|
04
Şubat 2005
Hüseyin
İrfan FIRAT
Personel ve
İnsan kaynakları Yönetimi Danışmanı
hifirat@insangucu.net
İŞVERENLER, ÇALIŞANLARINIZIN RUH
SAĞLIĞINI DA KORUYUN İŞYERİNDE İNTİHAR İŞ KAZASI SAYILIYOR
Dünyada ve ülkemizde
çalışanların korunması konusunda yasalar gerçekten ilginç örnekler içeriyor. Konuya
sosyal korumacılık açısından baktığımızda sevindirici, ancak, işverenler ya
da
vekilleri olarak iş yerinizde ve hatta iş yerinizin eklentilerinde (servis
aracı, lojman, kreş, kantin vb.) meydana gelebilecek bir intihar olayının iş
kazası sayılabileceğini hiç düşündünüz mü?
506 sayılı SSK
yasamızın 11. maddesi iş kazası ve meslek hastalığı kavramını düzenlemektedir.
Maddeye göre iş yerinde ve eklentilerinde meydana gelecek bir olayın iş kazası
sayılması için olayın sigortalıyı beden ve ruh açısından zarara uğratması
gerekmektedir. [1]
İş
yeri kavramına, iş yerinin eklentisi olarak kabul edilen
bölümlerde girmektedir. (506 S.K., 5/a) [2]
Meseleye insan kaynakları açısından baktığımızda
ise çalışanlarımızın moral ve motivasyonundan elbette ki biz insan kaynakları ve
personel yöneticileri de sorumluyuz.
Psikolojik sorunları olan bir personelimizin bu sorunlarından habersiz olmak, ya
da bu sorunlara duyarsız
kalmak, mesleğimizin fonksiyonları açısından mümkün değildir. Bu da kurum
içindeki iletişim ağının gücü ve yönetimin personele olan yakınlığı ile
yakından ilgili bir konudur.
Dilerseniz şimdi somut olayı
inceleyelim ve olaydan çıkartılması gereken sonuçları konuşalım.
Bir işçinin geçirdiği
bunalım sonucu mesai bitimine yakın işyerini terk ederek lojman olarak tahsis
edilen aynı işyerine ait bölümde kendini asarak intihar etmesi şeklinde
gerçekleşmiştir.
Bu olay SSK tarafından iş
kazası olarak kabul edilmiş ve kurumca anılan müteveffa işçinin hak sahipleri
ve diğer giderler için yapılan masraflar açısından işverene rücu davası
açılmıştır.
Yerel mahkeme davanın
reddine karar vermiştir.Bunun üzerine konu yüksek mahkemeye intikal etmiştir.
Yargıtay konuyu öncelikle
olayın iş kazası olup olmadığı yönünden incelemiştir.
Kararda olayın iş kazası
olup olmadığı konusundaki görüş şöyledir ;[3]
‘’ Şu hale göre 506
sayılı yasanın 11-a maddesinde tarif edildiği üzere sigorta olayına neden olan
intihar eyleminin işçilerin ikametine ayrılan ve işyerinin eklentisi konumunda
bulunan bu nedenle de işyerinden sayılan işçi yatakhanesinde diğer bir
anlatımla sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana geldiğinde ve iş
kazası olduğunda kuşku yoktur. Bu bakımdan olayı iş kazası saymayan mahkeme
kararı isabetsizdir’’
kararın bu bölümünden açıkça
anlaşılacağı üzere olay iş kazasıdır. Konunun bunun dışında kalan diğer önemli
bir yönü de işverenin iş kazası sayılan bu olaydan dolayı sorumlu tutulup tutulamayacağıdır.
Çünkü dava konusundan da anlaşılacağı
üzere SSK işveren aleyhinde rücu davası açmıştır.
Yüksek mahkeme yine aynı
kararında işverenin sorumluluğu açısından ise aşağıdaki gibi görüş
bildirmektedir ;
‘’ 506 sayılı yasanın
11.maddesindeki iş kazası oluşturduğu belirtilen haller daha çok iş veya işin
yürütümü ile ilgilidir. Zira 11.madde de sayılan haller, işçinin işverenin
otoritesi ve sorumluluğu altında bulunduğu durumlardır.
O nedenle işverenin
sorumluluğu altında çalıştırdığı sigortalının güvenliği beden ve ruh sağlığı
için gerekli tedbirleri almak yükümü var ise de bu hal her zaman için zorunlu
değildir.
Belirtelim ki, böyle
bir ilgi ve ilişki (illiyet) söz konusu olmadığı hal ve durumlardan birinde
dahi meydana gelen bir olayın iş kazası sayılması mümkündür.
Sözgelimi intihar
eylemi eğer işyerinde gerçekleşmiş ise olayın salt işyerinde meydana gelmesi
durumunda bile intihar eden sigortalının gördüğü işle ilgili ve işverenin
kusurundan kaynaklanmamış olmasına rağmen yasanın 110.maddesi açıklığı gereği
olay yinede iş kazasıdır.
Ancak bu durumda
olaylarla iş ve işveren arasında nedensellik bağı bulunmayacağı için işveren ve
onun halefi olanlar kuruma karşı sorumlu tutulamaz.
Kararın yukarıda sunduğumuz
bölümü intihar eyleminin iş kazası sayılması için olayın işyerinde gerçekleşmesinin
yeterli olduğunu, intihar olayında işverenin sorumluluğunun ya da ihmalinin olup
olmamasının bu açıdan bir öneminin olmadığı vurgulanmaktadır.
Son cümlede ise olayla
işveren arasında bir nedensellik bağının bulunmayacağından dolayı işveren ve
haleflerinin kuruma karşı bir sorumluluğunun olmayacağı belirtilmektedir.
Ancak karar bu cümle ile
sona ermiyor ve konunun esas işveren ve vekillerini ilgilendiren yanı da
sanırız bu son bölüm.
‘’ Hükme dayanak
alınan bilirkişi raporu iş sağlığı ve iş güvenliği açısından iş yeri
koşullarını irdelememiş olmakla yetersiz bulunmuştur.
Gerçekten bu tür
olaylarda olayın iş kazası olması yanında iş verenin iş yasalarının ön gördüğü
biçimde ‘’ iş sağlığı ve güvenliği’’ önlemlerini almış olup olmadığı, bu
bağlamda işverenin sorumluluğunun bulunup bulunmadığı, iş yerindeki çalışma
koşulları da irdelenmek suretiyle sonuca varılmalıdır.
Bu bağlamda mahkemece
yapılacak iş ;gerekirse yerinde keşif yapılmak suretiyle olayın özelliği de
gözetilerek dalında uzman tıp doktorunun da katılımıyla iş güvenliği
uzmanlarından oluşturulacak bilirkişi heyeti marifetiyle durum etraflıca
incelenerek sonucuna göre işverene yüklenecek sorumluluk (kusur) durumu
saptanması durumunda dava kusur oranında kabul edilmeli, aksine işverene atfı
kabil herhangi bir yükümlülük tespit edilmemesi durumunda ise dava şimdiki gibi
red edilmelidir.
Açıklanan maddi ve
hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya
aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
Karar sonucundan da
anlaşılacağı gibi olay her ne kadar bir intihar da olsa iş kazası sayıldığından
yine de bilirkişi marifetiyle daha detaylı bir keşif yapılmalı ve iş sağlığı ve
güvenliğine ilişkin alınması gerekli tedbirler bakımından işverenin bir kusuru
var ise bu kusur oranında işverene sorumluluk yüklenmelidir.
İşverenin kusuru ya
da ihmali
söz konusu değilse dava reddedilmelidir.
Bu karara ilişkin ne
düşünüyorsunuz bilemiyorum ama ben sözlerimi bu yazımın başlığındaki uyarılarla
bitirmek istiyorum.
İşverenler lütfen çalışanlarınızın ruh sağlığına da dikkat.
|