|
TBB'den
iktibas edilmiştir.
İCRA
VE İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR 4949
SAYILI KANUN İLE GETİRİLEN BAŞLICA DEĞİŞİKLİKLER
4949
sayılı “İcra
ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”,
30 Temmuz 2003 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanarak
(birkaç maddesi ileri uygulama tarihli olmak
üzere) yürürlüğe girmiştir.
Bu değişikliklerin başlıcaları ana başlıklarla aşağıda
sıralanmıştır.
I-
İcra Hukukuna ilişkin değişiklikler:
İcra
hukukunda yapılan değişikliklerle uygulamada bugüne
dek ortaya çıkan sorunların, özellikle takipleri
sürüncemede bırakan tebligat hukukundan kaynaklanan
problemlerin büyük ölçüde
çözümlenmesi, böylece icra hukukunun
hızlandırılması amaçlanmıştır.
Buna
göre, aşağıda ayrıntılı olarak ayrıca açıklanacağı
üzere;
-Takip
işlemlerine itiraz edenlere, ipotek sözleşmesine
taraf olanlara, ihalenin feshi davası açanlara,
hacizli taşınmaza devir sonucu malik olanlara yurt içinde
adres bildirme zorunluluğu, ayrıca kredi sözleşmesinde
gösterilen adresin değiştirilmesinin ancak yurt
içinde gösterilecek adresin noter
aracılığı ile kredi kullandırana bildirilmesi halinde
sonuç doğuracağı düzenlemesi ve cari hesabın
kesilmesinin, tazmin talebine ilişkin ihtarın noter
aracılığı ile kredi kullananın kredi sözleşmesinde
yazılı ya da ipotek akit tablosunda belirtilen adrese
tebliği halinde, tebligatın yapılmış sayılacağı düzenlemeleri
getirilmiştir.
-Sıra
cetveline itiraz halinde, sıra cetvelinde hak sahibi
görünenlere kesin teminat mektubu ibrazı karşılığında
ödeme yapılacağı hususu düzenlenmiştir.
-Alacaklı
ve borçlu borcun taksitlendirilmesi amacıyla
icra dairesinde yapacakları sözleşmelerin devamı
süresince on yıla kadar bir süreçte
hacizli ve rehinli taşınır/taşınmaz malların satışına
ilişkin sürelerin işlemeyeceği düzenlemesi
getirilmiş; böylelikle hacizlerin/takiplerin düşmesi
önlenmek istenilmiş, bankaların sözleşmelerde
hareket kabiliyetini arttıran düzenlemelere yer
verilmiştir.
-Uygulamada
sıklıkla karşılaşılan haciz ihbarnamelerine süresinde
yanıt verilmemesi veya yasal yollara başvurulmamasının
yarattığı mağduriyetler, haciz ihbarnameleri ile ilgili
üçüncü bir aşama yaratılarak ortadan
kaldırılmaya çalışılmıştır.
-Özellikle
fabrikalarda bulunan teferruat ve eklentinin korunması
için, gerek haciz aşamasında gerekse satış kesinleşinceye
kadar olan dönemde icra memuruna gerekli tedbirlerin
alınması için yetki verilmiştir.
-Yine
icra takiplerinin sürüncemede kalmasına yol
açan kıymet taktirine ve ihalenin feshine yönelik
şikayetler usul hükümleriyle düzenlenmeye
çalışılmıştır.
1-İİK’nun
18 inci maddesinde yapılan değişiklik ile;
Tetkik
merciine; gerek görmesi halinde, şikayet konusu
işlemi yapan icra dairesinin açıklama yapmasını
isteme olanağı tanınarak işlemin gerekçesini
öğrenme imkânı sağlanmıştır.
Ayrıca,
eski Yasada duruşmaların on beş günü
geçmemek üzere ertelenebileceği hükmü
yer almaktayken, yeni düzenleme ile duruşmaların
ancak zorunluluk halinde ve otuz günü geçmemek
üzere ertelenebileceği hükme bağlanmıştır.
2-İİK’nun
23 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan
değişiklikle;
Taşınır
rehni tanımlamasının; teslime bağlı rehinler, hapis
hakkı, alacak ve sair haklar üzerindeki rehinler
yanında Türk Medeni Kanununun 940 ıncı maddesinde
öngörülen rehinleri ve Ticari işletme
rehnini de kapsayacağı hükme bağlanmıştır.
3-İİK’nun
24 üncü maddesinin dördüncü
fıkrasında yapılan değişiklikle;
Menkul
teslimine ilişkin ilamların icrasında, malın değerinin,
ilamda yazılı olmaması veya ihtilaflı bulunması
halinde icra müdürü tarafından “haczin
yapıldığı tarihteki değeri”ne göre belirleneceği
öngörülmüştür.
4-İİK’nun
44 üncü maddesine yapılan bir ekleme ile;
Ticareti
terkeden tacirlerin mal beyanını alan ticaret sicil
memurunun keyfiyeti ilgili siciller yanında Türkiye
Bankalar Birliği’ne de bildirmesi öngörülerek,
bankaların kredi müşterilerini izlemesinde bu açıdan
önemli bir kolaylık sağlanmıştır. Diğer yandan
yapılan bu ekleme ile keyfiyetin Türk Patent Enstitüsüne
bildirilmesi zorunluluğu da getirilerek, Patent Enstitüsünde
kayıtlı unsurların temliki, iki ay süre ile
kısıtlanmıştır.
5-İİK’
nun 58 inci maddesine yapılan değişiklikle ile;
Alacak
veya teminatın yabancı para olması halinde, alacaklıya,
alacağının hangi tarihteki kur üzerinden
tahsil edilmesini istiyorsa, bu hususu takip talebinde
belirtmesi zorunluluğu getirilmiştir. Böylece yasal
düzenleme, Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına uygun
hale getirilerek alacaklının kur farkından doğan kaybı
önlenmek istenmiştir.
6-İİK’nun
62 inci maddesinin ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere
eklenen fıkra ile;
Dava
ve takip işlemlerinde, borçlu ya da vekiline,
itirazla beraber borçluya ait yurt içinde
bir tebligat adresini bildirme zorunluluğu getirilmiştir.
Adres değişikliğinin bildirilmemesi ve tebliğ memurunca
yurt içinde yeni bir adresin tespit edilememesi
halinde takip talebinde gösterilen adrese
çıkarılacak tebligatın usulüne uygun ve
geçerli olacağı kabul edilmiştir. Bu düzenlemeyle,
icra takiplerinde ödeme emrinin tebliğinden sonra
borçluların adreslerini değiştirmeleri sonucu
tebligat yapılamaması ve takibin ve takiple
ilgili davaların bu nedenle sürüncemede kalmasının
önüne geçilmeye çalışılmıştır.
7-
İİK’ nun 68/b maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinde
yapılan değişiklik ile;
Kredi
kullanan tarafın sözleşmede belirtilen adresini
değiştirmesinin krediyi kullandıran tarafa ancak noter
aracılığıyla yurtiçinde bir adres bildirmesi
halinde sonuç doğuracağı, aksi takdirde hesap
özetinin eski adrese ulaştığı tarihin borçluya
tebliğ tarihi sayılacağı belirtilmiştir.
Yine
aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan “aldığı” ibaresi
“gönderilen” şeklinde değiştirilmiştir. Bu
değişiklik ile; borçlu cari hesap sözleşmesinde
belirtilen dönemleri veya kısa, orta, uzun vadeli
kredi sözleşmelerinde yazılı faiz tahakkuk dönemlerini
takip eden 15 gün içinde noter aracılığıyla
gönderilen hesap özetlerinin yine bu süre
içerisinde borçluya tebliğ edilmesine
yönelik zorunluluk ortadan kaldırılarak, süresi
içerisinde noter aracılığıyla hesap özetinin
gönderilmiş olması yeterli hale getirilmiştir.
Ayrıca,
İİK’ nun 68/b maddesinin üçüncü
fıkrasına eklenen ve Bankamız tarafından yürütülen
yasal takipleri oldukça yakından ilgilendiren
hüküm ile; krediyi kullanan tarafın hesabının
kesilmesine veya borcun ödenmesine ilişkin ihtarnameye
itiraz etmiş olmasının, bu ihtarnameden önce muhtevasına
itiraz edilmeyerek kesinleşen hesap özetlerinin
sonuçlarını ortadan kaldırmayacağı düzenlemesi
getirilmiştir. Bunun sonucu borçlular kesinleşmiş
hesap özetlerine ilişkin borçlarını yapılacak
takiplerde ödemek zorunda kalacaklar ve bu hesap
özetlerinin gerçeğe aykırılığı ancak bu
hesap özetinde belirtilen borçlarını ödedikten
sonra dava konusu yapabileceklerdir.
İcra
ve İflas Kanununun 68/b maddesi, yapılan düzenlemelerle
daha açık ve uygulamada daha kolay kullanım olanağına
sahip bir hale getirilmiş olmasına karşın, yürürlüğe
girmesine ilişkin Yasanın geçici 5.13 üncü
maddesinde “68/b maddesinde değişiklik yapan hükmü,
Kanunun yürülüğe girmesinden sonra tesis
edilen kredi işlemlerinden kaynaklanan takiplerde” uygulanır
düzenlemesine yer verilmiştir.
Geçici
5.13 üncü maddesindeki düzenleme karşısında,
Kanun maddesinde yapılan düzenlemenin Kanunun yürürlüğe
girmesinden sonra yeni tesis edilecek kredi sözleşmelerine
uygulanacağı, öncekileriyle bağlantılı olarak düzenlenecek
yeni sözleşmelere uygulanabileceği şeklindeki yoruma
açık olsa da, dar yorumlanması halinde mevcut
kredi ilişkilerinde uygulanamayacağı ve bu da düzenlemenin
yıllarca yürürlüğe giremeyeceği sonucunu
doğurmaktadır.
Oysa
maddenin, gerekçesinde de görüleceği
üzere, düzenlenme amacı maddede değişiklik
yapmak değil, uygulamada ortaya çıkan tereddütleri
gidermek ve konuya açıklık getirmekten ibarettir.
Buna
karşın geçici 5.13 üncü madde, asıl
Kanun maddesinin gerekçesiyle de çelişmekte,
adeta madde de değişiklik yapıldığı, bu değişikliğin
günümüzde hukuki geçeliliğini
sürdürmekte olan kredi sözleşmelerinde
ve dolayısıyla bunlardan kaynaklanabilecek takiplerde
uygulanamayacağı izlenimi vermektedir. Bu durum kanunun
düzenleme amacına aykırıdır
8-
İİK’ nun 79 uncu maddesinin ikinci fıkrasına yapılan
ilave ile;
Resmi
sicile kayıtlı malların haczinin esas takibin yapıldığı
icra dairesince, sicil kaydının bulunduğu icra dairesine
talimat yazılmaksızın, ilgili sicile doğrudan
yazılmak suretiyle yapılabileceği düzenlemesi getirilmiştir.
Bu
düzenlemeyle ayrıca, her hangi bir resmi sicile
kaydedilen (tütün, otomobil v.b.) taşınır
mallar için de kayden haciz imkanı getirilmiş
bulunmaktadır.
9-
İİK’ nun 88 inci maddesinde yapılan değişiklik ile;
Ticari
işletme rehni kapsamındaki hacizli taşınırların ancak
icra dairelerince satışına karar verilmesinden sonra
muhafaza altına alınacağı belirtilmiştir. Böylece
işletmenin faaliyetlerini sürdürmesi hedeflenmiştir.
Ayrıca,
üçüncü kişilerin elinde bulunan
taşınır malların haczedilmesi halinde, bu malların üçüncü
şahsa yediemin olarak bırakılmasının alacaklının
kabulü ve üçüncü kişinin
bunu kabul etmesi halinde mümkün olacağı hükme
bağlanmıştır.
10-İİK’
nun 89 uncu maddesinin üçüncü
fıkrasında yapılan değişiklik ile
Madde
büyük ölçüde değiştirilerek,
önceki düzenlemeden oldukça farklı
bir uygulama getirilmiştir. Buna göre;
Üçüncü
şahıs elinde haczedilen mal ve alacaklar hakkındaki
iki aşamalı uygulama, üç aşamalı hale dönüştürülmüş
olup, ikinci haciz ihbarnamesine de itiraz etmeyen üçüncü
kişiye ayrıca üçüncü bir bildirimde
bulunularak bu bildirimin tebliğ edildiği tarihten itibaren
15 gün içerisinde menfi tespit davası açma
ve yine bu bildirim tarihinden itibaren 20 gün
içerisinde de menfi tespit davası açtığına
dair belgeyi ilgili icra dairesine teslim etme olanağı
tanınmıştır.
Yine
89 uncu maddenin beşinci fıkrasının son cümlesinde
yapılan değişiklikle; üçüncü şahsa
borçlu ile kötü niyetli alacaklıdan,
ödemek zorunda kaldığı paranın veya malın iadesini
isteme olanağı getirilmiştir.
Bu
düzenlemeler ile nezdinde borçluya ait mal
varlığı bulunmayan üçüncü kişilerin,
özellikle banka şubelerinin birinci ve ikinci haciz
ihbarnamelerine süresinde yanıt vermemesi ve yasal
yollara başvurmaması sonucunda ortaya çıkan mağduriyetlerinin
önlenmesi amaçlanmıştır.
11-
İİK’nun 91 inci maddesine yapılan ekleme ile;
Hacizli
taşınmazın el değiştirmesi halinde, kanunun 148/a maddesinin
uygulanacağı hükme bağlanmış olup, bu düzenleme
gereği taşınmaza yeni malik olan kişinin de (tapu sicil
müdürlüğüne) yurt içinde
tebligata esas adres bildirmesi zorunluluğu getirilmiştir.
12-İİK’nun
92 nci maddesinin üçüncü fıkrasında
yapılan değişiklikle;
Haciz
konusu taşınmazın üzerinde eklenti bulunması halinde,
icra dairesine bu eklentilerin korunması için
önlem alma ve rehin hakkı sahibinin istemi üzerine
gerektiğinde işletmenin faaliyetine engel olmayacak
şekilde bunları muhafaza altına alma görevi verilmiştir.
13-İİK’nun
94 üncü maddesinin birinci fıkrasında yapılan
değişiklikle;
Anonim
şirketlerde hisseleri temsil eden pay senetlerinin veya
pay ilmuhaberlerinin çıkarılmamış olması halinde
çıplak payın haczinin ne şekilde yapılacağı konusunda
uygulamada çıkan tereddütleri gidermek için
gerekli düzenlemeler yapılmıştır.
Buna
göre, anonim şirketlerde, pay senetleri veya pay
ilmühaberleri çıkarılmamış olması durumunda
borçlunun şirketteki payının haczinin, icra dairesi
tarafından şirkete yapılacak tebliğ ile uygulanacağı
düzenlenmiş ve ayrıca bu haczin şirketin pay defterine
işlenmesi zorunlu tutulmuştur. Ancak bu haczin şirket
pay defterine işlenmemiş olması halinde dahi haczin
şirkete tebliği tarihinde yapılmış sayılacağı öngörülmüştür.
Diğer yandan, haczin icra dairesi tarafından tescil
edilmek üzere ticaret siciline de bildirileceği
madde de düzenlenmiş olup, bu durumda haczedilen
payların devrinin alacaklının haklarını ihlal ettiği
oranda batıl sayılacağı hükmü getirilmiştir.
14-İİK’
nun 111 inci maddesinin üçüncü
fıkrasında yapılan değişiklikle;
Borçlu
ile alacaklının borcun taksitlendirilmesi için
icra dairesinde yapacakları sözleşmelerin satışa
ve paraya çevirmeye ilişkin süreleri 10
(on) yıl boyunca keseceği, bu sözleşmelerin süresinin
10 (on) yılı aşması durumunda, aştığı tarihten itibaren
söz konusu sürelerin kaldığı yerden işlemeye
başlayacağı kuralı getirilmiştir. Böylece, haciz
ve satış isteme sürelerini etkilemeksizin 10 yılı
geçmemek üzere aynı borçlu ile aynı
dosya üzerinde birden çok taksitlendirme
yapma olanağı getirilmiştir.
Getirilen
bu değişiklikle, borçlu ile alacaklının borcun
taksitlendirilmesi için yapacakları sözleşmelerin
satışa ve paraya çevirmeye ilişkin süreleri
on yıl boyunca keseceğini, bu sözleşmelerin süresinin
on yılı aşması halinde aştığı tarihten itibaren söz
konusu sürelerin kaldığı yerden işlemeye başlayacağı
hükme bağlanmıştır. Böylece haciz ve satış
isteme sürelerini sürelerinden etkilenmeksizin,
on yılı geçmemek üzere aynı borçlu
ile (kesintisiz olmak koşuluyla) aynı dosya üzerinde
birden çok taksitlendirme yapma olanağı sağlanmıştır.
Buna
karşın bu maddenin geçici 5.16 ncı yürürlük
maddesi bu Kanunun yürürlüğe girmesinden
önceki sözleşmelerde uygulanacağına hükmetmektedir.
Böylece Kanunun bu maddesinin yürürlük
anından itibaren uygulanamayacağı gibi garip, hatta
akla aykırı bir sonuç ortaya çıkmaktadır.
Oysa maddenin gerekçesinde de görüleceği
üzere amaç sadece geçmişe değil geçmişle
birlikte geleceğe de Kanunun uygulanmasını sağlamaktır.
Kaldı
ki eğer bu geçici maddenin uygulanması halinde
bu kez gelecekte 111 inci maddenin uygulanması olanağı
kalmayacaktır
15-İİK’nun
114 üncü maddesinde yapılan değişiklikle;
Satışlarda,
ilanın yurt düzeyinde yayımlanan bir gazetede yapılmasına
karar verilmesi halinde bu ilanın satış talebi tarihinde
yurt düzeyinde tirajı en yüksek beş gazeteden
birinde yapılması esası getirilmiştir. Böylece
beş büyük gazetenin tespiti ile bu tespitte
esas alınacak tarih saptanarak, uygulamada ihalenin
feshine yol açan tartışmalar önlenmiştir.
16-
İİK’ nun 115 inci maddesinin üçüncü
fıkrasında ve 126 ncı maddesinin birinci fıkrasında
yapılan değişiklikle;
Taşınmaz
ve taşınırların satışında, ilk arttırmada satışın yapılabilmesi
için artırma bedelinin malın tahmin edilmiş kıymetinin
% 60’ını bulması rehinli alacaklar toplamından fazla
olması ve aynı zamanda paraya çevirme ile paraların
paylaştırılması işlemlerine ait masrafların tamamını
karşılaması gerektiği düzenlenmiştir.
17-İİK’nun
116 ncı maddesinin birinci fıkrası ile 126 ncı maddesinin
3 üncü bendinde yapılan değişiklikle;
İlk
arttırmada satışı gerçekleştirilemeyen menkul
malların ikinci arttırmasının ilk arttırmayı izleyen
beşinci gün yapılacağı ve beşinci günün
(taşınmazlarda onuncu günün) resmi
tatil gününe rastlaması halinde ikinci
arttırmanın tatili izleyen ilk iş günü
yapılacağı hükmü getirilmiştir. Böylece
satış günü alınması kolaylaştırılmıştır.
18-
İİK’nun 118 inci maddesi ile;
Satılan
malın, ihale kesinleşmeden önce teslim edilemeyeceği
düzenlemesi getirilmiştir.
19-
İİK’nun 128 inci maddesinde yapılan değişiklikler ve
bu maddeden sonra gelmek üzere yeni eklenen 128/a
maddesi ile;
Taşınmazın
takdir edilen kıymetini etkileyen mükellefiyetlerin
ortaya çıkması durumunda, önceki düzenlemeye
göre raporun düzenlendiği tarihten itibaren
iki yıl geçmeden kıymet takdiri talep edilemezken,
yeni düzenleme ile, icra müdürlüğünden
yeniden satışa esas teşkil etmek üzere kıymet takdirinin
istenebileceği hükme bağlanmıştır. Böylelikle
malın satışının asıl değeri üzerinden yapılması
amaçlanmıştır.
Diğer
yandan, kıymet taktirine ilişkin şikayet yeni değişiklikte
belirli bir prosedüre bağlanmış; böylece kötü
niyetle yapılacak şikayetlerin icra takiplerini sürüncemede
bırakması engellenmek istenmiştir. Bu çerçevede,
kıymet taktiri tebliğ edilen ilgililerin ancak
raporun düzenlendiği yerdeki tetkik merciine şikayette
bulunabilecekleri düzenlemesi getirilmiş; yetkisiz
tetkik merciine şikayette bulunulması halinde ise, duruşma
yapılmaksızın evrak üzerinde inceleme yapılmak
suretiyle başvuru tarihinden itibaren on gün içinde
yetkisizlik kararı verilmesi zorunluluğu getirilmiş,
verilen bu yetkisizlik kararının kesin olduğu hükme
bağlanmıştır. Bunun yanında şikayet tarihinden itibaren
yedi günlük süre içerisinde gerekli
masraf ve ücretin mahkeme veznesine yatırılmaması
halinde başkaca bir işleme gerek
kalmaksızın şikayetin kesin olarak reddedileceği
de düzenlenmiştir.
Bunun
dışında, eski düzenlemeden farklı olarak yeniden
kıymet takdiri isteme süresi, (Resmi Gazetede yayınlandığı
haliyle) iki yıldan bir yıla indirilmiştir.
Kanuna
yeni eklenen 128/a maddesinin ikinci fıkrasının ilk
cümlesi, resmi gazetede yayımlanan haliyle “Kesinleşen
kıymet takdirinin yapıldığı tarihten itibaren bir yıl
geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez.”
hükmünü getirmiştir. Oysa gerek Hükümetin
Meclise sunduğu metinde, gerek Adalet Komisyonunca Meclis
Genel Kurulu’na gönderilen metinde ve gerekse Kanunun
gerekçesinde bir yıllık süre değil iki yıllık
süre söz konusudur. Yani aslında yasa metninin
“...iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet
tadiri istenemez.” şeklinde olması gerekirken
bir yıl olarak yazılmasının yine yazım hatasından
kaynaklandığı düşünülmektedir.
Konuyla
ilgili olarak, Meclis tutanakları incelendiğinde bu
durumun, Parlamento görüşmeleri sırasında
134 ncü maddesi hakkında verilen bir önergenin
tartışılması aşamasında Adalet Komisyonu Başkanı Köksal
Toptan tarafından bu maddeyle ilgili Komisyon görüşü
sunulurken ek olarak (yine bir yanılgıdan kaynaklandığını
düşündüğümüz) 128/a maddesinin
ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “iki”
ibaresinin “bir” olarak değişmesi gerektiği, tapaj hatası
bulunduğu şeklindeki sözlü uyarısının neden
olduğu anlaşılmış, ancak 128/a maddesi düzeltilmiş
bu haliyle Mecliste oylanmamıştır.
Yanlış
anlaşılma sonucu aslında maddenin ikinci fıkrasının
ilk cümlesinde yer alan “iki” ibaresinin “bir”
olarak düzeltildiği düşünülmekte
olup, madde metninin Hükümet ve Adalet Komisyonundan
geldiği ve Meclise sunulduğu, nihayet meclis tarafından
oylanarak kabul edildiği haliyle doğru olması nedeniyle
asıl şimdi bir yazım hatası olduğu kanısındayım.
Bu
maddi hatanın da, acilen düzeltilmesi gerektiği
düşünülmektedir.
20-
İİK’nun 130 uncu maddesinde yapılan değişiklikle;
Satış
bedelinin ödenmesi için icra müdürünün
ihale alıcısına verebileceği süre kısaltılarak
on gün olarak belirlenmiştir.
21-İİK’nun
134 üncü maddesinde yapılan değişiklik ile;
Pey
sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenlerin ancak
yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla
ihalenin feshini talep edebilecekleri kuralı getirilmiştir.
Yine ihalenin feshinin görevsiz veya yetkisiz merciiden
istenilmesi halinde, bu tetkik mercii veya mahkemenin
evrak üzerinde inceleme yaparak on gün içinde
karar vermesi gerektiği, verilecek bu kararın
da kesin olduğu düzenlenmiştir. Ayrıca ihale sonucu
taşınmazı satın alanların, (ihaleye alacağına mahsuben
iştirak edenler hariç) ihalenin feshi talep
edilmiş olsa dahi, satış bedelini derhal veya
130 uncu maddeye göre verilen süre içerisinde
nakden yatırmaları zorunluluğu getirilerek, bu meblağın
nemalandırılması hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme
sonucu, ihalenin feshi talebi halinde alıcının banka
teminat mektubu verme imkanı tamamen ortadan kaldırılmıştır.
Bunun
dışında, uygulamada ortaya çıkan ihtilaf ve uyuşmazlıkları
önlemek bakımından, ihale kesinleşinceye kadar
taşınmazın muhafaza ve idare şeklinin icra dairesi tarafından
kararlaştırılacağı hükme bağlanmıştır.
22-
İİK’na 142/a maddesi eklenmiştir.
Bu
madde ile alacaklılar için yeni bir olanak daha
getirilmiş, sıra cetveline itiraz edilmesi halinde,
sıra cetvelinde hak sahibi görünen her alacaklının
icra dosyasına bir bankanın kesin teminat mektubunu
sunmak suretiyle payına düşen miktarı tahsil edebilmesi
imkanı getirilmiştir.
23-
İİK’nun 143 üncü maddesinde yapılan değişiklik
ile;
Eski
düzenlemede alacaklının alacağının tamamını alamamış
olması nedeniyle kendisine verilen aciz vesikasında
belirtilen borca karşı zamanaşımı iddiasında bulunulamazken,
yapılan bu değişiklikle borcun aciz vesikasının düzenlenmesinden
itibaren 20 yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağı
kuralı getirilmiştir.
24-İİK’na
eklenen 148/a maddesi ile;
İpotek
sözleşmesi yapılırken tarafların veya ipotekli
taşınmazı daha sonra satın alanların ya da bunlarının
haleflerinin tapu sicil müdürlüğünde
yurt içinde bir adres göstermeleri zorunluluğu
getirilmiştir. Aksi halde ilgililerin tescil talebinin
reddolunacaktır.
İkinci
fıkra düzenlemesinde de, adres değişikliği halinde
yeni adresin tapu sicil müdürlüğüne
bildirilmemesi durumunda, eski adrese yapılacak tebligatın
adrese ulaştığı tarihte tebliğ edilmiş sayılacağı hükme
bağlanmıştır.
25-İİK’nun
150/ı maddesinde yapılan değişiklik ile;
Alacaklının
cari hesabın kesilmesine veya kısa, orta, uzun vadeli
kredi hesabının muaccel kılınmasına ilişkin hesap özetinin
veya gayrinakdi kredinin ödenmiş olması nedeniyle
tazmin talebinin veya borcun ödenmesine ilişkin
ihtarın noter aracılığıyla krediyi kullanan tarafa kredi
sözleşmesinde yazılı ya da ipotek akit tablosunda
belirtilen adrese gönderilmek suretiyle tebliğ
edildiğini veya 68/b maddesi gereğince tebliğ edilmiş
sayıldığını gösteren noterden tasdikli bir sureti
icra müdürüne ibraz etmesi halinde icra
müdürünün 149 uncu maddeye göre
işlem yapması zorunluluğu getirilmiş bulunmaktadır.
Diğer
yandan borçlular tarafından bu madde kapsamında
yürütülen icra takiplerine karşı yapılacak
şikayetlerde, takibin durdurulması koşulları sınırlanmış,
ancak borçlunun, borcun sona erdiğine ve ertelendiğine
ilişkin resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge sunması
halinde takibin durdurulmasının mümkün olabileceği
düzenlemesi getirilmiştir.
Ayrıca
ipotekli taşınmaz maliki üçüncü
kişiler için benzer bir düzenleme getirilerek,
hesap özetinin, tazmin talebinin veya ihtarın bu
kişilere tebliğ edilmesi veya tebliğ edilmiş sayılması
halinde bunun MK 887 inci maddesinde öngörülen
ödeme istemi yerine geçeceği hükme
bağlanmıştır.
Yapılan
değişiklik sonucu 150/ı maddesinin daha sağlıklı ve
seri hale getirilmesi sağlanmıştır.
26-İİK’nun
169/a maddesinde yapılan değişiklik ile;
İtirazın
esas yönünden kabulü halinde, borçlunun
talebi olmasa da, alacaklının kötüniyeti veya
ağır kusuru olması halinde, %20’den (eski düzenlemede
%40) aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına
mahkum edileceği, buna karşın borçlunun, itirazın
reddi halinde alacaklının talebi varsa ve takip muvakkaten
durdurulmuşsa (kötüniyet ve kusur aranmaksızın)
%40’dan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edileceği
hükme bağlanmıştır.
27-İİK’nun
170 inci maddesinde yapılan değişiklik ile;
İmzaya
itiraz halinde, inkar edilen imzanın borçluya
ait olduğu anlaşılırsa inkar tazminatının yanı sıra,
borçlu, takip konusu alacağın %10’u oranında
ayrıca para cezasına mahkum edilecektir.
II-İflasa
ilişkin yenilik ve değişiklikler:
İflas
hukukunda yapılan değişikliklerle, özellikle; Yargıtay
kararları ve doktrin görüşleriyle uygulama
alanı bulan iflasın ertelenmesi kurumu iflas hukuku
açısından yasal düzenlemelere kavuşturulmuş,
ayrıca bu güne dek uygulamada bankların mağduriyetine
yol açan bir husus ortadan kaldırılarak iflasın
açılmasından sonra da, iflas masasına karşı rehnin
paraya çevrilmesi yoluyla takip yapma olanağı
getirilmiştir.
1-İİK’nun
179 uncu maddesi ile ;
TTK’nun
324 üncü maddesinde düzenlenen iflasın
ertelenmesi kurumu tüm sermaye şirketlerini ve
kooperatifleri kapsayacak şekilde genişletilerek düzenlenmiştir.
Böylece,
borçlu lehine ve aynı zamanda işletmelerin varlığını
sürdürmesi amacına da hizmet eden bir düzenleme
getirilmiş olup, bu düzenleme ile borçlunun
veya alacaklılardan birinin talebiyle iflasın ertelenebilmesi
ve durumunu düzeltebilmesi için bir proje
dahilinde belirli bir sürenin mahkeme tarafından
kendisine verilmesi öngörülmektedir.
Mahkeme iflasın ertelenmesi kararını, kendisine
sunulan iyileştirme projesini göz önünde
tutarak, şirketin veya kooperatifin mali durumunun iyileşeceği
kanaatine varması halinde verecektir. Erteleme
kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı
Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere
hiçbir takip yapılamayacak ve önceden başlamış
takipler durdurulacak, zamanaşımı ve hak düşüren
süreler ise işlemeyecektir. Buna karşın, rehnin
paraya çevrilmesi yoluyla takipler başlatılabilecek,
başlamış olanlar da satış aşamasına kadar sürdürülebilecektir.
Ancak bu takipler nedeniyle de satış günü
verilmeyecektir. Azami bir yıl olarak öngörülen
erteleme süresi, gerek görüldüğünde
bu süre kadar bir kez daha uzatılabilecektir.
Diğer
yandan, madde de erteleme süresince işleyecek olan
faizlerin mevcut rehinle karşılanamayacak olması halinde
teminatlandırılması zorunluluğu getirilmiş bulunmaktadır.
2-İİK’nun
185 inci maddesine eklenen cümle ile;
Rehin
sahibi alacaklının dilerse iflastan sonra da masaya
karşı rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip
yapabileceği hükme bağlanmıştır.
3-
İİK’nun 206 ncı maddesinde yapılan değişiklik ile;
İflasta
adi ve rehinli alacaklıların sırası yeniden düzenlenmiştir.
İşçi alacakları, kıdem tazminatları ve nafaka
alacakları birinci sırada yer alırken, velayet ve vesayet
nedeniyle doğan alacaklar ikinci sırada, özel kanunlarında
imtiyazlı olduğu belirtilen alacaklar üçüncü
sırada, imtiyazlı olmayan diğer tüm alacaklar ise
dördüncü sırada yer almaktadır.
4-İİK’nun
222 ve 239 uncu maddelerinde yapılan değişiklik ile;
İlk
alacaklılar toplanması mümkün olmaz ya da
nisabı oluşmaz ise, iflas dairesinin ikinci alacaklılar
toplanmasına kadar masayı idare edeceği ve tasfiyeye
başlayacağı,
Aynı
şekilde ikinci alacaklılar toplanmasının gerçekleşmemesi
veya karar nisabının oluşmaması halinde ise iflas idaresinin
tasfiye kapanıncaya kadar işlemlere devam edeceği,
öngörülerek
bu konuda uygulamadan gelen aksaklık ve süreçteki
gecikmeler önemli ölçüde engellenmeye
çalışılmıştır.
III-İhtiyati
Hacze ilişkin değişiklikler:
İhtiyati
haciz istenilmesinde alacaklılar lehine yeni imkanlar
getirilmiş, ihtiyati haciz talebinin reddi halinde,
temyiz yoluna başvurma olanağı sağlanmış ve hacizden
veya ihtiyati hacizden sonra rehin kurulmuşsa, 6183
sayılı kanuna göre yapılan takiplerde dahil uygulanan
haczin rehinden önceki hacze iştiraki engellenmiştir.
1-İİK’nun
257 nci maddesinde yapılan değişiklik ile;
İhtiyati
haciz istenilmesine ilişkin 257 nci maddedeki mevcut
düzenlemelerin yanında yeni imkanlar getirilerek,
borçlunun kaçması ya da alacaklının haklarını
ihlal eden hileli işlemlerde bulunması halinde de alacaklıya
ihtiyati haciz talep etme olanağı sağlanmıştır. Öte
yandan madde ile, ihtiyati haciz talep edebilmek için
“para borcunun” mevcut olması hususuna netlik getirilmiştir.
2-İİK’nun
258 ve 265 inci maddelerinde yapılan değişiklik ile;
Eski
düzenlemede ihtiyati haciz talebinin reddi halinde
temyiz yoluna başvurmak imkanı yokken yeni Kanun ile
alacaklıya bu imkan tanınmaktadır. Ayrıca ihtiyati hacze
itiraz edilmesi halinde buna ilişkin karara karşı da
temyiz yolu açılmıştır.
3-İİK’nun
268 inci maddesinde yapılan önemli bir değişiklik
ile;
Her
hangi bir malın haczinden veya ihtiyati haczinden sonra
bu mal rehin hakkına konu olursa, rehinden sonra (6183
sayılı Kanuna göre yürütülenler
de dahil) uygulanacak hacizler, rehinden önceki
hacizlere iştirak edemeyeceklerdir.
IV-
İptal Davalarına ilişkin düzenleme:
İİK’nun
280 inci maddesinde yapılan değişiklikle;
Önceden
borçlunun iyiniyetli ve basiretli bir tacirden
beklenmeyecek tasarruflarının butlana tabi olduğu öngörülmüş
iken, bu kez “alacaklılara zarar verme kastı ile yaptığı
işlemleri” iptale tabi tutulmuştur. Buradaki takip yapma
koşulu da iki yıldan beş yıla çıkarılmıştır.
Böylece iptalin koşulları ağırlaştırılırken, iptali
öne sürme süresi de uzatılmıştır.
Yapılan
bu değişiklik iptal davalarına yeni bir boyut getirmekte,
ödeme yeteneğini kısmen veya kısmen ve tamamen
kaybeden borçlular ile iflasa tabi olup, hakkında
yürütülen icra takibi sonucu uygulanan
hacizlerle yarı mevcudu elinden çıkan, kalanın
ise vadesi gelmiş ve bir sene içerisinde vadesi
dolacak borçlara yetmeyeceği anlaşılan borçluların
iyi niyetli kişi veya basiretli tacirden beklenmeyecek
tasarruflarla, mevcudunu eksiltmiş olması koşulu kaldırılarak,
bunun yerine sadece malvarlığı borçlarına yetmeyen
her türlü borçlunun alacaklılara zarar
vermek kastıyla yaptığı işlemlerin, karşı tarafça
bilindiği veya bilinmesi gereken açık emarelerin
bulunduğu hallerde tasarrufun iptali öngörülmüştür.
Böylece
bu düzenleme ile yeni getirilen “zarar verme kastı”
ispatı çok güç bir kavram olduğundan,
iptal koşulları borçlu lehine ağırlaştırılmış,
buna karşın aynı fıkranın son cümlesindeki iki
(2) yıllık süre beş (5) yıla çıkarılmıştır.
Gerekçede
de görüleceği üzere madde iptal davasının
koşullarını ciddi ölçüde değiştirmektedir.
Oysa geçici 5.38 inci madde ile bu maddenin sadece
Kanunun yürürlüğe girmesinden önce
açılmış ve derdest iptal davalarında uygulanacağı
hükme bağlanmaktadır. Bu da 111 inci maddede olduğu
gibi 280 inci maddedeki değişikliğinde hukuken ölü
doğumuna yol açmıştır.
Bu
geçici maddenin uygulanması halinde de 280 inci
maddenin birinci fıkrasının uygulama olanağı kalmayacaktır.
V-Konkordatoya
ilişkin yenilik ve değişiklikler:
İcra
ve İflas Kanununda konkordato kurumunda bir kısmı alacaklılar
aleyhine olan önemli değişiklikler yapılmış olup,
bu düzenlemelerle alacaklılara da konkordato isteyebilme
imkanı getirilmiş ve yasaya yeni eklenen maddelerle,
alacaklılar lehine “malvarlığının terki suretiyle konkordato”
kurumu düzenlenmiştir.
1-
İİK’nun 285 inci maddesinde yapılan değişiklik ile;
Borçlunun
yanısıra alacaklının da konkordato isteyebilmesi imkanı
getirilmiştir. Bununla beraber gerekli görmesi
halinde tetkik mercinin borçlunun malvarlığının
muhafazası için gerekli tedbirleri alabileceği
hükme bağlanmıştır.
Ayrıca
söz konusu maddenin son fıkrası yürürlükten
kaldırılmış olup, buna göre artık borçlunun
konkordato isteyebilmesi için mevcut malları
ve alacaklarının, borçlarının en az yüzde
ellisini karşılaması gerekliliği bulunmamaktadır.
2-İİK’nun
286 ncı maddesinde yapılan değişiklik ile;
Önceki
yasa döneminde konkordato için aranan konkordato
isteyenin iyiniyetli olması koşulu ile yukarıda
belirtildiği üzere mevcudunun borçlarının
yüzde ellisini karşılaması koşulu da kaldırılmıştır.
Böylece kötü niyetli tutumuyla bulunduğu
aşamaya gelen ve mevcudu borçlarının çok
çok azına yetebilen kişilere de konkordatodan
yararlanma olanağı getirilmiştir.
Ayrıca
bu madde ile konkordato talebinin reddedilmesi halinde
borçlu veya talep eden alacaklıya bu karara karşı
tefhimden itibaren on gün içinde temyiz
yoluna başvurabileceği düzenlemesi de getirilmiştir.
3-İİK’nun
287 nci maddesinde yapılan değişiklik ile;
Önceki
Yasada borçluya verilen iki aylık süre üç
aya çıkarılmış, iki aylık uzatma süresi
ise aynen korunmuştur.
Yine
bu madde ile konkordato komiserinin yetkileri ve sorumlulukları
da artırılmıştır.
4-İİK’nun
288 inci maddesinde yapılan değişiklik ile;
Konkordato
isteyen borçluya verilen mühlet ve mühletin
uzatılmasına ilişkin merci kararlarına karşı temyiz
olanağı sağlanmıştır.
5-İİK’nun
289 uncu maddesinde yapılan değişiklik ile;
Konkordato
mühleti sırasında taşınır ve taşınmaz rehniyle
temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi
yoluyla takip başlatılabileceği veya başlamış olan takiplere
satış aşamasına kadar devam edilebileceği ancak muhafaza
yapılamayacağı ve satışın gerçekleştirilemeyeceği
düzenlemesi getirilmiştir.
Ayrıca
konkordato aksine hüküm içermediği
takdirde mühletin rehinle temin edilmemiş her türlü
alacağa faiz yürütülmesini durduracağı
hükme bağlanmıştır.
6-İİK’nun
290 ıncı maddesinde yapılan değişiklik ile;
Borçlu,
önceki düzenlemeden farklı olarak, konkordato
süresi boyunca tetkik merciinin iznini almak suretiyle
rehin tesis edebilecek, kefil olabilecek, taşınmazını
devredebilecektir.
7-İİK’nun
296 ncı maddesinde yapılan değişiklik ile;
Mahkemenin
konkordatonun tasdikine ilişkin kararını vermek üzere
tayin ettiği duruşma gününü, mühlet
kararını yayımladığı gazete (önceden tirajı en
yüksek beş gazeteden biriydi) ile ilan edeceği
hükme bağlanmaktadır.
8-İİK’nun
297 nci maddesinde yapılan değişiklik ile;
Konkordatonun,
kaydedilmiş olan alacaklıların yarısını aşması (önceden
üçte ikisi idi) ve bu alacaklıların alacağının
üçte ikisini geçmesi halinde kabul
edileceği hükmü getirilmiştir.
9-İİK’nun
298 inci maddesinde yapılan değişiklik ile;
Önceden
konkordato isteyende aranan ve “doğruluk haricinde yahut
pek büyük hiffetle hiçbir muamele yapmamış
olmak” şeklinde düzenlenmiş olan iyiniyetli olma
koşulunun kaldırıldığı teyit edilmiştir.
10-İİK’na
eklenen 298/a maddesi ile;
Borçlunun
istemi halinde konkordatoyu tasdike karar veren hakime,
karardan itibaren en fazla bir yılı geçmemek
ve erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle
karşılanamayan faizleri teminatlandırmak kaydıyla, rehinli
taşınır ve taşınmazların satışını bir yıl erteleme yetkisi
vermektedir. Ancak bunun için rehinli alacağın
konkordato talebinden önceki yıla ait faizlerinin
ödenmiş olması gerekmektedir.
Burada
borçlunun ayrıca bu malların (kanunda sadece
taşınmaz ve ticari işletme rehnine dahil unsurlardan
söz etnektedir ki bu durumun redaksiyon hatasından
kaynaklandığı düşünülmektedir) işletmenin
çalışması için gerekli olduğunu ve paraya
çevirmenin ekonomik varlığını tehlikeye sokacağını
gerçeğe yakın bir şekilde ispat etmesi de gerekmektedir.
Bu durumun ortadan kalkması halinde erteleme kararı
da iptal edilecektir.Ayrıca borçlunun malı satması,
iflası veya ölümü halinde bu karar kendiliğinden
ortadan kalkacaktır.
11-İİK’nun
309 uncu maddesinden sonra gelmek üzere 309/a -
309/l maddeleri eklenmiştir.
Böylece
alacaklı lehine bir düzenleme olan “malvarlığının
terki suretiyle konkordato” kurumu getirilmiştir. Malvarlığının
terki suretiyle konkordatoda, borçlu, konkordato
talebi ile alacaklılarına belirli bir miktar para ödemeyi
teklif etmeyecek, malvarlığını alacaklılarına terkederek
bu malvarlığının alacaklılar tarafından tasfiye edilmesini
teklif edecektir. Bu yolda tasfiyeyi alacaklılar kurulu
ve tasfiye memurları gerçekleştireceklerdir.
Burada da işleyiş büyük ölçüde
adi konkordatoya benzemektedir.Ancak burada alacaklılara
doğrudan borçlunun malvarlığı üzerinde tasarrufta
bulunmak veya bu malları kısmen veya tamamen üçüncü
şahıslara devretmek yetkisi tanınmaktadır.Ayrıca burada
konkordato isteyenin malvarlığı ile ilişiği kesilmekte
ve borçlunun bu mallar üzerindeki tasarruf
yetkisi de sona ermektedir.
VI-Diğer
değişiklikler:
1-İİK’nun
269/a maddesi eklenmiştir.
Maddede,
kiralanan taşınmazlarda borçlunun ihtarlı ödeme
emrine itiraz etmemesi ve ihtar müddeti içinde
de kira borcunu ödememesi halinde tahliye isteminde
bulunmak imkanı altı aylık süreye bağlanmıştır.
2-İİK’nun
333/a maddesi eklenmiştir.
Kanunla
“ticari işletmede yöneticinin sorumluluğu” düzenlenmekte,
ticaret şirketlerinde hukuken veya fiilen yönetim
yetkisine sahip olanların alacaklıları zarara uğratmak
kastıyla ticari işletmenin borçlarını kısmen
veya tamamen ödemeyerek alacaklıları zarara sokması
halinde hapis ve ağır para cezasıyla cezalandırılacakları
hükme bağlanmaktadır.
3-İİK’nun
336/a maddesi eklenmiştir.
Muhafaza
edilmek üzere kendisine rehin, haciz veya diğer
bir sebeple teslim olunan malları icra dairesinin talebine
rağmen süresi içinde teslim etmeyen
üçüncü kişilerin şikayeti üzerine
hafif hapisle cezalandırılmaları hükmü getirilmiştir.
Böylece yed-i eminliği suistimal suçu İİK’nunda
özel olarak düzenlenmek suretiyle, verilecek
cezaların paraya çevrilmesi ve tecil edilmesi
imkanı ortadan kaldırılmıştır.
4-
Ayrıca, Kanunda yapılan değişikliklerle, İcra İflas
suçlarına verilen cezalar genel olarak ağırlaştırılmıştır.
Diğer yandan, bu suçlardan altı aya kadar hapis
cezası olanlarda, ceza kararnamesi ile cezası
verilmesi olanağı getirilmiş; böylece ceza yargılamalarındaki
sürecin daha da kısaltılması amaçlanmıştır.
|