Sermaye
Şirketlerinin ve özellikle Anonim ve Limited Şirketlerin tüzel kişi ortaklarına
ait kazanç hisselerinin Gelir Vergisi Kanununun 96 ncı maddesinin A bendinin f
fıkrası hükmüne göre tevkifata tabi olup olmadığı hususunda tereddüde düşüldüğü
ve bu yüzden tatbikatın değişik şekillerde yürütüldüğü yapılan haberleşmelerden
anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi, menkul sermaye
iratlarında vergi tevkifatının ne gibi esas ve usullere göre yapılacağı 193
sayılı Gelir Vergisi Kanununun 96 ıncı maddesinde açıklanmış bulunmaktadır.
Anılan maddede menkul sermaye
iratları, tevkifat noktasından, "Dağıtılmış" ve "Dağıtılabilir" sayılmalarına
göre tefrik olunmuş, "Dağıtılabilir sayılan" menkul sermaye iradı matrahının
tespit edilebilmesi için, kurumun sâfi kazancından maddenin A ve B bentlerinde
gösterilen indirim ve ilâvelerin uygulanması kabul edilmiş ve indirimler
arasında "Şirket tarafından bilinmekte ise, gelir vergisine tabi olmayan tüzel
kişiliği haiz ortaklara, şirketin sâfi kazancından isabet eden kâr hisseleri"
nin de indirileceği tespit edilmiştir. (Fıkra f).
Sözü geçen fıkra hükmü, daha
sonra 193 sayılı Kanunda 202 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle "Şirketlerin
gerçek kişi olmayan ortaklarına ait kazanç hisseleri," şekline konulmuştur.
Görüldüğü gibi, f fıkrasının
gerek ilk ve gerek değişik şekli mana ve mahiyet bakımından birbirinin aynıdır.
Her iki hüküm de, şirketlerin tüzel kişi (gerçek kişi olmayan) ortaklarına ait
kazanç hisselerinin, "Dağıtılabilir sayılan menkul sermaye iradının" tespitinde
kurum kazancından indirilmesini ve bu suretle tevkifat dışı bırakılmasını
öngörmektedir.
Şu hale göre, f fıkrasının gerek
değişmeden evvelki ve gerek değişik hükmünün uygulanmasında, sermaye
şirketlerinin malî bilânçolarında beliren kârların kurum kazancından (Stopaj
matrahından) indirilebilmesi, bu kârların şirketlerin tüzel kişi durumundaki
ortaklarına ait kazanç hissesi niteliğinde olmasına bağlı bulunmaktadır. Bu
şartın var olması halinde tüzel kişi ortaklara ait kazanç hissesi stopaj
matrahından indirilecek yani tevkifat dışı bırakılacak, sözü edilen kârlar
ortaklara ait kazanç hissesi niteliğinde bulunmadığı takdirde kurumun
kazancından düşülemiyeceği için, dağıtılabilir menkul sermaye iradı olarak gelir
vergisi tevkifatına tabi tutulacaktır.
Öte yandan, sermaye şirketlerinin
kârlarının tüzel kişi ortaklara ait kazanç hissesi niteliğinde olabilmesi için,
bu kârların şirketlerce mezkur ortaklara dağıtılmasına tahsis olunması lâzım
gelmektedir.
Tüzel kişi ortaklara tahsis
olunmamış kârlar ise, doğrudan doğruya şirketin tüzel kişi-liğine ait ve onun
mal varlığına dahil bulunduğundan bu kârların ortaklara ait kazanç hissesi
sayılması mümkün bulunmamaktadır.
Nitekim; Türk Ticaret Kanununun
"Kazanç ve tasfiye payı" hakkındaki 455 inci maddesinde, "Her pay sahibi, kanun
ve esas mukavele hükümlerine göre pay sahiplerine dağıtılmaya tahsis olunan sâfi
kazanç, payı nispetinde iştirak hakkını haizdir..." denilmek suretiyle yukarıki
esas doğrulanmıştır.
Bu durumda, sermaye şirketlerince
tüzel kişi ortaklarına dağıtılmıyarak şirketin bünyesinde alıkonulmuş olan
kârlar (Olağanüstü yedek akçeler ve benzerleri) Gelir Vergisi Kanununun 96 ncı
maddesinin A bendinin f fıkrası hükmüne girmediğinden, bunlardan anılan madde ve
aynı kanunun 98 ve 105 inci maddeleri hükümleri uyarınca % 20 nispetinde gelir
vergisi tevkif ve bu verginin muhtasar beyanname ile vergi dairesine beyan ve
teslim olunması icabeder.
İmdi, sermaye şirketlerinin Vergi
Dairelerindeki dosyalarının taranarak, bu şirketlerce 1961 ve müteakip yıllarda
yukarıki esas hilâfına tevkifat ve beyan dışı bırakılmış kârların tespiti bu
kârlar üzerinden gerekli vergilerin tarh ve tahakkuk ettirilmesi, şu kadar ki
tarhiyata Vergi Usul Kanununun 369 uncu maddesi gereğince ayrıca ceza
uygulanmaması tamimen tebliğ ve rica olunur.