|
İstanbul,
13 Ekim 2005
Ali Türker PİRTİNİ
S.M.M.M.
Başdenetçi
alipirtini@acdenetim.com
alipirtini@yahoo.com
HİSSE SENETLERİNİN 1.1.2006
‘DAN İTİBAREN VERGİLENDİRİLMESİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLER VE ÖNERİLER
Ülkemizde
sermaye piyasasının kuruluşu çok eski tarihlere dayanmamaktadır. Dolayısıyla
ülkece çok genç bir sermaye piyasasına sahip olduğumuz söylenebilinir. Sermaye
piyasasının gelişebilmesi için ise sermaye piyasasına olan ilginin arttırılması
gerekmektedir Gelişmiş ülkelerde ekonominin ve ticari gelişmişliğin
simgelerinden biri borsada işlem gören şirket sayısının çokluğudur. Borsada
işlem gören şirket rüştünü ispat etmiş şirkettir. Hem devlet hem de üçüncü
kişiler (ortaklar, yabancı yatırımcılar, küçük tasarruf sahipleri v.s) her
yönüyle şirketleri takip edebilir ve yatırımlarını değerlendirebilir. Peki sermaye
piyasasına olan bu ilgi nasıl artacaktır? Daha çok şirketin halka arzı
sağlanmalı, şirketlerin halka arzı
teşvik edilmelidir. Ne kadar çok halka arz olmuş şirket sermaye piyasasında
olursa, o kadar da bu yatırım yapacak yatırımcı piyasada var
olacaktır. Hem şirketler kazanacak hem de küçük tasarruf sahipleri
yatırımlarını bu piyasada değerlendirebilecektir. Konu bu derecede önemli iken
devlet otoritesi bu piyasalara olan ilgiyi nasıl arttırmalıdır? Tabiî ki
bunun yanıtı bu piyasanın makul bir oranda vergilendirilmesiyle ve
vergilendirme mantığı ve tekniğinin de özellikle hisse senetleri kazançlarının
vergilendirilmesi açısından anlaşılır , açıklanabilir ve herkesçe aynı sonuca çıkılabilir bir
şekilde olması ile mümkün olacaktır.
Konuyla ilgili genel bir değerlendirme yaptıktan
sonra olayın vergisel boyutunu sizlerle paylaşalım. 5281 sayılı kanunun 30.
maddesiyle gelir vergisine eklenen geçici 67. madde ile menkul sermaye
iratlarının vergilendirilmesinde 1.1.2006 dan itibaren yeni bir
dönem başlamış olacaktır. Buna göre menkul sermaye iratlarının ve diğer
sermaye piyasası araçlarının getirileri üzerinden % 15 oranında stopaj
kesintisi yapılacak. Daha önceden beyan esasına tabi olan hisse senetleri ve devlet tahvili hazine bonoları
kazançlarından ve yine daha önceden stopaja tabi olmayan A tipi fon kazaçlarına kadar
bir çok sermaye piyasası aracı % 15 stopaja tabi olacaktır.
Ülkemiz
de gelir üzerinden toplanan
vergilerin istatistiğine bakıldığında
düşük olduğu görülmekte ve beyana dayalı vergilendirmede mükelleflerin
gerçek beyanda bulunmadıkları ortaya çıkmaktadır. Türkiye de gerçekten gelir
vergisi beyanlarında kaçak çok büyüktür. Maliye Bakanlığının verilerinden yola
çıkarak 2004 yılında gelirlerin % 46
sının beyan dışı olduğu saptanmıştır. Hazine tarafından bu duruma bakıldığında
vergi toplamada bazı değişikliklere gidilmesi kaçınılmaz gözükmektedir. Böyle
olunca da menkul sermaye iratlarının vergilendirilmesinde stopaj
doğrudan doğruya gündeme gelmektedir.
Buraya kadar her hangi bir sorun yok. Sorun
; Hisse senetlerin vergilendirilmesinde uygulamaya konulacak esaslarda bir takım çelişkilerin olmasıdır. Konuyla ilgili
olarak Gelir İdaresi Başkanlığının sitesinde taslak bir tebliğ bulunmakta.
Gerek G.V.K geçici 67. maddesinde ve gerekse de
konuyla ilgili uygulamaya yönelik açıklamaların yer aldığı taslak
tebliğe yönelik kamuoyundan gelen (yatırımcı, aracı kurumlar vb.) bazı önemli eleştirileri sıralamak
istiyoruz.
Yeni düzenlemeyle 1.1.2006 dan
itibaren vergiye tabi kazancın
tespitiyle ilgili 3 aylık elde tutma süresi 2 yıla çıkartılmış ve halka açıklık
olayı ortadan kaldırılmıştır. Hal böyle olunca küçük yatırımcının hisse senetlerine olan talebinin azalacağı
dolayısıyla da bu sektörde aracılık yapanların da işlem hacimlerinin azalacağı
kaçınılmazdır. Yani piyasa 2 yıla çıkarılan elde etme süresiyle büyük yara
almaktadır.
Yeni düzenlemeyle stopaj
matrahının tespitinde ilk giren ilk çıkar yöntemi kullanılarak alış bedeli belirlenecektir. Uygulamanın içerisinde
olanlar borsa endeksinin yükseldiği dönemlerde fifo yönteminin kazançlı olduğu borsa endeksinin düştüğü
dönemlerde ise fifo yönteminin zararla sonuçlanacağını Maliye idaresi açısından
da bu iki durum göz önüne alındığında piyasadaki riski minimize etme açısından
ortalama yöntemle alış bedelinin belirlenmesinin daha uygun olacağı
görülmektedir.
Yeni düzenlemeyle yatırımcı adına
verginin hazineye yatırılmasından aracı kurumlar ve bankalar sorumlu
olmaktadır. Ve her üç ayda bir aracı kurumlar ve bankalar kesilen stopajla
ilgili olarak beyanname vermek zorundalar. Yani ileride karşılaşılacak tüm
sorunlarda muhatap aracı kurum ve bankalar olmaktadır. Bu arada yeni düzenlemede
aynı türden menkul kıymetlerin alım satımından doğan zararların takvim yılı
aşılmadığı sürece gelecek üç aylık dönemlerde oluşan kazaçlardan mahsup
edilmesi söz konusu oluyor. Takvim yılının son üç aylık döneminde oluşan
zararın izleyen döneme aktarılması mümkün bulunmuyor. Bu hüküm genel
vergilendirme prensipleri ile çelişiyor. Kurumlar Vergisinde 5 yıl zararın
taşınması söz konusu iken burada yatırımcıya zararının izleyen yıllarda mahsup
imkanı verilmemesi vergicilikte ileriki dönemde çokça tartışılacağa benziyor.
Hisse senetlerinin ve diğer
sermaye piyasası araçlarının dönemsel getirilerinde Stopaj matrahı dönemsel
getiri tutarı olmaktadır. Stopaj matrahının hesaplanmasında ödenen komisyon ve banka ve sigorta muameleleri
vergisi indirim konusu yapılabilmekte fakat takasbank saklama masrafları ve
kredi faizleri ise dikkate alınmamaktadır. Kredi faizlerinin stopaj
matrahının tespitinde dikkate alınmaması da vergilendirme mantığına ters
düşmektedir.
Birden fazla banka veya aracı
kurumla çalışılması durumunda her banka ya da aracı kurum kendi işlemleri ile
ilgili olarak elde edilen gelirler üzerinden işlem yapacaktır. Bu hükümde çokça
tartışılacağa benziyor. Çünkü A kişisi B
aracı kurumundaki işlemlerinden
kâr C aracı kurumundaki işlemlerinden zarar elde etmiş olabilir. Bu
durumda getiriyi elde edene getirisini mahsup etme imkânı tanınmamaktadır.
Yatırımcı ayrı ayrı bakıldığında kâr elde etmiş gibi gözükürken toplu olarak bakıldığında zarar elde etmiş
olabilir, bu da herkesin kazancına göre vergilendirilmesi prensibiyle
bağdaşmamaktadır.
Ayrıca konuyla ilgili bir çok
teknik sorun kanunda ve taslak tebliğde açık değil. Bunlardan bazıları ise
bankaların ve aracı kurumların hisse
senedi işlemlerinin genel durumu dolayısıyla
günlük olarak tevkifat uygulaması ile kesinti yapıp karşılık ayırma
zorunluluğu bulunmaktadır. Bu durumda yatırımcıyı bilgilendirmek
ve ikna etmek zor olacaktır. Çünkü her aracı kuruluş bu durumu farklı
olarak uygulayabilir. Bu konuda nasıl bir uygulama birliğine gidilecek. Ayrıca
her banka ve aracı kuruluş farklı bir yazılım kullanacağından bu kuruluşların
sistemlerinden alınan verilerin birbirleri ile uyumu nasıl sağlanacak,
virmanlar dahil bu bilgilerin aktarımından veya geç aktarılmasından kimler
nasıl sorumlu olacaklardır. Kısacası konuyla ilgili yanıt bekleyen bir çok sorun
var.
Genel önerimiz gerçekten konuyla çok ilgili olan ve her birinin
ayrı ayrı müteala edilmesi gereken bu sorunların en kısa zamanda çözüme kavuşturulmasıdır. Konuyla ilgili
olarak önerilerimizi aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
- Öncelikle uygulanacak stopaj oranı çok yüksek olup
bu oranın %10 seviyesine çekilmesi,
- Hisse senetlerinin elde etme süresinin en az altı
ayla sınırlı kalması,
- Zarar
mahsubunda takvim yılı aşılmasının gerekli olduğu,
- Ayrı ayrı
aracı kuruluşlarda yapılan işlemlerin tek bir işlem gibi ele alınıp
münferit beyanname ile beyan edilmesinin gerekli olduğu,
- Takasbanka ödenen komisyonların ve ödenen
kredilerin faizlerinin stopaj matrahında dikkate alınması,
- Şirketlerin kesinleşmemiş temettü dağıtım
bilgileri dolayısıyla İMKB de eski yeni hisse senedi
sıralarının açılması halinde eski yeni farkı giderilinceye kadar eski hisse senetlerinin maliyet
hesaplanmasında güçlükler olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle eski
yeni hisse senedi ayrımının oluştuğu
hallerde her iki senet birleşinceye kadar oluşacak işlemlerden doğan
karlardan alınacak stopajın eski yeni farkının doğduğu dönemde değil
izleyen dönemlerde dikkate alınması,
- Mevcut bilgi işlem yazılımları sermaye piyasası
mevzuatına göre tesis edilmiş olup ortalama maliyet esasına göre stoklar
takip edilmektedir. Dolayısıyla vergisel açıdan ayrı bir stok takibi
yazılım mantığının değiştirilmesini gerektirecek bu dahi aracı kurumların
maliyetleri açısından extra bir yazılım ve donanım harcamasına neden
olacaktır. Dolayısıyla stopaj
matrahının tespitinde ilk giren ilk çıkar yöntemi yerine ortalama maliyet
yöntemi kullanılarak alış bedelinin belirlenmesi.
- Geçiş
dönemi olması nedeniyle tartışmaya açık konularda oluşabilecek matrah farkları nedeniyle
geçici bir süre vergi ziya-ı ve gecikme faizi hesaplanmaması,
- Bankaların
ve aracı kuruluşların kullanacakları yazılımların bakanlığın oluruyla
konuyla ilgili objektif ortak bir dile getirilmesinin sağlanmasının
yerinde olacağı kanaatindeyiz.
Maliye Bakanlığının
bu genel eleştirileri göz önüne alarak mevzuatta değişiklik yapabileceği
kanaatindeyiz. Böylelikle genç sermaye piyasamıza yönelik talepleri
arttırabilir hem yerli hemde yabancı
yatırımcıları bu piyasaya çekebiliriz.
Bir ülkede
sermaye piyasasının gelişmesi vergi teşvikleri ile mümkün olmaktadır.
Bu
faktörün bu aşamada kademeli vergi
indirimi şeklinde kullanılması mümkün iken karışık ve uygulaması zor
yöntemlerle sermaye piyasasının vergilendirilmesinden vazgeçilmelidir.
Bunun yerine
işlem vergisi altında komisyon tutarından vergi alınması gelişmekte olan
sermaye piyasasında memnuniyetle karşılanacaktır.
|