|
İstanbul
15.08.2003
Halil
SÖYLER
(MÜSBE
Muhasebe Finansman Bilim Dalı Doktora Öğr.)
halil62@hotmail.com
SWAP
İŞLEMLERİNİN VERGİ MEVZUATI KARŞISINDAKİ DURUMU 1.
Swap İşlemlerine İlişkin Genel Bilgiler
İngilizce
kökenli "SWAP" kelimesinin Türkçe
karşılığı "takas", "değiştirme",
"değiş-tokuş", "trampa etmek", "bir
şeyi bir şeyle takas etmek"tir. Swap, iki
taraf arasında, önceden belirlenen bir sistem içerisinde,
belirli bir finansal varlıktan kaynaklanan gelecekteki
nakit akışlarının değiştirilmesi konusunda yapılan bir
sözleşmedir.
Bilindiği
gibi varlıkların alım satımı için, yıllardır
faaliyet gösteren piyasalar vardır. Oysa, yükümlülüklerin
alım satımı, son yıllara kadar üzerinde düşünülmemiş
bir konudur. Bu nedenle, swap, borçların değiş
tokuşunu mümkün kılmaktadır. Değişime konu
olan ödemeler, faiz, anapara veya hem anapara hem
de faiz ödemeleri olabilir.
Swap
işleminde bir para birimi başka bir para birimi ile
aynı gün içerisinde değiştirilmektedir.
Ancak, bir vadeli işlem çeşidi olan swap'ta satılan
para birimi genellikle ileriki bir günde ters işlemle
geri alınmaktadır.
Swap'ta
amaç, faiz oranları ile döviz kurlarında
kaydedilen dalgalanmaların yarattığı riski minimize
etmektir. Swap, farklı kuruluşların farklı mali piyasalardaki
değişik kredi değerliliklerine bağlı olarak, farklı
kredi şartları ile karşı karşıya kalmalarıdır. Böylece,
sözkonusu farklılıklardan swap işlemine taraf olan
işletmelerin her birinin yararlanması sözkonusu
olmaktadır.
Swap
işleminin özü, alacakların bulunduğu finansal
piyasadaki konumuna dayanarak, bir tarafın diğer tarafa
karşı sağladığı göreli üstünlüğü,
arbitraj amacıyla değiştirmesidir. Böylece, finansal
piyasadaki konumu nedeniyle, göreli maliyet üstünlüğüne
sahip olan işletme. swap sözleşmesiyle, diğer işletmenin
bu üstünlüğe ulaşabilmesine olanak sağlamaktadır.
Swap işlemlerinin gerçekleştirilmesinde bankalara.
takas odalarına, swap depolarına, pazar belirleyicilere
ve brokerlara önemli görevler düşmektedir.
Bu
yeni finansman tekniğinin doğmasında
finansal liberalleşme sonucu uluslararası
mali piyasalarda görülen
bütünleşme eğilimleri, faiz oranlarında ve
döviz kurlarında ortaya çıkan artan değişkenlik
ve benzeri faktörler etkili olmuştur.
Swap
işlemleri, ülkeler açısından özellikle
ödemeler bilançosunda geçici nedenlerle
ortaya çıkan açıkları finanse etmek veya
ulusal paradan spekülatif kaçışları önlemek
için yapılır. Ülkenin ulusal
parasının değer kaybettiği
dönemlerde, spekülatörler, sağlam dövizlere
yönelirler. Bu durumda swap anlaşmaları, ülkenin
başvurabileceği güvenlik aracı durumundadır. Böyle
bir durumda, swap aracılığıyla, sağlam paralı ülkelerin
paraları elde edilir ve bu dövizler, Merkez Bankasının
döviz piyasasına yapacağı müdahalelerde kullanılır.
Böylece, spektülatif akım durdurulduğu zaman,
swap anlaşması da amacına ulaşmış
olur.
2.
Swap İşlemlerinin Gelir Vergisi Karşısındaki Durumu
Swap
kontratları, organize borsalarda işlem görmeyen,
üçüncü şahıslara devredilmeleri
mümkün olmadığından ikinci el piyasaları bulunmayan
ve Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi uyarınca
bir sözleşmenin konusunun, kanunun gösterdiği
sınırlar içinde serbestçe tayin olunabileceği
hükmüne dayanılarak düzenlenen, iki taraflı
ticari sözleşmeler niteliğinde olduklarından menkul
kıymet olarak nitelendirilemezler.
Bu
nedenle swaps işlemlerinden sağlanan kazançlar.
Gelir Vergisi Kanunu'nun 37/5 kapsamında, yani kendi
nam ve hesabına menkul kıymet alım-satımı ile uğraşanların
bu faaliyetlerinden doğan kazanç sayılamayacak
ve bu kapsamda ticari kazanç olarak değerlendirilemeyecektir.
Ancak bu durum söz konusu kazançların genel
hükümler çerçevesinde değerlendirilmesine
engel teşkil etmeyecektir. Şayet bu tür işlemlerden
sağlanan kazançlar genel hükümler çerçevesinde
ticari kazanç kapsamına giriyor ise; ticari kazanç,
girmiyor ise; yani devamlılık arz etmiyor ise, Gelir
Vergisi Kanunu'nun Geçici 56/G'ye göre arizi
kazanç olarak diğer kazanç ve irat sayılacaktır.
Mevcut
uygulamada finansal kurumlar vadeli döviz alış-satış
ve swap işlemi adı altında yaptıkları işlemlerde ortaya
çıkan gelir farkını “döviz alış-satış karı
veya kur farkı” olarak kabul ettikleri için gelir
vergisi ve fon payı kesintilerini yapmamaktadırlar.
Ancak, yapılan işlem kurumların asli faaliyetlerinden
olan mevduat toplama faaliyetidir. Topladıkları mevduata
verdikleri faiz ise alış-satışını yaptıkları dövizlerin
gerçek piyasa kurları altında veya üstünde
kurlar uygulanmak suretiyle yapılmaktadır.
Kur
farkı gelirleri sadece tasarruflarını değerlendiren
tasarrufçular için vergiye tabi değildir.
Ancak, kur farkı geliri dönem başı ve sonunda aynı
miktarda dövize sahip bir kişinin gelirinin sahip
olduğu dövizlerin değerinin artması, yani Türk
Lirasının döviz karşısında değer kaybetmesi sonucu
ortaya çıkan artıştır.
Ancak,
bu tür işlemlerde tasarrufçunun döviz
cinsinden sahip olduğu tasarruflar artmaktadır. Dolayısıyla,
kişi hem kur farkı geliri hem de faiz geliri elde etmektedir.
Faiz gelirleri ise gelir vergisine tabidir.
Swap
yoluyla elde edilen kazançları bu açıdan
değerlendirdiğimizde öncelikle swap işlemlerinin
nakdi sermaye (para, döviz) kullanılarak elde edildiğini
görmekteyiz. Bunun yanında swap işlemlerinin ticari,
zirai ve mesleki faaliyet dışında bireysel bir yatırım
olarak da yapılması mümkündür. Bu iki
özelliği bakımından Menkul Sermaye İradı (MSİ)
tanımına uyduğunda kuşku yoktur. Ancak swap işlemlerinden
sağlanan gelirin MSİ olarak kabul edilebilmesi için
faiz, kar payı veya kira olarak nitelendirilebilmesi
gerekmektedir. Bu noktada swap yoluyla sağlanan gelirlerin
faiz, kar payı veya kira kapsamına sokulması oldukça
zor bir değerlendirme olacaktır.
Swap
işlemlerinden sağlanan gelirlerin kur farkı olarak kabul
edilip edilemeyeceği üzerinde çokça
tartışma yapılmıştır. Tartışmanın üzerinde odaklaştığı
nokta tasarruf sahiplerinin swap işlemlerinden sağladıkları
gelirlerin mevduatta aynen faizin sağladığı gibi bir
artışa neden olduğu ancak bu farkın, faiz olarak nitelendirilememesi
nedeniyle GVK’nın 94/8. maddesi uyarınca stopaja tabi
tutulamadığı noktasındadır.
Ancak
Danıştay konuya ilişkin bir kararında; müşteri
tarafından bankaya getirilen bir TL için piyasadaki
fiyatın biraz altında bir fiyatla döviz satım belgesi
düzenlenerek döviz tevdiat hesabı açılması
ve belli bir süre sonra bankaca piyasadaki fiyatın
biraz üzerinde bir fiyatla döviz alım belgesi
düzenlenerek müşteriye ödeme yapılması
durumunda bankaca müşteriye yapılan bir faiz ödemesi
bulunmadığından bankanın 94. madde uyarınca stopaj yapma
sorumluluğundan söz edilemez. Şeklinde hüküm
belirtmiştir.
Bu
ve buna benzer kararlardan yola çıkarak Danıştay’ın
swap işlemlerinden sağlanan kazancı faiz olarak
değil kur farkı olarak gördüğünü
dolayısıyla faiz olarak nitelendirilip GV stopajına
tutulmasına olanak tanımadığını söyleyebiliriz.
Son
olarak da; Özellikle gerçek kişilerin Türev
Piyasalarında elde etmiş oldukları kazancın verginin
konusuna girip girmediği, verginin konusuna giriyor
ise kazancın türü konusunda yoğun tartışmalar
yaşandı. Gerçi 1.1.2003 tarihinden itibaren Gelir
Vergisi Kanunu’nun gelirin tanımında yapılan değişikliğin
yürürlüğe girmesi ile birlikte türev
piyasalarda elde edilen kazançların vergiye tabi
olup olmadığı konusundaki tartışmaların bir anlamı kalmayacak.
Ancak bu sefer de verginin matrahının tespitinde, zarar
mahsupları gibi bazı önemli konularda tartışmaların
ortaya çıkacağını bugünden söylemek
mümkün. Bu itibarla Maliye’nin türev
ürünlerinden elde edilen kazançların
vergisel boyutunu, tekdüzen muhasebe sistemindeki
yerini de belirtecek şekilde açıklığa kavuşturmasında
büyük yarar var.
3.
Swap İşlemlerinin Kurumlar Vergisi Karşısındaki Durumu
Kurumlar
vergisi mükellefleri tarafından swap işlemlerinden
sağlanan kazançlar herhangi bir sınırlama olmaksızın
ve herhangi bir vergi kolaylığı bulunmaksızın kurum
kazancına dahil edilerek vergilendirilecektir.
Bu
işlemlerin muvazaali işlemler olarak yapılması durumunda
örneğin vadeli döviz kurları muvazaya açık
bir şekilde belirlenmesi durumunda KVK’nun 17. maddesinde
düzenlenen örtülü kazanca ilişkin
hükümler devreye girecektir.
4.
Swap İşlemlerinin Vergi Usul Kanunu Karşısındaki Durumu
Swap
işlemleri hangi amaçla yapılırsa yapılsın (spekülatif
veya hedging) vade tarihi gelmeden değerlemeye tabi
tutulmaları söz konusu değildir. Zira bu işlemler
Borçlar Kanunu hükümlerine uygun iki
taraflı sözleşmeler olarak düzenlendiğinden,
futures ve optiom işlemler gibi kıymetli evrak
veya herhangi bir menkul kıymet olarak değerlendirilemezler.
Bir
menkul kıymet niteliği bulunmayan bu sözleşmelerde
kar veya zarar ancak işlemlerin realize edildiği vade
tarihinde gerçekleşecektir. Bu nedenle dönem
sonlarında swap sözleşmelerin her hangi bir şekilde
değerlemeye tabi tutulması söz konusu olmayacaktır.
Zaten bu işlemler de muhasebe uygulamaları açısından
nazım hesaplarda izlenmesi gereken bilanço dışı
işlemlerdir. İşlemlerin realize edilmesi sonucunda ortaya
çıkacak kur farkı gelir-giderleri ile faiz gelir
ve giderlerinin nasıl değerlendirileceği tartışma yaratmaktadır.
Ülkemizde henüz risk yönetim muhasebesinin
bulunmaması sebebiyle spekülatif işlemler ile hedging
amaçlı işlemlerin birbirinden ayrılması söz
konusu olmamaktadır. Zaten mevcut vergi kanunlarımızda
böyle bir ayrıma dayalı farklı vergileme rejimine
imkan vermemektedir.
Ancak
riskten korunma amaçlı yapılan bazı işlemlerde
(örneğin mal alım-mal swapları) gibi swap
işlemlerinden doğan kar ve zararların bu mal veya iktisadi
kıymetlerin maliyet bedeli ile ilişkilendirilip ilişkilendirilmeyeceği
belirsizdir. Bu özellikle karın bir sonraki döneme
aktarımı veya zararın hangi dönemde gider yazılacağı
açısından önem taşımaktadır. Kanaatimizce
mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde,
bu işlemlerin herhangi bir iktisadi kıymetin veya emtianın
maliyet bedeli ile ilişkilendirilmesi mümkün
bulunmamaktadır.
Ayrıca
konuya ilişkin olarak Bankaların “vadeli döviz
alım satım genel sözleşmesi” ile vade tarihinde
uygulayacağı kuru ilgili gündeki cari kurun oldukça
üstünde tespit etmesi ve bu yolla faiz ödemesini
kur farkı adı altında gizleme işlemi, vergisel yükümlülükten
kurtulmak amacıyla yapılmış muvazaalı bir işlemdir.
Vergi peçelemesi olarak adlandırılan bu sözleşmelerle,
mükellef veya vergi sorumlularının özel hukuk
biçimlerini ve kurumlarını olağan kullanımları
dışında kullanarak, vergi ziyaı söz konusu olmaktadır.
VUK’nun 3. maddesinde vergiyi doğuran olay ve bu olaya
ilişkin muamelelerin gerçek mahiyetinin esas
olduğu belirtilmiştir. Vergilendirme açısından
esas alınması gereken gerçek mahiyet, tasarruf
sahiplerine döviz tevdiat hesapları için
ödenen bir kısım faizin kur farkı adı altında gizlenmesidir.
5.
Swap İşlemlerinin BSMV Karşısındaki Durumu
Bankaların
swap işlemlerden elde kendi lehlerine elde ettikleri
kazançların BSMV'ye tabi
olup
olmayacağı diğer önemli hususların başında gelmektedir.
6802
sayılı Gider Vergileri Kanununda arbitraj işlemlerinin
BSMV’nden istisna olduğuna dair bir hüküm
yer almakla birlikte ne bu kanunda ne de vergi mevzuatında
arbitraj işlemleri tanımlanmış değildir.
6802
sayılı Gider Vergileri Kanunu'nun (BSMV) 28. Maddesine
göre, banka ve sigorta şirketlerinin 10.6.1985
tarihli ve 3226 sayılı Finansal Kiralama Kanunu'na göre
yaptıkları işlemler hariç olmak üzere, her
ne şekilde olursa olsun yapmış oldukları muameleler
dolayısıyle kendi lehlerine her nam ile olursa olsun
nakden veya hesaben aldıkları paralar banka ve sigorta
muameleleri vergisine tabidir.
6802
sayılı Kanun'un 30. maddesinde banka va sigorta vergisi
mükellefinin banka ve bankerlerle sigorta şirketleri
olduğu belirtilmektedir. Sözkonusu Kanunun 31.
Maddedesinde; 28. maddede yazılı paraların tutarının,
yani bu kurumların yapmış oldukları işlemler dolayısıyle
kendi lehlerine her nam ile olursa olsun nakden veya
hesaben aldıkları paralar banka ve sigorta muameleleri
vergisinin matrahını oluşturacağı ve kambiyo alım ve
satım muamelelerinde ise kambiyo satış tutarlarının
BSMV'nin matrahını oluşturacağı açıklanmıştır.
Banka
ve Sigorta Muameleleri Kanunu'nun 33. Maddesinde verginin
oranı %15 olarak gösterilmektedir. Kambiyo muamelelerinde
nispet matrahın binde biridir. 4369 sayılı Kanun'un
64'ncü maddesiyle değişen fıkra ile Bakanlar Kurulu,
bu maddede belirtilen vergi oranını bankalararası muameleri,
bankalar ile 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre
aracı kurumlar arasındaki borsa para piyasası muameleleri
ve diğer banka ve sigorta muameleleri için
ayrı ayrı veya birlikte % 1'e kafar indirmeye ve yukarıdaki
oranı aşmayacak şekilde (% 15) yeniden tespit etmeye
yetkilidir. Bu yetkiye istinaden 98/11591 sayılı B.K.K.
ile 1.9.1998 tarihinden itibaren geçerli BSMV
oranları aşağıdaki gibidir:
a-
Bankalararası mevduat muameleleri sonucu lehe alınan
paralar üzerinden % 1,
b-
Bankalar ile 2499 Sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre
aracı kurumlar arasındaki
borsa
para piyasası muameleleri sonucu lehe alınan paralar
üzerinden % 1,
c-
Devlet tahvili ve Hazine bonolarının geri alım ve satım
taahhüdü ile iktisap veya elden
çıkarılması
karşılığında bankaların lehlerine aldıkları paralar
üzerinden % 1,
d-
Devlet tahvili ve Hazine bonolarının vadesi beklenmeksizin
satışı nedeniyle bankaların
lehlerine
aldıkları paralar üzerinden % 1,
e-Kambiyo
muamelelerinde satış tutarı üzerinden binde 1,
f-Diğer
banka ve sigorta muamelelerinde lehe alınan paralar
üzerinden % 5,
Bu
açıklamalara göre, Bankaların yapacakları
her türlü swap işlemlerden dolayı nakden veya
hesaben lehlerine kalan paralar üzerinden % 5 oranında
banka ve sigorta muameleleri vergisine, bu sözleşmelerin
içerdiği dövizlerin satışları % 0.1 oranında
kambiyo muameleleri vergisine tabi tutacaklardır.
Maliye
Bakanlığı'nın 83 No'lu Gider Vergileri Genel Tebliği'inde
arbitraj işlemleri ile ilgili düzenlemeler yapılmıştır.
Tebliğde ilgili kanunun kambiyo işlemleri dışında kalan
banka işlemlerinde verginin doğması için iki
şarttan biri olan muamele yapılması ve bu işlem sonucunda
lehe para kalması gerektiği, kambiyo muamelelerinde
ise bu şartın aranmadığı ve sadece kambiyo satışının
yapılmasını verginin doğması için yeterli olduğu
belirtilmiştir.
Ancak
Banka ve SigortaVergileri Kanunu'nun istisnaları düzenleyen
29. maddesine 4008 sayılı Kanunun 35'inci maddesi
ile "o" ve "p" bentleri eklenmiştir:
Bu bentlere göre, "bankaların, yetkili müesseselerin,
özel finans kuruluşlarının ve PTT'nin Türk
Lirası Kıymetini Koruma Hakkındaki Kararlar ve bu kararlara
dayanılarak çıkarılan tebliğlere göre Merkez
Bankasına yapacakları zorunlu, döviz ve efektif
devirler ile, arbitraj muameleleri ve bu muameleler
sonucu lehe alınan paraların BSMV'den istisna edilmiştir.
Swap
sözletmeler bankalar tarafından bir arbitraj muamelesi
olarak kabul etmekte ve bu işlemler sonucunda lehe kalan
paralar üzerinden BSMV beyan edilip ödenmemektedir.
Bankalar sözkonusu döviz teslimlerini de %
01 oranındaki BSMV tabi tutmamaktadırlar. Fakat arbitraja
ilişkin ayrıntılı açıklamalar ışığında swap işlemin
bir arbitraj işlemi olmadığı kanısındayız. Çünkü
swap işlemleri ayrı piyasalar arasında yapılmamakta
ve en önemlisi bu işlemler belli bir vadeyi
içermektedir.
Maliye
Bakanlığı'nın bu konuda Bankalar Birliği'ne vermiş olduğu
muktezada, döviz swapı işlemlerinin, bir tarafın
ihtiyacı olan dövizi karşı taraftan alması
karşılığında buna tekabül eden başka bir dövizin
verilmesi, başlangıçta belirtilen kurdan vade
tarihinde tekrar dövizlerin değişimi şeklinde cereyan
eden bir arbitraj işlemi olduğunu, bu nedenle gerek
başlangıçta ve vadede meydana gelen iki ayrı
arbitraj işleminin, gerekse arbitraj işlemleri sonucu
dövizler arasındaki kur farkından lehe kalan paraların
banka ve sigorta muameleleri vergisinden müstesna
olduğu belirtilmektedir.
Yukarıdaki
yapılan açıklamalar ışığında Kanunun bu şekliyle
döviz swaplarını kapsadığı kanaatinde değiliz.
Çünkü arbitrajın teorik anlamı, kambiyo
kısıtlamaları bulunmayan ülkelerin borsalarında
aynı zamanda kote edilen döviz kurları arasındaki
farklılıklardan yararlanarak kazanç sağlamak
üzere bir paranın ucuz olduğu piyasadan satın alınıp
pahalı olduğu piyasalarda satılmasıdır. Döviz swapları
ise, bir vade içeren risk yönetim aracı
olarak kullanılan, para değişiminin yanısıra tarafların
yüklendikleri faiz oranlarının da değiş tokuş edildiği
tamamen farklı bir tekniktir.yani swap işlemi
ile arbitraj işlemi teorik düaeyde çok farklı
iki işlemdir. BSMV’ye getirilen bu istisna hükmü
ile döviz swapların vergilendirilmemesi kanımızca
mümkün değildir.
6.
Swap İşlemleri ve Damga Vergisi Kanunu
Swap
işlemleri de yazılı bir sözleşme ile yapılmaktadır.
Taraflar bu sözleşme ile ödemelerini önceden
belirlenmiş esas ve kurallar çerçevesinde
değiştirirler. Bu sözleşmeler belli bir para ihtiva
etmektedir ve DV’sine tabi sözleşmeler kapsamında
değerlendirilmesi gerekmektedir.
Damga
Vergisi Kanunu'na ekli 1 no'lu listede ise belli bir
parayı ihtiva eden sözleşmelerin binde 6 oranında
nispi Damga Vergisine tabi olacağı hüküm altına
alınmıştır. DVK'nun Damga Vergisi oranını düzenleyen
14'üncü maddesi gereğince her bir kağıt için
hesaplanacak vergi tutarı (1) sayılı tabloda yeralan
sınırlamalar saklı kalmak üzere her yıl ilan edilen
tutarları aşamaz.
7.
Swap İşlemleri ve Katma Değer Vergisi Kanunu
KDV’si
kanununun 10. maddeisne göre; “vergiyi doğuran
olay mal teslimi hallerinde malın teslimi anında(futures
ve options sözleşmelerinde teslim, takas odası
aracılığıyla olacağından malın satıcı tarafından takas
odasına, takas odasınca da alıcıya teslimi aşamasında)
malın tesliminden önce fatura veya benzeri belgeler
verilmesi halinde bu belgelerde gösterilen miktarla
sınırlı kalmak üzere söz konusu belgelerin
düzenlenmesi anında meydana gelir.
Buna
göre finansal türev işlemlerinde vergiyi doğuran
olay, sözleşmenin düzenlendiği tarihte değil,
sözleşmede belirtilen vadede mal tesliminin gerçekleştirildiği
anda veya malın tesliminden önce fatura düzenlenmiş
ise faturanın düzenlendiği anda doğmuş olacaktır.
Verginin matrahı ise, emtia alım satımına yönelik
sözleşmelerde tespit edilmiş olan fiyat olacaktır.
Öte
yandan külçe altın, döviz, para, hisse
senedi ve tahvil teslimleri KDVK’nun 17/4-g maddesi
gereğince KDV’nden istisna edilmiş olduklarından bu
ürünlerin finansal türev ürünlere
bağlı teslimleri de KDV’nden istisnadır.
Faiz
swapı işlemlerinin bir finansman hizmeti içerip
içermedikleri hususunun KDV yönünden
önemi vardır. Bazı durumlarda kimi görüş
sahipleri, yabancı kaynağı asıl temin edenin bir menfaat
sağlamadığı sonucundan yola çıkarak, işlemin
KDV’ye tabi olmaması gerektiğini ifade etmektedir. Aynı
görüşe sahip kişilerin faiz swapı işlemleri
yönünden de benzer düşüncelere sahip
olabilecekleri düşünüldüğünde,
bu görüşlere karşılık olarak bize göre
faiz swapı işlemlerinin ayrı bir finansman hizmeti olarak
ele alınmaları zorunluluğunu getiren bazı nedenler oluşmaktadır.
8.
Swap İşlemleri ve Bankalar Kanunu
Bankalar
Kanununun 37. maddesi uyarınca, mevduat hesaplarına
verilecek asgari ve azami faiz oranlarını tespit yetkisi
Bakanlar Kurulu’nun 87/11921 sayılı Kararı ile Türkiye
Cumhuriyeti Merkez Bankasına (TCMB) verilmiştir. Dolayısıyla
bankaların mevduat hesapları için uygulayacakları
azami faiz oranları, serbestçe belirleyerek TCMB’na
bildirdikleri ve tasarruf sahiplerine ilan ettikleri
faiz oranlarını ifade etmektedir. Belirli mevduat sahiplerine
ilan edilen faiz oranının üzerinde bir faiz uygulanması
BK’nun 37. maddesinin 2. fıkrasında yer alan “.....
mevduat sahiplerine, yukarıdaki fıkraya göre alınan
ve karar ve tedbirlere aykırı olarak munzam menfaat
temin edemezler ve bunlara aykırılığa yol açacak
işlemeler yapamazlar.” Hükmüne aykırılık oluşturmaktadırlar.
Forward
ve döviz swap işlemleri ile mevduat faiz gelirlerinin
peçelenmesinin birincil nedeni de, mevduat sahiplerine,
TCMB’ye bildirilen ve ilan edilen azami faiz oranlarının
üzerinde faiz ödeme imkanlarının sunulabilmesidir.
Buna bağlı olarak diğer bir neden ise; yüksek tutarlı
mevduat kaçışlarının önlenebilmesi açısından
piyasada sunulan yüksek faiz oranlarının net olarak
uygulanabilme imkanlarının mevcut olmasıdır.
9.
Sonuç
Türkiye’deki
mevzuat ve bilgi yetersizliği nedeniyle bir çok
şirket risk yönetim tekniği olarak swap işlemlerini
kullanmamaktadır. Dünya çapında risk yönetin
tekniklerinin önemi ve swap işlemlerinin kullanımı
çok büyük bir hızda artmasına karşın,
çeşitli nedenlerden dolayı Türkiye’de pek
fazla kullanılmamaktadır. Bu risk yönetim tekniğinin
Türk şirketleri tarafından kullanımını arttırmak
için gerekli yasal düzenlemeler yapılarak
şirketler bu konuda bilgilendirilmelidir.
Konuya
ilişkin gerek vergileme de gerekse muhasebeleştirmede
yaşanan sorunları ve farklı uygulamaları ortadan kaldıracak
düzenlemeler vakit kaybedilmeden yürürlüğe
sokulmalıdır.
YARARLANILAN
KAYNAKLAR
1-
AKAY, Hüseyin; Türev Ürünlerden
Swap İşlemleri ve Muhasebeleştirme İlkeleri, MÖDAV,
Cilt:4, Sayı:3, Eylül 2002
2-
AYDIN, Erkan; Swap İşlemlerinden Sağlanan Kazançların
Gelir Vergisi ve Kurumlar Vergisi Uygulamaları Açısından
Niteliği, Yaklaşım Dergisi, Yıl:10, Sayı:109 Ocak 2002
3-
CEYLAN, Ali; Finansal Teknikler, Ekin Kitabevi, Bursa
2002
4-
DELİKANLI, İhsan Uğur; Forward- Swap İşlemleri Vasıtasıyla
Mevduat Faiz Gelirlerinin Peçelenmesi, Vergi
Dünyası, Sayı:200, Nisan 1998
5-
DEMİR, Şeref; Finansal Türevler ve Vergisel Boyutu
II, Yaklaşım, Yıl: 8, Sayı: 90, Haziran 2000
6-
EBİÇLİOĞLU, Fatih Kemal & Abdulkadir Kahraman;
Swap İşlemleri İşleyişi ve Vergisel Boyutu, Türmob
Yayınları – 82, Sirküler Rapor Serisi No: 23, Ankara
: 1999
7-
ERİŞTİ, Murat; Döviz Swapları ve Döviz Swaplarının
BSMV Açısından Değerlendirilmesi, Yaklaşım Dergisi,
Yıl:5, Sayı:53 Mayıs 1997
8-
KAYNAK, Harun; Genel Olarak Faiz Swapları ve Vergilendirme
Sorunları, Vergi Dünyası, Sayı:212, Nisan 1999
9-
KUMRU, Uğur; Uluslararası Para Piyasalarında Döviz
İşlemleri, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi
10-
ÖZDEMİRCİ, Fahrettin; Türev İşlemlerinin Damga
Vergisi Karşısındaki Durumu, Vergi Dünyası, Sayı:221,
Ocak 2000
11-
SARAÇ, Osman; Vadeli İşlemler Piyasaları II,
Yaklaşım Dergisi, Yıl:9, Sayı:102 Haziran 2001
12-
UYANIK, Namık Kemal; Türev Araçlar ve Forward
ve Swap İşlemlerinin Vergi Kanunları Karşısındaki Durumu,
Yaklaşım Dergisi, Yıl:6, Sayı:66, Haziran 1998
13-
VURAL, Mahmut; Swap İşlemlerinin Mahiyeti ve BSMV’si
Karşısındaki Durumu, Vergi Dünyası, Sayı:202, Haziran
1998
|