|
İstanbul
01.08.2003
Halil
SÖYLER
(MÜSBE
Muhasebe Finansman Bilim Dalı Doktora Öğr.)
halil62@hotmail.com
ENFLASYONUN
FİNANSAL TABLOLAR ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ 1.GİRİŞ
Günümüzün
gittikçe globalleşen ekonomik düzeni içerisinde
ulusal ve uluslararası kuruluşları etkileyen yüksek
enflasyonun hüküm sürdüğü ortamlarda
geleneksel muhasebe esasına göre düzenlenen
ve tarihi maliyet bilgilerini içeren mali raporlar
gerçekçi olmaktan çıkmışlar ve
çoğu kez yanıltıcı bilgiler vermektedirler.
Dolayısıyla
enflasyonist dönemlerde işletme faaliyet sonuçlarının
gerçekte olduğundan farklı görünümler
kazanması ise, faaliyet sonucunda elde edilen kazancın,
enflasyonun çeşidine ve şiddetine bağlı olarak
enflasyonun tüm etkilerini taşımasına ve gerçek
kârla birlikte fiktif enflasyon kârının
da oluşmasına neden olmaktadır. Nitekim ülkemizde,
çeşitli faaliyet kollarından seçilen işletmelerde
yapılan araştırmalarda; bu işletmelerin % 50’sinde dönem
sonlarında hesaplanan kârların aslında bu işletmelerin
gerçek kârlarından fazla olduğu ve bu nedenle
de işletmelerin sermaye erozyonuna uğradıklarını göstermektedir.
Böyle bir gerçeğin farkında olmayan işletmelerin
bir süre sonra en çok kâr ettiklerini
zannettikleri bir dönemde faaliyetlerine son vermek
durumunda kalmaları kaçınılmaz olacaktır.
Enflasyonun
iki haneli rakamlara ve hatta üç haneli
rakamlara ulaştığı günümüzde özellikle
özel sektör kuruluşlarının bozulmuş olan finansal
tablolarını tekrar enflasyona göre düzeltilmesi
zorunlu hale gelmiştir. Bu düzeltmenin nasıl, ne
zaman, nerede ve kim tarafından yapılacağı soruları
enflasyon muhasebesi kavramının literatüre girmesini
sağlamıştır. Enflasyon muhasebesi; geçmiş maliyetlerle
değerlendirilmiş işletme varlıkları ve borçları
üzerinde fiyat değişmelerinin etkisini gösteren
muhasebedir. Günümüze kadar çeşitli
değişiklikler geçirerek, önce Uluslararası
Muhasebe Standartlarından (UMS- IAS) 6 No’lu standart
( Değişken Fiyatlar Karşısındaki Muhasebe Uygulamaları
), daha sonra 15 No’lu standart ( Değişen Fiyat Seviyelerinin
Etkileri) ve son olarak 29 No’lu standart ( Hiperenflasyonlu
Ekonomilerde Mali Raporlama ) ile Türkiye Muhasebe
Standartları (TMS) No.2 enflasyon ortamını tanımlamış
ve raporlama kurallarını koymuştur.
İşte,
enflasyonun gerek finansal tablolarda gerekse özsermayenin
ve dolayısıyla dönem kazancının tespitinde meydana
getirdiği bu etkilerin ortadan kaldırılmasında geleneksel
muhasebe yerine enflasyon muhasebesi uygulaması gündeme
gelmektedir. Yüksek oranlı ve uzun dönemli
enflasyonun yaşandığı ekonomiler için önerilen
tedbirler ise köklü ve enflasyonun tüm
etkilerini giderme amacı taşıyan tedbirlerdir.
2.
ENFLASYON İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER
2.1
Enflasyonun Şirketler Üzerindeki Etkisi
Anayasamızda
yer alan ödeme gücü veya mali güce
göre vergi ödeme prensibinin bir uzantısı
olarak işletmelerin mali güçlerinin statik
bir göstergesi olan bilançolar ve dinamik
bir gösterge olan gelir tablosu üzerinde enflasyonunun
olumsuz etkisi mevcuttur. Bilançolarda yer alan
aktif ve pasif kalemler zamanla değişen fiyat hareketlerine
göre ayarlanmazlar ise işletmeler açısından
anlamlarını yitirirler.
Enflasyonist
ortamda zamanla anlamlarını yitiren aktif kıymetlerin
maliyet bedelleri üzerinden ayrılan amortismanlar
reel gider etkilerinin çok altında bir etki yaparak
reel olmayan parasal karların oluşmasına neden
olmakta ve bu karlar üzerinden hesaplanan ve ödenen
vergiler ve dağıtılan karlar işletmelerin özsermayelerini
ve mali güçlerini zayıflatmaktadır.
Gerek
esas faaliyet konusu malların alım satımında , gerek
uzun süreler önce alınmış ve halihazır değerlerinin
çok altında maliyet bedelleriyle aktifte yer
alan kıymetlerin satılmasında fiyat artışlarının uzantısı
olarak fiktif karlar oluşmakta ve oluşan bu fiktif karlar
üzerinden hesaplanan ve ödenen vergiler ile
dağıtılan karlar işletmelerin özsermayelerini ve
mali güçlerini zayıflatmaktadır.
Fiyat
üzerinden hesaplanan KDV (Katma Değer Vergisi),
TAV (Taşıt Alım Vergisi) gibi vergilerin fiyat artışlarına
paralel olarak artması tüketici açısından
esas olan vergi dahil fiyatın dahada artmasına neden
olarak talebi olumsuz etkilemek suretiyle mükellefler
açısından kar marjı azalışlarına neden olmaktadır.
Aktifte
yer alan dövizlerin ve döviz üzerinden
olan alacakların yıl sonlarında değerlenmeleriyle
ortaya çıkan kur farklarının tamamına yakınının
sebebi de enflasyonist ortamdır. Bu anlamda reel satın
alma gücü sabit kaldığı halde söz konusu
dövizin veya döviz üzerinden olan alacağın
bir kısmının vergi olarak ödenmesi mükelleflerin
işletme sermayelerinin satın alma gücünün
azalmasına neden olmaktadır.
Enflasyon
aynı zamanda, GV (Gelir Vergisi) yer alan önemli
bir özellik olan şahsiliği önemli ölçüde
olumsuz etkilemektedir. Kişinin ödeme gücüne
göre vergilenmesinde yararlanılan unsurlardan biri
olan maktu indirimler zamanla oluşan fiyat artışlarıyla
reel etkilerini yitirmektedirler. Yine ödeme
gücüne göre vergilemeye ulaşmakta kullanılan
unsurlardan biri olan artan oranlı tarifeler enflasyonist
ortamda vergi yükünün düşük
ve orta gelirliler aleyhine bozulmasına neden olmaktadır.
Şöyle ki gerçekte olmayan, parasal gelir
artışları müterakkiyet nedeniyle, söz konusu
gelirdeki artışlar daha yüksek oranda vergi
artışına sebep olmaktadır. Yine enflasyonist bir ortamda
parasal ve reel gelirleri artan çok yüksek
gelir grubundakiler için ise tarife daha yatay
hale gelmekte ve vergi yükündeki oransal artış
daha az olmaktadır. Bu durum ise vergilemede ödeme
gücü ilkesine ve genel olarak gelir
vergisinin olumlu etkisi olan şahsiliğine olumsuz
etki yapmaktadır.
Enflasyonist
ortamlarda, vergi kanunlarında yer alan bir takım istisna
ve muafiyetler de erozyona uğramakta ve enflasyona göre
ayarlanma zorunluluğu doğurmaktadır. Örneğin GVK
(Gelir Vergisi Kanunumuzda) yer alan esnaf muaflığı,
küçük çiftçi muaflığı,
göçmen ve mülteci muaflığına ilişkin
parasal hadler zamanla enflasyona karşı erozyona
uğramakta ve her yıl ayarlanma zorunluluğu doğmaktadır.
Yine keza maktu olarak belirlenen bir takım istisnalar
da örneğin mesken olarak kiraya verilen gayrimenkuldan
elde edilen G.M.S.İ.’daki (Gayrimenkul Sermaye
İradı) istisna gibi zamanla enflasyonla erozyona uğramakta
ve her yıl ayarlama zorunluluğu doğmaktadır. Her yıl
yapılan bu parasal had ayarlamaları reel olarak bazen
mükellefler aleyhine , bazen de mükellefler
lehine olmaktadır
Enflasyonist
dönemlerde vergi kanunlarında yer alan ve vergilendirme
dönemleri itibariyle sonraki dönemlere taşabilen
bir takım teşvik unsurları da reel etkilerini takip
eden yıllarda önemli ölçüde kaybetmektedirler.
Örneğin cari yılda kazancın yetersizliği nedeniyle
indirilemeyen ve sonraki yıllara devrolan yatırım indirimi
(bu olumsuz etkiyi azaltmak için endeksleme uygulaması
getirilmiştir ancak teşvik belgesiz yatırımlar için
aynı olumsuz etki devam etmektedir), takip eden yıllarda
mahsup edilecek olan geçmiş yıl zararları, devrolunan
kurumların zararları, ve takip eden vergilendirme dönemlerine
sarkan kazanç istisnaları zamanla artan parasal
büyüklükler karşısında sabit kalmaları
nedeniyle reel etkilerini yitirmektedirler.
2.2
Enflasyon ve Şirketler
Kısaca
“paranın satın alma gücünde ortaya çıkan
azalma” olarak da tanımlanan ve özellikle 1970’lerden
itibaren Dünya’nın birçok ülkesinde
yükselme eğilimi gösteren enflasyon giderek
ekonomik hayatın çeşitli yönlerini daha
çok etkilemektedir. Satın alınan mal veya hizmetlerin
maliyetlerindeki artışlar bu mal ve hizmetlerle ilgili
yatırım, fiyatlama, vergi planlaması ve dış ticaret
politikalarının oluşturulmasında önemle dikkate
alınmaktadır. Diğer taraftan herhangi bir şirkete yatırımda
bulunmayı planlayan yatırımcılar açısından enflasyonun
bu kuruluşun mali tabloları üzerindeki etkisini
bilmenin önemi daha da artmıştır.
Bütün
bu ekonomik hususlara rağmen enflasyonun belki de en
önemli etkisi ölçü birimi olan
paranın değerinde yol açtığı değişmedir. Bu nedenle
enflasyondan etkilenen en önemli bilim dallarından
biri de muhasebedir. Çünkü diğer ölçü
birimleri, uzunluk, ağırlık, alan ve hacim ölçüleri
bellidir ve değişmezler. Parasal birimlerin değiştiği
ortamlarda bu farklılıkları dikkate almadan muhasebe
raporlarının üretilmeleri halinde ortaya çıkan
bilgilerin yanıltıcı olmaları kaçınılmazdır.
Günümüze
kadar olan gelişmeler göstermiştir ki mesleki muhasebe
kuruluşları, şirketler ve ilgili diğer taraflar genellikle
enflasyon oranının düşük olduğu yıllarda enflasyonun
etkisinin önemsiz olduğunu varsayarak konuya ilgilerini
azaltmışlardır. Ancak düşük oranda gerçekleşen
enflasyon bile uzunca bir dönem içerisinde
dikkate alındığı taktirde bazı mali tablo kalemleri
üzerinde önemli etkilere neden olabilir; örneğin
enflasyonun düşük oranlarda gerçekleşmesi
durumunda bile yıllar önce alınmış bir sabit kıymetin
tarihi maliyeti ile genel fiyat indeksine göre
belirlenmiş maliyeti ve bunların mali tablolara etkileri
arasında önemli farklılıklar olabilirler.
Yüksek
Enflasyon Ortamında İşletme Yönetimlerinin ve Diğer
İlgili Tarafların Dikkate Almaları Gereken Hususlar
Özellikle
yüksek enflasyonun etkili olduğu ortam ve koşullarda
işletme yönetimlerinin dikkate almaları gereken
hususlar aşağıdaki temel noktalarda özetlenebilir:
1-
Enflasyonun işletme üzerindeki etkilerinin belirlenmesi:
Gerek genel olarak, gerekse faaliyette bulunulan sektör
ve coğrafi bölge açısından enflasyonun şirket
üzerindeki etkilerinin yönetim tarafından
zamanında belirlenmesi gerekmektedir. Genel ve özel
fiyat seviyelerinde görülebilecek dalgalanmalara
karşı işletme yönetimlerinin uyguladıkları politikalarda
yapacakları zamanında ve doğru tepkiler ancak enflasyonun
etkilerinin sürekli bir şekilde izlenmesi ile mümkün
olabilir.
İşletme
yöneticileri alacakları kararlarda enflasyonu belirleyici
faktörlerden biri olarak kabul etmelidirler.
2-
Yetki ve sorumlulukların dağılımı: Enflasyonun etkilerinin
tesbit edilmeleri, raporlanmaları ve gerekli tedbirlerin
alınmaları ile ilgili sorumlu yönetim kademeleri
belirlenmelidir. İlgili yöneticiler enflasyonu
sürekli takip ederken aldıkları kararların etkileri
de değerlendirilmeli ve bunlardan sorumlu tutulmalıdır.
3-
Faaliyetlere yönelik hususlar: Enflasyonun yüksek
olduğu dönemlerde özellikle nakit, alacak
ve stok yönetimlerinde daha dikkatli olmak gerekmektedir.
Örneğin uygulanacak fazi oranları ve satış fiyatları
belirlenirken bunların enflasyonun olumsuz etkilerini
ortadan kaldıracak seviyede olmalarına dikkat edilmelidir.
Enflasyon
oranının yüksek olduğu dönemlerde alınacak
kararların tarihi maliyetler esasına göre belirlenmesi
hallerinde birçok yanlışlıklarla karşılaşılması
kaçınılmaz olur. Buna göre stokların satış
fiyatlarının tarihi maliyet tutarlarının üzerindeki
bölümü kâr olarak kabul edilmektedir;
oysa tarihi maliyet tutarlarının paranın cari satın
alma gücüne göre yeniden ifade edilmeleri
sonucunda, bu kâr rakamının bir bölümünün
enflasyonun maliyetler üzerinde yarattığı arttırıcı
etki olduğu açıkca görülebilir.
4-
Enflasyonun etkilerinin mali raporlara yansıtılması:
Enflasyonun yukarıda belirtildiği şekilde tesbit edilen
etkilerinin işletme içi ve işletme dışı kullanıma
sunula mali raporlara yansıtılmaları gerekmektedir.
Burada konunun iç raporlama ve dış raporlama
olarak iki açıdan incelenmesinde yarar vardır.
Şirketler
sadece kendi iç bünyelerinde kullanılmak
amacıyla çeşitli raporlar üretebilirler.
Bu raporlar esas olarak yönetimin alacağı kararlarda
dikkate alınması gereken hususlarıve bu arada enflasyonun
şirket üzerindeki bütün önemli etkilerini
kapsayacak şekilde hazırlanmalıdır.
Şirket
dışı kişi ve kurumlara sunulan raporlar ise diğer bazı
özelliklere sahiptir. Bu raporlar şirketin dışında
bulunan üçüncü taraflarca kullanılmaktadırlar;
dolayısıyla ticari ve ekonomik teamüllerle genel
olarak kabul görmüş bazı esaslara göre
düzenlenmiş olmaları gerekmektedir. Şirket içerisinde
geliştirilmiş ve iç raporlamada kullanılan, ancak
üçüncü taraflarca bilinmeyen ya
da her kuruluş açısından farklılıklar arz eden
bazı esaslara göre düzenlenen mali raporların
üçüncü taraflarca doğru bir şekilde
anlaşılması mümkün olmayabilir, hatta bazı
durumlarda bu raporlar yanıltıcı olabilirler. Diğer
bir ifade ile şirket içerisinde kullanılmak üzere
üretilen mali bilgilerin bir bölümünün
şirket dışındaki kullanılan raporlara yansıtılması doğru
olmayabilir, esasen şirket yönetimi bu bilgilerin
bir kısmını da rakiplerinden gizlemek istemektedir.
Ancak
Robert W. Scapens’in de belirttiği üzere, yukarıda
belirtilen esaslara bağlı kalmak şartıyla, üçüncü
kişilerin kullanımına sunulan mali raporlarda aşağıda
belirtilen amaçların karşılanmasına dikkat edilmelidir:
Şirkete
yatırımda bulunmayı planlayan taraflara alacakları kararlarda
yardımcı olmak,
Ortakları
şirketin mali yapısı ve faaliyet sonuçları hakkında
gerçeğe en yakın şekilde bilgilendirmek,
Şirkete
kredi vermeyi planlayan kredi kurumlarına alacakları
kararlarda yardımcı olmak,
Şirket
yöneticilerine daha etkin ve doğru kararlar almaları
konusunda yardımcı olmak ve,
Devlete
ve diğer kamu kuruluşlarına şirketin vergi ve diğer
yükümlülüklerini doğru bir şekilde
zamanında yerine getirmekte olup olmadığının denetlenmesi
konusunda yardımcı olmaktır.
Bu
açıklananlarla birlikte şirketler tarafından
enflasyonun etkilerinin muhasebeleştirilmesi ve mali
raporlara yansıtılması konusunda bugüne kadar çeşitli
çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalar
hem bilimsel alanda çeşitli makale ve kitapların
yayınlanması şeklinde hem de mesleki kuruluşlar tarafından
yayımlanan muhasebe ilke ve standartları şeklinde ortaya
çıkmışlardır. Diğer taraftan enflasyon oranlarının
yüksek olduğu ülkelerde hükümetler
değişen fiyatların etkilerinin mali tablolara ve vergi
hesaplamalarına yansıtılmalarına yönelik kanunlar
ve diğer düzenlemeler kabul etmişlerdir.
Bu
konuda yapılan her çalışma yeni bir tecrübe
olarak bir sonrakine ışık tutmuştur. Ancak yine de bugün
ulaşılan noktada genel bir mutabakat ve standardizasyon
yoktur. Bu konuda özellikle muhasebe konusunda
ileri gitmiş ülkelerin temsilcilerinden oluşan
ve Uluslararası Muhasebeciler Federasyonu’nun (IFAC-
International Federation Of Accountants) bir organı
olan Uluslararası Muhasebe Standartları Komitesi’nin
(IASC- İnternational Accounting Standards Committee
) çalışmaları ayrı bir özellik içermektedir.
2.3
Enflasyon Muhasebesi İle İlgili Kavramlar ve Tanımlar
Bu
çalışmada belirli kavramlara ve tanımlara sık
sık değinilecektir. Çoğu enflasyonla ilgili bu
kavramların bir bölümünün anlamı
konusunda genel bir mutabakat bulunmamaktadır. Gerek
ilerideki bölümlerde bir dil ve iletişim birliği
sağlayabilmek, gerekse çalışmanın daha anlaşılabilir
olmasını sağlayabilmek için bu kavram ve tanımlar
bu bölümde açıklanmıştır. Bu kavram
ve tanımlamalardan büyük bir kısmı çalışmada
yer almasına rağmen diğer kısmı ise yer almamakla birlikte
enflasyon muhasebesi ile ilgili olarak bilinmesi gereken
kavram ve tanımlamalardır. Bu kavram ve tanımlamalar
aşağıdaki gibidir:
- Paranın
Satın Alma Gücündeki Değişmeler (Changes In
The Purchasing Power Of Money ) : Bir değişim aracı
olarak paranın değerinde, bunun karşılığında elde edilecek
mal veya hizmet miktarındaki farklılaşmaya paralel olarak
meydana gelen değişmelerdir. Paranın değeri ile karşılığında
elde edilecek hizmet veya mal miktarlarındaki değişmeler
ters yönde gerçekleşmektedir. Birisinde
meydana gelen yükselme diğerinde azalmayı sonuçlamaktadır.
Örneğin yumurtanın fiyatı iki katına çıkarsa
paranın değeri de yarı yarıya düşmüş demektir.
- Enflasyon
(Inflation): Mal veya hizmet fiyatlarının genel seviyelerindeki
yükselmeye paralel olarak paranın satın alma gücündeki
görülen düşmedir.
- Parasal
Kalemler (Monetary Items): Paranın satınalma gücündeki
değişmelerden etkilenmeksizin ifade edilen tutarları
değişmeyen kalemlerdir. Bu durum genellikle ilgili kalemin
niteliğinden kaynaklanabilir; örneğin kasadaki
nakit tutarları enflasyon oranı ne olursa olsun nominal
değerleri üzerinden ifade edilirler.
- Parasal
Olmayan Kalemler (Non-Monetary Items): Öz sermaye
kalemleri ve parasal kalemlerin dışındaki tüm tutarlardır.
Bu kalemlerin ifade edilen tutarları paranın satın alma
gücündeki farklılaşmalardan etkilenerek sürekli
değişmektedir. Bu kalemlere örnek olarak stoklar
ve sabit kıymetler gösterilebilir. Özsermaye
kalemleri gerek parasal gerekse parasal olmayan kalemler
kategorilerinden hiçbirine girmemektedirler.
- Genel
Fiyat Seviyesi Ayarlamaları (General Price Level Adjustments):
Parasal olmayan kalemlerin genel fiyat indeksleri kullanılarak
yeniden ifade edilmeleridir.
- Yerine
Koyma Maliyeti (Replacement Cost ): Halihazırda işletme
faaliyetlerinde kullanılan varlıklarla aynı kapasitedeki
benzer kalemlerin elde edilmeleri için cari fiyatlar
üzerinden katlanılması gereken maliyet tutarıdır.
- Yeniden
Üretme Maliyeti ( Reproduction Cost ): Halihazırda
kullanılan ve tesis, makine ve diğer tesisat ile aynı
kapasitedeki benzer sistemlerin kurulabilmeleri için
carifiyatlar üzerinden katlanılması gereken maliyet
tutarıdır. Bu kavramın yerine koyma maliyetinden tek
farkı satın alma maliyetlerinin yanında işletme tarafından
gerçekleştirilen üretim ve montaj gibi diğer
çeşitli kalemleri kapsaması nedeniyle daha kompleks
bir yapıya sahip olmasıdır.
- Cari
Maliyet ( Current Cost ): Cari maliyet esasen yerine
koyma maliyetini de kapsamaktadır, ancak kullanılan
kıymetle benzer kapasitede ve aynı yıpranmışlık seviyesinde
bulunan diğer bir kalemi belirlemek her durumunda mümkün
olamamaktadır. Bu gibi durumlarda kullanılan kıymetin
herhangi bir şekilde elden çıkarılması durumunda
onun fonksiyonlarını görebilecek ancak farklı nitelikteki
kalemlerin kullanılması gerekebilir. İşte bu boşluğu
doldurabilecek, ancak yerine geçtiği kıymetle
taşıdığı nitelikler bakımından da farklılıklar gösterebilecek
varlıkların maliyetlerini de kapsayacak şekilde yerine
koyma maliyeti kavramının genişletilmesi cari maliyet
kavramını ortaya çıkarmıştır.
- Net
Gerçekleşebilir Değer (Net Realisable Value ):
Söz konusu kalemlerin satılması veya diğer bir
şekilde elden çıkarılması halinde cari fiyatlar
üzerinden elde edilecek nakit tutardır.
- İskonto
Edilmiş Nakit Tutarları (Discounted Cash Flows ): Varlıkların
bunlardan ileride elde edilecek nakit akımlarının uygun
bir fazi haddi ile iskonto edilmesi ile bulunacak bugünkü
değeridir.
- Borsaya
Kayıtlı Şirket ( a Listed Company ): Hisse senetlerinin
tümü veya bir bölümü tanınmış
bir menkul kıymetler borsasında satılmakta olan şirketlerdir.
- Yeniden
İfa Etme (Restatement): Tarihi tutarlar üzerinden
ifa edilen kalemlerin tutarlarının dönüştürme
veya güncelleştirme işlemleri ile yeniden belirlenmeleridir.
- Dönüştürme
(Conversion): Tarihi tutarlar üzerinden ifa edilen
ve parasal olmayan kalemlerin ve öz sermaye hesaplarının
paranın satınalma gücündeki değişmelere göre
yeniden ifa edilmeleridir.
- Dönüştürme
Faktörü ( Conversion (correction) Factor ):
Parasal olmayan kalemlerin ve öz sermaye hesaplarının
paranın satın alma gücündeki değişmelere göre
yeniden ifa edilebilmelerini sağlayan bir orantıdır.
Bu orantı ile söz konusu kalemle ilgili işlemin
gerçekleşmiş olduğu geçmişteki bir tarih
ile mali tablolar açısından dikkate alınan tarih
arasında kalan dönemde paranın satın alma gücündeki
değişme, yani enflasyon hesaplanmaktadır.
Dönüştürme
faktörü genellikle genel fiyat indekslerindeki
değişmeler esas alınarak ve aşağıda belirtilen orantı
ile açıklanabilir :
Dönüştürme
Faktörü = Yeniden ifa etme tarihi itibariyle
genel fiyat indeksi
İlgili
işlemin gerçekleştiği tarih itibariyle genel
fiyat indeksi
- Güncelleştirme
( Updating ): Önceki dönemlerde dönüştürme
yolu ile ifade edilmiş tutarların daha sonraki bir tarihteki
paranın satın alma gücüne göre bir kez
daha yeniden ifade edilmeleridir.
- Gerçekleşmiş
Elde Bulundurma Kazancı ( Realised Holding Gains ):
Parasal olmayan ve satış veya diğer bir yolla elden
çıkarılmış kalemlerin tarihi maliyetleri ile
satış anındaki cari maliyetleri arasındaki farktır.
Bu tutar aynı zamanda tarihi maliyet esasının kabul
edildiği geleneksel muhasebe ilkelerine göre hesaplanan
kâr tutarının önemli bir bölümünü
oluşturmaktadır. Enflasyon muhasebesi sistemlerinden
“cari maliyet esası” na göre düzenlenen mali
tablolarda gerçekleşmiş elde bulundurma kazancı
tutarı “net brüt satış kârı” içerisinde
değil, faaliyet kârından sonraki kalemlerden olan
diğer gelirler arasında gösterilmektedir.
2.4
Finansal Tabloların Enflasyona Göre Düzeltilmesi
Mali
tabloların enflasyonun yarattığı bozucu etkilerden arındırılması
işlemleri genel olarak Enflasyon Muhasebesi olarak adlandırılır.
Mali tabloların birbiriyle karşılaştırılabilmesi ve
sağlıklı analiz yapılabilmesi için söz konusu
tabloların enflasyonun etkisinden kurtarılmaları gerekir.
Mali tablolar üzerinde enflasyonun etkisini gidermek
amacıyla uygulamada kullanılan kısmi önlemler bir
sonraki bölümde açıklanacaktır.
Türkiye
Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (TMUDESK) 14
Nisan 1996 tarihinde onbir adet Türkiye Muhasebe
Standartı (TMS) kabul etmiştir. Bugün itibariyle
kabul edilen standartlar 19’a yükselmiştir.
Bunlardan birisi; “TMS-2: Yüksek Enflasyon Dönemlerinde
Finansal Raporlama” standartıdır. Bu standarda göre
yüksek enflasyon dönemlerinde temel tablolar
enflasyonun etkilerine göre düzeltilir. Bir
ülkede yüksek enflasyonun varlığını gösteren
göstergelerden bir kısmı şu şekildedir:
Ülkede
yaşayan kişilerin, ulusal para birimindeki değer kayıplarından
korunmak için;
Senetlerini
parasal olmayan varlıklara veya yabancı paralara yatırmaları,
Vadeli
satış veya satın almalarda vade uzunluğu ne olursa olsun,
vade farkı talep etmeleri,
En
önemlisi son üç yıllık kümülatif
enflasyon oranının %100’e yakın ya da bu oranın üzerinde
olmasıdır.
Yüksek
enflasyonun var olduğu bu durumda enflasyon muhasebesi
uygulanır. Enflasyon muhasebesinde düzeltme işlemleri,
muhasebe kayıtlarına yansımaz. Diğer bir deyişle muhasebe
dışı yapılır. Ülkemizde enflasyon muhasebesine,
genel fiyat düzeyi muhasebesi esas alınmıştır.
Buna göre, enflasyonun finansal tablolar üzerindeki
etkilerini gidermek için finansal tablolar, düzenlendikleri
tarihteki paranın satınalma gücüne göre
düzeltilir. Düzeltme işlemleri, Devlet İstatistik
Enstitüsü’nün (DİE)Türkiye geneli
için yayınlamış olduğu toptan eşya fiyat endeksine
göre yapılır. Endeksler kullanılarak hesaplanan
düzeltme katsayıları yardımıyla düzeltme işlemleri
gerçekleştirilir.
3.Enflasyonun
Finansal Tablolar Üzerindeki Etkilerini Azaltmak
İçin Türkiye’de Uygulanan Önlemler
Enflasyonun
işletmelere etkisi ele alındığında işletmelerin aktif
yapısının değiştiği, maliyet artışlarının olduğu, finansman
sıkıntısı çekildiği, belirsizlik nedeniyle ağır
fazi yükü, yatırımyavaşlaması ve üretim
daralması görülmektedir.
Enflasyon
muhasebe dolayısıylabilanço, gelir tablosu vb.
tablolar üzerindeki etkisi bu tabloların homojenliğini,
gerçekliğini, doğruluğunu, karşılaştırma ve denetim
yapma olanağını ortadan kaldırmaktadır. Enflasyon, bilançonun
aktif ve pasifindeki kalemlerde paranın birbirinden
farklı satınalma gücüyle yer alması kısaca
parasal değerlerin (kasa, banka, alacak ve borçlar
vb.) güncel değerle, parasal olmayan değerlerin
( Sabit kıymet, demirbaş vb.) maliyet değeriyle bulunmasıyla
bilançonun homojenliğini bozar ve parasal kazanç
ve kayıplar ortaya çıkarır. Gelir tablosunda
ise maliyet kalemleri ve hasılatın farklı para birimi
ile yer alması enflasyon kârlarını ortaya çıkarmaktadır.
Faaliyet sonuçlarının yanlış bulunması ise kâr
dağıtımı, vergileme, üretim, stok, fiyat ve pazarlama
kararlarında hatalara neden olmaktadır. Enflasyonun
bilanço, gelir tablosu ve diğer tablolar üzerindeki
etkileri işletmelerin sermayelerini azaltmakta, verimlilik
ve üretim gücünü kaybettirmektedir.
Şu
anda Türkiye’de bu aksaklıklara yasal düzenlemeler
ile önlem alınmaya çalışılmaktadır. Türkiye’de
enflasyon muhasebesinin uygulaması yerine enflasyonun
finansal tablolar üzerindeki etkilerini azaltmak
için uygulanan önlemler yasa maddeleri ile
şöyledir;
Yeniden
Değerleme (213 sayılı VUK – Vergi Usul Kanunu- mükerrer
md.298)
Azalan
Bakiyeler Yöntemine göre Amortisman (213 sayılı
VUK Mükerrer md.315)
Duran
Varlık Yenileme Fonu ( 213 sayılı VUK md. 328-329 )
Alacak
ve Borç Senetleri Reeskontu (213 sayılı VUK md.281-285
)
- Finansman
Fonu ( 5422 sayılı KVK- Kurumlar Vergisi Kanunu- mükerrer
md.8 )
Ancak
finansman fonu 4369 sayılı kanunun 82/4-d maddesiyle
1.1.1999 tarihinden itibaren yürürlükten
kaldırılmıştır.
- Gayrimenkul
ve İştirak Satışlarından doğan kârın sermayeye
ilavesinde vergi istisnası ( KVK’ya 4108 sayılı kanunla
eklenen geçici 23/a md.) daha sonra geçici
28/a md. Ile uygulamaya 1.1.1999 dan itibaren
devam etmektedir. Son yapılan düzenleme ile de
31.12.2003 yılı sonuna kadar uzatılmıştır.
- Maliyet
Bedeli Artırımı ( GVK- Gelir Vergisi Kanunu- md. 38-39
)
- Stok
Değerlemede Lifo Yöntemi ( VUK md. 274-275 )
Araştırma
ve Geliştirme Fonu ( KVK md.14 )
Gider
Artış Fonu (GVK md.57 )
Yatırım
İndiriminde Endeksleme ( GVK ek madde 4 )
- İstisna
Maktu Tutarlarının Her yıl Yeniden Değerleme Kadar Artırılması
Ve Vergi Tarifelerinin Yeniden Düzenlenmesi.
Bu
sıraladığımız vergisel önlemlerin kullanımı dışında
aşağıdaki önlemler ile de enflasyondan işletme
ve muhasebe korunmaya çalışılmaktadır. Enflasyonist
ortamda kâr dağıtmamak, dikkatli finansman politikası,
etkin alacak politikası, borçların konsolidasyonu,
teşviklerden yararlanma, halka açılma, şirket
evlilikleri, fason iş yaptırmak, Tüketicinin finansmanı,
yeni teknolojiler, mamül çeşitlendirilmesi,
dış pazar aranması, yatırımları kısa sürede gerçekleştirme,
stok devir hızını artırarak asgari stokla çalışmak
vb.
4.
SONUÇ
Son
20 yıllık dönemde yüksek enflasyonist bir
ülke olma özelliği gösteren Türkiye’de
gerek uygulanan muhasebe standartları gerekse vergi
mevzuatı açısından Enflasyonun etkilerini dikkate
alan düzenlemelerin yapılması artık kaçınılmaz
olmuştur. Bu konuda devletin yanında mesleki teşekküllere
ve mali raporlama standartları yayımlayan veya gözetimlerine
tabi kuruluşlardan mali raporlar isteyen Sermaye Piyasası
Kurulu ve T.C.Merkez Bankası gibi resmi organlara büyük
görevler düşmektedir.
Yüksek
enflasyonun etkilerini düzenleyen hükümlerin
Türkiye’de yürürlükte olan mali
mevzuata dahil edilmeleri ve vergi hesaplamalarında
dikkate alınmaları daha gerçekçi ve adil
bir yaklaşım olacaktır, aksi takdirde gerçekte
zarar eden birçok kuruluş gerçekte elde
etmedikleri bir kâr tutarı üzerinde vergi
vereceklerdir.
Bu
gerçeğe rağmen Türkiye’de enflasyonun etkilerinin
mali tablolara yansıtılmasına yönelik ve ilgili
bütün mali tablo kalemlerini kapsayan esaslar
geliştirilememiştir. Çalışmanın temelini oluşturan
enflasyonun mali tablolar üzerindeki etkilerini
azaltıcı Türkiye’de uygulanan önlemler ise
kısmi niteliktedir ve enflasyonun etkilerinin ancak
çok küçük bir bölümünü
oluşturmaktadırlar. Bu önlemlerin azaltıcı etkilerini
aşağıdaki gibi özetleyebiliriz.
İşletmeler
yeniden değerleme uygulaması ile maliyet bedeli ile
kayıtlarına aldıkları Amortismana Tabi İktisadi Kıymetlerini
(ATİK) satışı esnasında ortaya çıkacak olan fiktif
kârların etkisini kısmen de olsa azaltmaktadır.
Yenileme fonu uygulaması ile de işletmeler ATİK’in satışı
sonucunda oluşacak kârın 3 yıllık bir süre
için vergilendirilmemesi sağlanmaktadır. Maddi
Duran Varlıklar Yeniden Değerleme Artışları ve Gayrimenkul
– İştirak Hisseleri Satış Kazançları vb. uygulamalar
ise belli koşulların varlığı halinde bu tutarların sermayeye
ilavesi durumunda vergilenmemesi sağlanarak işletmelerin
daha güçlü bir Özkaynak yapısına
kavuşması sağlanmaktadır. Stok değerleme yöntemlerinden
LİFO’nun uygulanması ile işletmeler fiktif kârların
oluşmasını engellemektetir. Yatırım İndiriminde Endeksleme
ve AR-GE gibi uygulamalar ise işletmelere yatırıma teşvik
etmede ve bunların sonucu belli avantajlar sağlamaktadır.
İşte
yukarıda kısaca örneklerini verdiğimiz ve veremediğimiz
enflasyonun finansal tablolar üzerindeki etkilerini
azaltıcı önlemlerin bazıları fiktif kârların
oluşmasını, bazıları elde edilen kazançların
vergilendirilmemesini, bazıları ise de vergisel avantajlar
sağlamaktadırlar. Bundan dolayıdır ki Türkiye’de
enflasyonun mali tablolar üzerindeki etkilerini
tamamen gidermek için mutlaka enflasyon muhasebesinin
uygulamaya konulması gerekmektedir. Bu etkileri kısmi
önleyici tedbirler yerine artık Türkiye’de
mesleki kuruluşların biraraya gelerek UMS 29 No’lu standart
çerçevesinde çalışmalar yapılmış
ve TMUDESK TMS’nı yayınlamıştır. Bu standartlardan da
2 No’lu standart ile finansal tablolar üzerindeki
enflasyonun etkileri giderilmiş ve mali tabloların homojenliği
korunmuş, doğru ve dürüst bilgiler içeren
tablolar haline gelmiştir. Dolayısıyla Bu standart doğrultusunda
düzeltilen mali tablolara dayanarak gerek yöneticiler
gerek üçüncü kişiler kararlarında
bu tablolardan güvenilir bir şekilde yararlanacaklardır.
YARARLANILAN
KAYNAKLAR
1-
HACIRÜSTEMOĞLU, Rüstem; Enflasyon Muhasebesi
Uygulamaları, İstanbul: 1997
2-
LAZOL, İbrahim; Mali Analiz ve Enflasyon Muhasebesi
Uygulamaları, Ekin Kitabevi, 2000
3-
UMAN,Nuri; Enflasyon Muhasebesi, İstanbul Mülkiyeliler
Vakfı, Eylül 1990
4-
UZUN Kemal; Vergi Dünyası, Şubat 99, Sayı:210
5-
YALKIN, Yüksel Koç; Enflasyon Muhasebesi
Uygulaması ve Yönetsel Kararlar, Ankara Sanayi
Odası Yayınları, Ankara : 1998
6-
YENİ, Balamir; 29 No’lu Uluslararası Muhasebe Standartı
Açısından Yüksek Enflasyonist Ekonomilerde
Mali Raporlama ve Bir Vaka Çalışması, Doktora
Tezi , Nisan 1995, İTÜ, SBE
|