1. Adi komandit şirketlerde
komanditer ortaklar bakımından kâr pâylarının elde edilmesi (vergiyi doğuran
olay) :
Adi komandit şirketlerde
komanditer ortakların, şirket kazancından elde ettikleri kâr paylarının, takvim
yılı sonunda elde edilmiş sayılacağı 91 sayılı Gelir Vergisi Genel Tebliğinde
belirtilmiş olmakla beraber, bu konuda halen bazı tereddütler olduğu
anlaşıldığından, konunun bir kere daha açıklanması zorunlu görülmüştür.
Gelir Vergisi Kanununun 1137
sayılı Kanunla değişik 96. maddesine göre, adi komandit şirketlerde
komanditerlerin kâr payları (dağıtılmıyan kazançlar dışında kaldığından), sadece
nakden veya hesaben ödendiği anda vergi tevkifatına tabi tutulmuştur.
Adi komandit şirket, bir şahıs
şirketi olduğundan, bu şirketi mahiyeti itibariyle diğer şirketlerle (sermaye
şirketleri) aynı rejime tabi tutmak mümkün değildir. Sözü edilen şirketi yöneten
komandite ortak olup, ötekiler gibi umumî hey'et ve idare meclisi nev'inden
karar ve yönetim organları yoktur. Şirketin bilânçosu ile kâr ve zarar hesabı
herhangi bir organın tasdikine tabi olmadığı gibi, kârın dağıtılıp
dağıtılmıyacağı sermaye şirketlerinde olduğu gibi, böyle bir organın kararına
bağlı olmaz. Yıl sonunda çıkarılması zorunlu olan bilânçoyu komandite ortak
düzenler. Komanditerler iş yılı sonunda tahakkuk eden kâr paylarını nakden
alırlar (T. Ticaret Kanunu Mad. 251). Buna göre, komanditer ortağın kâr
hissesini talep etme hakkı vardır.
Diğer taraftan, TTK. nun adi
komandit şirketler hakkında da uygulanan 170. maddesi, ortaklar için kâr payını
talep etme hakkını kaldıran mukavele şartlarının hükümsüz olacağını hükme
bağlamıştır. Buna göre, komanditer ortağın, yıl sonunda doğan kârdan hissesine
düşen miktarı isteme hakkı hiçbir suretle kaldırılamamaktadır.
Sermaye şirketlerinde yetkili
organların bilânço, kâr ve zarar cetvelini tasdik edip, gerekli yedek akçeleri
ayırmak ve kalan kârı dağıtmak hususunda karar vermedikçe, hissedarların kâr
payı isteme haklarının doğmamasına mukabil; adi komandit şirketlerde, komanditer
ortağın kâr payını şirkette bırakacak kendi rızasından başka bir irade mevcut
değildir.
Şu hale göre, söz konusu kâr
paylarırını hemen ortakların defterlerindeki hesaplarına kaydedilmesi; başka bir
deyişle ortaklara hesaben ödenmesi gerekmektedir.
Yıl sonunda defterlerde bu
mahiyette bir kaydın yapılmayışı hiçbir zaman ortakların kâr paylarını hukuken
veya hesaben elde etmelerine engel olamaz.
Öte yandan, TTK. na göre yıl
sonunda hesapların kapatılması ve bilânçonun düzenlenmesi için bir kolaylık
olmak üzere tanınan üç aylık ek sürenin de, hukuken ve ne de hesaben kazanç ve
iratların tekevvün tarihini değiştirmeyeceği tabiîdir.
Nitekim TTK. nun 251.
maddesindeki "Komanditerler, iş yılı sonunda tahakkuk eden kâr paylarını
........... nakden alırlar" şeklindeki hükmü ve V. U. K. nun 174 ve 185.
maddeleri de bu görüşü doğrulamaktadır.
Buna göre, adi komandit
şirketlerde komanditer ortakların kâr paylarının hiçbir kayıt ve muamele ile
ilgilendirmeksizin, hesap dönemi sonunda hesaben ödenmiş sayılması lâzım ve
zaruridir.
Diğer taraftan, komanditer
ortaklara ait kâr paylarından bu tarihte tevkif olunan vergilerin de, ertesi
ayın 20. günü (Ocak 20) akşamına kadar muhtasar beyanname ile Vergi Dairesine
bildirilmesi gerekmektedir.
Esasen, Danıştay son zamanlarda
vermiş olduğu kararlarda, bu görüşü benimsemektedir.
2. Sermaye şirketlerince
dağıtılmıyarak şirket bünyesinde bırakılan kâr paylarının ortaklar bakımından
elde edilmesi :
Sermaye Şirketlerince T. Ticaret
Kanununa veya özel kanunlardaki nıecburiyete veya şirket mukavelesine
dayanılarak ayrılan kanunî veya ihtiyarî yedek akçelerle fevkalâde yedek
akçelerin, şirkete taallûku devam ettiği müddetçe ve bu yedek akçeler üzerinde,
şirket ortaklarına muvazaalı yollardan tasarruf imkânı sağlandığı sabit
olmadıkça, bunların ortakların şahsî gelirleri meyanında elde edilmiş bir menkûl
sermaye iradı olarak vergilendirilmemesi 29/2/1964 gün ve 2126 - 32 - 162/7082
sayılı genel yazımızla teşkilâta tamamen tebliğ olunmuştu.
Yukarıda sözü edilen genel yazıda
da değinildiği veçhile, sermaye şirketlerinin kazançlarından ortakların
hissesine düşen kâr paylarının, doğdukları yani ortaklar tarafından hukuken ve
iktisaden tasarruf edilebilir bir hale geldikleri anda elde edilmiş ve bu
ortaklar yönünden vergiyi doğuran olayın, bu anda ortaya çıkmış olduğunun kabulü
gerekmektedir.
Burada sözü edilen "hukuken ve
iktisaden tasarruf imkânı"nın Gelir Vergisi Kanununun 96. maddesi hükmü
gözönünde bulundurulmak suretiyle yorumlanması gerekir.
Gerçekten menkul sermaye
iratlarının ne zaman elde edilmiş sayılarak vergilendirilmesi lâzım geldiği
hususunu tamamen ayrı bir açıdan ele alan bu maddede, iradın elde edilmesi
keyfiyeti 75. maddeye nazaran çok daha açık bir şekilde belirtilmiş, böylece
hukuken ve iktisaden tasarruf imkânını ifade eden "elde etme" kavramının açık ve
kesin bir tarifi yapılmıştır.
1137 sayılı Kanunla değişik sözü
edilen maddenin bir numaralı bendinde, menkul sermaye iratlarında vergi
tevkifatının ne suretle yapılacağı açıklanmış, sermaye şirketleri ile kazanç
dağıtan kooperatif şirketlerde kâr paylarının, istihkak sahibi gerçek kişilere
nakden veya hesaben ödendiği anda dağıtılmış ve istihkak sahibi gerçek kişiler
bakımından elde edilmiş sayılarak, bu sırada ödemeyi yapan tarafından vergi
tevkifatına tabi tutulacağı öngörülmüş ve fıkrada sözü geçen hesaben ödeme tabirinin, iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine
karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve muameleleri ifade edeceği
belirtilmiştir.
Aynı maddenin 2 numaralı bendinde
de, sermaye şirketleri ile kazanç dağıtan kooperatif şirketler için
"dağıtılmıyan kurum kazançları" na yer verilmek ve dağıtılmıyan kurum kazançları
vergi tevkifatı kapsamına alınmak suretiyle 1 numaralı bent hükümlerinden
tamamen ayrı bir kabul tarzı benimsenmiş bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi, 96. maddede biri
"menkûl sermaye iradı" diğeri "dağıtılmıyan kurum kazancı" olmak üzere,
tevkifata tabi iki nev'i unsura yer verilmiş ve bu suretle kârın dağıtılması
yanında dağıtılmaması da öngörülerek dağıtılmıyan kârların kuruma aidiyeti kesin
bir şekilde belirtilmiştir.
Şu hale göre, sermaye şirketleri
tarafından fevkalâde ihtiyata ayrılarak şirket bünyesinde bırakılan kâr
paylarının, ortaklar tarafından elde edilmiş olduğunu kabul etmek; 96. maddenin
kâr paylarını "istihkak sahibi gerçek kişilere nakden veya hesaben ödendiği anda
dağıtılmış ve istihkak sahipleri bakımından elde edilmiş" sayan açık hükmüne
aykırı düşeceği gibi, bu maddede öngörülen menkul sermaye iradları ve
dağıtılmıyan kurum kazançları ile ilgili iki alternatiften sadece ilkinin
tatbiki sonucunu doğurması bakımından kanun koyucunun maksadına da uymayacaktır.
Bu durumda, menkul sermaye
iradının elde edilmesini, ortaklara fiilen vukuubulan nakden veya hesaben
ödemeler şeklinde anlamak zarureti vardır. Bu kabul tarzına göre, sermaye
şirketi ortaklarının, şu veya bu sebeple kâr paylarının dağıtılmamasına rıza
göstermeleri halinde bunlar üzerinden 96/2. maddenin hükmüne istinaden stopaj
yapılmakla yetinilecek, buna mukabil, ortakların hesaplarına alacak yazılmak
suretiyle hesaben veya tediyede bulunulmak suretiyle nakden ödenmesi halinde
ise, 1. bende göre tevkifat yapılacağı gibi, ortaklar da, bu son halde elde
etmiş oldukları söz konusu menkul sermaye iratlarını, o yıla ait beyannamelerine
dahil edeceklerdir.
Diğer taraftan, Anonim Şirketler
için bilânço ve yedek akçelerle ilgili hüküm ve esaslar T. Ticaret Kanununun 457
ve 474. maddelerinde düzenlenmiştir.
Bu maddelerin tetkikinden de
anlaşılacağı üzere, kazanç paylarına umumî hey'et hâkimdir. Umumî hey'et
şirketin inkişafı ve istikrarlı kâr dağıtımını teminen sâfi kârdan yedek akçe
teşkilini zarurî görüyorsa ortaklar, ayrılan kâr kısmından kazanç payını
isteyemez. Umumi hey'et esas mukavele hükmünü tadil ederek ortakların kazanç
paylarını tenkis veya tezyit edebilir. Ortakların esas mukavelenin tanıdığı
kazanç payı üzerinde müktesep hakları yoktur. Umumî hey'et kararı iptal pay
sahiplerini bağlar.
Umumî hey'et kararlarının
ortakları bağlayıcı ve umumi hey'etin kâr paylarına hakim olma niteliği
karşısında, kârın dağıtılmamasına ilişkin umumi hey'et kararına iştirak etmeyen
bir ortağın, kâr payını, kendi rızasiyle şirket bünyesinde bıraktığını düşünmeğe
ve bu düşünceden hareket ederek bu ortağa ait kâr payının nakden veya hesaben
ödenmiş yani ortak tarafından elde edilmiş olduğunu kabul etmeye imkân
yoktur.
Şu kadar ki, yukarda sözü edilen
tamimde belirtildiği gibi, kârın dağıtılmasına ilişkin kararın, muvazaaya
dayandığı, gerçekte; dağıtılmamış gösterilen bu kârların, örtülü yollarla
ortaklara dağıtılmakta bulunduğu vakıa çeşitli şekil ve suretlerle
istifadelerine sunulduğu tesbit edildiği ahvalde, bu kabil kârların dağstılmış
sayılarak şirket ortaklarının şahsî gelirleri meyanında vergilendirileceği
tabiîdir.
Ancak, muvazaa hallerinin,
nezdinde inceleme yapılan şirketlerin hususiyelerine, ayrılan yedek akçelerin ve
dağıtılmamış kârların tefrik sebeplerine ve kullanılış tarzlarına göre tayin ve
tesbiti gerektiğinden, muhtemel ihtilâfları önlemek bakımından bu hususlara
inceleme raporlarında yeteri derecede yer verilmesi ve inceleme elemanlarının ve
uygulayıcıların bu hususları önemle gözönünde bulundurulmaları gerekmektedir.
3. Kooperatiflerin ana
mukavelenamelerine istinaden ayıracakları yedek akçelerin dağıtılmıyan kurum
kazancının tesbiti sırasında stopaj matrahından indirilip indirilemiyeceği :
193 sayılı Gelir Vergisi
Kanununun 96/2. maddesinin A/a bendinde, Ticaret Kanunu ve özel kanunlardaki
mecburiyete dayanılarak o yıl kazancından ayrılmış olan her çeşit ihtiyat
akçeleri ve provizyonların dağıtılmıyan kurum kazancının tesbiti sırasında
stopaj matrahından indirileceği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, 24/4/1969 tarih ve
1163 sayılı Kooperatifler Kanununun yedek akçe ayırımına ilişkin 39 ncu
maddesinde "Gelir gider farkının en az % 10 u yedek akçe olarak ayrılmadıkça
ortaklara dağıtma yapılamaz." denilmektedir.
Görüldüğü gibi, Kooperatifler
Kanununun sözü edilen 39 uncu maddesi hükmünde ".... en az % 10 u yedek akçe
olarak ayrılmadıkça ........ " denilmek suretiyle, ayrılması mecburî olan yedek
akçenin nisbetinin 10 olduğu kesin bir şekilde belirtilmiş bulunmakta ve bu
nisbetin üzerinde ayrılan yedek akçe miktarı, ihtiyarî bir mahiyet
arzetmektedir.
Şu hale göre, kooperatiflerin,
ana mukavelenameleri gereğince ayıracaklar yedek akçelerin, sadece mecburî bir
mahiyet arz eden % 10 unun, Gelir Vergisi Kanununun 96/2 nci maddesinin A/a
bendi hükmü muvacehesinde, dağıtılmıyan kurum kazancının tesbiti sırasında gelir
vergisi stopaj matrahından indirilmesi lazım gelir.
Bilgi edinilmesi ve gereğinin bu
esaslar dairesinde ifası rica olunur.