|
01
Mart 2005
Hüseyin
İrfan FIRAT
Personel ve
İnsan kaynakları Yönetimi Danışmanı
hifirat@insangucu.net
ÜCRETİ ZAMANINDA ÖDENMEYEN İŞÇİNİN İŞ ÜRETMEME HAKKI
4857 Sayılı
iş yasamızın çalışma yaşamımıza getirdiği önemli kavramlardan biri de şüphesiz
ki işçinin ücretinin geç ödenmesi konusuna ilişkindir.
Daha önce
iş yasamızda yer almayan ve önemli bir yaptırımı içeren bu madde yeni iş yasamızın 34.
maddesi ile
düzenlenmektedir.[1]
Aslında iş
yasamız gereği ücretin düzensiz olarak ödenmesi işçi bakımından haklı fesih nedeni oluşturabilmektedir. Bu 1475
sayılı iş yasamızda da böyle idi yeni yasada da bu konuda herhangi bir şey
değişmedi.[2]
Ancak bu
yeni madde ile işçi sözleşmeyi sona erdirmeden önce bir anlamda işverene bu
konuda bir yaptırım ya da uyarı şansı da bulabilmektedir.
Geçmişte
işçinin bu tür bir eylemi (çalışmama) özellikle de toplu halde gerçekleşirse
kanunsuz grev olarak kabul görmekte ve bunun hukuksal sonuçları işverene haklı
nedenle fesih şansı tanımaktaydı[3].
Şimdi ise
yasa gereği bu eylem bireysel ya da toplu gerçekleşsin gerekli koşullar
çerçevesinde olmak kaydıyla grev olarak değerlendirilmeyecektir.
Şimdi
dilerseniz gerek işçi, gerekse işveren bakımından önem arz eden bu yeni yasa konusunda önemli detayların altını
çizelim ki hatalı davranışlar sonucunda taraflar olumsuzluklar yaşamasın.
İş üretmeme hakkını oluşturan
koşullar :
Öncelikle işçinin
bu hakkını kullanabilmesi bakımından bazı somut koşulların oluşması
gerekmektedir.
Yani bir
başka deyişle işçi her ücret gecikmesini neden olarak ileri sürerek işi
bırakamaz.Hatta bilinçsizce davranırsa bir hakkı kullanmaya çalışırken işinden
de olabilir. Bu nedenle aşağıdaki koşullar hakkın kullanımı açısından önem arz
etmektedir.
1. Ücretin gecikme süresi :
İşçinin
çalışmama hakkının kullanılabilmesi için öncelikli koşul “ödenmeyen ücretin
ödeme gününden itibaren yirmi gün geçmiş olmasıdır .
“Ödenmeyen ücret” kavramı içinde temel ücreti hem de ücret eklerini içerir.
Bu yirmi günlük bekleme süresi esasında işverene tanınan bir hak olup sorunu
çözme süresidir. Bir diğer önemi de işverenin birkaç gün ödemeyi geciktirmesi
halinde hemen bir sürprizle karşılaşmaması içindir. Başka bir anlatımla “ bu süre iyi niyetli işverenin sürekli bir
iş ilişkisi içinde geçici olarak ödeme zorluğu içinde olabileceği düşünülerek
getirilmiş ve işçilerin en kısa bir gecikmede hemen iş bırakma olasılığı ve bu
olaydan ortaya çıkabilecek olumsuzluklar önlenmeye çalışılmıştır.” Bununla
birlikte yirmi günlük “bu süre geçtikten sonra işçinin çalışmaya zorlanmasının
ise Anayasa ile güvence altına alınan angarya yasağına aykırılık oluşturacağı
düşünülmüştür.”[4]
2.
Mücbir sebep :
İşçinin işi bırakabilmesi açısından
ikinci koşul ise işverenin bu gecikmesinin mücbir bir sebebe bağlı olmamasıdır.
Yani bir başka deyişle işverenin bu gecikmesi beklenmeyen bir nedene bağlı
olmamalıdır.
Mücbir sebebe örnek olarak doğal
afetleri ve yangını verebiliriz. Ancak uygulamada ücret gecikmesinin sebebi
olarak en sık gösterilen neden olan ekonomik kriz işletme riskinin işverene ait
olması sebebi ile mücbir sebep olarak kabul edilemeyecektir .
3.
Personelin
bireysel kararı :
İşçinin iş üretmeme hakkını kullanabilmesi açısından bir diğer koşul
işçinin bu kararı herhangi bir örgüt ya da kuruluşun talimatı ile değil de kendi
bağımsız iradesi ile gerçekleştirmesidir. Burada hemen belirtelim ki ücreti
geciken birden çok işçinin toplu olarak iş üretmemesi mümkündür ve bu eylemleri
kanunsuz grev olarak değerlendirilemeyecektir.
4.
İşçinin iş
yerini terk etmemesi :
Bu konuda farklı görüşler olmakla birlikte bizimde katıldığımız görüş
işçinin iş üretmeme eylemini gerçekleştirirken iş yerini terk etmemesidir.
Gerçektende işveren geciktirdiği ücreti her an ödeyebilir ve işçiden
çalışmasını talep edebilir. Bu nedenle işçi işinin başında olmalıdır.[5]
5.
Hakkın
kullanımında iyi niyet :
Bu konuda önem arz eden son koşul işçinin bu hakkını kullanırken
işvereni zarara uğratmaksızın iyi niyet kuralları çerçevesinde hareket
etmesidir. Burada ifade etmek istediğimiz, aslında ücreti geciktirmeyi
alışkanlık haline getirmemiş ve kısmî olarak da olsa ücret ödemeye çalışan ya
da
arızi olarak ücret geciktiren bir işveren karşısında hemen bu hakkı kullanmaya
çalışan işçinin bu davranışının iyi niyetli olarak değerlendirilemeyeceği
açıktır.
Yukarıdaki koşullar çerçevesinde işçi yasal çalışmama hakkını işverene
karşı kullanabilecektir.
Son olarak da konuyla ilgili bazı önemli ayrıntılara değinmeliyiz.
- İşçi
ücretinin ödenmesi ile birlikte derhal çalışmaya başlamalıdır .
- İşçinin çalışmama hakkını
kullanması nedeniyle çalışmadan geçen sürenin ücreti tutarında tazminat
işveren tarafından ödenmek zorundadır.
- Çalışmama hakkını kullanan
personelin iş sözleşmeleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine yeni
işçi alınamaz, bu işler başkalarına yaptırılamaz.
- Gününde ödenmeyen ücretler için
mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır.
Yeni iş yasamızla birlikte çalışma hayatımıza giren ve işçiye tanınan bu
hakkın kullanımı konusunda uygulamada karşılaşılacak güçlükler ve benzer sorunlar sanırız yeni içtihatlara
konu olacaktır. Özellikle bu hakkı kullanan işçilerine karşı işverenlerin
yaklaşımları sanırız önemli sorunların başında yer alacaktır.
[1] MADDE 34. - Ücreti ödeme gününden
itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme
borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına
dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir
nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez. Gününde ödenmeyen ücretler
için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır.
Bu işçilerin bu nedenle iş akitleri çalışmadıkları için feshedilemez ve yerine
yeni işçi alınamaz, bu işler başkalarına yaptırılamaz.
|