|
11
Aralık 2004
Hüseyin İrfan FIRAT
Personel ve İnsan Kaynakları Yönetimi Danışmanı
hifirat@insangucu.net
VERİMSİZLİK YA
DA PERFORMANS DÜŞÜKLÜĞÜ
SEBEBİYLE YAPILAN FESİHE İTİRAZ VE YARGITAYIN BOZMA KARARI
(Taylor’dan günümüze)
4857 sayılı yeni İş yasamızın çalışma hayatımıza getirdiği
en köklü değişimlerden biri iş sözleşmesinin sona erdirilmesinin geçerli bir
nedene dayandırılmasıdır.
Gerçekten de 67 yıllık mazisi olan İş yasamıza 15 Mart 2003
tarihinde giren İŞ GÜVENCESİ yasası ile iş sözleşmesinin sona erdirilmesi artık
eskisi gibi neden göstermeksizin gerçekleşemeyecektir.
Yeni yasa ile birlikte işveren iş sözleşmesini sona
erdirebilmek için geçerli bir neden göstermek zorundadır.
Aksi halde fesih geçersiz bir fesih olarak kabul edilecek ve
işçi işe iade edilmesini talep edebilecektir.
Bu geçerli neden ‘’işçinin yeterliliğinden veya
davranışlarından, yada işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan ‘’ bir neden olmalıdır.
[1]
İşçinin yeterliliğinden kaynaklanan ‘’geçerli’’ nedenler biz
uygulamacılar açısından oldukça önem arz etmektedir.
Yasa çıktığından bu yana geçen yaklaşık 1.5 yıllık süreçte
bu konu gerek hukukçular gerekse personel ve insan kaynakları uygulayıcıları
arasında tartışma konusu olmuştur.
Öncelikle işçinin yeterliliği kavramı üzerinde biraz
durmalıyız sanırım..
Aslında İşçinin verimliliğine ilişkin ölçümleme sorunları
işverenlerin sanayi devriminden bu yana üzerinde çalıştıkları bir konudur.
Bu konudaki ilk ve en önemli çalışma bir mühendis olan
Frederick W.Taylor tarafından 1911 yılında ortaya atılan Bilimsel yönetim
yaklaşımı olarak bilinir [2] .
Taylor incelemelerinde sanayide çalışan işçilerin ekonomik
olarak çalıştırılmadıklarını gözlemlemiştir.
Bu durumun 2 önemli sonucu olmaktaydı:
a)
İnsanın iş sırasında yaptığı birtakım gereksiz
hareketler zamanını ve enerjisini boşa
harcanmasına ve kişinin çabuk yorulmasına sebep oluyordu.
b)
Çalışma zamanını tamamlayıp belli bir süre sonra işe
paydos etmesi sonucunda elde edilen verim düşük olmaktaydı.Çünkü kişinin gereksiz hareketler yapması işçiyi yorarak
saatler ilerledikçe verimi
düşürmekteydi.
Bu sonuçlardan yola çıkarak Taylor işçinin hareketlerini tek
tek inceleyerek gereksiz hareketleri belirledi ve belirli bir dinlenme süresi de ekleyerek bir iş için uzman işçiye gerekli zamanı teknik olarak ölçtü.Bu
çalışma temposunda daha hızlı çalışanı ödüllendiren daha yavaş çalışanı
cezalandıran bir sistem geliştirdi.İnsanı bir makine gibi gören bu sistem işçi
sendikalarından büyük tepki aldı fakat sistem verimliliği önemli ölçüde
arttırdığı için tüm dünyada kısa sürede yayıldı.
Günümüzde
artık Taylor’un salt üretim sonucuna dayalı bu yaklaşımı konunun insani
boyutlarının göz ardı edilmesi gerekçesiyle geçerliliğini yitirmiş gibi görünse
de bu günün uygulamalarını incelediğimizde aradan geçen 93 yılda aslında işçinin
verimliliğine ilişkin yaklaşımların pek de değişmediği kolayca anlaşılmaktadır.
Özellikle üretime dönük faaliyet gösteren işletmelerde halen
büyük ölçüde benzer değerlendirme kriterlerinin uygulandığını söyleyebiliriz.
Hatta yeni iş yasamızda yer alan İş güvencesinin ardından pek çok işletme işten
çıkartma konusunda geçerli bir neden oluşturacak olan yeterlilik konusundaki
standartlarını ve performans kriterlerini yeniden elden geçirmiş ve bu konudaki
çalışmalarına hukuksal boyut kazandırmaya çalışmışlardır.
Yeni yasayla birlikte performans konusu üzerindeki
uyuşmazlıklara ilişkin verilecek gerek yerel mahkeme, gerekse yüksek mahkeme
kararları konunun ilgili taraflarınca merakla beklenmekteydi. Yasanın yeni
oluşu ve bu konuda henüz içtihat oluşmamış olması konuya olan ilgi ve merakı
arttırmaktaydı. Süreç içersinde geçersiz fesih sebebi ile açılan itiraz ve işe iade davalarına ilişkin kararlar oluşmaya başladı ve bu konuda
yeni tartışmalar da gündeme geldi. Bu tartışmaların bundan sonrada devam etmesi
çalışma hayatımızın dinamizmi içersinde kaçınılmaz olacaktır. Sanırız ki farklı
konularda olduğu gibi bu konuda da verilen kararlarda görüş birliğinin oluşması
önümüzdeki sürece yayılacaktır.
Bu tespitlerimizden sonra yukarıda söz ettiklerimizi
destekleyen bir Yargıtay 9.Hukuk dairesi kararına dikkatlerinizi çekmek
isterim. [3]
Davanın konusu : Bir fırın işçisi olan işçinin son
bir yıldır diğer çalışanlara göre verimsiz çalışıp fırını çok fazla atıl
bıraktığı,bu nedenle bir ihtarla uyarıldığı, davacının verdiği savunmada daha
fazlasını yapmak için çaba göstereceğini belirttiği, ancak işçinin bu konuda
olumlu bir çaba göstermediği gibi işi yavaşlattığına ilişkin bir iddia ile
işveren işçinin iş sözleşmesini 4857 sayılı İş yasasının 18. maddesine göre
geçerli nedenle fesih etmiştir.
İşçinin itirazı ile açtığı davada yerel mahkeme tanıkları
dinleyerek aynı işi tek kişinin yapması nedeni ile mesainin sonuna doğru
işçilerin zorlandığı bu nedenle işverenin öngördüğü sürede işin yapılamayacağı
gerekçesi ile işçi lehinde hüküm kurulmuştur.
Davalı işveren bu dava ile ilgili olarak 4857 sayılı İş
kanununun 18/1 maddesinde yer alan işçinin yeterliliğinden kaynaklanan geçerli
sebebe dayanarak gösterdiği savunması çerçevesinde; diğer işçilerin vardiya
performansı çizelgesi,talimat,zaman etüd formu, fırınlarla ilgili çizimler
sunmuştur.
Yüksek mahkeme dava konusunu incelemiş ve yerel mahkemenin
işçi lehinde verdiği işe iade kararını bozmuştur.Yüksek mahkeme kararında
gerekçe olarak şöyle demektedir ;
‘’ Davacının verimliliğinin tespiti teknik bilirkişi yolu
ile mümkündür.
Çelişkili tanık anlatımları ile hüküm kurulması hatalıdır. Mahkemece
uzman bilirkişi yardımı ile işyerinde keşif yapılarak;yaptırılan işin
standartlara uygun olup olmadığı, uygun ise davacının makul bir süreçte aynı
işi yapan diğer işçilere göre bir performans düşüklüğü gösterip göstermediği,
böyle bir performans eksikliği varsa bunun arizi mi, yoksa süreklimi olduğu ve
bunun sonucunda bir üretim düşüklüğü meydana gelip gelmediği saptanmalı, bu
durumlar 18.madde içeriğinde değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.
’’
Yukarıda özetini verdiğimiz Yargıtay kararından öncelikle
anlaşılması gereken performans ölçütlerinin artık bilimsel ve son derece somut
kanıtlara dayandırılmasının gerekliliğidir. Dikkat edilirse İşveren konu ile
ilgili tüm hazırlıklarını önceden yapmış ve bilimsel verilere dayalı olan zaman
etüdü, işçilerin vardiya performansı ve benzer tüm argümanları mahkemeye
sunmuştur. İşçinin ise tanık ifadeleri dışında performansını kanıtlayacak bir
argümanı yoktur. Üst mahkeme bozma kararında ağırlıklı olarak bunu gerekçe
göstererek sadece tanık anlatımlarına göre hüküm kurulmasının isabetli
olmadığını belirtmiş ve bilirkişi tayin edilmesini istemiştir.Bilirkişi
incelemesi sonucunda durum açıklık kazanacaktır.
Ancak kanaatimizce burada bilirkişinin incelemesi gereken
konuların başında işverenin kurduğu ölçümleme (performans) sisteminin bilimsel
verilere dayalı ve sağlıklı bir sistem olup olmadığı gelmektedir.
Hatalı yada objektif olmayan kriterlere dayalı bir ölçümleme
sistemi davanın sonucuna etki edecektir. Buradan hareketle bu tür davalarda
kimlerin bilirkişi olarak görev alacağı da önem arz etmektedir. Bir başka
deyişle konu ile ilgili tespit yapacak olan bilirkişide aranacak
yeterliliklerde son derece önemlidir.
Diğer taraftan üretim hattında çalışan işçilerle ilgili
verimlilik sorunları üzerinde değerlendirmeler işlerin basitliği ve
ölçülebilirliğin kolaylığı nedeniyle nispeten daha kolay yapılabilmektedir.
Ancak, idari kadrolarda çalışan personele uygulanan performans değerleme
sistemleri yine ölçülebilirlik ve objektiflik sorunları nedeniyle bu tür davalarda kanımızca değerlendirmeyi
daha güç hale getirecektir.
Sonuç olarak incelediğimiz Yargıtay kararı işverenlerin
yapacağı verimliliğe dayalı fesihler açısından önemli bir karardır. Ancak
görünen o ki bu tür fesihlerde bilirkişiye gidecek kararlar bilirkişileri bir
hayli yoracağa benzemektedir.
|