ÖZEL İLETİŞİM VERGİSİNİ KİM GİDER YAZAR?     

Sitemizi Tavsiye Etmek İster misiniz?

 

 

24 Ekim 2005

 

Bülent ÇAKAR

Yeminli Mali Müşavir

Eski Baş Hesap Uzmanı

bulentcakar@batiymm.com.tr

 

ÖZEL İLETİŞİM VERGİSİNİ KİM GİDER YAZAR?

 

Bilgi ve kültür

 

Ülkemizin sosyo ekonomik gelişim süreci, gelişmiş ülkelerin gelişim sürecine benzese de, onların sindire sindire katettikleri mesafeleri bizim daha kısa sürede alma zorunluluğumuz, gelişme sürecinde bir çok yapısal problemi de çözmeyi gerektiriyor.

 

En gelişmiş ülkelerin, insanına en çok yatırım yapan ülkeler olduğu gerçeği, bizi gelişmenin sırrının insanda gizli olduğu sonucuna vardırır. İnsandaki iki cevherden birisi bilgi, diğeri de kültürdür. Kültürden kastımız toplumu oluşturan bireylerin doğa ile ve birbirleriyle ilişkilerinde hakim olan değerlerdir. Çalışkan, tembel, kurallara saygılı, umursamaz, duyarlı, vurdumduymaz, akıllı, köylü kurnazı, cesur, ürkek, dürüst, güvenilmez, sözünde duran, sözüne güvenilmez, girişimci, pasif, mert, arkadan vuran, merhametli, gaddar gibi insani özelliklerin dağılımı çeşitli coğrafyalarda farklı farklı oluşmuş ve zamanla bireylerindeki olumlu özelliklerin ağır bastığı toplumlar diğerlerinden bir adım öne geçmiştir. Örneğin Uzakdoğu toplumlarında kollektivist iş yapma alışkanlığı daha güçlüdür. Batı toplumlarında ise bireysellik ön plandadır. Örneğin, şarklılık diye bir kavram vardır; şark toplumlarında akılcılık yerine kurnazlık ön plandadır. Bunların nedenlerini araştırmak sosyologların işidir. Ancak tüm bu kültürel özellikler iklim ve coğrafyanın da etkisiyle toplumların tarihinde çeşitli üretim biçimleri ortaya çıkarmışlar ve gelişme sürecini belirlemişlerdir. Peki gelişmişlik geçmişte çekilmiş ve tekrarı olmayan bir piyango mudur? Diğer bir deyişle treni yakalamak mümkün müdür?

 

Doğruda mutabakat

 

Treni yakalamak mümkündür. Ancak kestirme yollar yardımıyla aradaki istasyonları çok hızlı bir şekilde katetmek gerekir. Bunun için gereken sürenin uzunluğu, yanlış yapmadan toplum için doğru olanı yapmaya  bağlıdır. Peki doğruyu bulmak kolay mıdır? Veya soruyu şöyle sormamız gerekir: Doğruda mutabık olmak kolay mıdır? Evet, eğer kafalarda başka hesaplar yoksa genel doğrularda mutabık olmak kolaydır. Ayrıntılar her zaman tartışılacaktır. Bu da mükemmeli ortaya çıkarır.

 

Ama en temel doğrularda mutabık olamamak veya binbir dereden su getirip sözüm ona hayati gerekçeler öne sürerek meseleyi ortada bırakmak, az gelişmiş köylü toplumlarının hastalığıdır.

 

Uzağa gitmeye gerek yok. 70’ li yıllardaki siyasi tartışmaları ve polemikleri hatırlamak yeterli. Tartışılan bütün konular, ki toplum için hayati öneme sahip konulardı, kalın bir sis perdesi arkasında, yeterli veriler ortaya konulmadan polemik konusu yapılırdı. Bu nedenle en temel konularda bile toplum, bilgisizliğin verdiği çaresizlikle siyah ve beyaz olarak ikiye ayrılmıştı. Ancak bugünlerde toplum olarak üzerinde genel mutabakat sağladığımız bir çok konunun var olduğunu görüyoruz. Örneğin sosyal güvenlik kurumlarının açıkları nedeniyle emeklilik yaşının düşürülmemesi gerktiği, kayıt dışılığın önlenmesi veya devletin kasaplık, terzilik gibi işlerle uğraşmaması gerektiği gibi genel doğrularımız var artık.

 

Yetki ve sorumluluk

 

Toplumsal mutabakat iyi bir şeydir. İşleri kolaylaştırır. Ailede veya şirketlerde motivasyonu artırmanın en önemli şartı, hedefte ve hedefe giden yolda mutabık olmaktır. Toplumsal mutabakatın da kamu idaresinin işini kolaylaştırması ve performansını artırması beklenir. Ama bilinen bir gerçektir: Organizasyonlar büyüyüp karmaşıklaşınca yönetmek zorlaşır. Burada insan unsuru devreye girer. İnsanınızın kültürel altyapısı sağlamsa işler kolaylaşır. Örneğin kamu idaresinde yetki ve sorumluluk kavramları önemlidir. Ülkemizde kamunun iş yapma verimliliğini olumsuz etkileyen en büyük neden yetki ve sorumluluk meselesinin algılanış biçimidir. Bizde kamu adeta yetkisiz sorumluların görev yaptığı bir alandır. Veya yetkinin sözde var olduğu ancak sorumluluk almamak için yetkilerin minimum düzeyde kullanıldığı bir organizasyondur. Bazen işin dozu öyle kaçırılmaktadır ki, mizaha konu olmaktadır.

 

Sorun nerede?

 

Yetkili insanların sorumluluk almaktan kaçınma nedeni, yetkilerin kullanılmadığı ve iş yapılmadığı zaman soruşturma konusu olmaması, yetki kullanılıp iş yapıldığında ise soruşturma konusu olmasıdır. Bu işte bir yanlışlık olduğu aşikardır. Yanlışlık teftiş ve kontrol kurumunun ülkemizdeki uygulanış biçimindedir. Üzerinde toplumsal mutabakata varılan konularda, toplum yararına kullanılan yetkilerin kılı kırk yararak eleştirilmemesi ve kamu yöneticilerinin sorumluluk almaktan kaçınmasına yol açılmaması  gerekir. Kamudaki idarecileri caydıran örneklerin onlarcasına her gün bizzat şahit olmak veya basından okumak mümkündür. Eski BDDK Başkanının başkanlık yaptığı döneme ait imzaladığı bütün evrakların birer örneğini kolilere doldurup görevden ayrıldığında yanında götürmesi çok çarpıcı bir örnektir. Görev yapan her Bakanın Yüce Divanda yargılanmasının çok uzak bir ihtimal olmadığı bilinen bir gerçektir.

 

Özel İletişim Vergisi

 

Farklı yorumların çok sık raslandığı alanlardan biri de vergicilik veya vergi uygulamasıdır. Vergi hukukunun ve uygulamasının teknik bir konu olduğu malumdur. Diğer hukuk dallarına göre daha çok uzmanlaşmayı gerektirmektedir. Doğal olarak içtihatta tartışılan konuların  sayısı çok fazla olup, bazıları uzun yıllar sürüncemede kalmakta ve yerleşmiş bir içtihat haline gelmesi çok uzun zaman almaktadır. Ancak bazen çok kolay mutabakat sağlanabilecek bazı konularda uzun süre uzlaşılamamasını açıklamak mümkün değildir.  Son günlerin tartışma konusu olan Özel İletişim Vergisinin mükellefler tarafından gider yazılıp yazılamayacağı da böyle bir konudur. Sanırım hiç kimse telefon faturaları ile birlikte ödenen Özel İletişim Vergisinin işletmeler için işle ilgili zorunlu bir gider olmadığını iddia edemez. Çözüm basittir; idarenin yorum tercihini toplumun büyük bir bölümünün karşı çıkamayacağı genel doğrudan yana kullanması ve ÖİV’ni gider yazdırması. Ancak idare zoru seçmiş ve bir özelge ile başlattığı tartışmayı bir sirküler ile bitirmiştir. 14 Ekim 2005 tarihinde yayımlanan 19 nolu Kurumlar Vergisi sirkülerinde, mükelleflerin telefon faturaları ile birlikte ödediği özel iletişim vergilerini gider yazamayacağı açıklanmıştır. Böylece basit bir sorunun çözümü daha yargıya havale edilmiştir.