6.600 lirası için 1.320
lira, fazlası %
25
30.000 Yeni Türk Lirasının 15.000 lirası için
3.420 lira, fazlası %
30
78.000 Yeni Türk Lirasının 30.000 lirası için
7.920 lira, fazlası %
35
78.000 Yeni Türk Lirasından fazlasının 78.000
lirası için 24.720 lira, fazlası % 40
oranında vergilendirilir.”
Gelir
vergisi tarifesinin ilk dilimi 6.600YTL (=6.600.000.000TL) ve en üst dilimi
78.000YTL (=78.000.000.000TL) olarak belirlenmiş ve en üst gelir dilimine
uygulanacak olan oran 5 puan düşürülerek %40 olarak belirlenmiştir. Böyle bir
kanun değişikliği yapılmasaydı, mükerrer 123’üncü maddenin 2 numaralı fıkrası
uyarınca hadler Bakanlar Kurulu tarafından yeniden değerleme oranı nispetinde
artırılarak tespit edilecekti. 2004 yılı yeniden değerleme oranı % 11,2[7]
olarak belirlendiğini göz önüne alırsak; ilk dilim 6.700 YTL (=6.700.000.000TL)
ve en üst dilim ise 155.000 YTL (=155.000.000.000TL) olacaktı. Görüyoruz ki
hadlerin Kanunla belirlenmesi mükellefler aleyhine bir sonuç doğurmuştur.
Ayrıca, puan indirimin sadece en üst gelir diliminde gerçekleştirilmesi de
mükelleflerin çok büyük bir kısmının indirimden yararlanmasına olanak tanımaması
nedeniyle indirimin etkisinin çok sınırlı olması sonucunu doğurmaktadır.
103’üncü
maddenin ikinci fıkrasında her hangi bir değişikliğe gidilmediği için ücret
gelirlerinde 5 puan düşük vergilendirmeye devam edilecektir.
|