193 sayılı Gelir
Vergisi Kanununun 31 ilâ 36 ncı maddelerinde müessese en az geçim indirimine
ilişkin hükümleri ile 213 sayılı Vergi Usul Kanununun vergi karnesi esasına
müteallik 247 ve 248 inçi maddeleri hükümlerinin uygulanmasında bazı noktalardan
tereddüd vâki olduğu anlaşılmış, uygulamalarda gözönünde bulundurulmak üzere,
aşağıdaki hususların açıklanması zaruri görülmüştür.
Bilindiği üzere, Gelir Vergisi
Kanununun 31 inci maddesinde indirim hadleri tayin edilerek 32, 33 ve 34 üncü
maddelerinde indirimin uygulanması ile ilgili bazı esaslara yer verilmiş, 35
inci maddesinde, indirimden faydalanmak istiyenlerin Vergi Usul Kanunu
esaslarına göre vergi karnesi almak ve bunu saklamak zorunda oldukları hükme
bağlanmış, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 247 nci maddesinde, vergi matrahları
kısmen veya tamamen götürü usulde tespit edilenlerle en az geçim indiriminden
istifade etmek istiyenlerin vergi karnesi alması lâzım geldiği ve bir mükellefin
tek vergi karnesi alacağı belirtildikten sonra, 248 inci maddesinde de, en az
geçim indiriminin uygulanmasında, karnedeki kayıtların vergi dairesine tescil
ettirildiği tarihten evvelki zamanlar için nazara alınmayacağı açıklanmıştır.
Bu hükümler muvacehesinde :
I – Yıllık beyanname ile
bildirilmesi gereken gelirleri bulunduju halde, bu gelirleri için beyanname
vermeyen mükelleflerin, gerek götürü usulde tespit olunan ticarî ve mesleki
kazançları ile ücretleri dolayısiyle ve gerekse gerçek usulde vergiye tabi
ücretlerine en az geçim indiriminin uygulanmasını teminen vergi karnesi almış
olmaları ve karnedeki kayıtların vergi dairelerince tescil edilmesi halinde, bu
mükellefler adına yıllık beyana tabi gelirleri dolayısiyle beyanname
vermedikleri gerekçesiyle usulüne uygun bir şekilde salınacak verginin,
mükelleflerin medeni hâl ve ailevî durumunun gerektirdiği en az geçim indirimi
nazara alınmak suretiyle hesaplanması icap eder.
Öteyandan ücretlerine en az geçim
indiriminin uygulanmasına esas olmak üzere, aile durumu sual varakası tanzim
etmiş olan mükellefler hakkında da bu esas dairesinde işlem ifası uygun olur.
II – Son zamanlarda Danıştay
Dördüncü Dairesi tarafından verilen kararlarda, Kanun Koyucunun, bu şahsın
yaşayabilmesi yönünden muhtaç olduğu belirli haddi ve en az miktardaki bir
geliri, açıkca vergi mevzuu dışında bırakarak bunu aşan miktarları vergiye tabi
tuttuğu, bu hadlerin Gelir Vergisi Kanununda, mükellefin kendi şahsı ile eş ve
çocukları için ayrı ayrı tayin edilmiş bulunduğu var olduğu kesin olarak bilinen
mükelleflerin, karne almamış olmaları sebep gösterilerek, bu kimselerin bekâr
mükellefler için uygulanacak geçim indiriminden yararlandırılmasının, vergide
adalet ilkeleriyle bağdaşamayacağı belirtilerek bunların, şahısları için tayin
edilmiş olan en az geçim indiriminden faydalandırılmalarına karar verilmekte ve
Danıştay'ın bu görüşü müstakar bir hal almış bulunmaktadır.
Fuzulî ihtilâflara mahal
verilmemesini teminen, gerek vergi karnesi almıyan ve gerekse hiç beyanname
vermiyen mükelleflere –eş ve çocuklarına ait indirim miktarı nazara
alınmaksızın– şahısları (Bekar mükellefler) için tayin edilmiş bulunan en az
geçim indirim miktarının uygulanması ve bu konuda idari yargı mercilerince bu
noktadan mükellefler lehine verilen kararların bir üst merci nezdinde (Danıştay
dahil) dava mevzuu yapılmaması iktiza eder.
III – Bilindiği gibi, Vergi
beyannamesinin kanuni sürenin sonundan başlıyarak 15 gün geçtikten sonra
verilmesi halinde, maddi delillerin mevcut olmadığı kabul edilerek vergi
matrahı, Takdir Komisyonunca takdir olunmakta (V.U.K. Madde, 30/1) ve vergi bu
matrah üzerinden tarh ve tahakkuk ettirilmektedir.
Sözü geçen maddeye 466 sayılı
kanunun 2 nci maddesiyle eklenen fıkrada ise, "vergi beyannamesinin kanuni
sürenin sonundan itibaren 15 gün geçtikten sonra vermiş olanlara bu
beyannamelerinde gösterdikleri gelir üzerinden gerekli tarhiyat yapılır ve
Takdir Komisyonunca mükellefin beyanından fazla bir miktar takdir olunduğu
ahvalde bu fark nazara alınmak suretiyle re'sen vergi tarh olunur..."
denilmektedir.
Bu madde hükmüne göre, kanuni
sürenin sonundan itibaren 15 gün geçmesinden sonra mükellefler tarafından
verilen beyannamelerde bildirilen matrahlar üzerinden Vergi Dairelerince gerekli
vergiler tarh olunacak: haklarında Takdir Komisyonunca daha yüksek matrah tespit
edildiği takdirde, evvelce noksan tarh olunan vergi ikmâl olunacaktır. Böyle bir
fark çıkmadığı takdirde ise mükelleflerin beyan ettiği matrah ile bunun
üzerinden tarh olunan vergi mükelleflerin hakiki ve geçerli vergisi
olacaktır.
Bu bakımlardan, beyan süresinin
bitmesinden sonra verilecek olan beyannamelerde mükellefler, Vergi Usul
Kanununun 247 nci maddesinin öngördüğü şekilde medenî hal ve aile durumlarına
ilişkin bilgileri göstermiş iseler, bu durumlarının gerektirdiği en az geçim
indiriminin namlarına tarh olunacak verginin hesabında nazara alınması lâzım
gelir.
IV – Vergi Usul Kanununun 371
inci maddesinde yer alan pişmanlık hükümlerini yerine getirmemesi sebebiyle hiç
beyanname vermemiş sayılan mükelleflerin de, bu beyannamelerinde medeni hâl ve
aile durumlarına ilişkin bilgileri bildirmiş olmaları kaydiyle, en az geçim
indiriminden yararandırılmaları gerekir.
V – Verginin hesaplanmasında en
az geçim indirimi yönünden yukarıdaki esaslar dairesinde işlem yapılmakla
beraber, vergiye kaçakçılık veya kusur cezasının uygulanması halinde; cezanın,
mükellefin medenî hâl ve aile durumuna göre taayyün edecek vergi üzerinden
hesaplanması icapeder.
VI – Bir mükellef hakkında
muhtelif matrahlar üzerinden vergilendirme söz konusu olduğu takdirde, en az
geçim indirimi tatbik olunan matrahın, mükellefin istifade edeceği indirim
miktarını karşılamaması halinde, indirimden arta kalan kısmın diğer matrahlara
uygulanması iktiza eder.
Bilgi edinilmesi ve gereğinin bu
esas dairesinde ifası tamimen tebliğ olunur.