Bakanlığımız
taşra teşkilâtından alınan yazılardan ve mükellefler tarafından yapılan
müracaatlardan, çeşitli araç, makina ve aletlerin ücret mukabilinde
çalıştırılması ve kiraya verilmesi suretiyle sağlanan gelirlerin, Gelir Vergisi
Kanununun 2. maddesinde öngörülen gelir unsurlarından hangisine dahil edileceği
ve ne şekilde vergilendirileceği konusunda tereddüde düşüldüğü anlaşılmaktadır.
Söz konusu tereddütleri ortadan
kaldırmak ve mevcut olduğu müşahade edilen farklı uygulamalara son vermek amacı
ile, her türlü araç, makina ve aletlerin ücretle çalıştırılmasından ve kiraya
verilmesinden elde edilen kazanç ve iratların mahiyeti ile bunların muafiyet,
vergileme şekli ve defter tutma usullerinin tâyini sırasında nasıl bir işleme
tabi tutulacağı konularında aşağıdaki açıklamaların yapılması zarurî
görülmüştür.
I – ARAÇ, MAKİNA VE ALETLERİN ÜCRET KARŞILIĞINDA
İŞLETİLMESİNDEN SAĞLANAN KAZANÇLAR :
Bilindiği üzere, 6762 sayılı Türk
Ticaret Kanununun 11. maddesinde, ticarethane veya fabrika yahut ticarî şekilde
işletilen diğer müesseselerin ticarî işletme olduğu belirtilmiş, 12. maddesinde
bazı iş nev'ileri sayılarak bunlarla veya mahiyetçe bunlara benziyen işlerle
uğraşmak üzere kurulan müesseselerin ticarethane sayılacağına değinilmiş, 13.
maddesinde ticarî şekilde işletilen müesseseler açıklanmış ve 3. maddesinde de
ticarethane veya fabrika yahut ticarî şekilde işletilen diğer bir müesseseyi
ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işler" in ticarî faaliyetlerden (iş) olduğu
hükme bağlanmıştır.
Diğer taraftan, 193 sayılı Gelir
Vergisi Kanununun 37. maddesinde Her türlü ticarî ve sınaî faaliyetlerden doğan
kazançların ticarî kazanç, ayni kanunun 82. maddesinin 1. fıkrasında ise arızî
olarak ticarî muamelelerin icrasından elde edilen kazançların arızî ticarî
kazanç olduğu belirtilmiş bulunmaktadır.
Açıklanan şu hükümler
muvacehesinde, her türlü araç, makina ve aletlerin ücret karşılığında
işletilmesinin prensip itibariyle ticarî iş ya da diğer bir deyimle ticarî
faaliyet, bu nev'i faaliyetlerden sağlanan kazançların ise, faaliyetin devamlı
bir mahiyet arzetmesi halinde ticarî kazanç, aksi takdirde arızî ticarî kazanç
teşkil edeceği aşikârdır. Prensip bu olmakla beraber, söz konusu araç, makina ve
aletlerin, bunlara tasarruf eden kimsenin özel servetine ya da ticarî yahut
ziraî bir işletmenin bünyesine dahil bulunmalarına göre, değişik bir takım
ihtimallerin vârit olabileceğini de belirtmek zarureti vardır. Aşağıda bu
ihtimaller üzerinde durulacaktır.
Bu konudaki açıklamalara geçmeden
önce şu hususu belirtmek gerekir ki, sözü edilen iktisadî kıymetlerin özel
servete veya ticarî yahut ziraî bir işletmeye dahil bulunmasından maksat, sadece
bir şahıs ya da işletmenin bunların mülkiyetine sahip olması demek değildir; bu
kavram müteakip bölümlerde, Gelir Vergisi Kanununun 70. maddesindeki ifadeye
paralel olarak, kişilerin veya işletmelerin sahip bulundukları kıymetler
yaııında, mutasarrıfı, zilyedi, kiracısı veya intifa hakkı sahibi sıfatiyle
ellerinde tuttukları araç, makina ve aletleri de kapsıyan daha geniş bir anlamda
kullanılmış bulunmaktadır.
A – ÖZEL SERVETE DAHİL
BULUNANLAR :
Özel servete (mâmelek) dahil
bulunan araç, makina ve aletlerin ya sadece özel işlerde kullanılması, ya esas
itibariyle özel işlerde kullanılmakla beraber arızî olarak ücret karşılığında
başkalarının işlerinde çalıştırılması ya da kazanç temini amacı ile devamlı bir
şekilde işletilmesi söz konusu olabilir.
Özel işlerde kullanılanlar
:
Şahsî yaşama alanına taallûk eden
faaliyetler ve bu faaliyetlerle ilgili istifadeler veya giderler, gelir
vergisinin konusuna girmiyen, ona tamamen yabancı olan hususlardır. Bu itibarla,
özel servetten sağlanan ve sadece özel işlerde kullanılan otomobil ve benzerî
araçlarla, çeşitli ev makina aletleri gibi iktisadî kıymetlerin, gelir vergisi
mükellefiyeti ile hiçbir ilişkisi mevcut bulunmamaktadır.
Burada şunu da belirtelim ki, bir
kimsenin şahsî mâmelekine dahil araç, makina veya aletlerin, o kimsenin ticarî
işletmesinde de kullanılması halinde, bunlar için yapılan amortismanlar
haricindeki giderlerin yarısının, Gelir Vergisi Kanununun 40. maddesinin 1.
fıkrası hükmüne göre, söz konusu iktisadî kıymetlerden yararlanmış olan
işletmenin ticarî kazancından indirilmesi mümkündür. Buna mukabil, aynı şekilde
ziraî işletmelerde kullanılan özel otomobillerin, işletme masrafları gibi
amortismanlarının yarısının da işletmeye masraf yazılması caizdir. (G. V. K. Md.
: 57/11 )
2. Arızî olarak ücret karşılığında çalıştırılanlar
:
Özel mâmeleke dahil bulunan ve
esas itibariyle özel işlerde kullanılmakla beraber istisnaî ve arızî olarak
başkalarının işlerinde de çalıştırılan araç, makina ve aletlerden sağlanan
kazançlar, Gelir Vergisi Kanunu'nun 82. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre arızî
ticarî kazanç teşkil etmektedir. Onun içindir ki bu nev'i kazançların 82.
maddede her muamele için öngörülen 1.000; liralık istisna haddini aşan kısmının,
arızî ticarî kazanç olarak vergiye tâbi tutulması lâzımdır.
Söz konusu iktisadî kıymetlerin
ücret mukabilinde çalıştırılmasının, vüs'at ve muamele adedi itibariyle devamlı
bir mahiyet arzetmesi halinde, aşağıda açıklanacağı üzere ticarî bir işletmenin
ve kazancın mevcudiyetine hükmetmek, buna göre mükellefiyet tesis etmek ve
vergileme yoluna gitmek zarureti vardır.
3. Devamlı olarak ücret karşılığında işletilenler
Her türlü araç, makina ve
aletlerin, kazanç temini amacı ile devamlı olarak ücret karşılığında
işletilmesi, ticarî bir faaliyet teşkil edeceği ve ticarî bir işletmeye vücut
vermiş sayılacağı cihetle, bunlar isterse özel servetten sağlanmış olsunlar,
teessüs etmiş bulunan ticarî işletmenin bünyesine intikal etmiş sayılacaklar ve
bu suretle sağlanan kazançlar, Türk Ticaret Kanununun yukarıda açıklanan
hükümleri ve Gelir Vergisi Kanununun 37. maddesi hükmü muvacehesinde, ticarî
kazanç olarak vergiye tabi tutulacaklardır.
Bir ticarî işletmeye dâhil olan
araçların ayni zamanda özel işlerde de kullanılması halinde, Gelir Vergisi
Kanununun 40. maddesinin 5. fıkrasının parantez içerisinde yer alan hükmü icabı
bunlar için yapılan giderlerin yarısının ve aynı maddenin 7. fıkrası hükmüne
göre de amortismanlarının tamamının, işletmenin ticarî kazancının hesaplanması
sırasında gider yazılması mümkündür.
Misâl : 1 –
Bir kimsenin şahsî servetinden para ödemek suretiyle satın aldığı ve münhasıran
özel işlerinde kullandığı bir otomobili mevcut bulunsun. Otomobilin, bu durumda
gelir vergisi ile hiçbir ilgisi mevcut değildir. Otomobil aynı zamanda o şahsın
ticarî işletmesinde de kullanılıyorsa, amortisman hariç diğer masraflarının
yarısı ticarî işletmenin hesaplarına gider olarak intikal ettirilebilir.
Söz konusu kimsenin, otomobili
ile bir defaya mahsus olmak üzere, bîr aileyi faraza Adana'dan İstanbul'a
götürdüğünü ve mukabilinde 7.500; lira taşıma ücreti aldığıııı farzedelim. Bu
takdirde, alınan ücretin istisna haddini aşan 500; liranın arızî ticarî kazanç
olarak vergilendirilmesi lâzımdır.
Misâl : 2 –
Yukarıdaki misâlde bahsi geçen özel otomobilin, bu defa bir şöför tutularak ya
da bizzat sahibi tarafından kullanılmak suretiyle takside çalıştırılması yoluna
gidildiğini farzedelim.
Bu durumda, taksi çalıştırma işi
ticarî bir faaliyef teşkil edeceği ve böylece bir taksi işletmesi teessüs etmiş
olacağı cihetle, işletme sahibinin ilgili Vergi Dairesine müracaat etmesi (V. U.
K. Md : 153) ve ticarî faaliyetini bildirmek suretiyle götürü veya gerçek usulde
gelir vergisi mükellefiyetini tesis ettirmesi gerekecektir.
Böylece özel servet alanından
ticarî bir işletmenin bünyesine intikal eden otomobilin, aynı zamanda mükellefin
özel işlerinde de kullanılması halinde, yapılan işletme giderlerinin yarısının
özel servetten karşılanması ve sadece diğer yarısının işletmeye gider yazılması
zorunluluğu vardır. Amortismanlara gelince, bunların tamamının işletmenin gideri
olarak mütalâa edilmesi gerekir.
B – TİCARÎ BİR İŞLETMEYE DAHİL
BULUNANLAR :
Ticarî bir işletmeye dahil
bulunan yani ticarî işletme tarafından mutasarrıf, zilyed, intifa hakkı sahibi,
kiracı veya mâlik sıfatı ile kullanılan her türlü araç, makina ve aletlerin
ücretle çalıştırılmasının, gerek işletme iktisadî prensipleri yönünden ve
gerekse Ticaret Kanununun 3. maddesi hükmü icabı ticarî bir iş (faaliyet) teşkil
ettiği, dolayısiyle de bu suretle elde edilen kazançların ticarî kazanç olarak
vergilenmesi gerekeceği tereddüt konusu değildir.
Ticarî işletmenin asıl veya
başlıca faaliyetinin, söz konusu araç, makina ve aletlerin ücret mukabilinde
işletilmesinden ibaret olması halinde, bu faaliyetlerden sağlanan kazançların
işletmenin aslî kazancı olarak, iştigal konusunun farklı olması ve bu işlerin
arızî bir şekilde yapılması halinde ise işletme kazancının bir cüz'ü olarak
mütalâa edilmesi, yani ticarî kazanç sayılması ve o şekilde vergilenmesi
zârureti vardır. (G. V. K. Md : 37)
Burada şu hususu da hemen
belirtmek gerekir ki, her türlü araç, makina ve aletlerini kazanç temini amacı
ile, devamlı olarak ücret karşılığında işleten gerçek kişilerin, esas itibariyle
ticarî kazanç sahibi olarak gelir vergisi mükellefiyetlerinin tesis olunması
icabetmekle beraber, Gelir Vergisi Kanununun esnaf muafiyetinden bahseden 9.
maddesinin 4. fıkrasında, bunlardan bazıları ile ilgili bir muafiyet öngörülmüş
bulunmaktadır. Buna göre, su üzerinde 50 rüsum tonilâtoya (dahil) kadâr
makinasız veya motorsuz taşıma vasıtaları işletenlerle hayvanlarla veya bir adet
hayvan arabası ile nakliyecilik yapanların, gelir vergisinden muaf tutulmaları
lâzım gelmektedir.
Misal : Bir şahsın, sahip bulunduğu bir
otomobili, kazanç temini aracı ile devamlı bir şekilde taksi olarak çalıştırması
halinde, ortada ticarî bir faaliyet ve işletme söz konusudur; elde edilen
kazancın ticarî kazanç olarak vergiye tâbi tutulması gerekir.
Keza, bir inşaat müteahhidinin
ticarî işletmesine dahil bulunan ve esas itibariyle kendi inşaat işlerinde
çalışan kamyonlarını, zaman zaman ücret mukabilinde başkalarının taşıma
işlerinde kullanması halinde, bu suretle elde ettiği taşıma ücretleri, inşaat
işletmesinin ticarî kazancınırı bir cüz'ünü teşkil eder ve işletmenin ticarî
kazancı olarak vergilendirilir.
C – ÇİFTÇİLERE AİT ZİRAÎ BİR
İŞLETMEYE DAHİL BULUNANLAR :
Gelir Vergisi Kanununun 52.
maddesinde, ziraî faaliyetlerden doğan kazancın ziraî kazanç sayılacağı
belirtildikten sonra, ziraî faaliyetin etraflı bir tarifi yapılmış ve bunu
takiben çiftçiye ait her türlü ziraat makina ve aletlerinin, başka çiftçilerin
ziraî istihsal işlerinde çalıştrılması da ziraî faaliyet sayılır denilmiştir.
Yine aynı maddede, ziraî faaliyetlerin içinde yapıldığı işletmelere ziraî
işletme, bu işletmeleri işleten gerçek kişilere (âdi şirketler dahil) vergiye
tâbi olsun veya olmasın çiftçi denileceği, kollektif şirketlerle âdi ve eshamlı
komandit şirketlerin, ziraî faaliyetlerle iştigal etseler dahi çiftçi
sayılmıyacakları hükme bağlanmıştır.
Bu hükümlerden de anlaşılacağı
üzere, kollektif, âdi ve eshamlı komandit şirketlerle sermaye şirketlerinin ve
diğer kurumların, münhasıran ziraatle iştigal etseler bile, vergi hukuku
yönünden ziraî değil ticarî işletme olarak mütalâa edilmeleri ve bunların
bünyesine dahil her türlü araç, makina ve aletler hakında ticarî işletmelerle
ilgili bölümde belirtilen esaslar dairesinde işlem yapılması gerekmektedir.
Gelir Vergisi Kanununun 52.
maddesinde yer alan çiftçi tarifinin kapsamı içerisine giren ziraî işletmelere
dahil olan araç, makine ve aletlerin ücreti mukabilinde işletilmesinden sağlanan
kazançlara gelince, iktisadi açıdan bunların her hal'ükârda ziraî kazanç
sayılması gerekmekle beraber, mevcut kanun hükümleri, bu kazançların mahiyeti ve
vergi hukuku yönünden tâbi tutulacakları işlemle ilgili olarak çeşitli
ihtimaller derpiş etmiş bulunduğundan aşağıda bu ihtimaller üzerinde
durulacaktır.
1. Ziraat makina ve aletleri :
Gelir Vergisi Kanununun 52. ve
56. maddelerinde, çiftçilere ait ziraat makina ve aletlerinin ücret karşılığında
çalıştırılmasından sağlanan kazançlar, bazı şartlarla diğer araç, makina ve
aletlerle ilgili kazançlardan farklı bir şekilde mütalâa edilmişlerdir.
Bu bakımdan, kanunda yer alan
ziraat makina ve aletlerin kavramından ne anlaşılması gerektiğini açıklığa
kavuşturmakta ve bunları diğer makina ve aletlerden ayıran vasıfları kesin bir
şekilde ortaya koymakta büyük bir fayda mevcut bulunmaktadır.
Bilindiği üzere, genel anlamda
ziraî faaliyet ya da çiftçilik, sadece arazî üzerinde ekim, dikim, bakım ve
yetiştirme yollarıyla nebat, hayvan ve hayvan mahsulleri istihsal edilmesine
veya bu mahsullerin yetiştiricileri tarafından işlenip değerlendirilmesine
müteallik işler olarak kabul edilmekte ve teknik bakımdan, fiilen ve doğrudan
doğruya bu işlerde kullanılan her türlü araç, makina ve aletlere ziraat makina
ve aletleri denilmektedir. Bu kabul tarzının tabiî bir sonucu olarak, tatbikatta
her çeşit toprak hazırlama, tırmıklama, ekme, çapalama, gübreleme, sulama, ziraî
mücadele, hâsat, harman, tohum temizleme, mahsul taşıma, ormancılık ve
hayvancılık araç ve gereçleri ile ziraat san'atları makina ve aletlerinin tamamı
ziraat makina ve aleti sayılmaktadır.
Kanunlarımızda ayrıca tarif
edilmiş bulunmıyan "ziraat makina ve aletleri" kavramını, gelir vergisi
tatbikatı yönünden de, genel anlamına uygun olarak, "doğrudan doğruya ziraî
faaliyetlerde kullanılan her türlü araç, makina ve aletler" şeklinde anlamak
zarureti vardır.
Şu hale, göre, hukukî anlamdaki
ziraat makina ve aletlerin kavramının özelliklerini, Gelir Vergisi Kanununun 52.
maddesinde yer alan ziraî faaliyet tarifini de gözönünde bulundurmak suretiyle,
aşağıdaki şekilde özetlemek mümkündür :
1. Ziraat makina ve aletleri
kavramı, sadece arazi üzerinde yapılan bitkisel ve hayvansal istihsalde değil,
aynı zamanda ziraî faaliyetin kanunî tarifi içerisine giren kara avcılığında ve
su ürünleri istihsal ve avcılığında kullanılan araç, makina ve aletleri de kapsar.
2. Bu kavramın kapsamı içerisine
giren iktisadî, kıymetler, sadece doğrudan doğruya ziraî faaliyetlerde
kullanılan makina ve aletlerdir. Ziraî işletme içerisindeki yardımcı veya talî
işlerde kullanılan araç, makina ve aletler, meselâ özel otomobiller, ziraat
işçilerini taşımakta kullanılan otobüsler, büro makina ve aletleri ile benzeri
iktisadî kıymetler, hukukî anlamda ziraat makina ve aleti sayılmazlar.
3. Kanunda öngörülen ziraî
faaliyet tarifinin tabiî bir sonucu olarak, mahsullerin değerlendirilmesi amacı ile ziraî istihsale müteferrî
olarak işlenmesinde ve satış için açılan dükkân ve mağazalara kadar naklinde
kullanılan araç, makina ve aletlerin de, ziraat makina ve aleti sayılması
zaruridir.
4. Nihayet, hukukî anlamdaki "ziraat makina ve aletleri"nin,
teknik vasıfları itibariyle münhasıran ziraatte kullanılabilecek durumda olan
araç ve gereçlerden ibaret olmadığını, başka işlerde kullanılması mümkün
bulunanların da bu kavramın kapsamı içerisine girdiğini belirtmek gerekir. Ziraî
faaliyette kullanılan traktör, uçak ve kamyonların, başka işlerde de
kullanılabilecek birer teknik vasıf taşımalarına rağmen, ziraat makinası veya
aracı telâkki edilmeleri, bunun en tipik misalidir.
Yukarıda açıklanan sebeplerledir
ki, ziraî kazanç ölçülerinin tespiti hakkında Yönetmelik'te de Kanunda öngörülen
ziraî faaliyet tarifinin kapsamı içerisine giren bütün işlerde bilfill
kullanılabilen araç, makine ve aletlerin tamamı, ziraat makine ve aleti olarak
kabul edilmiş bulunmaktadır.
a) Çiftçiye ait ziraî bir
işletmeye dahil ziraat makina ve aletlerinin ücret mukabilinde başka çiftçilerin
ziraî istihsal işlerinde çalıştırılması :
Gelir Vergisi Kanununun 52.
maddesinin dördüncü paragrafında, çiftçiye ait her türlü Ziraat makina ve
aletlerinin başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde çalıştırılmasının ziraî
faaliyet sayılacağı belirtilmiş ve aynı maddenin birinci paragrafında da, ziraî
faaliyetten doğan kazancın ziraî kazanç olduğu hükme bağlanmıştır.
Madde hükmünün ineelenmesinden de
anlaşılacağı üzere, her türlü araç, makina ve aletlerin ücret mukabilinde
işletilmesinden sağlanan kazançlara ziraî kazanç vasfının izafe edilebilmesi
için, bunların :
1. Çiftçiye ait
bulunması;
2. Ziraat
makina ve aleti vasfında olması;
3. Başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde çalıştırılması;
4. Bu çalıştırma işinin
ücret karşılığında yapılması gerekmektedir.
Maddede sözü edilen "ziraat
makina ve aletleri" ve "çiftçi" kavramlarından ne anlaşılması gerektiği yukarıda
açıklanmış bulunduğu, kiraya vermenin zıddı olan "çalıştırma" kavramı ile bunun
karşılığında alınan ücretlerin kiradan farkı da herhangi bir izahata lüzum
göstermiyecek derecede vâzıh olduğu cihetle, burada bunlar üzerinde
durulmıyacaktır. Öte yandan, 52. maddede yer alan "çiftçiye ait bulunma
kavramının" gerek mantıkî bakımdan ve gerekse 56. maddenin 2. fıkrasının ifade
tarzı dolayısiyle "çiftçiye ait bir ziraî işletmeye dahil olmak" manasında
anlaşılması gerektiğinden, bu hususta da ayrıca açıklama yapılmıyacaktır.
Ancak, ziraat makina ve
aletlerinin başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde çalıştırılması yolundaki
şart çok önemli olduğu cihetle, aşağıda "ziraî istihsal işleri" nden ne
anlaşılması gerektiğinin izahına çalışılacaktır.
Gelir Vergisi Kanununda, ziraî
faaliyet kavramı açık bir şekilde tarif edilmiş olmakla beraber, bundan tamamen
ayrı olan ve daha dar bir anlam taşıdığı aşikâr bulunan "ziraî istihsal"in mana
ve kapsamı vuzuha kavuşturulmuş değildir. Bununla beraber, gerek kavramın kelime
manasından ve gerekse 52. maddenin ziraî istihsal işinin sınırlarını dolaylı bir
şekilde çizen bazı hükümlerinden yararlanmak suretiyle, bu konuda bir sonuca
varmak mümkün bulunmaktadır.
Gerçekten, "ziraî istihsal"
kavramı, isminden de anlaşılacağı üzere, ziraî faaliyetin bir safhası ve
mahsullerin yetiştirilip elde edilmesi ameliyesidir. Ancak, bu elde etme
ameliyesinin hangi safhada sona ermiş sayılacağı tereddütlere sebebiyet
verebilecek bir mahiyet taşımaktadır. Bununla beraber, 52. maddenin 5.
paragrafının, mahsullerin değerlendirilmelari maksadı ile işlenmesini ziraî
istihsalden ayrı ve ona müteferrî bir zirâî faaliyet olarak niteliyen hükmü ile
aynı maddenin 6. paragrafının mahsullerin çiftçiye ait satış mağazalarına kadar
naklinin de ziraî faaliyet sayılacağını vuzuha kavuşturmak ihtiyacını duyan
esprisi muvacehesinde, ziraî istihsalin herhalde en fazla mahsullerin
çiftçilerin anbarlarına taşınıp depo edilmesi safhasına kadar cereyan eden
faaliyetleri kapsıyan bir işlem olarak anlaşılması lâzımdır.
Çiftçiye ait olan, daha yerinde
bir ifade ile çiftçiye ait ziraî bir işletmenin bünyesine dahil bulunan ziraat
makine ve aletlerinin başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde
çalıştırılmasından sağlanan ücretlerin ziraî kazanç sayılmasının pratik önemi,
bu kazançların ziraî işletmenin tâli faaliyetlerinin karşılığı kabul olunarak
işletme kazancına dahil edilmesinde ve onun âkibetine tâbi olmasında tezahür
etmektedir.
Demek oluyor ki, söz konusu
makina ve aletlerin başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde
çalıştırılmasından sağlanan hâsılat ve bunlar için yapılan giderler, çiftçi
gerçek usulde vergiye tâbi bulunmakta ise onun defterlerine intikal ettirilecek,
götürü gider usulünde vergiye tâbi ise, bu takdirde de beyannamede yer alacak
olan bu hasılata ziraat makina ve aletleri ile ilgili götürü gider emsali
uygulanmak veya hasılatla gerçek giderler mukayese edilmek suretiyle vergi
matrahı tespit olunacaktır.
Burada, uygulama alanında önemli
vergi kayıplarına sebebiyet vermesi muhtemel bulunan ve bu itibarla dikkatle
üzerinde durulması gereken bir hususa da dikkati çekmek gerekmektedir.
Bilindiği üzere, tatbikatta cüz'i
bir miktar arazî üzerinde ziraatle iştigal eden ve ellerinde bulundurdukları
traktör ya da benzeri ziraat makina ve aletlerini genellikle başka çiftçilerin
ziraî istihsal işlerinde çalıştıran büyük sayıda vergiden muaf küçük çiftçi
mevcuttur. Kanun hükümleri münhasıran lâfzî bir şekilde tefsir edildiği
takdirde, çok cüz'i miktarda arazî işleten ve aşağıda açıklanacağı üzere, ziraat
makina ve aletlerinden sağladıkları hâsılatın, küçük çiftçi muaflığının tayinine
esas alınan satış tutarı ölçüsüne dahil edilmesinin mümkün bulunmaması sebebiyle
vergi muafiyetinden yararlanmakta devam eden büyük bir çiftçi kütlesinin, yüksek
kazançlar sağlamalarına rağmen hiç vergi ödememeleri gibi mantıksız bir uygulama
söz konusu olacaktır.
Aslında, çiftçilere ait ziraat
makina ve aletlerinin başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde
çalıştırılmasından sağlanan ücretlerin ziraî kazanç sayılabilmesi için, bunların
çiftçilerin ziraî işletmelerine dahil bulunmaları yani çiftçiler tarafından
bizzat kendi ziraî faaliyetlerinde kullanılmak üzere edinilmiş olmaları şarttır.
Gerçekten de bu, Gelir Vergisi Kanununun 52. maddesinde yer alan ve çiftçiyi
ziraî işletmeleri işleten vergiye tâbi olan veya olmıyan gerçek kişiler şeklinde
tarif eden hükümden çıkan tabiî bir sonuçtur.
İşte bunun içindir ki, kendi
ziraî faaliyetleri ve işletmeleri için gerekli olan miktar ve kapasitenin çok
üstünde ziraat makina ve aletlerini ellerinde bulunduran ve bunları daha ziyade
başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde çalıştırmak suretiyle kazanç sağlıyan
küçük çiftçilerin, söz konusu makina ve aletleri, gerçekte kendi ziraî
işletmelerinde kullanmak için değil ticarî amaçla edindiklerini kabul etmek ve
kazanç temini amacını güden bu tarz devamlı faaliyetleri, Türk Ticaret
Kanunununda ve Gelir Vergisi Kanununun 37. maddesinde yer alan hükümler icabı,
çiftçilikten tamamen ayrı ve müstakil birer ticarî işletme saymak, elde edilen
ücretleri ticarî kazanç olarak vergilemek ve böylece bir kısım mükelleflerin
kanuna karşı hile ve muvazaa yollarına başvurmak suretiyle vergi ziyaına
sebebiyet vermelerini önlemek gerekir.
Misâl : 1 –
Büyük bir çiftçinin ziraî işlerinde kullandığı kamyonunun, diğer bir çiftçinin
mahsullerini, onun tarlasından anbarına taşıması (Ziraî istihsal işi) ziraî bir
faaliyet teşkil eder. Bu suretle elde olunan ücretler de zlraî kazanç sayılır.
Buna mukabil, kamyonun diğer
çiftçinin mahsulünü, anbarından satış dükkân veya mağazasına taşıması (ziraî
istihsal işi sayılmayan faaliyet) ticarî faaliyet, böylece sağladığı ücretler
ise ticarî kazanç teşkil eder ve bu şekilde vergiye tâbi tutulur.
Misâl : 2 – Büyük bir çiftçiye ait ziraî işletmenin bünyesine dahil bulunan bir
biçerdöğerin, zaman zaman başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde
çalıştırılmasından sağlanan ücretler ziraî kazanç telâkki edilir ve o suretle
vergiye tâbi tutulur.
Buna mukabil, aynı biçer-döğeri
elinde bulunduran ve onu devamlı olarak başka çiftçilerin ziraî istihsal
işlerinde çalıştıran vergiden muaf bir küçük çiftçinin bu suretle elde ettiği
ücretlerin, ticarî kazanç sayılması gerekir.
b) Çiftçilere ait ziraî bir
işletmeye dahil ziraat makina ve aletlerinin ücret karşılığında başka
çiftçilerin ziraî istihsal işleri dışındaki işlerinde veya çiftçi
sayılmayanların her türlü işlerinde çalıştırılması :
Gelir Vergisi Kanununun 52.
maddesinin beşinci paragrafı hükmünün mefhumu muhalifinden çıkan manaya göre,
çiftçilere ait ziraî işletmelerin bünyesine dahil bulunmakla beraber, çiftçiler
dışında kalan kimselerin yani ziraatle iştigal etmiyen gerçek kişiler ile
ziraatle uğraşsalar dahi kollektif ve komandit şirketlerin ve kurumların her
türlü işlerinde, ya da çiftçilerin ziraî istihsal işleri dışında kalan
faaliyetlerinde çalıştırılan ziraat makina ve aletlerinden sağlanan ücretlerin,
ziraî kazanç sayılması mümkün bulunmamaktadır.
Söz konusu kazançların, ziraat
makina ve aletlerinin, esas itibariyle bünyesine dahil bulunduğu "çiftçiye ait"
ziraî işletmede kullanılması ve sadece arızî olarak başkalarının ziraî istihsal
işleri dışında kalan hizmetlerinde çalıştırılması halinde, arızî ticarî kazanç
sayılması ve Gelir Vergisi Kanununun 82. maddesi hükmüne göre, her muamelede
1.000 lirayı aşan kazanç kısmı tenzil edildikten sonra kalan miktarın vergiye
tabi tutulması lâzımdır.
Buna mukabil, ziraat makina ve
aletlerinin ücret karşılığında işletilmesinin, ortada bir ticarî işletmenin
mevcut bulunduğuna işaret edecek tarzda kesif ve devamlı bir mahiyet arzetmesi
halinde, elde olunan ücretlerin ticarî kazanç sayılarak vergilenmesi gerekir.
(G. V. K. Md. 37).
Misâl : Bir çiftçinin kendi ziraî işletmesinde
kullandığı traktör ve treylerinin, bir inşaat müteahhidine ait inşaata veya
başka bir çiftçi tarafından yaptırılan apartman inşaatına taş çekmek yahut aynı
çiftçinin mahsullerini ambarından satış mağazasına nakletmek suretiyle temin
ettiği bir veya birkaç defaya mahsus ücretler arızî ticarî kazançtır.
Faraza çiftçi bir yıl zarfında
iki defa bu nev'i iş yapmış ve ilkinden 2.500; lira, ikincisinden de 1.250; lira
ücret sağlamış ise, her iki muameleden sağladığı ücretlerin 1.000; lirayı aşan
kısımlarına tekabül eden cem'an (1.500 + 250 =) 1.750 lirasını, arızî ticarî
kazanç olarak beyan etmek mecburiyetindedir.
Bu nev'i faaliyetlerin adet ve
süre itibariyle devamlı bir mahiyet taşıması, meselâ traktörün bütün kış mevsimi
süresince devamlı olarak, ya da aralıklı olmakla beraber sık sık hafriyat
işlerinde çalıştırılması halinde, faaliyetin ticarî işletme sayılması ve
şartlara göre gerçek ya da götürü usulde vergiye tâbi tutulması gerekir.
c) Ziraî Araçların
nakliyeciliği mutad hale getirmeksizin arasıra taşıma işlerinde kullanılması
:
Yukarıda da açıklandığı üzere,
çiftçilerin ziraat işlerinde kullandıkları araçları arızî olarak başkalarının
işlerinde çalıştırmalarından sağlanan ücretler, yapılan işlerin başka
çiftçilerin ziraî istihsal işlerinden madut bulunması halinde ziraî kazanç, aksi
takdirde ise arızî ticarî kazanç sayılmakta ve bu şekilde gelir vergisine konu
teşkil etmektedir.
Ancak, Gelir Vergisi Kanunu'nun
esnaf muaflığından bahseden 9. maddesinin 5. fıkrasında, "ziraat işlerinde
kullandıkları hayvan, hayvan arabası, motor, traktör gibi vasıtalar veya
sandallarla nakliyeciliği mutad hale getirmeksizin arasıra ücret karşılığında
eşya ve insan taşıyan çiftçiler"in gelir vergisinden muaf oldukları açıklanmak
suretiyle, bu prensibin bir istisnasına vücut verilmiş bulunmaktadır.
Bu hükme göre, çiftçilere ait
olan ve ziraat işlerinde kullanılan araçlarla yapılan arızî mahiyetteki taşıma
işlerinden sağlanan ve esas itibariyle ziraî veya arızî ticarî kazanç olarak
vergiye tâbi olması gereken ücretlerin vergiden müstesna tutulması zarureti
vardır.
2. Çiftçiye ait ziraî bir işletmeye dahil diğer araç, makina
ve aletler :
Çiftçilerin yukarıda mahiyetine
değinilen ziraat makina ve aletleri dışında kalan her türlü araç, makina ve
aletlerinin, başkalarının işlerinde ücret mukabilinde çalıştırılmasının ziraî
faaliyet ve bunlardan sağlanan kazançların da ziraî kazanç sayılması, Gelir
Vergisi Kanununun 52. maddesinde öngörülen şartlar muvacehesinde mümkün
bulunmamaktadır. Onun içindir ki, söz konusu faaliyet ve kazançların mahiyetinin
tayini sırasında, bu türlü araç, makina ve aletlerin, ziraî işletmenin bünyesi
dışında yani özel mâmeleke dahil imiş gibi mütalâa edilmesi ve bunlar hakkında,
bu tebliğin 1/A bölümün de belirtilmiş olan esasların uygulanması gerekmektedir.
Sözü edilen bölümde yer alan
açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, bu nev'i araç, makina ve aletlerin
genellikle çiftçilerin kendi ziraî işletmelerinde kullanılması ve istisnaen
başkalarının işlerinde çalıştırılması halinde, elde edilen ücretleri, Gelir
Vergisi Kanununun 82. maddesinin 1. fıkrası hükmüne göre arızî ticarî kazanç,
ücret mukabilinde çalıştırmanın devamlı bir mahiyet arzetmesi halinde ise yine
aynı kanunun 37. maddesi hükmü icabı ticarî kazanç saymak ve o şekilde vergiye
tâbi tutmak lâzımdır.
Misâl : Bir çiftçiye ait bulunan ve onun ziraî
işletmesine dahil olup işçilerin çiftlik ile köyleri arasında naklinde
kullanılan bir otobüsün, istisnaen ücret mukabilinde işletilmesinden sağlanan
kazançlar, arızî ticarî kazançtır. Otobüs, çiftlik işçilerini taşıdıktan başka
ayrıca da devamlı olarak, ücret mukabilinde yolcu taşıma işi yapıyorsa, bu
takdirde ticarî kazanç söz konusu olur.
II – ARAÇ, MAKİNA VE ALETLERİN KİRAYA VERİLMESİNDEN SAĞLANAN
İRATLAR :
Her türlü araç, makina ve
aletlerin kiraya verilmesinden sağlanan iratlar yönünden de, aynen ücret
karşılığında işletilenlerde olduğu gibi, çeşitli ihtimaller söz konusudur.
Aşağıda bu ihtimaller üzerinde durulacak ve çözüm yolları belirtilecektir.
A – ÖZEL SERVETE DAHİL
BULUNANLAR :
Özel mâmeleke dahil olan ya da
diğer bir deyimle şahsî servetten sağlanmış bulunan araç, makina ve aletlerin
kiraya verilmesinden sağlanan kazançların mahiyetini ve vergi hukuku yönünden
tâbi olacağı işlemi, bunların motorlu olup olmadıklarını gözönünde bulundurmak
suretiyle tayin etmek zarureti vardır.
1. Motorlu olanlar :
Gelir Vergisi Kanununun 70.
maddesinin 8. fıkrasında, "motorlu nakil ve cer vasıtaları ile her türlü motorlu
araç, makina ve tesisat"ın, sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve
intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden sağlanan
iratların gayrimenkul sermaye iradı olduğu hükme bağlanmıştır.
Bu hükümden de anlaşılacağı
üzere, fertlerin özel servetlerinden sağlamak suretiyle ellerinde
bulundurdukları motorlu araç, makina ve aletlerin kiraya verilmesinden elde
ettikleri iratların, gayrimenkul sermaye iradı sayılması ve bunların sâfi
tutarlarının, aynı kanunun üçüncü kısmının beşinci bölümünde yer alan esaslar
dahilinde tespit olunarak vergiye tâbi tutulması gerekmektedir.
2. Motorsuz olanlar :
Söz konusu araç, makina ve
aletlerden motorsuz olanların kiraya verilmesinden sağlanan iratlara gelince,
bunların esas itibariyle Gelir Vergisi Kanununun 1. maddesinde derpiş olunan
anlamda bir gelir teşkil etmekle beraber, 2. maddede tahdidi bir şekilde sayılan
gelir unsurlarından hiçbirisine dahil bulunmamaları sebebiyle, gelir vergisine
tâbi olmadıklarını kabul etmek zorunluluğu vardır.
Misâl : Bir şahsın özel otomobilini,
motosikletini veya buzdolabını, ister geçici bir süre için olsun, isterse
devamlı bir şekilde olsun, kiraya vermesinden sağladığı irat gayrimenkul sermaye
iradıdır.
Buna mukabil, aynı şahsın at
arabasını, bisikletini, radyosunu veya sair motorsuz bir araç, makina ya da
aletini kiraya vermek suretiyle sağladığı iradın vergiye konu teşkil eden bir
gelir sayılması mümkün değildir.
B – TİCARÎ BİR İŞLETMEYE DAHİL
OLANLAR
Ticarî bir işletmenin bünyesine
dahil olan araç, makina ve aletlerden motorlu ve motorsuz olanların kiraya
verilmesinden sağlanan iratların mahiyeti ve vergilenme şekli de birbirinden
farklı bulunmaktadır.
Motorlu olanlar
:
Gelir Vergisi Kanununun 70.
maddesinde, bir takım mal ve hakların kiraya verilmesinden sağlanan iratların
gayrimenkul sermaye iradı sayılacağı belirtildikten sonra, maddenin 8. fıkrasını
takip eden ilk iki paragrafında, bu mal ve hakların ticarî veya ziraî bir
işletmenin bilânçosuna dahil bulunması halinde, bunların iratlarının ticarî ve
ziraî kazancın tespitine müteallik hükümlere göre hesaplanacağı, buna mukabil
tüccarlara ait olsa dahi, bilânçoya dahil bulunmıyanlar hakkında gayrimenkul
sermaye iradına müteallik hükümlerin uygulanacağı açıklanmıştır.
Herşeyden önce şu hususu
belirtmek gerekir ki, söz konusu paragraflardan ilkinin bu nev'i iratların
ticarî ve ziraî kazancın tespitine müteallik hükümlere göre, hesaplanacağı
yolundaki ifadesini, bunların ticarî veya ziraî kazanç gibi hesaplanmakla
beraber, gayrimenkul sermaye iradı sayılarak vergilendirilecekleri gibi çelişik
bir manada anlamaya imkân yoktur. Bu ifadeyi, ikinci paragraf hükmünün mefhumu
muhalifinden çıkan açık manayı da gözönünde bulundurmak suretiyle, mezkûr
iratların ticarî veya ziraî kazanç telâkki edilerek o şekilde tespit
olunacakları ve vergiye tâbi tutulacakları anlamında tefsir etmek gerekmektedir.
Bu hususu belirttikten sonra sıra
aynı paragraflarda yer alan ve ancak derinlemesine bir tefsir yapıldığı takdirde
vuzuha kavuşması mümkün olan bilânçoya dahil bulunma kavramının izahına gelmiş
bulunmaktadır. Aşağıda da açıklandığı üzere söz konusu kavramı bilânço esasına
göre defter tutan bir işletmenin bünyesine dahil bulunma manasında anlamak
gerektiği cihetle, motorlu araç, makina ve aletlerin kiraya verilmesinden
sağlanan iratların durumunu, bilânço esasına göre defter tutan ve tutmayan
işletmelere dahil olanları ayırdetmek suretiyle iki ayrı grup halinde
incelemekte fayda vardır :
a) Bilânço esasına göre defter
tutan bir işletmeye dahil olanlar :
Yukarıda da değinildiği üzere,
Gelir Vergisi Kanununun 70. maddesinin 8. fıkrasını takip eden ilk iki
paragrafında derpiş olunan "bilânçoya dahil bulunma" kavramı ile istihdaf edilen
amaç tefsire muhtaç bir mahiyet taşımakta ve bu ifade tarzının iki ayrı yönden
farklı şekillerde anlaşılması mümkün bulunmaktadır. Aşağıda kısaca bu hususlar
üzerinde durulacak ve mezkûr hükmün tatbik şekli hakkında açıklamalar
yapılacaktır.
aa) Bilânçoya dahil bulunma
kavramı, ticarî işletmelerden sadece bilânço esasına göre defter tutanları
istihdaf etmektedir :
İleri sürülen bir görüşe göre,
70. maddede geçen bilânçoya dahil bulunan kavramının, tüm tiçarî işletmelerin
bünyelerine dahil motorlu araç, makina ve aletleri istihdaf ettiğini kabul etmek
ve gerek işletmecilik gerekse vergi hukuku prensipleri açısından, bütün bu
kıymetlerden sağlanan iratları ticarî kazanç sayarak vergilemek gerekmektedir.
Ancak yapılacak mantıkî bir
tefsir, aşağıda da açıklanacağı üzere, söz konusu hükmün sadece bilânço esasına
göre defter tutan işletmelere dahil gayrimenkul ve haklardan sağlanan iratları
istihdaf ettiğini açıkça ortaya koyduğu cihetle, aksi fikri müdafaa edenlerin
iddia ettikleri gibi; götürü usulde vergiye tâbi olan veya işletme hesabı
esasına göre defter tutan ticarî işletmelere dahil motorlu araç, makina ve
aletlerin kiraya verilmesinden sağlanan iratların ticarî kazanç sayılması mümkün
değildir.
Bilindiği üzere işletme, kazanç
temini amacını güden ve devamlılık arzeden faaliyetlerin içerisinde cereyan
ettiği iktisadî bir ünitedir. İşletme faaliyetlerinden doğan kazanç ve iratların
tümü, kaynaktaki mahiyetleri ne olursa olsun işletmeye dahil olur ve onun aslî
kazancına karışarak bu kazancın ayrılmaz bir parçasını teşkil ederler. Bu
iktisadî kabul tarzının tabiî bir sonucu olarak, işletmenin asıl iştigâl
konusunu teşkil eden ve ona ticarî işletme vasfını veren aslî faaliyetlerden
elde olunan kazançlar gibi, işletmenin yardımcı ve talî faaliyet ve
muamelelerinden sağlanan farklı mahiyetteki gelir unsurlarının da, onun ticarî
kazancı sayılarak aynı, âkibete maruz kalması kaçınılmaz bir zarurettir.
Nitekim, açıklanmış bulunan bu iktisadî gerekçeler sebebiyledir ki,
mevzuatımızda da aynı istikamette bir takım hükümlere yer verilmiş
bulunulmaktadır.
Gerçekten, Türk Ticaret Kanununun
11. maddesinde ticarî işletmenin tarifi yapıldıktan sonra, aynı kanunun 3.
maddesinde bu nev'i işletmeleri ilgilendiren bütün muamele, fiil ve işlerin
ticarî iş (faaliyet) olduğu kabul edilmiş, öte yandan Gelir Vergisi Kanunumuzun
37. maddesinde de, "her türlü ticarî veya sınaî faaliyetlerden doğan kazançlar
ticari kazançtır" denilmek suretiyle, Ticaret Kanununun ticarî faaliyet olarak
tavsif ettiği ticarî işletme ile ilgili bilcümle faaliyet ve muamelelerden doğan
kazançların ticarî kazanç sayılacağı ve o şekilde vergilendirileceği hükme
bağlanmış durumdadır.
İktisadî ve hukukî yönden carî
prensip bu olunca, ister bilânço esasına ve isterse işletme hesabı esasına göre
defter tutsun, bir ticarî işletmenin bünyesine dahil bulunan motorlu araç,
makina ve aletlerin kiraya verilmesinden sağlanan iratların, kanunda bunun
aksini öngören özel bir hüküm bulunmadığı sürece, ticarî kazanç sayılmasından
daha tabiî birşey olamazdı.
Mes'ele bu açıdan ele alınınca,
Kanun Vâzıının bilinçli bir şekilde tedvin etmiş bulunduğu kabul edilmek gereken
söz konusu madde hükmü ile, gayrimenkul sermaye iratları ile ilgili bir bölümde
ticarî ve ziraî kazançlara taallûk eden böyle bir prensibi tekrarlamak gibi
fuzulî ve manasız bir amaç gütmüş olamıyacağı derhal kendisini göstermekte,
dolayısiyle de bu hükmün istihdaf ettiği gerçek maksadın araştırılması lüzumu
ortaya çıkmaktadır.
Gerçekten de, Gelir Vergisi
Kanununun gayrimenkul sermaye iratlarından bahseden 70. maddesinde, bazı mal ve
haklarla bunlar meyanında motorlu araç, makina ve aletlerin ticarî bir
işletmenin bilânçosuna dahil bulunması halinde, bunların iratlarının ticarî
kazanç olarak vergilendirileceğinden bahseden bir hükme yer verilmiş olmasını,
yukarda mevcudiyetine değinilen genel prensibin istisnasına vücut vermek amacını
güden maksatlı bir tedvin tarzı olarak mütalâa etmek ve mezkûr hükmün mefhumu
muhalifinden, bilânço esasına göre defter tutmıyan yani götürü usulde vergiye
tâbi olan veya işletme hesabı esasına göre defter tutan ticarî bir işletme
tarafından elde edilen bu türlü iratların gayrimenkul sermaye iradı sayılması
icabettiği sonucunu çıkarmak gerekmektedir.
Nitekim, aynı maddenin 8. fıkrayı
takip eden ikinci paragrafında yer alan, tüccarlara ait olsa dahi bilânçoya
dahil bulunmayan yani diğer bir deyimle tüccarın özel servetine yahut kazancı
götürü usule veya işletme hesabı esasına göre tespit edilerek vergiye tâbi
tutulan bir ticarî işletmesine dahil mal ve hakların iratlarının gayrimenkul
sermaye iradı sayılacağından bahseden hükmü de, bu anlayış tarzını teyid
etmektedir.
bb) Bilânçoya dahil bulunma
kavramı Kanun hükmü icabı bilânçoya dahil edilmesi gereken bütün kıymetleri
kapsamaktadır.
Bilindiği üzere, ticarî bir
işletmenin bünyesine dahil bulunan, yani başka bir deyimle işletme servetinden
karşılanmış olan mal ve hakların tamamının, bilânço esasına göre defter tutan
bir işletmede, aslî veya nâzım hesaplarda gösterilmesi ve bilânçoya dahil
edilmesi, gerek Vergi Usul Kanununun 186 ve 192 maddelerinde yer alan hükümler
ve gerekse işletme dahilinde cereyan eden bütün muameleleri adım adım izlemesi
gereken muzaaf muhasebe usulünün mahiyeti icabı zarurî bulunmaktadır.
Prensip bu olmakla beraber,
uygulama alanında bazı işletmelerin çeşitli şekillerde tasarruf ettikleri
iktisadî kıymetleri, şu veya bu sebeple hesaplarına ve dolayısiyle de
bilânçolarına dahil etmedikleri de bir vakiadır. Böyle hallerde, söz konusu mal
ve hakların kiraya verilmesinden sağlanan iratların, mücerret 70. maddenin 8.
fıkrayı takibeden paragrafının lâfzına dayanan bir tefsir yapıldığı takdirde
gayrimenkul sermaye iradı, kanunun esprisinin gözönünde bulundurulması halinde
ise ticarî kazanç sayılması gerekmektedir. Onun içindir ki, aşağıda bu mes'eleyi
vuzuha kavuşturan bazı açıklamalar yapılması zarurî görülmüştür.
Vergi hukukunun kendisine has
özellikleri, bu konudaki Kanun hükümlerinin objektif, kesin ve genellikle
riayeti mecburî esaslar ihtiva etmesini gerektirir. Yani vergi kanunlarında yer
alan hükümlerin, mükelleflerin farklı istikametteki davranışları karşısında,
mahiyeti ve miktarı aynı olan birtakım kazançların değişik şekilde vergiye tâbi
tutulmasıyla da vergi yükünün şahsî tercihlere göre farklılaşması sonucunu veren
subjektif esaslar ihtiva etmesi, kaideten söz konusu olmaz.
Vergi kanunlarının bu özelliği
gözönünde bulundurulunca, Kanun Vâzıının Gelir Vergisi Kanununun 70. maddesinde
derpiş olunan bilânçoya dahil bulunmak şartı ile, bilânço esasına göre defter
tutan işletmelerden, tasarruf ettikleri gayrimenkullerle hakları bilânçolarına
dahil edenlerin iratlarının ticarî kazanç, etmiyenlere ait iratların ise
gayrimenkul sermaye iradı sayılacakları yolunda bir prensibi öngörmüş ve böylece
teklif şekli ile buna göre değişen vergi yükünü mükelleflerin tercihlerine
müstenit şeklî bir hususa bırakmış olduğunu kabul etmenin imkânsızlığı
kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.
Onun içindir ki, bilânço esasına
göre defter tutan ticarî bir işletmenin, hesaplarına intikal ettirmek ve
bilânçosuna dahil etmek mecburiyetinde olduğu motorlu araç, makina ve aletlerini
kiraya vermek suretiyle sağladığı iratların, işletme bu mecburiyete riayet etmiş
olsun veya olmasın ticarî kazanç sayılması ve o şekilde vergiye tâbi tutulması
zorunluluğu vardır. Diğer bir deyimle, Gelir Vergisi Kanununun 70. maddesinin 8.
fıkrasını takip eden paragrafında yer alan hükmün ihtiva ettiği "bilânçoya dahil
bulunma" kavramını; mantıkî bakımdan olduğu kadar vergi Usul Kanununun âmir
hükümlerinin lâfzı icabı olarak ta, "bilânço esasına göre defter tutan bir
işletmenin bünyesine dahil bulunmak" anlamında tefsir etmek ve o şekilde
uygulamak gerekmektedir.
b) Bilânço esasına göre defter
tutmıyan işletmelere dahil olanlar :
Yukarıda yapılan açıklamalardan
da anlaşılacağı üzere, bilânço esasına göre defter tutmıyan yani gerçek usulde
vergiye tâbi olmakla beraber işletme hesabı esasına göre defter tutan veya
götürü usulde vergilenmesi sebebiyle hiç defter tutmıyan bir ticarî işltemenin
bünyesine dahil bulunan motorlu araç, makina ve aletlerin kiraya verilmesinden
sağlanan iratların, Gelir Vergisi Kanununun 70. maddesinin 8. fıkrasını takip
eden ilk paragrafı hükmünün mefhumu muhalifinden çıkan mana ve onu takip eden
paragrafın açık hükmü muvacehesinde, işletme sahip veya sahiplerinin gayrimenkul
sermaye iradı sayılması icabetmektedir.
2. Motorsuz Olanlar :
Motorlu araç, makina ve aletlerin
kiraya verilmesinde sağlanan iratlarla ilgili bulunan yukarıdaki açıklamalar
sırasında değinilen iktisadî ve hukukî gerekçelerden de anlaşılacağı üzere,
Gelir Vergisi Kanununda aksine bir hüküm bulunmadıkça, bir ticarî işletmenin
bünyesine dahil gayrimenkuller ile hakların kiraya verilmesinden elde edilen
iratların ticarî kazanç sayılması ve o şekilde vergilendirilmesi zarureti
vardır.
Gelir Vergisi Kanununun
gayrimenkul sermaye iratlarından bahseden 70. maddesinin ticarî bir işletmenin
bünyesine dahil bulunan bir kısım mal ve haklarla bunlar meyanında motorlu araç,
makina ve aletler hakkında bir hüküm sevketmek suretiyle bu genel kuralın, söz
konusu kıymetlerle ilgili olarak, dolaylı bir şekilde tahdidi yoluna gittiği
yine yukarıda açıklanmış bulunmaktadır.
Sözü edilen madde hükmü, araç,
makina ve aletlerden sadece motorlu olanlara taallûk ettiği, öte yandan kanunda
bunlardan motorsuz olanlarla ilgili böyle bir istisnaî hüküm de mevcut
bulunmadığı cihetle, ticarî bir işletmenin bünyesine dahil olan her türlü
motorsuz araç, makina ve aletlerin kiraya verilmesinden sağlanan iratların,
genel prensiplere ve Kanunun ticarî kazançlarla ilgili hükümlerine uygun olarak,
işletmenin götürü veya gerçek usulde vergiye tâbi olmasına bakılmaksızın, ticarî
kazanç sayılması ve o şekilde vergilendirilmesi gerekmektedir.
Misâl : 1 –
Götürü usulde vergiye tâbi olan veya gerçek usulde vergiye tâbi olmakla beraber
işletme hesabı esasına göre defter tutan bir inşaat müteahhidinin, işletme
servetinden karşılamak suretiyle satın aldığı veya kiraladığı motorlu bir
mozayık silme makinasını, faaliyetine ara verdiği kış aylarında, başka bir
kimseye kiralamak suretiyle elde ettiği irat, müteahhidin gayrimenkul sermaye
iradıdır.
Aynı müteahhidin bilânço esasına
göre defter tutmakta olduğunu ve ticarî işletmesinde kullandığı bu makina için
ödediği kira bedelini hesaplarına gider yazdığını farzedelim. Bu takdirde söz
konusu makina, işletmenin bilânçosuna fiilen dahil edilmiş olsun veya olmasın,
müteahhidin bunun başkalarına kiraya verilmesinden sağladığı irat, inşaat
işletmesinin ticarî kazancıdır.
Misâl : 2 –
Bir nakliyat işletmesinin, bünyesine dahil bulunan nakil vasıtalarından motorsuz
olanları, meselâ at arabalarını başkalarına kiraya vermesinden sağladığı irat
ticarî kazançtır.
İşletmenin götürü veya gerçek
usulde vergiye tâbi olması, işletme hesabı esasına yahut bilânço esasına göre
defter tutması gibi hususların, sonuca hiçbir etkisi yoktur.
Aynı şekilde bir maden
işletmesinin, elinde bulunan vagonet, kazma ve kürek gibi motorsuz araç ve
aletleri kiraya vermek suretiyle elde ettiği iratlar da her halü kârda,
işletmenin ticarî kazancı sayılır.
C – ÇİFTÇİYE AİT BİR ZİRAÎ
İŞLETMEYE DAHİL BULUNANLAR :
Çiftçiye ait bir ziraî işletmenin
bünyesine dahil bulunan her türlü motorsuz ve bilânçoya dahil bulunan motorlu
araç, makina ve aletlerin kiraya verilmesinden sağlanan kazançların, yukarıda
açıklanan gerekçeler ve Gelir Vergisi Kanununun 70. maddesinin ticarî işletmeler
yanında ziraî işletmeleri de istihdaf eden hükmü muvacehesinde, aynen ticarî
işletmeferde olduğu, gibi, ziraî işletmenin aslî kazancının bir cüz'ü telâkki
edilmesi ve o şekilde vergilenmesi gerekirdi.
Ancak, Gelir Vergisi Kanununun
ziraî kazancı tarif eden 52. maddesinin, ziraî kazancın sınırlarını geniş ölçüde
daraltan hükmü muvacehesinde, buna imkân bulunmamaktadır.
Durumu, araç, makina ve aletleri
motorlu olup olmamalarına göre ikiye ayırmak suretiyle, kısaca aşağıdaki şekilde
açıklamak mümkündür :
1. Motorlu olanlar :
Gelir Vergisi Kanunu'nun 70.
maddesinin 8. fıkrası ile onu takip eden paragrafında yer alan ve ticarî
işletmelere dahil motorlu araç, makina ve aletlerle ilgili kurallara tamamen
paralel bir mahiyet taşıdığı cihetle burada ayrıca izahına lüzum bulunmıyan
hükümlere göre, ziraî bir işletmenin bünyesine dahil bulunan bu nev'i iktisadî
kıymetlerin kiraya verilmesinden sağlanan iratları da iki grupta mütalâa etmek
gerekmektedir.
a) Bilânço esasına göre defter
tutan bir işletmeye dahil olanlar :
Yukarıda sözü edilen 70. maddenin
8. fıkrasını takip eden paragrafında yer alan hüküm muvacehesinde, bilânçoya
dahil bulunan motorlu araç, makina ve aletlerin kiraya verilmesinden sağlanan
iratların ziraî kazanç sayılması gerekmektedir.
Bilânçoya dahil bulunma
kavramının, aslında bilânço esasına göre defter tutan ticarî bir işletmeye dahil
olma anlamına geldiği yukarıda ticarî işletmelerle ilgili açıklamalar sırasında
etraflı bir şekilde izah edilmiş bulunduğu cihetle, burada ayni hususların
tekrarlanmasından sarfı olunacaktır.
b) Bilânço esasına göre defter tutmıyan işletmelere dâhil
olanlar :
Yine aynı maddenin 8. fıkrası
hükmü icabı, götürü gider usulünde vergiye tabi olmaları veya çiftçi işletme
defteri tutmaları sebebiyle, bünyelerine dâhil motorlu araç, makina ve âletleri
bilânçolarında göstermeleri söz konusu bulunmıyan çiftçilerin, bu iktisadî
kıymetlerin kiralanmasından elde ettikleri iratları, gayrimenkul sermaye iradı
saymak ve o şekilde vergilemek zorunluluğu vardır.
2. Motorsuz olanlar
Daha önce açıklanan iktisadî
gerekçeler muvacehesinde, çiftçilere ait ziraî işletmelerin bünyelerine dahil
bulunan her türlü motorsuz araç, makina ve aletlerin kiraya verilmesinden
sağlanan iratların da ziraî kazanç sayılması gerekirdi. Ancak, Gelir Vergisi
Kanunu'nun sadece ziraî faaliyetlerden doğan kazancın ziraî kazanç olduğunu
belirten ve söz konusu iktisadî kıymetlerin münhasıran çalıştırılmasını, yani
ücret karşılığında işletilmesini ziraî faaliyet sayan 52. maddesi hükmü
muvacehesinde, herhangi bir ziraî işletmenin bünyesine dahil bulunan bu nev'i
kıymetlerden sağlanan kira gelirlerinin ziraî kazanç telâkki edilmesi mümkün
değildir.
Onun içindir ki bu gelirlerin,
aynen çiftçilerin özel mâmelekine dahil bulunan motorsuz araç, makina ve
aletlerin kira bedelleri gibi, vergiye tabi bir gelir unsuru olmadıklarını kabul
etmek gerekir.
Misal : 1 –
Bir çiftçiye ait ziraî bir işletmenin bünyesine dahil bulunan bir traktör
herhangi bir kimseye kiraya verilmesinden sağlanan iratlar, söz konusu çiftçi
ister küçük çiftçi muaflığından yararlanmakta olsun, ister götürü gider usulünde
vergiye tabi bulunsun ve hattâ isterse ziraî işletme hesabı esasına göre defter
tutsun, gayrimenkul sermaye iradı sayılır.
Buna mukabil, traktörün bilânço
esasına göre defter tutan bir çiftçinin ziraî işletmesinin bünyesine dahil
olması halinde, traktörden sağlanan kiralar ziraî kazanç telâkki edilir ve o
şekilde vergiye tabi olur.
Misal : 2 –
Mükellefiyet durumu ve kazanç tesbit şekli ne olursa olsun, herhangi bir
çiftçiye ait bulunan faraza elle çalıştırılan bir selektörün başkalarına
kiralanmasından sağlanan iratlar vergiye tabi bir gelir unsuru reşkil etmezler.
III – HER TÜRLÜ ARAÇ, MAKİNA VE ALETLERDEN SAĞLANAN ÜCRET VE
KİRALARIN MUAFİYET HADLERİNİN, MÜKELLEFİYET ŞEKLİNİN VE DEFTER TUTMA USULLERİNİN
TAYİNİNDEKİ ROLÜ :
Çeşitli araç, makina ve aletlerin
ücret mukabilinde başkalarının işlerinde çalıştırılması ya da başkalarına
kiralanması sonucunda elde edilen kazanç ve iratların mahiyeti yani Gelir
Vergisi Kanununda öngörülen gelir unsurlarından hangisine dahil edileceği
keyfiyeti yanında, bu faaliyetlerden sağlanan hasılatın muafiyetlerin,
vergilendirme şeklinin ve defter tutma usullerinin tayininde nazarı itibara
alınıp alınmıyacakları mes'elesinin de, uygulama alanında büyük tereddütlere
sebebiyet verdiği anlaşılmaktadır.
Aşağıda evvelâ kiralar sonra da
ücret kazançları ele alınmak suretiyle, ticarî ve ziraî işletmeler yönünden
tereddüt konusu teşkil eden bütün bu hususların açıklanmasına çalışılacaktır.
A – ARAÇ, MAKİNA VE ALET KİRALARI :
Daha önce de değinildiği üzere,
ticarî veya ziraî bir işletmenin bünyesine dahil bulunan araç, makina ve
aletlerin kiraya verilmesinden sağlanan iratlar, esas itibariyle işletmenin
faaliyet konusuna yabancı olan talî birtakım muamelelerin sonuçlarıdır. Onun
içindir ki bir işletmenin esas itibariyle aslî faaliyetlerden ve bu faaliyetler
sonucunda sağlandığı hasılattan istihraç edilmesi gereken vüs'atini tayin
ederken, talî, arızî ve tesadüfî bir mahiyet arzeden bu iratlara istinat
olunması, maksada aykırı düşer.
Esasen, Gelir Vergisi ve Vergi
Usul Kanunlarının muafiyet, vergileme şekli ve defter tutma usullerini tayin
için hadler derpiş eden çeşitli maddelerinde, ölçü olarak iratların değil sadece
"satış bedelleri tutarı" "mübayaa bedelleri tutarı", "hasılat tutarı",
"gayrisâfi iş hasılatı" ve "ücret tutarı" gibi, ticarî ve ziraî kazançlara vücut
veren aslî işletme hasılatını hedef alan kavramların kullanılmış bulunmasından
da aynı sonuç çıkmaktadır.
Onun içindir ki, gerek ticarî ve
gerekse ziraî kazançlarda, işletmelerin vergiden muaf bulunup bulunmadıklarının,
götürü usulde mi yoksa gerçek usulde mi vergiye tabi olacaklarının ve nihayet
işletme hesabı esasına göre mi yoksa bilânço esasına göre mi defter
tutacaklarının tayini sırasında, bu işletmelerin bünyelerine dahil bulunan araç,
makina ve aletlerin kiraya verilmesinden sağlanan iratların gayrisafi
tutarlarının hesaba dahil edilmemesi gerekmektedir.
B – ARAÇ, MAKİNA VE ALETLERİN BAŞKALARININ İŞLERİNDE
ÇALIŞTIRILMASINDAN SAĞLANAN ÜCRETLER :
Bu konuda carî bulunan esasları,
ticarî ve ziraî kazançları ayırdetmek suretiyle incelemekte fayda vardır.
1. Ticarî kazançta :
Her türlü araç, makina ve
aletlerin başkalarına ait işlerde çalıştırılmasından elde edilen ücretler,
ticarî kazançlar yönünden hem vergileme usulünün ve hem de defter tutma esasının
tayini bakımından önem arzetmektedir.
a) Vergileme usulünün tayininde :
Gelir Vergisi Kanununun 48.
maddesinde, götürü usule tabi olmanın özel şartları meyanında, sadece kara ve su
üzerinde müteharrik vasıtalar için bazı ölçüler derpiş edilmiş, diğer araç,
makina ve aletlerden bahsolunmamıştır. Onun içindir ki, mes'eleyi bunları
ayırdetmek suretiyle incelemek gerekmektedir.
aa) Kara ve su üzerinde müteharrik motorlu ve motorsuz nakil
vasıtaları :
Yukarıda sözü edilen 48. maddenin
10. fıkrasında, motorlu kara nakil vasıtaları, arabalar ve su üzerinde
müteharrik makinalı ve makinasız vasıtaların ücret mukabilinde
çalıştırılmasından sağlanan taşıma ücretleri ile ilgili 15.000 liralık bir
yıllık had öngörülmüş ve maddede ayrıca zikredilen adet ve tonilâto miktarı ile
birlikle hasılata müteallik bu hâddi aşan kimselerin gerçek usulde, söz konusu
hâdleri aşmadıkları gibi 47. maddede yazılı genel şartları da haiz bulunanların
ise götürü usulde vergiye tabi olacaklar belirtilmiştir.
Kanunda, bu ölçülerin birlikte
yaşıyan eşlerle velâyet altındaki çocukları hakkında veya ortaklık halindeki
işletmelerde ne şekilde uygulanacağı, hadleri aşan kimselerin hangi yıldan
itibaren gerçek usulde vergiye tabi olacakları açıkça belirtilmiş bulunduğu
cihetle, teferruata taallûk eden bu hususlar üzerinde durulmıyacaktır.
Burada sadece, yine hasılat
tutarının hesaplanması ile ilgili bir hususa değinilmekle iktifa olunacaktır ki
o da, sözü edilen nakil vasıtalarının esas itibariyle inşaat, sanayî veya
alım-satım gibi işlerle iştigal eden bir işletmenin bünyesine dahil bulunması
halinde, bu vasıtaların zaman zaman başkalarının taşıma işlerinde
çalıştırılmasından sağlanan ücretlerin, vergileme usulünün tayininde hesaba
dahil edilip edilemiyeceğidir.
Gelir Vergisi Kanunu'nun 48.
maddesinde, taşıma işlerinin diğer işlerle memzucen yapılması halini kapsıyan
bir hükme yer verilmemiş ve bunun için ayrı bir hâd öngörülmemiş bulunduğu
cihetle, böyle hallerde, nakliye ücretleri ile diğer hasılatın
birleştirilmemesi, kendileri için derpiş olunan hadleri aşıp aşmadıklarının ayrı
ayrı araştırılması ve bunlardan biri sebebiyle de olsa götürü usule tabi olmanın
şartlarını kaybeden ticarî işletmelerin tüm kazançlarının, gerçek usulde
vergilenmesi gerekir.
bb) Diğer araç, makina ve aletler :
Yukarıda da açıklandığı üzere,
nakil vasıtaları gibi diğer her çeşit araç, makina ve aletlerin ücret
mukabilinde çalıştırılmasından sağlanan kazançların da, mahiyetleri itibariyle
ticarî kazanç teşkil ettiğinde hiçbir tereddüt yoktur. Ancak buna rağmen, Gelir
Vergisi Kanununda bu nev'i faaliyetlerle ilgili olarak herhangi bir özel şart
derpiş edilmemiş bulunmaktadır.
Bu durum karşısında, Kanunun 49.
maddesi hükmü icabı, nakil vasıtaları dışında kalan her türlü araç, makina ve
aletlerin ücret karşılığında işletilmesinden sağlanan kazançların götürü usulde
mi yoksa gerçek usulde mi vergiye tabi olacaklarının, sadece 47. maddede yazılı
genel şartlara göre tayin olunması mecburiyeti vardır.
Aynı durumun tabiî bir sonucu
olarak asıl iştigal konusu farklı olan herhangi bir ticarî işletmenin bünyesine
dahil bulunan hertürlü araç, makina ve aletlerin işletilmesinden sağlanan
hasılatın da, işletmenin tabi alacağı vergileme usulünün tesbiti sırasında,
diğer hasılata katılmaması ve kanunda öngörülen ölçülerin aşılıp aşılmadığının,
sadece diğer faaliyetlerden elde edilen hasılat tutarlarına itibar edilmek
suretiyle kararlaştırlıması gerekir.
Misâl 1 : Sadece bir adet kamyonete sahip bulunan
bir nakliyat işletmesinin bir yıl zarfında elde ettiği taşıma ücretleri tutarı
15.000 lirayı aşmamakta ise, işletme sahibi götürü usulde, aksi takdirde gerçek
usulde vergiye tabi olacaktır.
Aynı kamyonet perakende bakkaliye
ticareti ile iştigal eden bir işletmeye ait bulunuyorsa, bu takdirde mübayaa
bedelleri tutarı 30.000 lirayı, satış bedelleri tutarı 36.000 lirayı ve taşıma
ücretleri tutarı da 15.000 lirayı aşmadığı takdirde, işletme sahibinin (genel
şartları da haiz bulunmak şartıyla) götürü usulde, bu hadlerden her hangi
birinin aşılması halinde ise, gerek bakkaliye ticareti ve gerekse taşıma işleri
kazancı üzerinden gerçek usulde vergilenmesi gerekecektir. (G.V.K. Md. 48. fıkra
: 1,2 ve 10)
Misâl 2 : Bir ekskavatör satın alarak bunu ücret
mukabilinde işleten bir şahsın, bundan elde ettiği ticari kazancın, Gelir
Vergisi Kanununda bu nev'i işler için herhangi bir özel şart derpiş edilmemiş
bulunduğu cihetle, Kanunun 47. maddesinde öngörülen genel şartların ihlâl
edilmemiş olması halinde götürü usulde vergilenmesi lâzımdır.
Ekskavatörün esas itibariyle
inşaat işleri yapan bir müteahhidin ticarî işletmesine dahil bulunması halinde,
müteahhidin hangi usulde vergiye tabi olacağının, ekskavatörün ücret mukabilinde
çalıştırılmasından sağlanan hasılat hesaba katılmaksızın, Gelir Vergisi
Kanununun 48. maddesinin 1. ve 2. fıkralarında derpiş olunan hadlere ve genel
şartlara göre tayin edilmesi gerekir.
b) Defter tutma usulünün
tayininde :
Vergi Usul Kanununun 177.
maddesinin 2. fıkrasında, alım satım işleri dışındaki işlerle uğraşanlardan, bir
yıl içinde elde ettikleri gayrisafi iş hasılatı 80.000 lirayı aşanların, aynı
maddenin 3. fıkrasında ise alım satım işleriyle bunun dışındaki işleri memzucen
yapanlardan gayrisafi iş hasılatının beş katı ile alım-satım tutarının toplamı
400.000 lirayı aşanların, bilânço esasına göre defter tutacakları hükme
bağlanmıştır.
Maddede sözü edilen alım-satım
dışındaki işler kavramı, her türlü araç, makina ve aletlerin işletilmesiyle
ilgili ticarî faaliyetleri, "gayrisafi iş hasılatı" kavramı ise bu suretle
sağlanan ücretleri kavramakta olduğu cihetle, münhasıran araç, makina ve alet
işleten ticarî işletmelerin hangi usulde defter tutacaklarının tayininde 2.
fıkra hükmünün, bu işleri alım satım işleriyle memzucen yapanlarda ise 3. fıkra
hükmünün uygulanması zarureti vardır.
2. Ziraî kazançlarda :
Uygulama alanında, ziraî
kazançlarla ilgili olarak, küçük çiftçi muafiyetinin ve kazancın hangi usulde
tespit edileceğinin tâyini hususlarının tereddütlere yol açtığı anlaşılmaktadır.
Onun içindirki aşağıda bu konular üzerinde durulacaktır.
a) Küçük çiftçi muaflığının
tayininde :
Gelir Vergisi Kanununun 484
sayılı kanunla değişik 13. maddesinde, küçük çiftçi muaflığından yararlanabilmek
için, çiftçiye ait ziraî mahsullerin bir takvim yılı içerisindeki satış
bedelleri tutarının 30.000 lirayı geçmemesi şart koşulmuştur.
Maddede, hasılata müteveccih
muafiyet ölçüsü olarak sadece zirai mahsullerin satış bedelleri tutarından
bahsedilmiş ve işletmenin sair ziraî faaliyetlerinin sonucu olan, dolayısiyle
de, ziraî kazancın, teşekkülünde rol oynıyan diğer hasılat unsurlarının nazar-ı
itibara alınmamış bulunması muvacehesinde, ziraî işletmelerin bünyesine dahil
her türlü araç, makina ve aletlerin ücret karşılığında çalıştırılmasından
sağlanan hasılatın, küçük çiftçi muaflığının tayini sırasında hesaba katılmaması
gerekmektedir.
Dikkat edilecek olursa, 13.
maddenin lâfzına istinad eden bu tefsir ve anlayış tarzının aynı zamanda mantıkî
birtakım nedenlere dayandığı ve kanunun espirisine de tamamen uygun düştüğü
görülecektir. Gerçekten de Kanun Vâz-ı, Gelir Vergisi Kanununun 12. maddesinde
belirli bir miktar safi kazancın sağlanmasına imkân veren bir takım işletme
büyüklükleri derpiş etmiş ve bunu kâfi bulmıyarak aynı safi kazancı 13. maddede
yer verdiği ziraî mahsul satış tutarı ölçüsü ile de kavramak yoluna gitmiştir.
Yani 13. maddede öngörülen 30.000 liralık satış haddi, 12. maddede belirtilen
büyüklükteki işletmelerin, bir takvim yılı içerisinde elde edebilecekleri ve
normal olarak satabilecekleri ortalama mahsul miktarının satış hedeli tutarına
tekabül etmektedir. Böyle olunca, değil her türlü araç, makina ve aletlerin,
kanunda ziraî faaliyet olarak tavsif edilmiş olan ziraat makina ve aletlerin
başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde çalıştırılmasından sağlanan
ücretlerin dahî, arızî ve istikrarsız bir mahiyet taşımaları sebebiyle,
13. maddede yer alan 30.000
liralık haddin tayininde nazar-ı itibara alınmadıklarını kabul etmek ve
dolayısiyle de münferit çiftçilerin muafiyet durumlarının tesbiti sırasında
bunları hesaba dahil etmemek, mantıki yönden de isabetli bulunmaktadır.
b) Zirai kazancın tespiti
usulünün tayininde :
Gelir Vergisi Kanununun ziraî
kazancın tespitine ve vergilendirilmesine müteallik usullerden söz eden 53, 55
ve 59. maddelerinde, Kanun muafiyet şartları ile ilgili 13. maddesinden tamamen
farklı olarak, satış bedelleri tutarın yerine hasılat tutarına itibar edilmiş ve
yıllık hasılat tutarı 150.000 liradan aşağı olan çiftçilerin kazançlarının
götürü gider, 150.000 ilâ 500.000 lira (dahil) arasında olanların kazançlarının
ziraî işletme hesabı ve 500.000 liradan yukarı olanların kazançlarının ise
bilânço esasına göre tesbit edileceği hükme bağlanmıştır.
Bir taraftan, yukarıda küçük
çiftçi muaflığı için varit olan mülhâzaların bir iktisadî ve kültürel imkân
mes'elesi olarak kabul edilen kazanç tesbiti şekillerinin tayini yönünden söz
konusu bulunmaması, diğer taraftan da kanunun yıllık hasılat tutarından bahseden
açık hükmü karşısında, ziraî kazancın tesbit ve vergilendirme şeklinin tesbiti
için öngörülen hadlerin tayini sırasında, ziraî mahsul satış bedelleri tutarı
yanında ve onunla birlikte, her türlü araç, makina ve aletlerin başkalarının
işlerinde çalıştırılmasından sağlanan ücret hasılatının da hesaba dahil edilmesi
zarureti vardır.
Misâl 1 : Sahip bulunduğu 290 dönüm arazide buğday
ziraati yapan ve ziraî işletmesine dahil bir traktörün zaman zaman ücret
mukabilinde başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde çalıştıran bir çiftçinin,
istihsal ettiği buğdayların satışından 25.000 lira hasılat ve traktörün
işletilmesinden de 6.000 lira ücret sağlamış olduğunu farzedelim. Traktörden
sağlanan 6.000 liranın, aslında ziraî kazanç sayılmasına rağmen, küçük çiftçi
muaflığının tayininde hesaba katılmaması gerektiği ve 25.000 lira tutarındaki
yıllık hasılatta Gelir Vergisi Kanununun 13. maddesinde öngörülen 30.000 liralık
haddi aşmadığı cihetle, çiftçinin küçük çiftçi muaflığından yararlanması
icabedecektir.
Misâl 2 : Aynı çiftçinin 1.500 dönüm arazide
buğday ziraatı yaptığını ve buğday satışından 145.000 lira hasılat, traktörünün
başka çiftçilerin ziraî istihsal işlerinde çalıştırılmasından ise yine 6.000
lira ücret sağlandığını kabul edelim. Bu durumda çiftçinin, gerek işletme
büyüklüğü ve gerekse satış tutarı ölçüsüne göre vergiye tabi bulunması gerektiği
tereddüt konusu değildir.
Ziraî kazancın tesbit şekline
gelince, buğday satış hasılatı ile traktör ücret hasılatı toplamı (145 + 6.000=)
151.000 liraya ulaştığı içindir ki, Gelir Vergisi Kanununun 55. maddesinde
yazılı 150.000 liralık haddi aşmış bulunan çiftçinin kazancının (202 sayılı
kanunun 642 ve 890 sayılı kanunlarla muaddel geçici 4. maddesi hükmü mahfuz
kalmak kaydı ile), ziraî işletme hesabı esasına göre tesbit edilmesi
gerekecektir.
IV – SONUÇ :
Her türlü araç, makina ve
aletlerin ücret mukabilinde çalıştırılmasından ve kiraya verilmesinden sağlanan
kazanç ve iratların mahiyetleri ile ne şekilde vergiye tabi tutulacakları ve
muafiyet, vergileme usulü ve defter tutma esaslarının tayini için öngörülen
ölçülerin hesaplanması sırasında nazar-ı itibara alınıp alınmıyacakları,
yukarıda etraflı bir şekilde açıklanmıştır.
Bütün açıklamaları özetliyen bir
tablo bu genel tebliğe eklenmiş ve bu tabloda, söz konusu sabit kıymetlerin
ücret mukabilinde çalıştırılması veya kiraya verilmesi mukabilinde elde edilen
kazançlarla ilgili bütün ihtimaller, kanunî müstenidatı da gösterilmek suretiyle
açık bir şekilde belirtilmiş bulunmaktadır.
Bilgi edinilmesi ve bundan böyle
her türlü araç, makina ve aletlerden sağlanan kazanç ve iratların
vergilendirilmesi sırasında bu tebliğde belirtilen esaslar dahilinde işlem
yapılması rica olunur.