|
05
Nisan 2005
Bülent KOÇAK
Gelirler Kontrolörü
bbkocak@yahoo.com
GAYRİMENKUL VE İŞTİRAK HİSSELERİ SATIŞ KAZANCI
İSTİSNASINA İLİŞKİN SON DÜZENLEME
I-
GİRİŞ:
5281
sayılı “Vergi Kanunlarının Yeni Türk Lirasına Uyumu ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”
ile vergi kanunlarımızda önemli değişiklikler yapılmıştır. Yazımızda Kurumlar
Vergisi Kanunu uygulamasında çok önemli bir yer teşkil eden gayrimenkul ve
iştirak hisseleri satışlarından elde edilen kazançlara tanınan KV istisnasına
ilişkin 5281 sayılı Kanun ile yapılan yeni düzenlemeyi eski hükümlerle karşılaştırmalı
olarak ele alacağız.
II-
YENİ HÜKÜMLER VE UYGULAMA:
5422
sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda yapılan en önemli düzenleme 1984 yılından
beri mevzuatımızda yer alan ve genellikle geçici maddeler ile uygulanmakta olan
bir istisnanın sürekli hale getirilmesidir. Söz konusu istisna, 2970 sayılı
Kanunla Kurumlar Vergisi Kanununa eklenen geçici 10’uncu madde hükmüyle 1984
yılında mevzuatımıza girmiş olup anılan maddenin yürürlük süresi 25.12.2003
tarih ve 5035 sayılı “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”un
48/5-d maddesiyle 31.12.2004 tarihine uzatılmıştı. Çeşitli değişikliklerle günümüze
kadar gelen istisna hükmü, 5281 sayılı Kanunun 31’inci maddesi ile Kurumlar
Vergisi Kanununun 8’inci maddesinin birinci fıkrasına 12 numaralı bent olarak
eklenmek suretiyle sürekli hale getirilmiştir. Yapılan yeni düzenleme sonrası
01.01.2005 tarihinden itibaren uygulanacak olan istisna hükmü aşağıdaki
gibidir;
“Kurumların, en az iki tam yıl
süreyle aktiflerinde yer alan iştirak hisseleri ile gayrimenkullerinin
satışından doğan ve sermayeye eklenmesine karar verilen kazançları.
Sermayeye ilave edilme işleminin
satışın yapıldığı yılı izleyen ikinci takvim yılının sonuna kadar
gerçekleştirilmesi şarttır. Vadeli satış halinde, ilk yapılan tahsilatın iştirak
hissesi veya gayrimenkulün maliyet bedeline ilişkin olduğu kabul edilir. Bu
süre içinde sermayeye eklenmeyen kazanç kısmı için uygulanan istisna
dolayısıyla zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır.
Bankalara borçlu durumda olanlar ile bunların kefillerinin bu borçlara karşılık
bankalara devrettikleri gayrimenkul ve iştirak hisseleri ile bankaların
alacaklarına karşılık iktisap ettikleri gayrimenkul ile iştirak hisselerinin
satışında iki tam yıl süreyle elde tutulma şartı aranmaz. Bedelsiz olarak ya da
rüçhan hakkı kullanılmak suretiyle itibarî değeriyle iktisap edilen hisse
senetlerinin iktisap tarihi olarak, sahip olunan eski hisse senetlerinin
iktisap tarihi esas alınır. Menkul kıymet veya gayrimenkul ticareti ile uğraşan
kurumların bu amaçla ellerinde bulundurdukları değerlerin satışından elde
ettikleri kazançlar istisna kapsamı dışındadır.
Tam mükellef sermaye şirketleri
dışındaki kurumlar ile dar mükellef kurumlarda, satıştan doğan kazancın
sermayeye ilave edilmesi şartı aranmaz, bu kazançlar özel bir fon hesabında
tutulur. Sermayeye eklenen veya fon hesabında tutulan kazançların beş yıl
içinde; herhangi bir suretle işletmeden çekilmesi, dar mükellef kurumlar
tarafından yurt dışına transfer edilmesi veya bu süre içinde işletmelerin
tasfiyesi (devir, birleşme ve bölünme halleri hariç) halinde, bu kazançlar o
yılın kazancı sayılarak vergiye tâbi tutulur.
Türk Ticaret Kanununun 391 inci
maddesinin bu suretle gerçekleştirilecek sermaye artırımına aykırı hükümleri
uygulanmaz. İstisnanın uygulanmasına ilişkin esas ve usûlleri tespit etmeye
Maliye Bakanlığı yetkilidir.”
Yapılan
değişiklikle ilk olarak istisna uygulamasından yararlanacak mükelleflerin
kapsamı genişletilmiştir. Geçici 28’inci maddedeki haliyle dar mükellef
kurumlar anılan istisnadan yararlanamamaktayken yeni düzenlemede tüm KV mükelleflerinin
yararlanması sağlanmıştır. Gayrimenkul veya iştirak hissesinin, daha önce
olduğu gibi, en az 2 tam yıl, yani 730 gün işletme aktifinde bulundurulduktan
sonra elden çıkartılmış olması istisnadan yararlanmanın temel şartıdır. KVK
hükümlerine göre yapılan birleşme, devir ve bölünme hallerinde iktisap tarihi
olarak birleşen, devir alınan ve bölünen kurumların iktisap tarihi esas alınacağı
gibi bedelsiz edinilen hisse senetlerinde de bedelsiz senet verilmesine sebep
olan ilk hisse senedinin edinim tarihi esas alınacaktır. İstisnadan
yararlanmanın bir diğer şartı olan satıştan doğan kazancın sermayeye eklenmesi önceki
hükümlere göre biraz daha yumuşatılmıştır. Bu alandaki değişikliklerden ilki; tam
mükellef sermaye şirketleri dışındaki kurumlar (iktisadi kamu müesseseleri,
dernek ve vakıflara ait iktisadi işletmeler ile iş ortaklıkları) ile dar
mükellef kurumların satışlardan elde ettikleri kazançları sermayelerine ekleme
şartının aranmamasıdır. Ancak, bu mükellefler satışlardan elde ettikleri
kazancı özel bir fon hesabında tutmak zorunda oldukları gibi 5 yıl süreyle de başka
bir hesaba nakledilemeyecek, işletme dışına çıkartılmayacak, yurt dışına
transfer edilemeyecek ve bu sürece işletmenin tasfiye edilmeyecektir. (Kurumlar
Vergisi Kanununa göre yapılan devir, birleşme ve bölünme halleri hariç) Bu
alandaki diğer bir önemli imkan ise peşin satışlara da satıştan elde edilen
kazancı satışı takip eden ikinci hesap döneminin sonuna kadar sermayeye ilave
etme hakkı tanınmış olmasıdır. Eski düzenleme de bu hak sadece vadeli satışlar
için geçerli olup peşin satışlarda elde edilen kazancın satışın yapıldığı yılda
sermayeye eklenme şartı aranmaktaydı.
Gayrimenkul
tabiri Medeni Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirmekteydi ve Maliye
Bakanlığı bu konudaki görüşünü 51 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği
ile
açıklamıştı. Anılan tebliğde, istisnaya konu olacak gayrimenkulun tapuya
kayıtlı olmasının şart olduğu belirtilmiş iken Danıştay’ın gayrimenkul
tanımlamasında fiili durumu esas alarak tapuya tescil şartının aranmaması
gerektiği şeklinde kararları da bulunmaktaydı. Yeni kanun maddesinin gerekçesinde
Gayrimenkul tabirinin Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde ele alınacağı, bu
bağlamda henüz cins tashihi ve kurum adına tescili yapılmamış bir binanın
satışından doğan kazanca, binanın bağımsız bir birim olarak veya üzerinde
bulunduğu arsa ya da arazinin kurum adına tescili yapılmadan gerçekleşecek
satışlarda istisna uygulaması söz konusu olmayacak, kurum adına tescil
yapıldıktan sonra yapılacak satışlar istisna kapsamında değerlendirilebileceği
belirtildikten sonra şu açıklamaya yer verildikten sonra fiiliyatta çeşitli nedenlerle tapuda tescilin
kurum adına yapılmasında gecikmeler olabildiği, bu nedenle fiilen işletme
tarafından iki yıldan fazla süreyle sahip olunduğu yapı inşaatı ruhsatı veya
vergi dairesi tespiti veya resmi kurum kayıtlarından birisi ile tevsik edilen
ancak, çeşitli nedenlerle tapu kaydında gecikmelerin söz konusu olduğu gayrimenkullerin
satışından doğan kazançların istisnadan yararlanacağı belirtilmiştir.
İştirak
hissesi tabirinin ise 10.02.1995 tarih ve 22198 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 49 Seri Nolu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği hükümleri çerçevesinde
değerlendirilmesi gerekmektedir. Anılan tebliğe göre, menkul kıymetler
portfoyüne dahil hisse senetleri ile ortaklık payları iştirak hissesi olarak
değerlendirilecektir. Bu bağlamda, anonim şirket hisse senetleri (SPK’ya göre
kurulan yatırım ortaklıkları hisse senetleri dahil ancak yatırım fonları
katılma belgeleri hariç), limited şirket iştirak payları, eshamlı komandit
şirketlerin komanditer ortaklarının payları, iş ortaklıkları ile adi
ortaklıklar payları iştirak hissesi olarak kabul edilecektir. Benzer şekilde
kooperatif payları da iştirak hissesi olarak kabul edilir. İştirak hissesinin
yabancı ülkedeki bir şirkete aidiyeti istisnadan faydalanmaya engel teşkil
etmemektedir.
Menkul
kıymet veya gayrimenkul ticareti ile uğraşanların ticaret amaçlı olarak
ellerinde bulundurdukları bu değerlerin satışından doğan kazanç istisna
kapsamına dahil değildir. Bunların iki yıldan uzun bir süredir bulunduruluyor
olması sonucu değiştirmemektedir. Belirtilen değerlerin ticareti ile
uğraşanların ticari amaçlar dışında nedenlerle ellerinde bulundurdukları gayrimenkul
ve iştirak hisseleri için istisnadan faydalanılması mümkündür.
Maddenin
yeni halinde üretim ve turizm tesisleri ile bu tesislere ait gayrimenkullerin
elden çıkarılmasına tanınan istisnaya ilişkin hükme yer verilmemiştir. (Geçici
28’inci madde düzenlemesinde bu kazançlar aynı maddedeki diğer kazançlardan
ayrı olarak % 10’luk stopaja da tabi tutulmamaktaydı.)
Yeni düzenlemede bu hükme yer verilmemiş olmakla birlikte mükelleflerin bu
işlemlerden elde ettikleri kazançları; anılan maddenin ilk fıkrası hükmü ve de
işlemin mahiyetine göre KVK’da yer alan “bölünme” müessesesi sayesinde vergi
dışında tutabilmelerinin mümkün olduğunu düşünmekteyiz.
Gayrimenkuller
ile iştirak hisselerinin para karşılığı olmaksızın devri, temlik ve trampa şeklindeki
işlemler ile elden çıkarılması istisna kapsamına girmemektedir. Benzer şekilde,
icra gibi mükelleflerin kendi iradeleri dışındaki elden çıkarmalarda da istisnadan
uygulanmamaktaydı. Danıştay 4’üncü Dairenin 29.05.1998 tarih ve E.1997/2540
K.1998/2301 sayılı kararı da bu yöndedir. Bu
konudaki temel sav ise, istisnanın amacı işletmenin mali bünyesini güçlendirmek
olduğudur. Ancak, bu dönemde kamulaştırma işlemlerinde 51 Seri Nolu KV Genel
Tebliği hükümleri dairesinde istisna uygulanmaktaydı. (Bedel artımı davası
açılması halinde, artırılan bedelin tahsil edildiği yıl kurum sermayesine
eklenmesi halinde bu tutar için de istisnadan faydalanılmaktadır. Geç ödeme
dolayısıyla alınan faizlere istisna tanınmamaktaydı.) Keza, borç karşılığı
takas işlemleri de işletmelerin finansman imkanlarını artırdığı gerekçesiyle, aynı
tebliğ uyarınca, istisna kapsamında değerlendirilmekteydi. Belirtilen konuya
ilişkin olarak yeni düzenlemenin madde gerekçesinde icra ile elden çıkmış olan gayrimenkullerden
doğan kazançların da istisnadan faydalanabileceği belirtilmiştir. Söz konusu
gerekçe hükmü aynen aşağıdaki gibidir:
“…Ancak, bu tür kıymetlerin mevcut borçlar karşılığında rızaen veya icra yoluyla devredilmesi işlemleri ile kamulaştırma işlemleri kurumların finansman imkanının
artıracağından istisna uygulaması kapsamında bulunmaktadır. Satış bedeline
ilişkin uyuşmazlıkların belirtilen 2 yıllık sermayeye ekleme süresi içinde
sonuçlandırılarak, varsa ek olarak alınan bedelin de (geç ödeme dolayısıyla alınan
faiz ve benzeri unsurlar hariç) sermayeye
ilave edilmesi halinde, uyuşmazlığın son bulduğu tarih itibariyle ek olarak
alınan bedel ile ilgili olarak istisna uygulanabilecektir. Kat karşılığında
arsa devrinde olduğu gibi, bir mal veya hakkın başka bir mal veya hak ile
değiştirilmesini ifade eden trampa işlemleri ise istisna uygulaması açısından
satış hükmünde değildir.”
Bu
kapsamdaki işlemler Geçici 28’inci maddenin a fıkrasının son paragrafı hükmü
uyarınca tapu ve sicil harcı ile BSMV’den istisna tutulmakta iken yapılan
değişiklik sonrasında; bu işlemlere tanınan Tapu ve Kadastro Harcı istisnasına
son verilmiştir. 5281 sayılı Kanunun 39’uncu maddesiyle 6802 sayılı Gider
Vergileri Kanununun istisnaları düzenleyen 29’uncu maddesine eklenen “v” bendi
ile Kurumlar Vergisi Kanununun 8’inci maddesinin birinci fıkrasının 12 numaralı
bendi kapsamındaki işlemlerin BSMV’den istisna olduğu belirtilmiş, dolayısıyla
daha önce KV maddesinde yer alan istisnanın ilgili kanun maddesinin kendi içine
çekilerek devamlı şekilde uygulanması sağlanmıştır.
Değişiklik
öncesi dönemde kurumlar vergisinden istisna tutulan işlemlere ilişkin olarak
düzenlenen kağıtlar damga vergisine tabi iken artık bu işlemler için düzenlenen
kağıtlardan damga vergisi alınmayacaktır. 5281 sayılı Kanunun 8’inci maddesiyle
488 sayılı Damga Vergisinin vergiden istisna kağıtları içeren 2 sayılı tabloya
eklenen 35 numaralı fıkra ile Kurumlar Vergisi Kanununun 8’inci maddesinin birinci
fıkrasının 12 numaralı bendi kapsamındaki işlemlerin damga vergisinden istisna
olduğu hükme bağlanmıştır.
Gayrimenkul
ve iştirak hisselerinin teslimleri KV düzenlemesine paralel bir şekilde KDV
Kanununda yapılan bir düzenlemeyle (Md.17/4-r), eskiden olduğu gibi, KDV’den
istisna olmaya devam etmektedir. Söz konusu istisna hükmünde önemli
değişikliklere gidilmiştir. Burada, bu konuyu önemine binaen izleyen yazımızda
ayrıca ele alacağımızı belirterek sadece eski düzenlemeden en önemli fark
olarak yeni dönemde KDV istisnasının KV istisnasından bağımsız bir şekilde
düzenlendiğini ifade etmek istiyoruz.
Konuya
ilişkin düzenlemeye ilişkin son olarak bahsedeceğimiz husus bankalara borçlu
durumda olanlar ile bunların kefillerine ait düzenlemedir. Anılan düzenlemeye
göre; bankalara borçlu durumda olanlar ile bunların kefillerinin borçlarına
karşılık bankalara devrettikleri gayrimenkuller ve iştirak hisseleri ile
bankaların alacaklarına karşılık iktisap ettikleri gayrimenkuller ve iştirak
hisseleri satışında iki yıllık elde tutulma şartı aranmaksızın istisna
uygulanacaktır. Ancak, bankaların belirtilen haller dışındaki iktisaplarında 2
yıllık süre şartı aranacaktır. Söz konusu düzenleme daha önce KVK’nın geçici
29’uncu maddesinde yer almaktaydı. Anılan düzenlemenin yürürlük süresi
31.12.2004 tarihinde sona ermiştir. Mezkur düzenlemeler arasındaki farklılık,
geçici 29’uncu maddede bankaya borcu olan tam mükellef sermaye şirketleri ile
bunların kefillerinin borçlarına karşılık devrettikleri kıymetlere istisna tanınmış
iken 5281 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemede borçlunun tam mükellef sermaye
şirketi olması şartı aranmamaktadır. Geçici 29’uncu madde uygulamasında kefilin
KVK kapsamında kurum olup olmaması gerektiği konusunda tereddüt yaşanmıştır. Bu
durum maalesef yeni düzenleme yapılırken dikkate alınmamıştır, dolayısıyla aynı
tereddüt bundan sonra da devam edecektir. Şahsi kanaatimiz, düzenlemenin yeri
itibariyle kefilin KVK kapsamında bir kurum olması gerektiğidir.
|