|
24 Ekim 2005
Şükrü
Şenalp
YMM
KDV BEYANINDA
TERCİH DEĞİŞTİRİLEMEZ Mİ?
Bu yazımızda tartışacağımız konu,
son günlerde bir çok ihracatçıyı yakından ilgilendiren ve önümüzdeki günlerde
dava konusu olacağı, vergi yargısında dosya yoğunluğunu arttıracağı belli
olan Katma Değer Vergisi Beyannamelerinde
yapılan “Düzeltme” işlemleri ile ilgilidir.
Türk Vergi Sisteminde KDV Beyana Dayalıdır…
Bilindiği
üzere; Vergi Usul Kanununun getirdiği düzenlemeye uygun bir biçimde, tarh
işlemleri beş kategoride toplanmaktadır. Bunlar:
- Beyana dayanan tarh,
- İkmalen vergi tarhı,
- Re’sen vergi tarhı,
-
İdarece vergi tarhı,
- Düzeltme yoluyla tarhiyat.
Beyana dayanan
tarh işleminde vergi matrahı yükümlüce saptanıp bildirilir. Bu bildirim bir
itiraf niteliği taşımakla birlikte ayrıca vergi dairesi tarafından denetlenir.
Yükümlüler ilke
olarak kendi beyanları üzerine yapılan tarhiyata karşı dava açmazlar. İşlemde
vergi hatası bulunması ve ihtirazi kayıtla beyan durumları bu ilkenin
istisnalarını oluşturmaktadır.
Beyan usulünde
tarh işlemi ile tahakkuk aşaması birlikte gerçekleşir. Matrah bizzat yükümlüce
saptanmış bulunduğundan, yükümlünün kendi saptaması üzerine yapılacak tarh
işlemine ilke olarak bir itirazının bulunmayacağı gerekçesiyle bu usulde vergi,
tarhiyatla birlikte tahakkuk da etmiş sayılır. Beyan üzerine tahakkuk fişi
kesilir. Böylece vergilendirme sürecinin ayrı birer teknik aşaması olarak
düşünülen tarh-tebliğ-tahakkuk aşamaları aynı anda tamamlanmış olmaktadır.
Katma değer
vergisinde, vergilendirme beyan esasında yapılır. Ülke içindeki mal ve hizmet
satışları ile ilgili vergi, mükelleflerin bağlı bulundukları vergi dairesine
verecekleri beyanname üzerinden tarh ve tahsil edilir.
Gümrük
idarelerince alınacak katma değer vergisi için duruma göre, özel beyan esası
öngörülmüştür. 40 ncı maddede bu konuda yer alan başlıca hükümlere göre:
- Ülke içindeki mal ve hizmet satışları dolayısı ile
gerçek usulde katma değer vergisi mükellefiyetine tabi bulunanlar, 39 ncu madde
ile belirlenen vergilendirme dönemleri itibariyle beyannamelerini bağlı
bulundukları vergi dairesine vereceklerdir.
- Belli bir vergilendirme döneminde vergiye tabi herhangi
bir işlemi bulunmayanlarda beyanname vermek zorundadırlar.
-
Vergi sorumlusu sıfatıyla beyanname verecek olanların,
beyanname verme mükellefiyetleri sorumlu sıfatı ile ödeyecekleri katma değer
vergisinin bulunması şartına bağlıdır. Belli bir dönemde sorumlu sıfatıyla
ödenecek vergi yoksa, beyanname verme gerekliliği doğmamaktadır.
-
İthalatta alınacak katma değer vergisi, gümrük
beyannamesindeki beyan üzerine tarh olunur. Gümrük beyannamesi verilmeyecek
olan hallerde özel beyan esası uygulanır.
KDV Sistemimizde Katma Değerin Vergilenmesi
Türk KDV
sistemi, mal ve hizmetlerin üretiminden başlayarak tüketimine kadar tüm
safhalarda uygulanan ve her safhada yaratılan katma değeri vergileyen bir
yapıya sahiptir. Bu işleyiş, her safhada hesaplanan vergiden, katma değer
vergisi yaratılmasıyla ilgili alım ve giderler için ödenen KDV’nin
indirilmesiyle sağlanmaktadır.
Konuyu basit
bir örnek ile açıklayacak olur isek; Bir konfeksiyon ürününün üretilmesi için
geçen safhalarda vergi uygulamasını aşağıda olduğu gibi açıklamak mümkündür.
|
Safhalar
|
Alış Bedeli
|
Ödenen KDV
|
Satış Bedeli
|
Hesaplanan
KDV
|
Ödenen KDV
|
|
Pamuk
Üreticisi
|
-0-
|
-0-
|
500
|
-0-
|
-0-
|
|
Çırçır
İşletmesi
|
500
|
-0-
|
2000
|
360
|
360
|
|
Dokuma
İşletmesi
|
2000
|
360
|
4500
|
810
|
450
|
|
Konfeksiyon
İşletmesi
|
4500
|
810
|
10000
|
1800
|
990
|
Toplam:1800
Örneğimizdeki
pamuk üreticisi KDV Kanunu Madde 17/4-b hükmüne göre KDV’den istisna edilmiş
küçük çiftçi varsayılmıştır. Bu nedenle çırçır işletmecisine yaptığı 500
birimlik satış için KDV hesaplanmamıştır. Ancak bundan sonraki safhalarda
teslim bedeli üzerinden %18 oranında hesaplama yapılarak, hesaplanan bu
vergiden, önceki safhada ödenen KDV indirilmek suretiyle vergi dairesine
ödenecek KDV bulunmuştur. Buna göre, çırçır işletmesi indirilecek KDV olmadığı
için hesapladığı KDV’yi vergi dairesine yatırırken, dokuma işletmesi
hesapladığı KDV’den çırçır işletmesine ödediği KDV’yi, konfeksiyon işletmesi de
hesapladığı KDV’den dokuma işletmesine ödediği KDV’yi indirmiş, aradaki
farkları vergi dairesine yatırmışlardır. Sonuçta her safhada ödenen KDV’ler
toplamı 1800 birim olmuştur. Bu miktar görüleceği üzere konfeksiyon
işletmesinin satış fiyatı üzerinden hesaplanan KDV tutarına eşittir. Böylece,
ara safhaların sayısı ne kadar artarsa artsın, sonuçta devlete ödenen toplam
vergi, nihai tüketicinin satıcıya ödediği vergi kadar olacaktır.
Ekonomide
üretim ve tüketim sürecine giren her mal ve hizmet için yukarıda yapılan
açıklamalar geçerlidir. Ancak, bütün vergi uygulamalarında olduğu gibi KDV
Kanununda da bir takım istisna hükümleri düzenlenmiştir.
Gerek ekonomik,
gerekse sosyal amaçlarla bazı işlemlerin KDV’den müstesna tutulması öngörülmüş,
KDV Kanununun 11- 17 nci maddeleri ile bazı geçici maddelerinde bu hususlar
belirtilmiştir.
Dolaylı bir
vergi olan KDV uygulamasında, istisna hükmü gereğince yapılan teslim veya
hizmet için vergi hesaplanmamaktadır. Mükellef tarafından vergi alınmaksızın
teslim edilen mal veya ifa edilen hizmetin meydana getirilmesi için satın
alınan mal ve hizmetlere, genel giderlere, amortismana tabi iktisadi kıymetlere
ödenen KDV’nin ne olacağı sorusu gündeme gelmektedir.
KDV Kanununun
29/1 nci maddesine göre mükellefler, aksine bir hüküm olmadığı sürece, vergiye
tabi faaliyetleri üzerinden hesapladığı KDV’den, kendilerine yapılan teslim ve
hizmetlere ilişkin yüklendiği KDV’yi indirmekte, aradaki olumlu farkı vergi
dairesine yatırmaktadır. Hesaplanan verginin yüklenilen vergiden az olması
halinde indirilemeyen kısım, KDV Kanununun 29/2 nci maddesi gereğince bir
sonraki dönemde indirim konusu yapılmak üzere sonraki döneme devredilmektedir.
KDV Kanununun
KDV istisnalarıyla ilgili 30/a maddesi ile getirilen genel kural, vergiye tabi
olmayan veya vergiden istisna edilen işlemlerle ilgili satın alınan mal ve
hizmetlere ödenen KDV’nin (Yüklenilen KDV) mükellef tarafından indirim konusu
yapılamayacağı şeklindedir.
Ancak, bu genel
kuralın istisnası 32 nci maddede düzenlemiştir. “Bu kanunun 11, 13, 14, 15 inci maddeleri uyarınca vergiden istisna
edilmiş bulunan işlemlerle ilgili fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen
Katma Değer Vergisi, mükellefin vergiye tabi işlemleri üzerinden hesaplanacak
Katma Değer Vergisinden indirilir. Vergiye tabi işlemlerin mevcut olmaması veya
hesaplanan verginin indirilecek vergiden az olması hallerinde indirilemeyen
Katma Değer Vergisi, Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tespit edilecek esaslara
göre bu işlemleri yapanlara iade olunur.
(5228 sayılı Kanunun 60/2 nci maddesiyle
fıkra yürürlükten kaldırılmıştır. Yürürlük: 1.8.2004) (*)
(5035 sayılı Kanunun 10 uncu maddesiyle
eklenen fıkra. Yürürlük: 2.1.2004)
Maliye Bakanlığı katma değer vergisi iadesini, hak sahiplerinin vergi ve sosyal
sigorta prim borçları ile genel ve katma bütçeli daireler ile belediyelere olan
borçlarına ya da döner sermayeli kuruluşlar ile sermayesinin % 51'i veya daha
fazlası kamuya ait olan veya özelleştirme kapsamında bulunan işletmelerden
temin ettikleri mal ve hizmet bedellerine ilişkin borçlarına mahsup suretiyle
sınırlayabilir.”
Örnek olayımızı
bu açıklamalar ışığında yeniden oluşturacak olur isek; Konfeksiyon işletmesinin
ürettiği konfeksiyon ürünlerini, aynı kar oranını koruyarak ihraç ettiğini
varsayalım.
|
Safhalar
|
Alış Bedeli
|
Ödenen KDV
|
Satış Bedeli
|
Hesaplanan
KDV
|
Ödenen KDV
|
|
Pamuk
Üreticisi
|
-0-
|
-0-
|
500
|
-0-
|
-0-
|
|
Çırçır
İşletmesi
|
500
|
-0-
|
2000
|
360
|
360
|
|
Dokuma
İşletmesi
|
2000
|
360
|
4500
|
810
|
450
|
|
Konfeksiyon
İşletmesi
|
4500
|
810
|
10000
|
-0-
|
(810)
|
Toplam:0
Konfeksiyon
ürünlerinin ihracında, KDV Kanununun 11 nci maddesiyle düzenlenen ihracat
istisnası uygulaması nedeniyle KDV tahsil edilmeyecektir. Ayrıca, KDV Kanununun
32 nci maddesi kapsamına 11 nci maddeyle düzenlenen ihracat istisnası da
girdiğinden, ihraç edilen mal için yüklenilen vergiler indirim ve iade konusu
yapılabilecektir. Bu durumda örneğimizdeki ihraç edilen mal için dokuma işletmesine
ödenen 810 birim KDV, konfeksiyon işletmesine iade edileceğinden, alış maliyeti
4500 birim olacak ve 5500 birimlik kar oranı korunarak ihracat fiyatı 10000
birim olarak belirlenebilecektir. Örneğimizde de görüldüğü gibi ihraç safhasına
kadar vergi dairesine ödenen KDV toplamı 810 birimdir. Bunun tamamı ihracatçıya
iade edilmekte, dolayısı ile devlet bu işlem için baştan beri aldığı
vergilerden vazgeçmektedir.
Buraya kadar
yapılan açıklamalardan KDV istisnalarının; Yüklenilen vergilerin indirim konusu
yapılabildiği ve yapılamadığı iki gruba ayrıldığını görmekteyiz. Literatürde,
KDV Kanununun 30/a maddesine göre yüklenilen vergilerin indirim konusu
yapılamadığı istisnalar “Kısmi İstisna” ve 32 nci maddesine göre yüklenilen
vergilerin indirim konusu yapıldığı, hatta indirilemeyen kısmın iade edildiği
istisnalar “Tam İstisnalar” olarak adlandırılmaktadır.
İade İsteminin Mükellefin Tercihine Bağlı
Olması
İade hakkı
doğuran işlemlere ait girdi vergisi için, mükellefin mutlaka iade istemesi
zorunluluğu bulunmamaktadır. Ocak ayında 100 birim girdi vergisini iade olarak
alma hakkı bulunan mükellef, izleyen Şubat ayında satışları üzerinden daha
yüksek tutarda katma değer vergisini borçlanacağını planladığı durumda, iade
talep etmeden, vergiyi indirilecek KDV olarak sonraki döneme devredecek ve
izleyen ayda indirim yoluyla arındırma yapabilecektir.
Yukarıda
belirtilen başlangıç tercihinin sonradan değiştirilmesi de mümkündür. İade
istendikten sonra, indirim potansiyeli oluşmaması vb. gibi nedenlerle, talepten
vazgeçilip indirim yapılabilmektedir. Aksine durumlarda da, arındırmanın
indirim yoluyla yapılacağı tercihi ile girdi vergisinin indirilecek KDV olarak
ileriki dönemlere devredilmesinden sonra, öngörülen indirim imkanının doğmaması
üzerine iade talebinin düzeltme esasları içinde kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Vergi Hataları ve Düzeltme
Türkiye’de
uygulanan sistem içinde vergi uyuşmazlıklarının idari, barışçıl çözümleri
arasında yer alan ikinci yol vergi hatalarında düzeltmedir. Birinci yol ise
uzlaşmadır. Düzeltme vergilendirme işlemlerindeki bir kısım sakatlıkların
giderilmesi amacıyla Vergi Usul Kanununda düzelenmiş bulunan bir idari
süreçtir. VUK 116 ila 126 nci maddeleri arasında düzeltme yolunu ve bu sürecin
konusu olan vergi hatalarını hükme bağlamış bulunmaktadır. 116 ncı maddeye
göre, “Vergi hatası, vergiye müteallik
hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya
eksik vergi istenmesi veya alınmasıdır.”
Yasa vergi
hatası için bu genel tanımı verdikten sonra bu kavrama giren sakatlık türlerini
117 nci maddede “hesap hataları” ve 118 nci maddede “vergilendirme hataları”
başlıklarıyla düzenlemektedir. Vergi hatası türlerinden birini yapısında
taşıyan sakat bir vergilendirme işlemine karşı yargı yoluna gidilebileceği
gibi, beş yıllık zaman aşımı süresi içinde kalmak koşuluyla, bu hata vergi
dairesince re’sen yada mükellefin başvurusu üzerine düzeltilebilir.
Ana hatlarını
yukarıda belirttiğimiz vergi hatalarına özgü düzeltme yolunun kamu hukuku
bütünü içinde çeşitli dallarla ilintili önemli bir konumu bulunmaktadır.
Vergilendirme işlemlerindeki belli sakatlıkların giderilmesini sağladığından
düzeltme yolu bir yandan verginin yasallığı ilkesinin sübjektif idari işlemler
bakımından gerçekleşmesine yol açar; böylece anayasal hukuk devleti ilkesinin
işlerlik kazanmasında da rol oynar. Öte yandan düzeltme yolu anayasal başvuru
hakkı kapsamında idari merciler nezdinde yapılan girişimlerin bir örneğidir;
ayrıca ileride uyuşmazlığın yargı yoluna intikalinin bir ön hazırlığı niteliği
taşıması nedeniyle de anayasal başvuru hakkının içinde yer alan, yargı
mercilerine gidebilme hakkı ile de ilintilidir.
Düzeltme
işleminin konusunu, Vergi Usul Kanununda “vergi hatası” adı ile öngörülen belli
vergilendirme sakatlıkları oluşturur. Yasa koyucu, hata niteliğindeki,
görülmesi, giderilmesi nispeten kolay bir kısım yanlışlıkların ortadan
kaldırılması için daha pratik bir yol olarak düzeltme işlemini öngörmüştür.
Herhangi bir
vergilendirme işleminin taşıdığı sakatlığın vergi hatası sayılması için ilk
olarak, haksız bir işlem bulunmalıdır. “Haksız” olma unsurunu hukuka ve yasaya
aykırılık şeklinde anlamak gerekir. Bu haksız işlem sonucu fazla yada eksik
vergi alınması söz konusu olmalıdır. Bu unsurdan anlaşılacağı gibi, sakat işlem
vergi dairesi lehine olabileceği gibi bunun terside geçerlidir.
Vergi
İdaresinin 22.04.1996 tarih ve 17121 sayılı müktezasında aşağıdaki görüş
açıklanmıştır.
“3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun
32. maddesine göre, ihracat istisnası kapsamına giren işlemlerle ilgili alış ve
giderler dolayısıyla yüklenilen vergiler, indirimi mümkün olmaması halinde
mükellefe iade edilmektedir.
39 Seri Nolu KDV Genel Tebliğinin (D)
bölümünde ise, iade hakkı doğuran işlemleri bulunmayan veya bu tür işlemleri
bulunmakla birlikte, bu tür işlemler için yüklendikleri vergiyi iade yerine
indirim yoluyla gidermek isteyen mükelleflerin bu taleplerinin yerine
getirileceği açıklanmış bulunmaktadır.
Diğer taraftan Vergi Usul Kanununun 116.
maddesinde “Vergi hatası, vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede
yapılan hatalar yüzünden haksız yere eksik veya fazla vergi istenmesi veya
alınmasıdır” şeklinde tanımlanmış olup, 117 ve 118. maddelerde hesap hataları
ve vergilendirme hatalarının neler olduğu sayılmıştır.
Anılan kanunun 120 ve müteakip maddeleri
uyarınca zamanaşımı süresi içinde vergi hatalarının düzeltilmesi mümkün
bulunmaktadır.
213 Sayılı Vergi Usul Kanununda yer alan
düzeltme hükümleri her ne kadar vergi hatalarının düzeltilmesine ilişkin ise
de, vergi hataları dışında düzeltilmesi gereken bir hususun bulunması halinde
de düzeltme hükümlerinin uygulanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.
Olayda da ihracat istisnası nedeniyle
yüklenip indirilemediği katma değer vergisinin iadesini veya indirimini istemek
yolunda seçimlik hakkı bulunan mükellefin tercihini iade için değil, indirim
yoluyla gidermek şeklinde kullandığı açık ise bilahare tercihini iade yolunda
değiştirmesi ve bu tarihten itibaren iade talep etmesi mümkündür. Diğer
taraftan tercih değişikliğinin yapıldığı tarihe kadar indirim yoluyla
giderilmek istenen katma değer vergisinin iadesi talebinde bulunulması halinde
düzeltme hükümleri çerçevesinde işlem yapılarak, söz konusu dönemlerde iade
olarak bir vergi doğması halinde, bu verginin genel hükümler çerçevesinde
iadesinin yapılması gerekmektedir.”
Vergi İdaresi Aşamalı Bir Biçimde Görüş
Değiştirdi…
Mükelleflerin
indiremediği katma değer vergisinin iadesini veya indirimini istemek yolunda
tercih hakkı bulunmaktadır. Ne var ki, bu tercih hakkı giderek bir ihtiyarilik
unsuru gibi geri dönülmez olarak algılanmaya başlamıştır. Buna göre tercih
değişikliği yapan mükelleflerin tercih değişikliğinin yapıldığı tarihten
itibaren iade talep etmesi mümkün hale gelmiştir.
Son gelinen
noktada ise, Katma Değer Vergisi mükelleflerinin iade hakkı doğuran işlemler
nedeniyle yüklendiği katma değer vergisini indirim yoluyla gidermek şeklindeki
tercihlerini düzeltme beyannamesi vererek iade talebi olarak değiştirmeleri
mümkün bulunmamaktadır.
Konuya ilişkin
mukteza aşağıdadır.
T.C.
GELİR İDARESİ
BAŞKANLIĞI
İSTANBUL
VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI
(Mükellef
Hizmetleri Katma Değer Vergisi Grup Müdürlüğü)
TARİH: 04/10/2005
SAYI :
KDV.MUK.B.07.1.GİB.4.34.17.01.6983
KONU :İndirim yoluyla giderilen KDV’nin daha
sonra
düzeltme beyannamesi verilerek iade
olarak
talep edilip edilmeyeceği
………………………………………..
Defterdarlığımıza intikal eden olaylardan Katma Değer Vergisi
mükelleflerinin iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle yüklendiği katma değer vergisini
indirim yoluyla gidermek şeklindeki tercihlerini “iade” olarak
değiştirmelerinin tereddüt yarattığı anlaşılmaktadır.
Benzer konuda Bakanlık Makamı tarafından Bursa Defterdarlığı’na hitaben verilen
görüşte;
“İlgi….de kayıtlı yazınızda, İliniz ………..Vergi Dairesi Müdürlüğü
yükümlülerinden……………………’nin 2001 yılının çeşitli dönemlerindeki ihracat
istisnası nedeniyle yüklenilen ve iadesi gereken katma değer vergisini
göstermeden verdiği katma değer vergisi beyannamelerine ilişkin olarak daha
sonra düzeltme talebi ekinde ve iadesi gereken katma değer vergisi
gösterilerek verilen beyannamelerin kabul edilip edilmeyeceği konusundaki
Bakanlığımız görüşünün bildirilmesi istenilmektedir.
39 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nin D bölümünde, “İade hakkı
doğuran işlemleri bulunmayan veya bu tür işlemleri bulunmakla birlikte bu
işlemler için yüklendikleri vergiyi iade yerine indirim yoluyla gidermek
isteyen mükelleflerin bu bildirimi doldurmalarına gerek bulunmamaktadır.”denilmektedir.
Bu açıklama çerçevesinde; Katma Değer Vergisi Kanununa göre iade hakkı sahibi
olan mükelleflerin, söz konusu işlemlere ilişkin olarak yüklendikleri
vergilerin iadesini istemeyip indirim mekanizması çerçevesinde telafi etmeleri
mümkündür.
Öte yandan, vergi hatası Vergi Usul Kanunu’nun 116. maddesinde, vergiye
müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan, hatalar yüzünden haksız yere
fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması olarak tanımlanmıştır.
Bu konuyla ilgili olarak Bakanlığımıza gönderilen ilgi (a)’da kayıtlı
yazınızda, 99 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğindeki bir açıklamadan da
bahsedilmek suretiyle iade hakkı doğuran işlemlere ait yüklenilen vergilerin
ilgili dönemde iadesi talep edilmediği takdirde sonradan verilecek düzeltme
beyannameleri ile başta talep edilmeyen vergilerin iadesinin istenilmemesi
gerektiği ifade edilmiştir.
Bunun üzerine, Bakanlığımızca tayin olunan ilgi (b)’de kayıtlı mukteza ile
katma değer vergisi mükelleflerinin iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle
yüklendiği katma değer vergisini indirim yoluyla gidermek şeklindeki
tercihlerini “iade” olarak değiştirmelerinin vergi hatası sayılmayacağı
bildirilmiştir.
Bu açıklamalar çerçevesinde ilgi yazınızda adı geçen mükellefin 22.2.2001
tarihinde verdiği Ocak/2001 dönemine ait katma değer vergisi beyannamesinin II
numaralı tablosunda gösterilmeyen katma değer vergisinin, 14.2.2002
tarihinde verilen düzeltme beyannamesinde gösterilerek iadesinin talep
edilmesi, vergi hatası kapsamında değerlendirilerek, sonuçlandırılacak bir
işlem değildir.”denilmektedir.
Bu açıklamalar çerçevesinde; Katma Değer Vergisi mükelleflerinin iade hakkı
doğuran işlemler nedeniyle yüklendiği katma değer vergisini indirim yoluyla
gidermek şeklindeki tercihlerini düzeltme beyannamesi vererek iade talebi
olarak değiştirmeleri mümkün bulunmamaktadır.
Bilgi edinilmesini ve gereğini rica ederim.
Sonuç ve Değerlendirme
Vergi İdaresi, görüldüğü
üzere uygulamaya yön verirken; (39 Seri
No.lu Katma Değer Vergisi Genel Tebliği’nin D bölümünde, “İade hakkı doğuran
işlemleri bulunmayan veya bu tür işlemleri bulunmakla birlikte bu işlemler için
yüklendikleri vergiyi iade yerine indirim yoluyla gidermek isteyen
mükelleflerin bu bildirimi doldurmalarına gerek bulunmamaktadır.”denilmektedir.)
şeklindeki alıntısı eksiklik içermektedir. Cümlenin tamamını alıntı
yapalım:
“D – İADE HAKKI
DOĞURAN İŞLEMLERE VE İHRAÇ KAYDIYLA TESLİMLERE AİT BİLDİRİM :
Beyannamelerin
yeniden düzenlenmiş şeklinde, iade hakkı doğuran işlemler ile ihraç kaydıyla
teslimi bulunan mükellefler için bir "Bildirim" oluşturulmuştur.
İade hakkı doğuran
işlemleri bulunmayan veya bu tür işlemleri bulunmakla birlikte bu işlemler için
yüklendikleri vergiyi iade yerine, indirim yoluyla gidermek isteyen
mükelleflerin bu Bildirimi doldurmalarına gerek bulunmamaktadır. Bu
mükelleflerin, iade hakkı doğuran işlemlerini daha önceki Genel Tebliğlerde belirlenen belgelerle ispat ve tevsik
etmeleri zorunludur.
İhraç kaydıyla
teslimleri bulunan mükellefler ile iade hakkı doğuran işlemleri için
yüklendikleri vergileri iade yoluyla gidermek isteyen mükellefler, bu Bildirimi
doldurmak ve beyannameleri ile birlikte vermek zorundadırlar.
İhraç kaydıyla
teslimi bulunan mükellefler bu Bildirimi doldurmak zorunda olmakla beraber,
Bildirimin 102 numaralı satırındaki tutarı, dilerlerse iade olarak değil
indirim yoluyla giderebileceklerdir. Bunun için, teslimin yapıldığı dönem
beyannamesine ekli Bildirimin 102 numaralı satırındaki tutarın, ihracatın
gerçekleştiği dönem beyannamesinin 50 numaralı satırına dahil edilmesi ve vergi
dairesine bu konuda bilgi verilmesi gerekmektedir.
İhraç kaydıyla
teslim ve ihracatın aynı dönemde gerçekleşmesi ve iade olarak doğan verginin
indirim yoluyla giderilmesinin tercih edilmesi halinde 102 numaralı satırdaki
tutar, gelecek dönem beyannamesinin 50 numaralı satırına yazılacaktır. “
Ayrıca, alıntı
yapılan tebliğin girişi ise;
“1. KATMA DEĞER
VERGİSİ BEYANNAMELERİNİN YENİDEN DÜZENLENMESİ:
3065 sayılı Katma
Değer Vergisi Kanununun 42 nci maddesinin Bakanlığımıza vermiş olduğu yetkiye
dayanılarak gerçek usulde vergilendirilen mükelleflere ait 1 No.lu beyanname
uygulamada ortaya çıkan aksaklıkların giderilmesi ve daha kolay hale
getirilmesi amacıyla yeniden düzenlenmiştir. Şubat 1992 dönemine ait olup,
aylık vergilendirme dönemine tabi olanların 25 Mart, üç aylık vergilendirme
dönemine ait olanların 25 Nisan tarihine kadar verecekleri yeni beyannamelerin
doldurulmasına ilişkin açıklamalara aşağıda yer verilmiştir.”
Şeklindedir. Görüleceği üzere muktezada dayanak teşkil
edilerek atıf yapılan tebliğ yeniden düzenlenen 1 No.lu beyanname ile ilgilidir. Kanımızca, bu tebliğde oluşturulan
hususlar mükelleflerin kolaylıkla tercihlerini belirlemelerine yarayacak
niteliktedir. Tercihlerin değiştirilmeyeceği, vergi hatalarının
düzeltilemeyeceği görüşüne ulaşmamıza imkan tanımamaktadır.
Düzeltme
işleminin konusunu, Vergi Usul Kanununda “vergi hatası” adı ile öngörülen belli
vergilendirme sakatlıkları oluşturur. Yasa koyucu, hata niteliğindeki,
görülmesi, giderilmesi nispeten kolay bir kısım yanlışlıkların ortadan
kaldırılması için daha pratik bir yol olarak düzeltme işlemini öngörmüştür.
Yararlanılan Kaynaklar:
1.
3065 Sayılı Katma Değer
Vergisi Kanunu ve Genel Tebliğleri
2.
Konu ile ilgili Bakanlık
Muktezaları
3.
Vergi Hukuku (Prof. Dr.
Mualla ÖNCEL, Prof. Dr. Ahmet Kumrulu, Prof. Dr. Nami Çağan
4.
KDV Yorum ve Açıklamalar,
Yılmaz Özbalcı
5.
KDV İade Rehberi, Mahmut
Vural
6.
KDV İstisnalar ve İadeler, Kemal Oktar
|