|
27
Ekim 2005 Tarihli Resmi Gazete
Sayı:
25979
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı :
2001/487
Karar Sayısı : 2005/2
Karar Günü : 6.1.2005
İTİRAZ YOLUNA
BAŞVURAN: İstanbul 5. Vergi
Mahkemesi
İTİRAZIN
KONUSU: 4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi
Usul Kanunu’nun 353. maddesinin, 22.7.1998 günlü, 4369 sayılı Yasa’nın 12.
maddesiyle eklenen 10 numaralı bendinin, Anayasa’nın 73. maddesine aykırılığı
savıyla iptali istemidir.
I -
OLAY
213 sayılı Yasa’nın 353. maddesinin 10 numaralı bendine
dayanılarak kesilen özel usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle açılan
davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme
iptali için başvurmuştur.
II - İTİRAZIN
GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir:
“Uyuşmazlık, davanın özeti bölümünde tarih ve sayısına
değinilen tutanağa istinaden kesilen özel usulsüzlük cezasından
doğmuştur.
213 sayılı VUK’nun 353/10 uncu
maddesinde; (4369 sayılı Kanunun 12 nci maddesi ile ek
bent, yürürlük 1.1.1999) bu kanunun 127 nci maddesinin
c bendi uyarınca Maliye Bakanlığı’nın özel işaretli görevlisinin ikazına rağmen
durmayan aracın sahibi adına 75.000.000.-TL (1.1.2001 tarihinden itibaren
110.000.000.-TL) özel usulsüzlük cezası kesileceği,
Aynı Kanunun 127. maddesinde ise, yoklamadan maksadın
mükelleflerin ve mükellefiyetle ilgili maddi olayları kayıtları ve mevzuları
araştırmak, tesbit etmek olduğu hükme
bağlanmıştır.
Dava konusu olayda; yukarıda gün ve sayısı belirtilip
polis memuru veya zabıta memuru nezdinde imza altına
alınan ve yoklama yetkili denetim elemanı tarafından düzenlenen tespit
tutanağının davacıya ait olduğu ileri sürülen nakil vasıtasının “dur” ikazına
uymadığından dolayı 213 sayılı VUK’nun 353/10 uncu
maddesi uyarınca özel usulsüzlük cezası kesildiği
anlaşılmaktadır.
T.C. Anayasası’nın “Vergi Ödeme” başlığını taşıyan 73.
maddesinde vergi, resim ve harç ve benzeri mali yükümlülükleri kanunla
konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı, vergi, resim, harç ve benzeri
mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleri ile oranlarına ilişkin
hükümlerinde kanunun belirteceği yukarı ve aşağı sınırlar için değişiklik yapma
yetkisinin Bakanlar Kurulu’na verilebileceği hüküm altına
alınmıştır.
Tüm bu bilgilerin ışığı altında mali yükümlülük ve
benzeri konularda mali idarenin yetki sınırları Anayasa’da belirlenen emredici
hüküm karşısında ancak ve ancak kanunla getirilebileceği ve kaldırılabileceği
ortadadır. Vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konusu gelir getirici her türlü
faaliyet olup, “dur” ihtarına uymamak gibi bir sebepten dolayı mali idarece vergi cezası kapsamında bir ceza
kesilmesi düşünülemez.
Dava konusu özel usulsüzlük cezası her ne kadar VUK’nun 353 üncü maddesinin 10 bendine eklenmiş ise de, bu
bend Vergi Usul Kanunu’nun amacına Anayasa’ya ve tüm
vergi kanunlarının özüne ve ruhuna aykırı bir hüküm getirmiştir. Daha açık bir ifade ile “dur” ikazına uymamanın
yaptırımı olsa olsa trafik cezası olabilir. Çünkü
“dur” ikazına göre düzenlenmesi gereken yasal belge bulundurulup
bulundurulmadığı hususlarının tesbiti
yapılamamaktadır. Ceza Kanunu’nun temel
prensiplerinden olan failin cezalandırılabilmesi için fiilin bütün
unsurlarının tamam olması gerektiği ana prensiplerinden hareketle cezayı
gerektirecek fiilin unsurları dava konusu VUK’nun 127.
maddesinde hüküm altına alındığı üzere tesbit
edilememiştir.
Bu bağlamda, kesilen özel usulsüzlük cezasında usule ve
vergi hukukunun özüne ve ruhuna Anayasa’ya uyarlılık
görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 213 sayılı VUK’nun 353/10. bendinde Anayasa’ya aykırılık yönünden
incelenerek iptali istemiyle dava dosyasının Anayasa Mahkemesi’ne
gönderilmesine, iş bu davanın görüm ve çözümünde Anayasa Mahkemesi’nce bir karar
verilinceye kadar bekletilmesine, 31.10.2001 tarihinde karar
verildi.”
III - YASA
METİNLERİ
A - İtiraz
Konusu Yasa Kuralı
213 sayılı Yasa’nın 4369
sayılı Yasa ile değiştirilen 353. maddesinin, itiraz konusu 10 numaralı bendi
şöyledir:
“10. Bu
Kanunun 127 nci maddesinin (d) bendi uyarınca Maliye
Bakanlığının özel işaretli görevlisinin ikazına rağmen durmayan aracın sahibi
adına 75.000.000 lira özel usulsüzlük cezası kesilir.”
B - İlgili
Yasa Kuralı
213 sayılı Yasa’nın 127.
maddesinin ilgili görülen bölümü şöyledir:
“Madde 127.- Yoklamadan
maksat, mükellefleri ve mükellefiyetle ilgili maddi olayları, kayıtları ve
mevzuları araştırmak ve tespit etmektir. Yoklamaya yetkili memurlar, ayrıca
vergi kanunlarının uygulanması ile ilgili olarak:
d) Nakil vasıtalarını,
Maliye ve Gümrük Bakanlığının belirleyeceği özel işaretle durdurmak ve taşıtta
bulundurulması icap eden taşıt pulu, yolcu listesi, fatura veya sevk irsaliyesi,
yolcu bileti ile taşıma irsaliyelerinin muhtevası ile taşınan yolcu ve malların
miktar ve mahiyetlerini ölçmek, tartmak, saymak suretiyle tespit
etmek,
Yetkisini
haizdirler.”
C - Dayanılan
ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları
Başvuru kararında Anayasa’nın, 73. maddesine dayanılmış,
38. maddesinin ise ilgisi nedeniyle inceleme kapsamına alınması uygun
görülmüştür.
IV - İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Rüştü SÖNMEZ,
Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN ve Enis TUNGA’nın katılmalarıyla 3.1.2002 günü yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine
OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V - ESASIN
İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu ve ilgili Yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru kararında, vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin
konusunun, gelir getirici her türlü faaliyet olması nedeniyle, uyarıya karşın
durmamanın saptanması halinde vergi cezası kesilemeyeceği, bu tür bir eylemin
cezasının ancak trafik cezası olabileceği, cezayı gerektiren eylemin
unsurlarının, 213 sayılı Yasa’nın 127. maddesinde belirtilen şekilde tespit
edilmediği, bu nedenle kesilen özel usulsüzlük cezasının vergi hukukunun özüne,
ruhuna ve Anayasa’nın 73. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2949 sayılı Yasa’nın 29. maddesine göre, Anayasa
Mahkemesi, yasaların Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri
sürülen gerekçelere dayanmaya mecbur değildir. Taleple bağlı kalmak koşuluyla
başka gerekçe ile de Anayasa’ya aykırılık kararı verebilir. Bu nedenle, kuralın
Anayasa’nın 38. maddesi yönünden de incelemesi uygun
görülmüştür.
213 sayılı Yasa’nın 127. maddesinin ilk fıkrasında,
yoklamadan amacın, mükellefleri ve mükellefiyetle ilgili maddi olayları,
kayıtları ve mevzuları araştırmak ve tespit etmek olduğu, yoklamaya yetkili
memurların, ayrıca vergi yasalarının uygulanması ile ilgili olarak (d) bendi
uyarınca, nakil vasıtalarını; Maliye Bakanlığı’nın belirleyeceği özel işaretle
durdurmak ve taşıtta bulundurulması gereken taşıt pulu, yolcu listesi, fatura
veya sevk irsaliyesi, yolcu bileti ile taşıma irsaliyelerinin muhtevası ile
taşınan yolcu ve malların miktar ve mahiyetlerini ölçmek, tartmak, saymak
suretiyle tespit etmek yetkisine sahip bulundukları belirtilmiştir. 213 sayılı Yasa’nın 353. maddesinin
itiraz konusu 10 numaralı bendinde de, bu Yasa’nın 127. maddesinin (d) bendi
uyarınca Maliye Bakanlığı’nın özel işaretli görevlisinin ikazına rağmen durmayan
aracın sahibi adına 75.000.000 lira özel usulsüzlük cezası kesileceği
öngörülmüştür.
Anayasa’nın, 38. maddesinin ilk fıkrasında, “kimse
kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz”, üçüncü fıkrasında
da, “ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur”
denilerek suçun ve cezanın yasallığı esası benimsenmiş, yedinci fıkrasında ise
ceza sorumluluğunun şahsi olduğu belirtilerek, herkesin kendi eyleminden sorumlu
tutulacağı, başkalarının suç oluşturan eylemlerinden dolayı
cezalandırılamayacağı kabul edilmiştir. İdarenin kişi hürriyetinin kısıtlanması
sonucunu doğuran bir müeyyide uygulayamayacağına ilişkin onbirinci fıkra ile idarenin, hürriyeti bağlayıcı ceza
uygulamasına olanak tanınmamış ise de, para cezası vermesi engellenmemiştir.
Yasa koyucu, suçların niteliği, işlenme biçimi, içerik ve
yoğunluğu, kamu düzenini ihlal derecesi ve
cezaların caydırıcılığı gibi nedenleri gözeterek, Anayasa ve ceza
hukukunun temel ilkeleri çerçevesinde, hangi eylemlerin suç sayılacağını ve
bunlara verilecek cezaların tür ve miktarını saptayabileceği gibi toplumsal
sonuçları bakımından doğurduğu tehlikenin ağırlığına göre, kimi eylemlere
hürriyeti bağlayıcı cezalar dışında, idari yaptırımlar uygulanmasını da
öngörebilir.
Anayasa’nın 73. maddesinde düzenlenen vergi ödevinin,
zamanında, eksiksiz ve usulüne uygun olarak yerine getirilmesinin sağlanması
için ilgili yasalarda hürriyeti bağlayıcı cezaların yanısıra, adli veya idari nitelikte para cezalarına da yer
verilmiştir. Bu bağlamda, itiraz konusu
kuralla, yoklamaya yetkili memurlarca usulsüzlüğün saptanması halinde idari para
cezası niteliğindeki özel usulsüzlük cezasının uygulanması
öngörülmüştür.
Vergilendirme, ağırlıklı olarak yükümlünün beyanına
dayalı olduğundan, beyan ödevinin yerine getirilmemesini, eksik yerine
getirilmesini veya gizlenmesini önlemek, vergi sisteminin verimli, etkin ve
adaletli bir şekilde işlemesini sağlamaya yönelik olarak, 213 sayılı Yasa ile
vergiyi doğuran olayı ve buna bağlı olarak yükümlülüğü saptamak için kimi
yöntemler benimsenmiştir. Bunlardan biri de yoklama amacıyla araçların
durdurulmasıdır. Bu amaçla durdurulmak istenen aracın, sürücüsünün dur ikazına
uymaması halinde görevli yoklama memurları tarafından saptanabilecek plâkasından
başka ayırdedici bir özelliğinin bulunmadığı ve plâkası ile ancak, araç sahibine
ulaşılabileceği açıktır. Öte yandan aracın, çalınması, zor kullanılarak ele
geçirilmesi gibi durumlar dışında, durmayan aracın sürücüsü ile sahibi arasında
hiç bir bağlantının bulunmadığı da söylenemez. Kaldı ki, araç sahibi olmayan
sürücünün, dur ikazına uymayarak suç işlemesi halinde, adına ceza kesilen araç
sahibinin sürücüye rücû etme olanağının bulunduğu da
gözardı edilemez.
Başvuru kararında,
durmama eyleminin cezasının, ancak trafik cezası olabileceği ileri sürülmüş ise
de, dava konusu kuralla güdülen amaç, trafik kurallarına uyulmasının değil,
vergi ödevinin yerine getirilmesinin sağlanmasıdır.
Açıklanan nedenlerle,
vergi kayıp ve kaçağına yol açabilecek eylemleri önlemek, verginin zamanında ve
eksiksiz ödenmesini sağlamak için Maliye Bakanlığı’nın özel işaretli
görevlisinin ikazına karşın, durmayan aracın sahibi adına ceza kesilmesini
öngören itiraz konusu kural, Anayasa’nın 38. ve 73. maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Bu görüşlere Mehmet ERTEN
katılmamıştır.
VI -
SONUÇ
4.1.1961 günlü, 213 sayılı “Vergi Usul Kanunu”nun 353.
maddesinin 4369 sayılı Yasa ile eklenen 10 numaralı bendinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve itirazın REDDİNE,
Mehmet ERTEN’in karşıoyu
ve OYÇOKLUĞUYLA, 6.1.2005 gününde karar verildi.
|
Başkan
Mustafa BUMİN |
Başkanvekili
Haşim KILIÇ |
Üye
Sacit
ADALI |
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU |
Üye
Tülay TUĞCU |
Üye
Ahmet
AKYALÇIN |
|
Üye
Mehmet ERTEN |
Üye
Mustafa YILDIRIM |
Üye
Fazıl
SAĞLAM |
|
Üye
A. Necmi ÖZLER |
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR |
Esas Sayısı :
2004/61
Karar Sayısı : 2004/123
KARŞI
OY
4.1.1961 günlü,
213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 353. maddesine 4369 sayılı Kanun’nun 12. maddesiyle eklenen itiraz konusu (10) sayılı
bent “Bu Kanunun 127 nci
maddesinin (d) bendi uyarınca Maliye Bakanlığı’nın özel işaretli görevlisinin
ikazına rağmen durmayan aracın sahibi adına 75.000.000 lira özel usulsüzlük
cezası kesilir.” hükmünü içermektedir.
Bu hükümle nakil vasıtalarını, Maliye Bakanlığının
belirleyeceği özel işaretle durdurmak ve taşıtta bulundurulması icap eden taşıt
pulu, yolcu listesi, fatura veya sevk irsaliyesi, yolcu bileti ile taşıma
irsaliyelerinin muhtevası ile taşınan yolcu ve malların miktar ve mahiyetlerini
ölçmek, tartmak, saymak suretiyle tespit ederek vergi ziyaının önlenmesi amaçlanmaktadır.
213 sayılı Kanun’da vergi cezaları “idari” ve “adli”
nitelikli olmak üzere iki türdür. İtiraz konusu kuralda yer alan özel usulsüzlük
cezası “idari” nitelikli bir vergi
cezasıdır. Bu durumda, uygunluk denetiminin Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan
hukuk devleti, 17.ve 38. maddelerinde yer alan suç ve cezaya ilişkin temel ilkeler esas alınarak yapılması
gerekmektedir.
Anayasa'nın 2. maddesinde sözü geçen hukuk devleti, bir
çok kararımızda ayrıntılı biçimde açıklandığı üzere, eylem ve işlemleri hukuka
uygun, her alanda adaletli bir hukuk
düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, yasaların üstünde yasakoyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğunun bilincinde olan
devlettir.
Diğer taraftan, cezalandırma Devlete özgü bir hak ve
yetkidir. Bu hak ve yetkinin sınırları Anayasa’nın 17. ve 38. maddelerinde
gösterilmiştir. Bunların bir kısmı “Kimse insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir
cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”, “Cezalar ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleri ancak kanunla konulur.”, “Ceza sorumluluğu şahsidir.” biçiminde
belirtilmiştir. Bu ilkeler korunmak şartıyla, suç ve cezaları saptamak yasakoyucunun taktirine bırakılmıştır.
İtiraz konusu kural, ikaza rağmen durmayan aracın sahibi
adına özel usulsüzlük cezası kesileceğini öngörmekle, araç sürücüsünü cezasız
bırakmakta ve onun eyleminden
araç sahibini sorumlu tutmaktadır.
Genelde, araç sürücüsü ile araç sahibi arasında bir
ilişki olmak la beraber, bu ilişkinin her zaman aralarında vergi kaçırmak
için yapılmış bir anlaşma gibi görülmesi, buna göre de, eyleme iştirak etmemiş olsa bile asıl
suçlunun araç sahibi olduğu sonucuna varılması ve özellikle de eylemi gerçekleştiren sürücünün cezasız
kalmasını sağlayacak tarzda ve suç işlemesini teşvik eder biçimde düzenleme
yapılması öncelikle adalet anlayışına, dolayısıyla da Anayasa’nın 2. maddesinde
yer alan hukuk devleti ilkesine ve ceza
hukukunun genel kurallarına aykırılık
oluşturur.
Yine kuralda, araç sürücüsünün gerçekleştirdiği eylemden
dolayı araç sahibi sorumlu tutularak, adına özel usulsüzlük cezası kesileceği
ifade edilmektedir. Böylece, araç sahibi,
eyleme katılmasa bile, aracın sahibi olması illiyet rabıtasının varlığı
için yeterli görülerek suçu işlediği kabul edilmektedir.
Sürücü ile araç sahibinin her zaman aynı kişi
olmayabileceği de gözetilerek, araç sahibi yönünden illiyet rabıtasının ne
suretle gerçekleştiği hüküm fıkrasında açıkça gösterilmeden, sürücünün
eyleminden araç sahibinin sorumlu tutulmasını sağlayacak biçimde düzenleme
yapılması, Anayasa’nın 38. maddesinde belirtilen ceza sorumluluğunun şahsiliği
ilkesine aykırılık oluşturur.
Yasakoyucu cezalandırmaya ilişkin
yasama görevini yaparken, Anayasa
ve ceza hukukunda sınırları belirtilen ilke ve kurallara uymak zorundadır.
Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kuralın iptali
gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadım.
Üye
Mehmet ERTEN
|