STANDARTLARA VE KANUNLARA UYMA ÜZERİNE RAPOR (ROSC) ve TÜRMOB      

Sitemizi Tavsiye Etmek İster misiniz?

 

 

26 Eylül 2005

 

Şükrü Şenalp

YMM

Galatasaray Üniversitesi Öğretim Görevlisi

sukrusenalp@superonline.com 

 

STANDARTLARA VE KANUNLARA UYMA ÜZERİNE RAPOR (ROSC) ve TÜRMOB

 

“Bilgi ekonomisi – iyi işleyen bir ekonomide bilginin oynadığı rol – üzerine yapılan çalışmalar gösterdiği üzere, finansal raporlamanın güvenilirliğini ve kullanılırlığını geliştirmek, ekonomik büyümeye ve finansal sistemin istikrarsızlığında yatan risklerin azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Bu bağlamda, bu Rapor Türkiye’deki muhasebe ve denetim standartları ve pratiklerinin bir değerlendirmesini temin etmektedir. Referans olarak Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarını (IFRS) ve Uluslararası Denetim Standartlarını (ISA) almaktadır ve finansal bilginin kalitesini değerlendirmek ve politika tavsiyelerini ortaya koymak için muhasebe ve denetim düzenleme alanlarındaki iyi pratikleri kullanmaktadır. Türkiye gibi Avrupa Birliğine (AB) üye olan ülkeler için, değerlendirme ayrıca AB kanununun ilgili gerekliliklerini de göz önüne almaktadır (AB kanunu ayrıca topluluk müktesebatı olarak da bilinmektedir.)”

 

STANDARTLARA VE KANUNLARA UYMA ÜZERİNE RAPOR (ROSC)

 

Adı geçen rapor, Türkiye’de Mayıs 2005 tarihinde yerine getirilen bir tanı ile ilgili gözden geçirmenin ortaya koyduğu bulgular temelinde Dünya Bankasından gelen bir ekip tarafından hazırlanmıştır. Profesyonel ekibinin başında Frédéric Gielen yer almıştır ve ekip AB Üye Ülkelerindeki ilgili kurumlardan gelen bir uzmanlar ekibinin yanında Ayse Seda Aroymak ve Georgine Ann-Marie Newman-Alawode (ECSPS) da kapsamıştır. Gözden geçirme muhtelif paydaşları da içeren katılımcı bir süreç yoluyla yerine getirilmiştir ve ülke otoriteleri tarafından yönetilmiştir.

 

Bu yazımızda kişisel değerlendirmelerimizle birlikte “standartlara ve kanunlara uyma üzerine rapor” hakkında açıklamalar ile TÜRMOB’un rapor hakkındaki değerlendirmeleri üzerinde durulacaktır.

 

Şirket Sektörü Muhasebesi ve Denetimi Bir Dönüm Noktasında

 

“Şirket sektörü muhasebesi ve denetiminin rolü ve düzenlemesi meydana geldikleri ekonomik bağlam ve hizmet verdikleri pazarın yapısı tarafından şekillendirilmektedir. Yakın döneme kadar, Türkiye’deki özel işletmeler çoğunlukla, sermaye piyasalarından ziyade özel finansman kaynaklarına dayanan aileler tarafından kontrol edilen (aileler tarafından sahip olunan bankalar da dahil olmak üzere) oluşumlardı ve finansal bilgi, genel olarak pazar katılımcılarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere temin edilen bir kamu malı olarak görülmekten ziyade erişimin kısıtlı olduğu ve sadece bilgiye ihtiyaç duyan insanlar için ulaşılabilir olan bir kaynak olarak görülmekteydi. Bankaların borç verme ile ilgili kararları borç sahibinin finansal bildirimlerine dayalı değildi, fakat işletme hakkında ikincil ve diğer türden bilgi kaynaklarına dayalı idi. Diğerleri yanında bu unsurlar, mevcut gerilimlerin sebepleri ile ilgili fikir vermek için ve radikal bir değişim geçirmekte olan bir ekonominin yeni ihtiyaçlarını yerine getirmek üzere ihtiyaç duyulan reformlara giden yolu işaret etmek üzere, Türkiye’deki mevcut muhasebe ve denetim düzenlemelerini açıklama anlamında oldukça fazla şey yerine getirmektedir.”

 

Son yıllarda gözlenen Avrupa Birliği müktesebatındaki değişimler ve Türk sermaye piyasasında yaşanan gelişmeler doğrultusunda, piyasanın Avrupa Birliği normlarına uyumlaştırılmasını ve uluslararası piyasalara entegrasyonunu sağlamak, yatırımcıların korunması anlayışının daha etkin hale getirilmesi, sektörün gelişiminin desteklenmesi ve mevzuat engellerinin kaldırılması amacıyla Sermaye Piyasası Kurulu tarafından Yeni Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı Taslağı hazırlanmıştır.

Ekonomik bağlam, her kurumun (örneğin, vergi kurumları, bankacılık düzenleme kurumları) diğer kurumların neler yaptıklarına bakmadan kendi muhasebe ve denetim gerekliliklerini geliştirdikleri bir ortam ile sonuçlanmıştır. Finansal bilginin yayınlanması için minimal genel gereklilikler vardı ve basılmış, genel amaca hizmet eden ve birtakım kullanıcı gruplarının ihtiyaçlarını karşılayan finansal bildirimler kavramı fiili olarak bilinmeyen bir kavramdı. Sonuç olarak, pazar yerine temin edilen finansal bilginin güvenilirliği açısından kalifiye profesyoneller tarafından yerine getirilecek bağımsız bir finansal bildirim denetimine pek fazla talep gelmiyordu.

 

Son yıllarda, muhasebe ve denetim ortamında ciddi bir ilerleme sağlanmıştır, fakat, halen, uluslararası iyi pratiklere riayet gösterme açısından Türkiye’nin yapması gereken çok şey yer almaktadır.

 

Kanuni Çerçeveyi Topluluk Müktesebatı ve Uluslararası Standartlar ile Uyumlulaştırmak

 

Bu Rapor yasal ve düzenleyici çerçevedeki önemli eksikliklerin altını çizmektedir ve bu eksikliklerin ele alınmasının Pazar katılımcılarına güvenilir finansal bilginin temin edilmesi için sağlam bir yasal temel yaratılması amacıyla Türkiye için bir öncelik teşkil etmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Dört adet kapsamlı konu yer almaktadır:

  • Maliye Bakanlığı tarafından ortaya konan muhasebe yönetmelikleri bankalar ve sigorta şirketleri için sınırlı sayıda istisnalar yer alsa da diğer tüm yönetmeliklerin üzerinde yer almaktadır. Sonuç olarak, çoklu yasal alanlara giren kurumların çoklu finansal tablo setleri hazırlamaları gerekmektedir. Buna ek olarak, pek çok orta ve geniş ölçekli işletmelerin yönetim bilgi sistemleri, işletmeleri etkili bir şekilde yönetmek için yönetime yeterli bilgi temin etmeyen (örneğin, konsolidasyonun olmaması) vergi muhasebesine dayalıdır.
  • Gizli kullanım için tasarlanmış, bağımsız ve özel amaçlı muhasebe ve denetim sistemlerine dayanan parçalı yaklaşımların, ifşa ve şeffaflığı bütün Pazar katılımcılarına sunacak kamu malları olarak gören, tek, sağlam ve genel amaca yönelik bir sistemin ortaya konması için, koordine edilmiş bir çabaya yol vermesine ihtiyaç duyulmaktadır. Muhtelif kanunlar, her bir düzenleyici kuruma, Maliye Bakanlığı (MB), Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), ve Sigorta Genel Müdürlüğü (SGM), kendi alanlarına düşen muhtelif kurumlar için muhasebe ve denetim gerekliliklerini ortaya koyma ve uygulamaya sokma yetkisini vermektedir.
  • Mevcut yaklaşımlar kıt kaynakların verimsiz bir şekilde kullanılması ve Pazar katılımcıları tarafından etkili kaynak kullanımına yardımcı olarak kamuya açık finansal bilginin eksik olmasıyla sonuçlanmaktadır.
  • Bankalar, sigorta şirketleri ve halka açık şirketler için geçerli olan finansal raporlama ve denetim gereklilikleri IFRS ve ISA gerekliliklerini yerine getirememektedirler ve karar alma amaçları için yeterli olan finansal bilgiyi, düzenleyiciler de dahil olmak üzere finansal bilgi kullanıcılarına her zaman temin etmemektedirler.
  • Düzenlenen kurumların finansal bildirileri kamusal olarak ulaşılabilir iken, şirketler için, denetlenmiş yasal varlığı ve konsolide finansal tabloları, bunları kamuya açmak üzere, dosyalama konusunda herhangi bir genel gereklilik yer almamaktadır. Sonuç olarak, pek çok Türkiye işletmesini ilgilendiren finansal bilgi mevcut değildir, bu da bankacılıkta aracılık, rekabet vb anlamında olumsuz sonuçlar ortaya koymaktadır.  Bu konular, topluluk müktesebatına uymak ve bu mevzuları ele almak amacıyla yeni bir taslak Ticaret Kanununun hazırlanmış olduğu Türkiye’de yaygın bir şekilde tanınmıştır. Bu Rapor müktesebattan sonra Türkiye’nin yasal çerçevesini modellemek için hedefi desteklemektedir. Ancak, bu Rapora ait olan Ek I bazı açılardan taslak Ticari Kanun müktesebatın ötesine geçiyor olsa da, başka önemli açılardan onun gerekliliklerini yerine getiremediğinin altını çizmektedir. Bu Rapor aşağıdakiler dahil olmak üzere, Raporun politika tavsiyelerine uygun olarak taslak Ticaret Kanununun yeniden ziyaret edilmesi gerektiğini tavsiye etmektedir:
  • Kamu Yararı Kurumları “eksiksiz IFRS”e uygun bir şekilde konsolide finansal bildirilerini sunmalıdırlar. Bu rapor içerisinde, kamu yararı kurumları, işlerinin doğasına (örneğin bankalar), büyüklüklerine (örneğin büyük işletmeler) ya da paydaşlarının kapsamına (örneğin, kayıtlı işletmeler) dayanarak genel kamunun bir çıkarının olduğu kurumlardır.
  • Küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ’ler) de dahil olmak üzere diğer kişiliklerden, Dördüncü ve Yedinci AB Kanun Yönergelerinin gerekliliklerine dayanan ulusal muhasebe standartlarına uygun bir şekilde tüzel kişilik ve konsolide finansal tablolarını hazırlamaları istenmelidir. Bu tür standartların ustalıkla yerine getirilmesinde, Türkiye’ye, KOBİ’ler için basitleştirilmiş bir raporlama çerçevesi temin etmek üzere Yönergeler kapsamında izin verilen muafiyetleri kullanması tavsiye edilebilir.
  • Bu zamanda denetimlerin “eksiksiz ISA” ya uygun bir şekilde yerine getirilmesi için muhasebe mesleğinde sınırlı bir kapasitenin yer aldığını göz önünde bulundurursak, bu Rapor bu gereklilik ile ilgili olarak aşamalı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini tavsiye etmektedir. Dahası, Dördüncü ve Yedinci AB Şirket Hukuku Yönergeleri kapsamında öngörülen denetim gerekliliklerinden muafiyetler uygulanmalıdır. Sonuç olarak, bağımsız denetimler sadece böylesi bir denetim için genel bir fayda olması durumunda gerekli olmalıdır (kamu faydası kurumlarında minimum olarak).
  • “Eksiksiz ISA” ya uygun bir şekilde finansal bildirim denetimini yerine getirecek bu kişiler ve firmalar için özel bir sıfat ortaya konmalıdır. Bu sıfat sadece Sekizinci AB Şirket Hukuku Yönergesi tarafından öngörülen eğitim, öğretim ve deneyim gerekliliklerini karşılayan kişi ve kurumlara verilmelidir.
  • Bütün limitet ve anonim şirketler, uygulanabilir olan yerlerde, denetçinin raporu ile birlikte tüzel kişiliklerini ve konsolide finansal bildirimlerini kamuya açmalıdırlar, böylece ekonomideki şeffaflık ve rekabetçiliğin geliştirilmesi sağlanacaktır.

Finansal Raporlama Gerekliliklerinin Uygulamaya Konması

 

Uluslararası yatırımcılar ve kredi derecelendirme kuruluşları, Türkiye’nin en üst düzey şirketlerinin genel olarak şeffaflık ve ifşa seviyelerini “orta” olarak değerlendirmektedirler, ve genel olarak, bankacılar, giderek artan gayrı resmiyet sorunları sebebiyle borç sahibi adayları tarafından sunulan finansal bildirimlere “güven” duymamaktadırlar. “Gayrı resmiyet” bu Raporun alanının dışına taşan bir konu olduğu için (yani, daha çok makroekonomik, mali ve sosyal konularla ilgilidir), finansal raporlama alanından bu anlamda yardımcı olabilecek bir takım adımlar vardır. Bunlar Pazar (yani olumlu) ve caydırıcı teşviklerin bir kombinasyonunu ihtiva etmektedir.

 

Bu bağlamda, Rapor uygulama konusunda üç ayaklı bir yaklaşımın faydalı olacağını tavsiye etmektedir:

  • Bir şirketin Yöneticilerinin, finansal bildirimlerin sadece hukuken değil fiilen de doğru olması konusunda sorumlu olmalarını garanti altına almak için şirket yönetişim çerçevesini yeniden düzenlemek. Bu, tavsiye edilen Şirket Yönetişim ROSC için bir odak alanı olmalıdır.
  • Denetimlerin kanun tarafından gerekli görüldüğü yerlerde muhasebe standartlarına uymak konusunda sorumlu olan iyi yönetilen bir denetleme mesleğini oturtmak. Yukarıda tavsiye edildiği üzere yasal denetimleri gerekli kılmaya ek olarak, Rapor yeni bir “Denetçiler Odasının” kurulmasını tavsiye etmektedir, bu oda yetki verilmiş düzenleyici bir otoriteye sahip olan profesyonel bir kurum olarak oluşturulacak, fakat kamusal bir gözetim sistemine tabi olacaktır. Oda “dışardan denetçileri” düzenlemelidir, bu denetçiler, başka bir deyişle “eksiksiz ISA”ya uygun bir şekilde finansal tablo denetimi için sorumlu insanlardır. Bu, şu anda, sadece, daha çok vergi raporlama ve sertifika konularına odaklanan TURMOB üyelerinin küçük bir azınlığı tarafından yerine getirilen bir faaliyettir. Diğer şeylerin yanında, Oda üyelerinin kamu yararına faaliyetleri üzerinde işlerini izleme yoluyla kalite garantisi uygulamalı; üyeleri üzerinde disiplinle ilgili otorite uygulamalı, ve hem kişilere hem de denetim şirketlerine denetim lisansları vermelidir. Buna ayrıca kalite garantisinin gerçekte ve görünüş olarak yeterli kamusal bütünlük ile birlikte uygulanan bir pratik olduğunu garanti altına almak için denetim mesleği için bir izleme sistemi ile desteklenmesi gerekmektedir.
  • Kurumsallaştırılmış finansal bilgi uygulama mekanizmaları kurmak. Bu Raporda tespit edilen mevcut muhasebe gerekliliklerine riayet etmemenin tekrarlanması durumunda, bu durum, bu finansal tabloların denetçileri tarafından yeterli derecede işaret edilmemiş olabilecek olası bütün etkileri olan vasıtasıyla bir yaklaşımı onaylarken, mevcut izleme ve uygulama pratikleri, raporlama gerekliliklerine riayet etmenin, riayet etmemenin danışmanlık çıkarının üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı yerlerde ikincil bir unsur olduğunu gösterdiği için, aynı zamanda danışman niteliğindeki denetçilerin yerine getirdiği uygulamalar hakkında endişelerini de dile getirmektedir. Bu özellikle endişe vericidir, çünkü listelenmiş sigorta şirketleri ve listelenmiş bankalar Sermaye Piyasaları Kanunu ve Sermaye Piyasaları Kurulu tarafından ortaya konan finansal raporlama gereklilikleri tarafından özel olarak muaf edilmiştir.

Akademik Eğitim, Profesyonel Eğitim ve Muhasebecilerin “Yeniden Donatılması”

 

Bu iyileştirmelere paralel olarak, finansal tabloların yasal teftişin kalitesini artırmak ve kamuya duyulan güveni teşvik etmek için muhasebe ve denetim mesleğinin kapasitesinin geliştirilmesine ciddi ölçüde ihtiyaç duyulmaktadır. Bu yeni muhasebe ve denetim gerekliliklerinin samimi bir şekilde anlaşılması ve benimsenmesi hazırlayıcılar, denetçiler ve düzenleyiciler için ilgili eğitim ve öğretimin sağlanmasını gerektirmektedir. Türkiye vergi raporlamasının gereklilikleri ile ilgili bir eğitimin sağlanmasına dair ihtiyaç devam edecek olsa da, genel amaçlı Finansal raporlamanın ihtiyaçlarına yönelik olarak daha büyük bir odağın yer alması gerekmektedir. Bu bağlamda, mevcut muhasebecilerin kapasitesinin geliştirilmesi ve gelecekteki muhasebelerin kapasitesinin garanti altına alınması çok önemlidir. Bu rapor aşağıdakiler de dahil olmak üzere kapasite konularının ele alınması için bir dizi tavsiyede bulunmaktadır.

  • IFRS ve ISA’ya uyan eğitim materyalleri ile mesleki ve akademik eğitimin desteklenmesi ve muhasebecilik mesleği ve üniversiteler de dahil olmak üzere iş dünyası arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi.
  • Profesyonel sınav müfredatını müktesebatın gereklilikleri ve Uluslararası Eğitim Standartlarının gereklilikleri ile uyumlu hale getirmek.
  • Devamlı Profesyonel Eğitimin (DPE) minimum bir miktarını gerekli kılmak ve DPE gerekliliklerinin tamamlanmasını garanti altına almak.
  • Sanayide muhasebecilerin önemli yeniden donanım ihtiyaçlarını hedef almak. Bir dizi paydaş sanayi içinde güncel muhasebe bilgisi anlamında bir eksiklik olduğuna dair iddiaları olduğunu dile getirmiştir. Rapor olumlu teşviklerin (örneğin, eğitim vergi kredisi) ve caydırıcı teşviklerin (örneğin, yönetişim mekanizması vasıtasıyla) bir karışımının muhasebecilerin yeniden donanımını geliştirmek üzere kullanılmasını tavsiye etmektedir.

Tanıdan Reforma

 

Bu raporun vermiş olduğu tavsiyeler birbirlerini karşılıklı olarak birtakım basit yollardan desteklemektedir ve uygulama ile ilgili bütüncül, çok disiplinli bir yaklaşımın benimsenmesini gerektirmektedir. Ayrıca, Rapor şirket Finansal raporlamanın kalitesini geliştirmek için sadece birtakım politika tavsiyelerinin taslağını çizmektedir. Bu değerlendirmenin başlaması üzerine, Türkiye değerlendirmeye katılmak ve politika yapıcılarına, düzenleyicilere ve tavsiyelerin uygulaması ile ilgili olan diğer paydaşlara tavsiye vermek için muhasebe ve denetim reformu için çok disiplinli bir Ulusal Danışma Komitesi (NSC) kurmuştur. Diğer ülkelerin başarılı deneyimlerine dayanarak, Rapor, NSC’nin, Türkiye’deki Finansal raporlamanın kalitesini ve kullanılırlığını geliştirmek için bir Ülke Stratejisi ve ayrıntılı bir Ülke Hareket Planı (CAP) oluşturmasını tavsiye etmektedir. Strateji Hükümet tarafından onaylanmalıdır ve CAP hem NSC’nin hem de uluslararası gelişim ortaklarının desteği ile uygulanmalıdır. Bu bağlamda, Rapor NDC’nin üyeleri olan kurumların MSC’de kıdemli bir seviyede temsil edildiklerini ve önlerinde hakiki bir gündem sahibi olarak yeterli derecede destek personeline sahip olduklarını garanti altına almalarını tavsiye etmektedir.

 

Rapor Üzerine Kısa Bir Değerlendirme

 

Dünya Bankası tarafından hazırlanan rapor muhasebe ve denetim alanındaki eksiklikleri ortaya koymakta ve çözüm önerileri sunmaktadır. Uygulanan yöntem ve arzulanan amaç ortadadır.  Rapor uygulama konusunda üç ayaklı bir yaklaşımın faydalı olacağını tavsiye etmektedir. Bunlar;

  • Bir şirketin Yöneticilerinin, finansal bildirimlerin sadece hukuken değil fiilen de doğru olması konusunda sorumlu olmalarını garanti altına almak için şirket yönetişim çerçevesini yeniden düzenlemek.
  • Denetimlerin kanun tarafından gerekli görüldüğü yerlerde muhasebe standartlarına uymak konusunda sorumlu olan iyi yönetilen bir denetleme mesleğini oturtmak. Yukarıda tavsiye edildiği üzere yasal denetimleri gerekli kılmaya ek olarak, Rapor yeni bir “Denetçiler Odasının” kurulmasını tavsiye etmektedir.
  • Kurumsallaştırılmış finansal bilgi uygulama mekanizmaları kurmak.

Arzulanan amaç ise açıkça belirilmektedir. Bunlar;

  • Finansal raporlamanın güvenilirliğini ve kullanılırlığını geliştirmek,
  • Ekonomik büyümeye ve finansal sistemin istikrarsızlığında yatan risklerin azaltılmasına yardımcı olmaktır.

ROSC Raporu üzerine ilk gelişmeler kaydedilmiş ve Yeni Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı Taslağı hazırlanarak kamu oyunda tartışmaya açılmıştır. Türk sermaye piyasası, 1981 tarihli Sermaye Piyasası Kanunuyla oluşturulan hukuki alt yapı çerçevesinde, hızlı bir gelişim süreci izlemiş, finans piyasası içinde önemli bir yer edinmiştir. Yaklaşık 25 yıllık bu süreç içinde ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamaya yönelik olarak Sermaye Piyasası Kanununda da gerekli değişiklikler yapılmıştır. Ayrıca Kanunun çerçeve niteliğine bağlı olarak, düzenleyici otorite olan Sermaye Piyasası Kuruluna tanınan yetkiler çerçevesinde Kurulun düzenlemeleriyle de, zengin ve sağlam bir hukuki alt yapı oluşturulmuştur.

 

Kurulun düzenlemelerinde, uluslararası standartlara uygunluk her zaman temel ilke olarak gözetilmiştir. Bu bağlamda düzenlemeler, özellikle Avrupa Birliği müktesebatına uyumlu biçimde yapılmıştır. Ancak son beş yıl içinde AB sermaye piyasası hukukunda yaşanan hızlı ve radikal değişim, Türk sermaye piyasasında da kanun düzeyinde bir uyumlaştırma çalışmasını gerekli kılmıştır. Öte yandan Sermaye Piyasası Kanunundaki en son değişikliğin yapıldığı 1999 yılından bu yana geçen altı yıllık dönem, sermaye piyasası gibi dinamik bir piyasada birçok ihtiyacı gündeme getirmiştir.

 

İşte bir taraftan Türk sermaye piyasalarının AB normları doğrultusunda uluslararası piyasalara entegrasyonunu kolaylaştırmak diğer taraftan ortaya çıkan güncel ihtiyaçları karşılayabilmek amacıyla Sermaye Piyasası Kanunu Taslağı hazırlanmıştır. Hazırlanan taslakta ROSC Raporunda belirtilen bir “Denetçiler Odasının” kurulmasını tavsiyesi de yerini bulmuş ve V. BORSALAR ve MESLEK KURULUŞLARI başlıklı bölümde Türkiye Sermaye Piyasası Bağımsız Denetim Kuruluşları Birliği kurulması ön görülmüştür.

  • Borsaların kamu veya özel hukuk tüzel kişisi olarak kurulabilmesine olanak tanınmaktadır
  • Borsaların örgütlenme, faaliyet ve denetim esasları yeniden belirlenmektedir
  • Türkiye Sermaye Piyasası Bağımsız Denetim Kuruluşları Birliği, Türkiye Kurumsal Yatırımcılar Birliği, Türkiye Kurumsal Yönetim Birliği, Türkiye Gayrimenkul Değerleme Uzmanları Birliği ve Türkiye Varlık Değerleme Uzmanları Meslek Birliği kurulmasına ilişkin esaslar belirlenmektedir
  • Sermaye piyasası sektörünün çağdaş gelişmelere ayak uydurması ve gelişiminin desteklenmesi amacıyla kurulacak sermaye piyasası enstitüsüne ilişkin temel esaslar belirlenmektedir

Raporda yapılan tespitler önemli ve gerçekçidir. Bunlardan “Gayrı resmiyet” olarak ifade edilen kayıt dışılık kavramı bu Raporun alanının dışına taşan bir konu olduğu için (yani, daha çok makroekonomik, mali ve sosyal konularla ilgilidir), finansal raporlama alanından bu anlamda yardımcı olabilecek bir takım adımlar olduğu belirtilmektedir.

 

Görülen o’ki bu raporu ilk olarak gündemine alması gerekenler muhasebe ve denetim mesleğinin üyeleridir. Ancak, yine raporda eleştiri konusu yapıldığı üzere SPK gündemine alarak  Yeni Sermaye Piyasası Kanunu Tasarısı Taslağı hazırlamış ve “Denetçiler Odası” fikrini bu tasarı taslağında şekillendirmiştir. Muhasebe ve denetim mesleğinin üyelerinin 3568 sayılı Yasa ile kurumsal yapısına kavuşmuş örgütleri ise konuya duyarsız kalmışlardır. Sadece klasik karşı çıkış mekanizmaları geliştirmektedirler.

 

TÜRMOB Rapor Hakkında Neler Dedi

  • Rapor’un dayanağı tespitler gerçeği yansıtmamakta; 1990’lı yıllar öncesi, 3568 Sayılı Yasa çıkarılmadan önce dile getirilen ve şu anda geçerliliği olmayan söylemlere dayanmaktadır.
  • Görüş vererek Türkiye’de denetim düzeni yok olduğunu söyleyenler 3568 Sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihten bu yana; denetçileri belirleme ve sınavsız belgelendirme yetkisini talep edenlerdir.
  • 3568 Sayılı Yasa maddeleri, kanunun genel gerekçesi ve maddelerinin gerekçeleri incelenmeden TÜRMOB için “Dış denetimden soyutlayan ve yanlış yorumlarla işlevler yükleyerek denetim dışında” nitelenmesi talihsiz bir tespittir.
  • ROSC Raporu’nda, 8 Direktif Taslağı’ndaki eğitim konuları ile 3568 Sayılı Yasa’daki sınavların karşılaştırılması gerçekleri yansıtmayan bir tespittir.
  • TÜRMOB, Anayasa’nın 135. maddesine göre 3568 Sayılı Yasa ile bir kamu gözetim kuruluşu olarak denetim mesleğini geliştirmek, muhasebe ve mesleki (denetim) standartlarını belirlemek, mesleki ahlak kurallarını geliştirmek ve izlemek, meslek disiplinini tesis etmek üzere görevli ve cezai müeyyide uygulama yetkisine sahip “kamu yararına” çalışan bir kamu kurumudur.
  • ROSC takımının 2 temel hedefinden birisi denetim standartlarıdır. 2003 yılından bu yana faaliyette bulunan; bağımsız ve özerk çalışan TÜRMOB tarafından “Türkiye Denetim Standartları Kurulu” oluşturulmuştur. Türkiye Denetim Standartları Kurulu ilk iş olarak uluslararası denetim standartlarını tercüme ederek yayınlamıştır.
  • Yukarıda 6’ıncı paragrafta yer alan Türkiye Denetim Standartlarına yer verilmemiş olmasının yanısıra; daha önce faaliyette bulunan TÜRMOB’un bir diğer kuruluşu olan TMUDESK’ten söz edilmekte, ancak, TMUDESK tarafından uluslararası standartları oluşturma kurallarına göre şeffaf ve katılımcı anlayışla ve IAS’la uyumlu olarak yayınlanan ve halen TMSK tarafından yeni standart yayınlanana kadar akademik çevrelerde ve uygulamada kullanılan 19 Muhasebe Standardı’ndan söz edilmemesi önemli bir eksikliktir.
  • Türkiye’de “eğitim-pratik-sınav” sürecinden geçmiş yeterli sayıda ve kalitede denetçi ve aday denetçi mevcuttur. Bunların gözetim ve denetim TÜRMOB tarafından yürütülmektedir.

Rapor hakkında TÜRMOB’un görüşleri ana başlıkları ile bu şekildedir. Dikkat edildiğinde görüleceği üzere tümünün özünde karşı çıkış ve “savunma” bulunmaktadır.

 

“Yakın döneme kadar, Türkiye’deki özel işletmeler çoğunlukla, sermaye piyasalarından ziyade özel finansman kaynaklarına dayanan aileler tarafından kontrol edilen (aileler tarafından sahip olunan bankalar da dahil olmak üzere) oluşumlardı ve finansal bilgi, genel olarak pazar katılımcılarının ihtiyaçlarını karşılamak üzere temin edilen bir kamu malı olarak görülmekten ziyade erişimin kısıtlı olduğu ve sadece bilgiye ihtiyaç duyan insanlar için ulaşılabilir olan bir kaynak olarak görülmekteydi. Bankaların borç verme ile ilgili kararları borç sahibinin finansal bildirimlerine dayalı değildi, fakat işletme hakkında ikincil ve diğer türden bilgi kaynaklarına dayalı idi.” Yönünde yapılan tespit TÜRMOB tarafından “1990’lı yıllar öncesi, 3568 Sayılı Yasa çıkarılmadan önce dile getirilen ve şu anda geçerliliği olmayan söylemlere dayanmaktadır.” Şeklinde savunulmaktadır.

 

Kanımızca olması gereken 3568 sayılı Yasanın hangi arzu ve taleplerden doğduğunun bilinci ile hareket ederek konuya yapıcı yaklaşım sergilemekten geçmektedir.

 

TÜRMOB yöneticilerini acil bir görev beklemektedir. 3568 sayılı Meslek Yasası yeniden şekillendirilmek noktasındadır. MMMB Derneği Genel Başkanı bunun henüz erken olduğunu ifade etmektedir. Bu büyük bir yanılsamadır. Meslek Yasası çıkışında olduğu gibi değişikliğe uğrayacağı bu günlerde de Dünya Bankasının Raporları ile şekillenmektedir. TÜRMOB ve Odaların yöneticileri yukarıda örneği görüldüğü üzere karşı çıkışlarla değil bu tartışmanın gündemini belirlemek, tartışmanın odak noktasında bulunmak durumunda olmalıdırlar.

 

Konu ile ilgili bir çalıştay 20 Eylül 2005 günü İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Konferans Salonunda gerçekleştirildi. Bu çalıştayın bir katılımcısı olarak ilk izlenimlerimizi de bu yazımıza konu etmek arzusundayız. İlk izlenimimiz TÜRMOB ‘un yukarıda eleştiri konusu yaptığımız konumunun sürüyor oluşudur. Toplantı davetini aldığımızda sunuş yapacaklar arasında TÜRMOB Genel Başkanının adının bulunmasına rağmen toplantı günü programın değişmiş olduğunu gördük.

 

Sunum yapanlar;

 

- Mr. Rodrigo Chaves Dünya Bankasından,
- Mr. John Hegarty Dünya Bankasından,
- İhsan Uğur Delikanlı BDDK'dan,
- Dr. Zafer Sayar SPK'dan
- Bülent Üstünel TMSK'daniz.
- Bayan Özgür Togöz TURKSELL'den
- Dr. Masum Türker TDSK'dan,
- Jim Sylph IFAC'dan,
- Dr. Recep Pekdemir İstanbul Üniversitesinden,
- Mr. Robert Mednic AICPA'dan,
- Mr. Frederic Gielen Dünya Bankasından,
- Bayan Seda Aroymak Dünya Bankasından,
- Bayan Georgine Newman Dünya Bankasındandı.

 

Rosc ile ilgili sunuşlarda, ROSC için ilk betimleme bunun reform sürecinin ilk adımı olduğudur. Bununla birlikte Rosc Raporları sadece ülkemize yönelik olmayıp, Dünyada 70 civarında ülkeyi kapsamaktadır. Araştırmacılar için kaynak olmak üzere http://www.worldbank.org.tr/ adresi tavsiye edilebilir. Bu reform sürecinde Muhasebe ve Denetim Çerçevesinin Kalitesinin Değerlendirilmesinde izlenen metodoloji aşağıda belirtilen şekilde gerçekleştirilmektedir.

 

Ekonomik Bağlam

Hukuki ve Kurumsal Çerçeve

Fiili Muhasebe Uygulamaları

Fiili Denetim Uygulamaları

Bulgular

Öneriler

 

Referans olarak Uluslar arası Finansal Raporlama Standartları (IASB), Uluslar arası Denetim Standartları (IFAC), Avrupa Birliği Müktesebatı ve İyi Uluslar arası Uygulamalar alınmaktadır.

 

Bu reformun destekleyici payandaları olarak aşağıdaki 6 unsur olmazsa olmaz olarak belirtilmektedir.

 

Bunlar;

  • Muhasebe Standartları,
  • Hukuki Çerçeve,
  • İzleme ve Yürürlük,
  • Eğitim ve Yetiştirme,
  • Muhasebe Mesleği ve Mesleki Kurallar,
  • Denetim Standartları.

MESLEĞİN GELİŞİMİNDEKİ KİLOMETRE TAŞLARI

 

Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulu (IASB); merkezi Londra-İngiltere’de bulunan, bağımsız, özerk muhasebe standartları hazırlama ve yayınlama konusunda genel kabul görmüş tek otoritedir. Kurul üyeleri, dokuz kişiden oluşur. Kurul; kamu yararına, genel amaçlı finansal tablolarda, şeffaf ve karşılaştırılabilir bilgiyi gerekli kılan, tek ve yüksek kalitede, anlaşılabilir ve uygulanabilir küresel muhasebe standartları geliştirmeye amaçlamaktadır. Ek olarak, Kurul, ulusal muhasebe standardı belirleyicileri (yapıcıları) ile birlikte çalışarak, dünya genelinde muhasebe standartlarını birbirine yakınlaştırmayı amaçlamaktadır.

 

IASB’nin yapısı şu temel unsurları kapsar:

 

IASC Vakfı; Standart Danışma Konseyi ve Finansal Raporlama Değerlendirme Komitesi yanında iki temel organı (Mütevelli Heyeti ve IASB) olan bir örgüttür. IASC Vakfı Mütevelli Heyeti, IASB üyelerini tayin eder, yönetimi icra eder ve gerekli sermayeyi artırır, buna karşın IASB muhasebe standartlarını oluşturmada tek sorumludur.

 

Uluslararası Muhasebe Standartları Kurulunun başlangıcı, Uluslararası Muhasebe Standartları Komitesine (IASC) dayanmaktadır. Komite; Avustralya, Kanada, Fransa, Almanya, Japonya, Meksika, Hollanda, İngiltere, İrlanda ve ABD’de bulunan muhasebe örgütlerinin aralarında imzaladıkları bir anlaşma sonucunda 1973 yılında kurulmuştur.

 

Muhasebe örgütlerinin uluslararası alandaki çalışmaları, 1977 yılında Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu (IFAC) çatısı altında organize oldu. 1981 yılında, IASC ve IFAC; IASC’nin uluslararası muhasebe standartlarını oluşturmada ve uluslararası muhasebe sorunları üzerinde tartışma çalışmaları yayınlama konusunda tek ve tam yetkili olduğu konusunda anlaşmaya vardılar. Aynı dönemde, IFAC’ın tüm üyeleri IASC’nin de üyesi oldular. Bu ilişki, IASC Tüzüğü’nün -yenilenmenin bir parçası olarak- Mayıs 2000’de değişmesine kadar devam etti.

 

Önceleri IASC ve Mayıs 2000’den sonra IASB olan Kurulun, gelişiminde kilometre taşı olarak kabul edilebilecek önemli olaylar aşağıdaki gibidir:

  • IASC ilk standart taslağını 1974’de yayınlamış ve bu taslak, “UMS-1, Muhasebe Politikalarının Açıklanması Standardı”
  • 1976 yılında dünyanın en büyük on banka ve finansal kuruluşlarının yöneticileri IASC ile birlikte çalışmaya karar vermişler ve banka ve finansal kuruluşlarda mali tablolar konusunda standart hazırlama projesi başlatmışlardır.
  • 1977 yılında IFAC kurulmuş ve IASC ile yakın ilişkiye girerek her iki kurumun özerk bir şekilde çalışması benimsenmiştir.
  • 1979 yılında IASC ve OECD muhasebe standartları konusunda müşterek bir çalışma grubu oluşturmuşlardır.
  • 1980 yılında banka ve finansal kuruluşlarda, finansal tablolar konulu standart taslağı yayınlanmıştır.
  • Yine aynı yıl, Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren muhasebe ve raporlama ile ilgili hükümetler arası çalışma grubu ilk defa IASC’nin faaliyetlerini tanımış ve IASC ile birlikte işbirliği içinde olma konusunda karar verilmiştir.
  • 1981 yılında Danışma Grubu oluşturulmuş ve ülkelerin ulusal muhasebe standartlarını belirleyen örgütleri ziyaret edilmeye başlanmıştır.
  • Yine aynı yılda, Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Hollanda’daki muhasebe standartlarını belirleyen otoritelerle birlikte Ertelenmiş Vergiler konusunda bir çalışma grubu oluşturulmuştur.
  • 1982 yılında IASC ve IFAC müşterek çalışmaların genişletilmesi konusunda daha da ileriye gitmeleri için yeni bir işbirliğine girmişlerdir.
  • 1984 yılında ilk defa ABD Sermaye Piyasası Kurulu (SEC) ile resmi görüşmeler başlanmıştır.
  • 1985 yılında IASC, SEC’in Çokuluslu Şirketlerle İlgili Finansal Raporlama Konusundaki projesine tepki göstermiştir.
  • 1986 yılında New York  Borsası ve Uluslararası Barolar Birliği ile mali piyasaların küreselleşmesi hakkında ortak bir konferans düzenlenmiştir.
  • 1987 yılında, Finansal Tabloların Karşılaştırılabilirliği projesi başlatılmıştır.
  • Yine aynı yılda, IOSCO Danışma Grubuna katılarak Finansal Tabloların Karşılaştırılabilirliği projesine destek vermiştir.
  • Yine aynı yılda, IASC Uluslararası Muhasebe Standartları ilk defa bir bütün cilt olarak yayınlanmıştır.
  • 1988 yılında Yatırım Araçlarının Muhasebeleştirilmesi ve Raporlanması konusundaki proje  çalışması, Kanada Muhasebe Standartları Kurulu ile birlikte başlatılmıştır.
  • Aynı yılda, Finansal Tabloların Karşılaştırılabilirliği konusunda standart taslağı yayınlandı.
  • Aynı yılda ilk defa Amerikan Finansal Muhasebe Standartları Kurulu (FASB), IASC’ın Danışma Grubuna dahil edilmiştir ve FASB, IASC Yönetim Kuruluna gözlemci atamıştır.
  • Yine aynı yılda IASC standartlarının dünyadaki uygulanması üzerine yapılan bir araştırmanın sonuçları yayınlanmıştır.
  • 1989 yılında, FEE ile IASC arasında yakınlaşmalar başlamış ve birlikte çalışmanın yararları üzerinde tartışmalar gerçekleştirilmiştir.
  • Aynı yılda Finansal Tabloların Hazırlanması ve Sunulması ile ilgili Genel Çerçeve kabul edilmiştir.
  • IFAC kamu sektöründe UMS’lerin uygulanması konusunda yönerge yayınlamıştır.
  • 1990 Yılında, daha önce standart taslağı olarak yayınlanan Finansal Tabloların Karşılaştırılması, niyet bildirisine dönüştürülerek yeniden yayınlanmıştır.
  • Avrupa Komisyonu, IASC’ın Danışma Grubuna katılmış ve yönetim kuruluna bir gözlemci atamıştır.
  • 1991 yılında FASB’nin Çalışma Planı uluslararası standartlaşmayı desteklemeye başlamıştır.
  • 1993 yılında IOSCO önemli standartların listesi konusunda IASC ile mutabık kalmış ve IASC’ın Nakit Akış Tabloları ile ilgili 7 No.lu Standardın IOSCO’ya bağlı menkul kıymet borsalarına bağlı işletmelerde uygulanması zorunlu kılınmıştır.
  • Aynı yılda, 7 standart üzerinde değişiklik yapılarak Karşılaştırma projesine destek verilmiştir.
  • 1994 yılında, SEC 3 adet UMS’yi kabul etmiştir.
  • Aynı yıl, Dünya Bankası, Tarım İşlerinde Muhasebe projesine mali destek sağlamıştır.
  • Aynı yıl, IOSCO 14 adet UMS’yi kabul etmiştir.
  • Aynı yıl, Pay Başına Kar projesi konusunda FASB ile IASC ortak çalışma konusunda anlaşmıştır.
  • 1995 yılında, IOSCO ile bazı önemli standartların 1999 yılına kadar hazırlanması konusunda anlaşma sağlanmıştır.
  • UMS’ göre ilk defa Alman Şirket Raporları hazırlanmaya başlamıştır.
  • İsviçre’de Holding şirketlerde UMS uygulanmaya başlamıştır.
  • Avrupa Komisyonu, IASC ile IOSCO anlaşmasına destek olmuştur.
  • 1996 Yılında “Karşılıklar” konusunda İngiltere Muhasebe Standartları Kurulu ile bir proje başlatılmıştır.
  • Aynı yıl, Avrupa Birliği’nde daha önce yayınlanan muhasebe direktiflerinin UMS’ uygun hale getirilmesi için çalışmalar başlatılmıştır.
  • Aynı yıl, Finansal Varlıklar ve Finansal Yükümlülükler konusunda taslak hazırlanmıştır.
  • Aynı yılda, FEE, IASC’nin standartlar konusundaki genel çerçevenin uygulanması için çağrı yapmıştır.
  • 1998 yılında, Belçika, Fransa, Almanya ve Italya’da yapılan kanun değişiklikleri ile bu ülkelerdeki, büyük şirketlerin UMS’leri kullanmaları serbest bırakılmıştır.
  • Aynı yıl, IASC’a üye ülke sayısı 100’ü geçmiştir.
  • Önemli standartlar tamamlanmıştır.
  • 1999 yılında G7 Ülkelerinin Maliye Bakanları ile IMF, IASC’ın standartlarının desteklenmesi konusunda fikir birliğine girmiştir.
  • Aynı yıl, IFAC bünyesinde oluşturulan Uluslararası Muhasebeciliği Geliştirme Forumu (IFAD), IASC’ın standartlarına bağlılık ve güven göstermiştir.
  • Aynı yıl, Avrasya Muhasebeciler ve Denetçiler Federasyonu, eski Sovyet Ülkelerinde IASC’ın standartlarının uyumlaştırılarak uygulanmasına karar vermiştir.
  • Aynı yıl, FEE, IASC standartlarının tüm Avrupa’da uygulanması konusundaki ısrarlarını artırmıştır.
  • 2000 yılında, Basel Komitesi IASC’a olan desteğini artırmıştır.
  • Aynı yıl, IASC, IASB’a dönüştürülmüş ve IASB, IASC Vakfının bağımsız bir kurulu haline getirilmiştir.
  • Aynı yıl, Avrupa Komisyonu, 2005 yılının başından itibaren tüm Avrupa’da IASC standartlarının zorunlu olarak uygulanacağını ilan etmiştir.
  • 2001 yılında, IASB, söz konusu standartların bundan sonra IFRS’ye (Uluslararası Finansal Raporlama Standartları) dönüştürülmesine karar vermiştir.
  • 2002 yılında, FASB ile IASB bir yakınlaşma anlaşması imzalayarak, aralarındaki farkların 2005 yılının başına kadar giderilmesine karar verilmiştir.

2005 yılında ülkemizin de bu gelişmelerden soyutlanmasını beklemek olanaksızdır. Gelişmeler hakkında sürekli atlanan veya ertelenen veya yok sayılan bir gelişmeyi de hatırlamakta fayda görüyoruz. .

 

SERMAYE HAREKETLERİ VE GÖRÜNMEYEN İŞLEMLER KOMİTESİ

 

MESLEKİ HİZMETLERDE SINIR ÖTESİ TİCARET  

(Konseye Sunulmak Üzere Hazırlanan Rapor Taslağı)

 

TÜRKİYE

 

1/A. Doğrudan Yatırım

Not. Rezerv sadece aşağıdaki halde uygulanır.

 

VII) Muhasebe Sektöründeki yabancı uyruklularca yapılacak yatırımlar.

 

Komite adı

 

b.b.) HİZMET TİCARETİ GENEL ANLAŞMASI (GATS)

 

15 Nisan 1994 tarihinde imzalanan ­ Uruguay Round Sonuç Belgesi ile Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS), uluslararası hizmet ticaretine ilişkin temel kavram, kural ve ilkeleri ortaya koyan ilk çok taraflı anlaşma olarak uluslararası kurallar dışında, ülkelerin çok değişik ve karmaşık ulusal mevzuatlarına göre yürütülen “hizmetler” sektörü uluslararası disiplinlere kavuşturulmuştur.

 

Anlaşmanın yürürlüğü girdiği tarihten bugüne dek, Dünya Ticaret Örgütü nezdinde Müsteşarlığımız Banka ve Kambiyo Genel Müdürlüğü’nün koordinasyonunda, hizmetler alanında ulusal pozisyonumuz, ilgili kamu kurum ve kuruluşları ve meslek birliklerinin önemli katkıları ile tespit edilmiştir.

 

2000 yılında, Dünya Ticaret Örgütü bünyesinde hizmet ticareti ile ilgili uluslararası müzakerelerin yeni roundu başlayacak, daha çok  sektörde daha fazla liberalizasyon için uluslararası pazarlıkta, hedef ülkelerimizin pazarlarına yönelik hizmet ihracatımızı engelleyen veya yavaşlatan ülke mevzuat ve uygulamalarının tespit edilerek, bunların kaldırılması ülkemizce talep edilecektir. Elbette bu yöntem, Türkiye’nin ticari ilişkide olduğu ülkeler tarafından Türkiye için de kullanılacaktır. Ayrıca, Ülkemiz ile Avrupa Birliği arasında hizmetler alanında GATS’da sağlanandan daha ileri seviyede  liberalizasyon içerecek hukuki bir metnin hazırlanmasına ilişkin müzakere süreci Dışişleri Bakanlığımız koordinatörlüğünde başlatılmış bulunmaktadır. Bu müzakerelerin de 2000 yılında başlaması kuvvetle muhtemeldir.

 

Bu Toplantılara TÜRMOB adına Genel Başkan Yardımcısı Uğur BÜYÜKBALKAN katılmakta olup, yapılan toplantılar neticesinde;

 

Ülkemizin GATS kapsamında Dünya Ticaret Örgütü’ne (DTÖ) sunduğu Taahhüt Listesi 25 Şubat 1995 tarihli (Mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanmıştır. GATS Anlaşmasının tam metni, ülkemizin ve diğer üye ülkelerin taahhüt listeleri www.hazine.gov.tr adresinden temin edilebilmektedir.

 

GATS’ın 19 uncu maddesinde belirtilen hükümler uyarınca 2000 yılı başında hizmetler alanında yeni bir çok taraflı müzakere round’u başlatılmıştır. Bu müzakere round’uyla hizmet ticaretindeki liberalizasyon ve şeffaflık seviyesinin arttırılması amaçlanmaktadır.

 

İncelenmesinden de görüleceği üzere  GATS’ın 6 ıncı maddesi 4 üncü paragrafında;

 

“4. Hizmet Ticareti Konseyi, nitelik koşulları ve prosedürleri teknik standartlar ve ruhsat verme koşullarıyla ilgili tedbirlerin hizmet ticareti için gereksiz engeller oluşturmamasını sağlamak amacıyla, kuracağı uygun organlar aracılığıyla gerekli disiplinleri geliştirebilir. Bu disiplinler, diğer şeylerin yanında, bu koşulların:

 

(a)     yeterlilik ve hizmet arz edebilme kabiliyeti gibi, objektif ve şeffaf kriterlere dayanmasını sağlamalıdır;

(b)     Hizmetin kalitesini korumak için gerekenden daha zahmetli olmamasını garanti etmelidir;

(c)     Ruhsat verme işlemlerinin, hizmet arzına bir kısıtlama oluşturmamasını sağlamalıdır.”

Denmektedir.

 

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

 

ROSC (STANDARTLARA VE KANUNLARA UYMA ÜZERİNE RAPOR) bir sürpriz değildir. Uluslara arası gelişmelerin bir sonucudur. Bununla birlikte, bu raporda yer alan kimi değerlendirmelere katılmamızda mümkün görülmemektedir. Bunlardan en önemlisi “Denetçiler Odası” fikridir. Mesleğimiz yeterince parçalanmış bir görüntü içindeyken yeni bir bölünmenin parçalanmanın uzun vadede yarardan daha çok zararlı olacağı ortadadır. Yukarıda sıralanan 6 önemli unsur konusunda meslek örgütünün (TÜRMOB) bağımsız ve özerk bir kuruluş olarak yapabilecekleri sorunun çözümünü kolaylaştıracaktır. Türkiye’de Muhasebe ve Denetim Mesleği köklü bir geçmişe sahiptir. Gelenekleri yerleşmiştir. Meslek üyeleri uluslar arası gelişmelere açık, yetenekli bireylerden oluşmaktadır.