1. EMEKLİ SANDIĞI VE SOSYAL SİGORTA
KURUMLARINA ÖDENEN BORÇLANMA AİDAT VE PRİMLERİ :
Belli şartları taşıyan kimselerin
sosyal güvenliklerini sağlamak amaciyle, kanunla kurulan ve tüzel kişiliği haiz
Emekli Sandıkları ve Sosyal Sigorta Kurumlarına, ödenen paralara aidat ve prim
denilmekte ve bunlar 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu'nun 63 üncü maddesindeki
şartlarla, ücretin gerçek safî tutarının hesabında, gider olarak
indirilmektedir.
Emekli Sandığı ve Sosyal Sigorta
Kurumlarından, kanunla kurulmuş olanların üyelerine çeşitli kanunlarla, daha
önceki dönemlerde ödenmemiş bulunan aidat veya primleri borçlanma suretiyle
ödeme ve dolayısiyle emekliliğe esas alınacak hizmet sürelerini uzatabilme hakkı
tanınmaktadır. Bunun için, kanunlarla belli edilen koşullar altında borçlanılan
aidat ve primlerin, üyelerce ödenmesi zorunludur.
Bu ödemeler de Gelir Vergisi
Kanununun 63/2 maddesinde sayılan aidat ve primler niteliğindedir ve bunların da
ücretin gerçek safi tutarının hesaplanması sırasında gider olarak indirilmesi,
Gelir Vergisi Kanunu'nun lafzına ve ruhuna uygun görülmektedir.
Açıklanan nedenlerle;
A – Emeklilik aidatı ve sosyal
sigorta primlerinin gider olaraık indirilmesi kanunen kabul edilmiş bulunan
kurumlara, kanunlarında öngörülen şekilde ücretten kesilmek suretiyle ödenen
borçlanma aidat ve primlerinin miktarına ve nisbetine bakılmaksızın, kesildiği
aya ait gelir vergisi matrahının tesbitinde gider olarak nazara alınması;
B – Aidat toptan ödenmişse,
ödenen tutara ulaşılıncaya kadar bu miktarın ücretlerin, vergiye tâbi tutarından
indirilmesi;
C – Ücretlerinin gerçek ve safi
tutarlarının hesabında gider olarak indirilmek suretiyle vergi dışı bırakılmış
olan aidat ve primlerini, türlü nadenlerle geri alan ve kendilerine toptan ödeme
yapılanların, yeniden iştirakçi durumuna girmele nedeniyle ilgili kuruma peşin
ya da borçlanma suretiyle iade ettikleri aidat ve primlerin tekrar gider olarak
indirilmemesi,
gerekmektedir.
II – KASA TAZMİNATLARI :
Bilindiği üzere, genel ve hukukî
anlamiyle tazminat, kendi kusuru olmaksızın zarara uğrayan ya da uğradığı
varsayılan kimselere, bu zararı karşılamak üzere yapılan ödemelerdir. İleride
uğranılması muhtemel görülen zararlar için peşinen ödenen paralar, açıklanan
anlamda gerçek bir tazminat niteliği taşımamaktadır.
Kasa, tazminatı adiyle yapılan
ödemelerin 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 61 inci Maddesindeki ücret tanımı
kapsamına girdiği ve kanunda sayılan istisnalar arasında yer almadığı gerekçesi
ile vergiye tabi tutulması ötedenberi ihtilâf konusu olmuştur.
Ortaya çıkan anlaşmazlıklar
nedeniyle verilen mali kaza mercileri ve özellikle Danıştay kararlarında,
veznesi veya muhafazasına bırakılmış depo veya ambarı bulunan para ve eşya
alınıp verilme ve muhafazası sırasında sakınılması kabil olmayan bazı gözden
kaçmalar sonucunda meydana gelen zarar ve eksikliklerini karşılamak üzere;
veznedar, ambar ve depo memurlarına, ücretlerinden ayrı olarak ödenen kasa
tazminatının, hizmet karşılığı olmadığı ve dolayısiyle gelir vergisine tâbi
bulunmadığı belirtilmiş; malî kaza mercilerinin kararları bu yönde müstakar hale
gelmiştir.
Anılan kararlar gözönünde
tutularak, nakte veya ayn'a vaziülyed olup, verecekleri açıklardan şahsen
sorumlu tutulan ve yukarıda sayılmış bulunan kimselere, bağlı bulundukları
kuruluşun ve yaptıkları hizmetlerin önem ve genişliği ile orantılı ve asıl
ücretlerinin makul bir nisbetinde bulunmak kayıt ve şartiyle, ödenen "kasa
tazminatı"nın, Gelir Vergisine tâbi tutulmaması uygun bulunmuş ve bu nedenle 105
Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinin IV üncü Bölümü kaldırılmıştır.
Bundan böyle, belirtilen esaslara
göre işlem yapılması; bu konuda malî ve idarî yargı mercilerince mükellefler
lehine verilen kararlar hakkında üst merci nezdinde dava açılmaması; henüz
karara bağlanmamış bulunan anlaşmazlıklardan vazgeçilmesi; vergileri tasdik
edilmiş bulunanlar dışındaki mükelleflerin düzeltme isteklerinin, Vergi Usul
Kanununun ilgili hükümleri çerçevesinde yerine getirilmesi gerekir.
Gereğinin buna göre yapılması
rica olunur.