|
02
Ekim 2005
Hüseyin
İrfan FIRAT
Personel ve
İnsan kaynakları Yönetimi Danışmanı
hifirat@insangucu.net
İŞ YERİNDE CİNSEL TACİZ KONUSUNDA
ÖNEMLİ VE İLGİNÇ BİR YARGITAY KARARI
Yeni iş yasamızla birlikte
iş hukukumuzda yer alan konulardan biri de iş yerinde cinsel taciz kavramıdır.
4857 sayılı yasamızın Ahlak
ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri başlıklı 25.maddesinin d
fıkrasına yapılan ekle [1]konu
yasal boyut kazanmıştır.
Buna
göre ’’ Personel hem
işverenin hem de işyerinde çalışan diğer kişiler ile üçüncü şahısların cinsel
taciz nitelikli davranışlarına dayanarak iş sözleşmesini haklı nedenle derhal
feshedebilir.
İşverenin cinsel
tacizi halinde personel bu hakkını hemen kullanabilecekken işyerinde çalışan
diğer kişiler veya üçüncü şahısların cinsel tacizinde önce durumu işverene
bildirmek zorundadır. İşveren bu konuda önlem almazsa o zaman personel iş
sözleşmesini feshedebilir.’’ [2]
Aslında benzer davranışlara
maruz kalan işçi eski iş yasamızda da 16/2 madde çerçevesinde iş sözleşmesini
sona erdirebilirdi ancak yeni yasayla birlikte cinsel taciz tek başına bir
fesih konusu halini aldı.
Ayrıca yine önemli bir detay
işçinin işyerinde çalışan diğer kişiler ve hatta işyerine dışarıdan gelen
birilerinin cinsel tacizine uğraması koşulunda dahi bu fıkraya dayanarak iş
sözleşmesini sona erdirebilecektir. Ancak bu koşulda işçinin daha önce işverene
konu ile ilgili bilgi vermesi ve önlem almasını istemesi gerekmektedir.
Yasanın çıktığı Haziran 2003
tarihinden bu yana diğer yeni maddelerle ilgili olduğu gibi bu madde ile ilgili
de çeşitli içtihatlar oluşmaya başladı. Bu içtihatlar içinde sanırız en önemlisi
de geçtiğimiz hafta içinde bir kısım basına da yansıyan önemli bir karar oldu.
Biz bu yazımızda İşyerinde
cinsel taciz konusunun detaylarına girmeyip söz konusu karara ve bu kararın
uygulamadaki yansımaları üzerinde duracağız.
Haberin başlığı ‘’CİNSEL
TACİZDE ÖRNEK KARAR’’ şeklinde idi ve haberde cinsel taciz iddialarını
kanıtlamakta güçlük çeken kadın işçilere yargıdan destek geldiği şeklinde yorum
yapılmakta idi.
Gerçektende taciz
iddialarında kanıt yükümlülüğü iddiada bulunan tarafa aittir ve bu iddiaları
kanıtlamak iddia tarafı bakımından ciddi sorunlar oluşturabilmektedir.
Özellikle dava konusunun tarafı olan kişiler arasında bir ast üst ilişkisi
olduğunda tacize uğrayan astın konumu itibarı ile kendini savunabilmesi güç bir
hal almaktadır.
Dilerseniz şimdi söz konusu
yüksek mahkeme kararına[3]
göz atalım
Olay özetle bir bölge
müdürünün mahiyetinde sekreter olarak çalışan kadın işçiyi kendisiyle duygusal
ilişkiye zorlaması, karşılık alamayınca da işten atmakla tehdit etmesi şeklinde
gelişmiştir. Mağdure işçi amirinin bu davranışlarına konumu nedeni ile baştan
göz yummak zorunda kalmış, ardından da karşı çıkmaya başlamış ve bunun üzerine
uğradığı baskılar sonucunda istifa ederek işinden ayrılmak zorunda kalmıştır.
Ancak söz konusu işçi işten
ayrıldıktan hemen sonra işyeri yönetimine durumu bildirmiştir. Bunun üzerine iş
yeri yönetimi anılan Bölge Müdürü hakkında soruşturma açıp ardından da haklı
nedene dayanarak (İK. 25/2) iş sözleşmesini sona erdirmiştir.
Bölge müdürü ise hakkındaki
iddiaları redderek yasal hakları ile ilgili dava açmıştır. Davaya bakan yerel
mahkeme işverence yapılan feshi haksız bulmuş ve ihbar, kıdem tazminatlarının
ödetilmesine karar vermiştir.
İşverenin davayı temyiz
etmesi üzerine konu Yüksek mahkemeye intikal etmiştir. Yüksek mahkeme ilginç
bir şekilde davacı Bölge Müdürünün tanıklar göstermesine ve tanıkların kadın
işçinin müdürüne komplo kurduğu şeklinde ifade vermelerine karşın mağdure
işçinin beyanlarını yeterli bulmuş ve davayı tacizle suçlanan Bölge müdürünün
aleyhinde sonuçlandırmıştır.
Yüksek mahkeme kararın
sonunda şunlara yer vermektedir ;
‘’ Davacı tanıkları ise, bayan
işçinin bir başka işçi ile ilişkisinin olduğunu ve bu yüzden davacıya karşı
komplo kurulduğunu belirtmişlerse de, şikayet dilekçesinin içeriği ve davalı
tanığı beyanına göre davacının sekreter olarak çalışan bayan işçiye karşı
işyerindeki konumunu da kullanarak baskı oluşturmak suretiyle duygusal ilişkiye
zorladığı anlaşılmaktadır.
Gerçekten, bir bayan işçinin
nedensiz yere kendisinin cinsel tacize uğradığı yönünde bu kadar
ayrıntılı olarak açıklamada
bulunması hayatın olağan akışına aykırıdır.
Davacı işçi, daha sonra bayan
işçinin rızasıyla bu tür eylemlerine devam etmişse de, davacının işyerinde haiz
olduğu yönetici konumu sebebiyle baskı oluşturarak bu eylemlere giriştiği ve
son dönemlerde bayan işçinin karşı çıkmaları üzerine işten çıkartmakla tehdit
ettiği ve en nihayetinde bayan işçinin baskılar sonucu istifa ettiği ve aynı
gün cinsel taciz iddialarıyla ilgili durumu davalı işverene bildirdiği anlaşılmaktadır.
Somut olayda davacı ile bayan işçi
arasında yaşananlar iş düzenini bozacak nitelikte olduğu gibi doğruluk ve
bağlılığa da aykırı eylemler niteliğindedir. Bu durumda ihbar ve kıdem
tazminatı isteklerinin reddine karar verilmelidir.’’
Evet,
karardan da anlaşılacağı
üzere yüksek mahkeme bir kadın işçinin nedensiz yere bu kadar detaylı bir ifade
veremeyeceğini öngörmüş ve verilen ifadeleri yeterli bularak davayı bölge
müdürünün aleyhinde sonuçlandırmıştır.
Bu karar yazımızın başında
verdiğimiz gazete haberinde de belirtildiği gibi kadın işçiyi cinsel taciz konusunda korumaya
yönelik ve ispat güçlüğüne karşı bir anlamda destekleyici bir karardır.
Bu yönüyle baktığımızda
karar son derece önemli ve aynı zamanda sevindirici bir karardır. Ancak benzer
davalarda farklı somut olaylar karşısında sadece iddia sahibinin ifadelerinin
ne kadar yeterli olacağı dolayısı ile de adil kararların ortaya çıkıp
çıkamayacağı konusu merak uyandırmaktadır.
[1] d) İşçinin diğer bir işçi veya üçüncü kişiler tarafından işyerinde
cinsel tacize uğraması ve bu durumu işverene bildirmesine rağmen gerekli
önlemler alınmazsa.
|