|
18
Ekim 2005 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:
25970
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2001/479
Karar Sayısı : 2005/1
Karar Günü
: 6.1.2005
İTİRAZ YOLUNA
BAŞVURAN: Ankara 5. İş
Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU: 17.7.1964 günlü, 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 2422 sayılı
Yasa ile değiştirilen 66. maddesinin (c) bendinin, Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I -
OLAY
Davacının, vefat eden eşinin, 1.4.1977 ile 30.12.1992
tarihleri arasında 462 gün zorunlu sigortalı hizmeti bulunduğu, 600 gün askerlik
süresinin de borçlanıldığı savıyla ölüm
aylığı bağlanmasına hak kazandığının tespiti istemiyle açtığı davada, 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 2422 sayılı Yasa ile değişik 66. maddesinin (c)
bendinin Anayasa’ya aykırılığı savını ciddi bulan Mahkeme iptali için
başvurmuştur.
II - İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir:
“Davacının eşi olan Seyitali
Kızılaslan’ın ilk
sigortalılık başlangıcı 1.4.1977 tarihi olup 1.4.1977 - 30.12.1992
tarihleri arasında toplam 495 gün zorunlu sigortalı hizmeti bulunmaktadır ve
9.2.1994 tarihinde vefat etmiştir. 506 sayılı Kanunun 3279 sayılı Kanun ile
değişik 60’ncı maddesinin (f) fıkrası uyarınca 506 sayılı Kanuna göre sigortalı
olarak tescil edilmiş olan sigortalıların veya hak sahiplerinin askerlikte er
olarak geçen sürelerin tamamını borçlanabilecekleri belirtildiğinden müteveffa
sigortalının 15.3.1978 - 20.11.1979 tarihleri arasındaki 600 günlük askerlik
borçlanması mirasçıları tarafından
ödenmiştir. Davacı, SSK kayıtlarına 4.5.1998 günü intikal eden dilekçe ile
kendisine ölüm sigortasından aylık bağlanması talebinde bulunmuş, bu talep SSK
tarafından yerine getirilmemiştir.
506 sayılı Kanunun ölüm sigortasından aylık bağlanma
şartlarına ilişkin 66 ncı maddesinin (c) fıkrasında,
toplam olarak 1800 gün veya en az 5
yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama
olarak 180 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda ölen
sigortalının hak sahibi kimselerine
aylık bağlanacağı bildirilmiştir.
Ölen sigortalının sigortalılık başlangıcı 1.4.1977 tarihi
olup, 9.2.1994 tarihinde vefat ettiğinden toplam 16 yıl 8 ay 8 gün
sigortalılık süresi, 495 gün zorunlu
sigortalılık hizmeti ile 600 gün askerlik borçlanması ile birlikte 1095 gün
toplam sigortalı gün sayısı bulunmaktadır. Davacıya ölüm
sigortasından aylık bağlanması
için miras bırakanın (16
yılx180 gün) = 2880 gün veya en az 1800 gün sigortalı hizmetinin bulunması
gerekmektedir. Yasada belirtilen her yıl için 180 gün prim ödeme koşulu,
sigortalının 10 yıldan az sigortalılığının olması halinde işlemektedir. Örneğin,
sigortalının en az beş yıl sigortalı olması halinde (5 yılx180 gün) = 900 gün, 6
yıl sigortalı olması halinde (6 yılx180 gün) =1080 gün, 7 yıl sigortalı olması
halinde (7 yılx180 gün) = 1260 gün, 8 yıl sigortalı olması halinde (8 yılx180
gün) = 1440 gün, 9 yıl sigortalı olması halinde (9 yılx180 gün)= 1620 gün
sigortalı olmak aylık bağlanmasına yeterli olacaktır. Bu durumda herhangi bir
sigortalının tescil tarihinden itibaren tam 5 yıl sonra vefat etmesi halinde bu
sigortalının hak sahiplerinin ölüm sigortasından aylık bağlanması için ( 5
yılx180 gün) = 900 gün prim ödenmesi yeterli olacağı halde sigortalının 8 yıl
sigortalılık süresi sonunda vefat etmesi halinde (8 yılx180 gün) = 1440 gün
aranması Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılıktır. Davacının miras bırakanı 5
yıl sigortalı olma ve bu beş yıl için (5 yılx180 gün) = 900 gün prim ödeme asgari koşulunu yerine getirdiği halde, hatta
beş yıllık sigortalı iken vefat eden kişiden daha fazla 1095 gün prim ödediği
halde davacıya aylık bağlanamayacaktır. Bu durum sosyal devlet ve kanun önünde eşitlik ilkesine aykırılık
teşkil ettiğinden davacı vekilinin Anayasa’ya aykırılık iddiası ciddi görülerek
yukarda anılan maddenin iptali istemi
ile Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu
başvurunun bekletici mesele sayılmasına, dosyanın Anayasa Mahkemesi
Başkanlığı’na gönderilmesine karar vermek gerekmiştir.
29.11.2001”
III - YASA
METİNLERİ
A - İtiraz
Konusu Yasa Kuralı
506 sayılı Yasa’nın itiraz konusu (c) bendini de içeren
“Ölüm Sigortasından Aylık Bağlama Şartları” başlıklı 66. maddesi şöyledir:
“a) Malullük
veya yaşlılık aylığı almakta iken, yahut malullük veya yaşlılık aylığı
bağlanmasına hak kazanmış olup henüz işlemi tamamlanmamış durumda
veya,
b) Bağlanmış
bulunan malullük veya yaşlılık aylığı, sigortalı olarak çalışmaya başlamaları
sebebiyle kesilmiş durumda yahut,
c) Toplam
olarak 1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık
süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün Malullük, Yaşlılık ve Ölüm
Sigortaları primi ödemiş durumda,
Ölen
sigortalının hak sahibi kimselerine aylık bağlanır.”
B - Dayanılan
ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine
dayanılmış, 60. maddesi ise ilgili görülmüştür.
IV - İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince,
Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Ali HÜNER,
Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Rüştü SÖNMEZ, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU,
Ahmet AKYALÇIN ve Enis TUNGA’nın katılmalarıyla 20.12.2001 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle karar
verilmiştir.
V - ESASIN
İNCELENMESİ
İşin esasına ilişkin rapor, başvuru kararı ve ekleri,
itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları,
bunların gerekçeleri ile öteki yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
A - Sınırlama
Sorunu
Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Yasa’nın 28. maddesine
göre, Anayasa Mahkemesi’ne yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran
Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulayacağı Yasa kuralları ile
sınırlıdır.
Başvuru kararında,
17.7.1964 günlü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 2422 sayılı Yasa
ile değişik 66. maddesinin (c) bendinin tamamının iptali istenmiş ise de;
davacının murisi olan sigortalının, sigortalılık süresi boyunca toplam olarak
1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi ödediğine dair bir iddia ve talepte bulunulmamış ve davacı,
itiraz konusu kuralın, en az 5 yıl sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin
her yılı için ortalama olarak 180 gün
malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olma koşulunun, murisi olan
sigortalı yönünden gerçekleştiği iddiasıyla, kendisinin ölüm sigortasından aylık
bağlanmasına hak kazandığının tespitini istemiştir. Bu nedenle incelemenin,
itiraz konusu kuralın “... veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup,
sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün...” bölümüyle
sınırlı olarak yapılmasına karar verilmiştir.
B - Anayasa’ya
Aykırılık Sorunu
Başvuran Mahkeme, davacının murisi olan sigortalının
sigortalılık süresinin 16 yıl, 8 ay, 8 gün ve zorunlu sigortalılık süresinin de
495 gün olduğunu, 600 gün askerlik süresinin mirasçıları tarafından borçlanılıp
ödenmesi suretiyle toplam sigortalı gün sayısının 1095 güne ulaştığını, itiraz
konusu kurala göre, davacıya ölüm sigortasından aylık bağlanabilmesi için murisi
olan sigortalının 2880 gün veya en az
1800 gün prim ödemiş olması gerektiğini, kuralda belirtilen her yıl 180
gün prim ödeme koşulunun, sigortalının 10 yıldan az sigortalılığının olması
halinde işleyeceğini, örneğin, sigortalının en az 5 yıl sigortalı olması halinde
900 gün, 6 yıl sigortalı olması halinde 1080 gün ve 9 yıl sigortalı olması
halinde de 1620 gün prim ödemiş olması durumunda hak sahibi kimselerine ölüm
sigortasından aylık bağlanabileceğini, buna göre, bir sigortalının tescil
tarihinden itibaren tam 5 yıl sonra vefat etmesi halinde bu sigortalının hak
sahibi kimselerine ölüm sigortasından aylık bağlanabilmesi için 900 gün prim
ödenmesinin yeterli olacağı halde, sigortalının 8 yıllık süre sonunda vefat
etmiş olması halinde 1440 gün prim ödenmiş olması koşulunun aranmasının
Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, davacının murisinin de, en az 5
yıl sigortalı olma ve 900 gün prim ödeme asgari koşulunu yerine getirdiği halde
davacıya ölüm sigortasından aylık bağlanmadığını, bunun da Anayasa’da yer alan
sosyal devlet ve yasa önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğunu ileri
sürmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinde, Anayasa Mahkemesi’nin, kanunların,
kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün
Anayasa’ya aykırılığı hususunda ilgililer tarafından ileri sürülen gerekçelere
dayanmaya mecbur olmadığı, taleple bağlı kalmak kaydıyla başka gerekçe ile de
Anayasa’ya aykırılık kararı verebileceği hükme bağlanmıştır. İtiraz konusu
kural, sosyal güvenlik hakkı ile ilgili görülmesi nedeniyle, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen sosyal
hukuk devleti ilkesini somutlaştıran 60. maddesi yönünden de
incelenmiştir.
1) Anayasa’nın
2. ve 60. Maddeleri Yönünden İnceleme
Anayasa’nın 2. maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” denilmektedir.
Bu kapsamda sosyal hukuk devleti, insan hak ve
hürriyetlerine saygı gösteren, kişilerin huzur, refah ve mutluluk içinde
yaşamalarını güvence altına alan, kişi ile toplum arasında denge kuran,
güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak gerçek eşitliği yani sosyal adaleti ve
toplumsal dengeyi sağlayan devlettir. Çağdaş devlet anlayışı, sosyal hukuk
devletinin, tüm kurumlarıyla Anayasa’nın özüne ve ruhuna uygun biçimde yaşama
geçirilmesini gerekli kılar. Sosyal hukuk devletinde kişinin korunması, sosyal
güvenliğin ve sosyal adaletin sağlanmasıyla olanaklıdır. Sosyal güvenlik, sosyal
hukuk devleti niteliğini oluşturan temel kavramlardan birisidir.
Anayasa’nın 60. maddesinde, “Herkes, sosyal güvenlik hakkına
sahiptir” denilmektedir. Bu hüküm bireylere yaşlılık, hastalık, kaza, ölüm
ve malullük gibi sosyal riskler karşısında asgari ölçüde bir yaşam düzeyi
sağlamayı amaçlar. Aynı maddenin ikinci fıkrasında “Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli
tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” denilerek bu görevin, Devlet tarafından
oluşturulacak kuruluşlar yoluyla yerine getirilmesi
öngörülmektedir.
Sosyal Sigortalar Kurumu da, ülkemizde Devlet tarafından,
sosyal güvenliğin sağlanması amacıyla kurulan kurumlardan biri olup,
yasaların görevlendirdiği alanlarda iş
kazaları, meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları
kollarında hizmet vermektedir. Kurumun sistemi de, çalışanların ücretlerinden
kesilen işçi payı ile işverence ödenen paydan oluşan sigorta primi esasına
dayanmaktadır. Bu kurum, görevlerini yerine getirebilmek için önceden prim
(gelir) elde etmek ve bu gelirleri finansman yöntemlerine göre değerlendirerek
506 sayılı Yasa’ya göre, iş kazalarıyla
meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm
sigortalarının gerektirdiği her türlü yardım ve ödemeleri karşılamakla
yükümlüdür.
Sosyal Sigortalar Kurumu’nun bu yükümlülükleri arasında
yer alan “ölen sigortalının hak sahibi kimselerine aylık bağlanması”nın dayanağı
olan ölüm sigortası, uzun vadeli yardım yapan bir sigorta koludur. Ölen
sigortalının hak sahibi kimselerine ölüm sigortasından aylık bağlanabileceği
durumlar, 506 sayılı Yasa’nın 66. maddesinde belirtilmiştir. Anılan maddenin (c)
bendinde yer alan ve sınırlama kararı uyarınca incelenen kuralda da, en az 5 yıl
sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün
prim ödemiş olması halinde, ölen sigortalının hak sahibi kimselerine ölüm aylığı
bağlanması öngörülmektedir.
Bu kural gereğince, ölen sigortalının hak sahibi
kimselerine ölüm sigortasından aylık bağlanabilmesinin ilk koşulu,
sigortalının en az 5 yıldan beri
sigortalı bulunması, diğer koşulu da, sigortalının sigortalılık süresinin her
yılı için ortalama olarak 180 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödemiş olmasıdır. Bu durumda, sigortalı, sigortalılık süresi 5 yıl iken ölmüş
ise 5 yıl x 180 gün= 900 gün, sigortalılık süresi 6 yıl iken ölmüş ise 6 yıl x
180 gün= 1080 gün, sigortalılık süresi 7 yıl iken ölmüş ise 7 yıl x 180 gün=
1260 gün, sigortalılık süresi 8 yıl iken ölmüş ise 8 yıl x 180 = 1440 gün ve
sigortalılık süresi 9 yıl iken ölmüş ise 9 yıl x 180 gün = 1620 gün malullük,
yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödemiş olması halinde, hak sahibi kimselerine ölüm sigortasından aylık
bağlanabilecektir. Kurala göre, sigortalılık süresi uzadıkça ödenmesi gereken
prim gün sayısı da artacak olduğundan belirli sigortalılık süreleri karşılığında
yukarıda belirtildiği oranda malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi
ödeyemeden ölen sigortalının hak sahibi kimselerine ölüm sigortasından hiç aylık
bağlanamayacaktır.
Anayasa’nın 2. ve 60. maddeleri uyarınca, Devletçe,
sosyal güvenliğin ve sosyal adaletin
sağlanmasına elverişli ortamın yaratılması ve bu anlamda sosyal güvenlik
alanında getirilecek bir haktan, aynı sosyal güvenlik kurumu içinde yer alan ve
temelde birbirine yakın konumda bulunan tüm sigortalıların dengeli ve makul
ölçüler içerisinde yararlanmasını öngören düzenlemelerin gerçekleştirilmesi
gerekir. Buna göre, itiraz konusu kuralda, malullük ya
da henüz yaşlılık aylığı almayan sigortalıların ölümü halinde, geçimi bu sigortalılara bağlı olan ve ölüm nedeniyle
bundan yoksun kalan kimseler için, sigortalılık süresi 5 yıl olup, toplam 900
gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda ölen bir
sigortalının hak sahiplerine ölüm
sigortasından aylık bağlanması suretiyle bu kişiler yönünden sosyal güvenlik
sağlanırken, prim ödeme gün sayısı bu sigortalıya eşit ya da bundan daha fazla olan bir başka sigortalının ölümü
halinde, sigortalılık süresi 5 yıldan fazla olduğundan, prim ödeme gün sayısının
eksik kaldığı gerekçesiyle hak sahiplerine ölüm sigortasından aylık bağlanmaması
ve dolayısıyla bu kişilerin sosyal güvenlik hakkından mahrum bırakılmaları
sosyal hukuk devleti ve sosyal güvenlik kurumunun temel ilkesiyle bağdaşmaz.
2) Anayasa’nın
10. Maddesi Yönünden İnceleme
Anayasa’nın 10.
maddesinde, herkesin, dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî
inanç, din, mezhep ve benzeri
sebeplerle ayırım gözetilmeksizin
kanun önünde eşit olduğu ve hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz
tanınamayacağı, Devlet organları ve idare makamlarının tüm işlemlerinde kanun
önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorunda oldukları
belirtilmiştir.
Yasa önünde eşitlik,
herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmez. Yasaların
uygulanmasında dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve
mezhep ayrılığı gözetilemez ve bu nedenlerle eşitsizlik yaratılamaz. Bu ilke,
birbiriyle aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını ve ayrıcalıklı
kişi ve toplulukların yaratılmasını engellemektedir.
Bir sosyal güvenlik
kuruluşu olan Sosyal Sigortalar Kurumu kapsamı içinde bulunan, aynı sosyal risklere karşı asgari ölçülerde
güvence altına alınan ve aynı kurallara bağlı olan sigortalılar, aynı hukuki
statü içinde özdeş durumda bulunan kişilerdir. Aynı durumda bulunan kişilerin
yasanın öngördüğü haklardan aynı esaslara göre yararlandırılmaları da eşitlik
ilkesinin gereğidir.
Sosyal Sigortalar
Kurumu’nun işleyiş sisteminde, ödenen prim miktarı esastır. İtiraz konusu
kuralda ise, ölen sigortalının hak sahibi kimselerine ölüm sigortasından aylık
bağlanabilmesi için sigortalının sigortalılık süresi yönünden, en az 5 yıl
sınırlaması yapılmıştır. Kurala göre, sigortalılık süresi uzadıkça ödenmesi
gereken prim gün sayısı da artacağından,
en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, bu sürenin her yılı için ortalama olarak 180 gün (toplam 900 gün) malullük, yaşlılık
ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda
ölen bir sigortalının hak sahibi kimselerine ölüm sigortasından aylık
bağlanabilecek, ancak, toplam olarak 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm
sigortaları primi ödemiş olsa dahi
sigortalılık süresi 5 yıldan fazla olan bir başka sigortalının ölümü halinde hak
sahibi kimselerine bu aylık bağlanmayacaktır. Daha az süreli sigortalı bulunup, daha az prim ödemişken
ölen bir sigortalının hak sahiplerinin bu güvenceden yararlandırılıp aynı oranda
ya da daha fazla prim ödemiş durumda ölen bir
sigortalının, sigortalılık süresinin
daha uzun ve bu sürenin her yılı için
ortalama olarak 180 gün prim ödenememiş olması nedeniyle, hak sahiplerini sosyal
güvenceden yoksun bırakmak, hakkaniyete ve yasa önünde eşitlik ilkesine de
aykırılık oluşturmaktadır.
Yukarıda açıklanan
nedenlerle, itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2., 10. ve 60. maddelerine
aykırıdır, iptali gerekir.
A. Necmi ÖZLER bu görüşe katılmamıştır.
VI - İPTAL HÜKMÜNÜN
YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU
Anayasa’nın 153. ve 2949
sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 53.
maddesi uyarınca, kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü veya bunların hükümleri, iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlandığı gün yürürlükten kalkar. Ancak
Anayasa Mahkemesi, iptal kararı ile doğacak hukuksal boşluğu, kamu düzenini
tehdit veya kamu yararını ihlâl edici
nitelikte görürse, boşluğun doldurulması için iptal kararının yürürlüğe gireceği
günü ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.
17.7.1964 günlü, 506
sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 2422 sayılı Yasa ile değişik 66. maddesinin
(c) bendinin “... veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık
süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün...” bölümünün iptali sonucunda
meydana gelen hukuksal boşluk, kamu yararını ihlâl edici nitelikte olduğundan, bu kurala ilişkin
iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun
görülmüştür.
VII -
SONUÇ
A - 17.7.1964 günlü, 506 sayılı “Sosyal Sigortalar
Kanunu”nun 2422 sayılı Yasa ile değiştirilen 66. maddesinin (c) bendinin, “...
veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için
ortalama olarak 180 gün ...” bölümünün, Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
A. Necmi ÖZLER’in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B - İptal hükmünün doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı
Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü ve
beşinci fıkraları gereğince İPTAL
HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
6.1.2005 gününde karar verildi.
|
Başkan
Mustafa
BUMİN |
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ |
Üye
Sacit
ADALI |
|
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU |
Üye
Tülay TUĞCU |
Üye
Ahmet
AKYALÇIN |
|
Üye
Mehmet ERTEN |
Üye
Mustafa
YILDIRIM |
Üye
Fazıl
SAĞLAM |
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER |
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
KARŞIOY
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun iptali
istenilen 2422 sayılı Kanunla değişik 66. maddesinin (c) fıkrasında “Toplam
olarak 1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık
süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün Malullük, Yaşlılık ve Ölüm
Sigortaları primi ödemiş durumda” Ölen sigortalının hak sahibi kimselerine aylık
bağlanacağı öngörülmüştür.
Yasakoyucu bu düzenleme ile ölüm aylığı bağlanmasının temel
ölçütü olarak toplam 1800 gün prim ödenmesini kabul etmiştir. Ancak, bu koşulun
gerçekleşmemiş olduğu durumlarda, sigortalılar lehine bir yandan sosyal devlet
olmanın gereği olarak ölenin geride kalanlarını korumak amacıyla, diğer yandan
da Sosyal Sigortalar Kurumu’nun sigortacılık faaliyetini sürdürebilmesi
olanağını gözetmek suretiyle en az beş yıldan beri sigortalı bulunup,
sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malullük, yaşlılık
ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda ölen sigortalının hak sahiplerine aylık
bağlanmasına da olanak sağlamıştır. Bu duruma göre, sigortalılardan ölüm
tarihine kadar; 5 yıldan beri sigortalı olanlar 900, 6 yıldan beri sigortalı
olanlar 1080, 7 yıldan beri sigortalı olanlar 1260, 8 yıldan beri sigortalı
olanlar 1440, 9 yıldan beri sigortalı olanlar 1620 gün ortalama prim ödemişler
ise bunların hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanacak demektir.
Sosyal
Sigortalar Kurumu’nun amacına uygun olarak hizmet verebilmesi sahip olduğu
parasal kaynaklara bağlı olduğundan, temel kaynağı prim olan bu Kurumda
sigortalıların kuralda belirtilen asgari süre kadar prim ödemek suretiyle Kurum
ile ilişkilerini devam ettirmelerini ve Kurumun sağlayacağı haklardan bu suretle
yaralanmalarını öngören böyle bir düzenleme
sistemin gereğidir. Devletin
iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları ise Anayasa’nın 65. maddesinde
gösterilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. ve 60.
maddelerine aykırı değildir.
Öte
yandan, en az beş yıldan beri sigortalı bulunup 900 gün malullük, yaşlılık ve
ölüm sigortaları primi ödemiş durumda iken ölen sigortalılarla, bu şartı
gerçekleştirdikten sonra sigortalılık süreleri de devam ettiği halde bu
süre içerisinde kuralda öngörülen gün
kadar ortalama prim ödememiş olan ve
daha sonra ölen sigortalılar aynı konumda olmadıklarından, bunlar arasında eşitlik karşılaştırması yapılamayacağı cihetle, kuralın Anayasa’nın
10. maddesine de aykırı olmadığı düşüncesinde olduğumdan çoğunluk görüşüne
katılmadım.
Üye
A. Necmi ÖZLER
|