İHRACAT 2004 % 33.7 ARTARAK 64 MİLYAR DOLAR OLARAK GERÇEKLEŞTİ      

Sitemizi Tavsiye Etmek İster misiniz?

 

 

Satıcı: "İhracat 2004'te %33.7 artarak 64 milyar dolar olarak gerçekleşti."

 

TİM Başkanı Oğuz Satıcı, 2004 ihracatının % 33.7 artarak 64 milyar dolar, Aralık ayı ihracatının ise % 36.7 artarak 6.7 milyar dolar olarak gerçekleştiğini açıkladı.

 

Satıcı şöyle dedi:

 

"Bir yılı daha geride bıraktık. 2004 yılı boyunca Türkiye, Dünyanın en sorunlu coğrafyalarından birinde, yanı başında sürüp giden kargaşadan en az zararla kurtulmaya, yıllardır bitmek bilmeyen problemi olan enflasyonla mücadele etmeye, AB ile tam üyelik müzakereleri tarihi almaya ve çeşitli vesilelerle oluşan krizleri aşmak için üstün bir çaba sergiledi.

 

İhracatçılarımız da, bu mücadele süreçleri içerisinde üstlerine düşeni büyük bir başarıyla gerçekleştirdiler ve tüm olumsuz şartlara rağmen, 2004 yılını önemli bir rekor kırarak kapattılar. Kıymetli bakanımız, Türkiye İhracatçısının sevgili dostu Sayın Kürşad Tüzmen ve Dış Ticaret Müsteşarlığındaki değerli bürokrat arkadaşlarımızın özverili çalışmaları ihracatçılarımıza güven verdi. İhracatımıza hizmet veren gümrüklerimiz ve ihracatçı birliklerimiz üzerlerine düşeni fazlası ile yerine getirdiler.

 

İnsanlık ailesin büyük bir bölümü için zor bir yıldı. Savaşlarda, terörist eylemlerde, açlık koşullarında ölenleri ile insan ırkı iyi ile kötü arasındaki savaşı kayıplar kazançlar git gelinde sürdürmeye devam etti. Bu anlamda Asya felaketinde yaşanan kayıplar yeni yıla girdiğimiz şu zaman diliminde bizi derinden yaraladı. Umarız gelecekte böyle felaketler bir daha yaşanmaz.

 

Karlılık ihracatçımızın büyük bir sorunu olmaya devam etmektedir. İhracatçılarımız rekabetçi dünya piyasasında pazar payını kaybetmemek için çok küçük karlarla, hatta bazen zararına üretim yapmaya devam etmektedir. İhracat hacmi artarken, bir yandan da maliyetler yükseldiğinden karlılık giderek daha da düşmektedir.

 

Ekonomimizin yapısal sorunlarının temelinde kamunun büyüklüğünü ve hantal yapısının yatmaktadır. Kamuyu bir an önce küçültmek ve devleti asli görevlerine döndürmenin gerekliliği aşikârdır.

 

2004’ün temel meselelerinin başında kamunun yeniden ele alınmasını ve taraflar arasında maksimum uzlaşmayla reforme edilmesi gelmekteydi. Bu durum 2005 yılı için de geçerliliğini sürdürmektedir. Yüksek üretim maliyetlerinin önünü kesecek olan reformlar en başta 'vergi reformu' ardından 'sosyal güvenlik reformu' ve 'enerji piyasasının tam anlamıyla liberalleştirilmesi'dir. Üretim cephesi bu reformlar yapılmadıkça daha uzun süre maliyet baskısı altında kalacak ve fiyat tutturamama tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır.

İhracatçımızın en büyük sorunlarından biri de, kayıtlı sistemin içinde bulunanların, kayıt dışı ekonomiden doğan kaçakları sübvanse etmek zorunda bırakılmasıdır. Ülkemizde tek ve eskisine göre düşük bir oranda KDV uygulanırsa hem kaçak hızla azalacak hem de iade ile ilgili sıkıntılar minimuma inecektir. Meclisimiz bu oranı % 8 olarak belirlemiş ve söz konusu raporu konunun tarafları olan, Hazine ve Maliye Müsteşarlıkları ile Dış Ticaret Müsteşarlığımıza iletmiştir.

 

Türkiye için para politikaları 2005’ten itibaren uluslararası rekabetin sertleştiği gümrük duvarları ve tarife dışı engellerin kalktığı bir dünyada ihracatımızı güçlendirmek için önemli bir enstrümandır. “Düşük kur, yüksek faiz, bol kazanç” sarmalı Türkiye’nin geleceğini tehdit eden en önemli meselelerdendir.

 

Üçüncü ülkelerle serbest ticaret anlaşması yapabilmemizin yolunun bir an önce açılması gerekmektedir. Ancak Gümrük birliğinin bu konuda getirdiği kısıt ciddi bir haksızlığa yol açmaktadır.

 

Meclisimiz; yıl boyunca Türk ürünlerinin markalaşmasına her zamankinden daha fazla önem vermek zorunda olduğumuzu belirtmiş ve ihracatta istikrarlı artış sağlayabilmek ve ihracat gelirlerinin Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasına katkısı için tüm sektörlerde global markalar yaratmamız olmazsa olmaz bir gereklilik olduğunun altını çizmiştir. Bu doğrultuda Türk Tasarım Konseyi kurulma çalışmalarında Meclisimiz aktif bir şekilde yer almaktadır. Yine bir kalite belgesi olarak Turquality Projesi de Meclisimizin de katkılarıyla yürütülmektedir.

KOBİ’ler için kredi almak, faizlerin düşmüş olmasına karşın, hala çok zahmetli ve zor bir iş olduğuna işaret etmiş ve bu durumun yatırım yapma hevesini olumsuz etkilediğini türlü kereler dile getirmiştir. Meclisimiz; 2004 yılı içerisinde gerek Eximbank gerekse diğer finans kuruluşlarından ucuz ve uygun kredi kullanımı için çeşitli çalışmalar yapmış ve bunda başarılı olmuştur. Son olarak Vakıfbank ile kredi anlaşması yapılmıştır. Bu çalışmalarımız devam edecektir.

 

Bir ülkede sabit sermaye yatırımlarının en önemli rakibi yüksek reel faizlerdir. Türkiye, ne yazık ki, dünyanın en yüksek reel faizini ödemektedir. Meclisimizce Mali disiplinin elden bırakılması, reel faizleri yükseltirken özel sektörün önünü tıkamaktadır. 2004’deki yıllık büyümemizin de yüzde 7’ler seviyesinde gerçekleşmesi beklenirken, reel faizden 12 puan kazanç elde edilmesi ekonomik dengeleri bozmaktadır. Ekonomiyi yönetenlerin yapması gereken, cari harcamaları kısmak ve üretim maliyetlerini yükselten gelişmelerin önüne set çekmektir.

Döviz kurlarının dar bir aralıkta seyretmesi ülke ekonomisi için çok önemlidir. Döviz kurlarındaki ani hareketlerin ülke ekonomisi ve doğal olarak ihracat için sağlıklı gelişmeler olmadığını ifade etmiştik. Bununla beraber aşırı değerli TL ile Türkiye’nin büyümesi zor gözükmektedir. Meclisimizce Değerli TL, üretici ihracatçının yerli ara malı ve hammadde temininden uzaklaştırmaktadır. İlk önce piyasa gerçekleri doğrultusunda rasyonel bir davranış olarak gözüken bu eğilimin zamanla bazı ciddi sonuçları ortaya çıkmıştır. Türkiye’de bulunan malları ithal ederek döviz kaybetmek ara malı sanayine ve istihdamına darbe vurmak ve en ciddi sonuç da üreticinin yatırım yapma cesaretini kırmak, uygulanan politikaların en ciddi sonuçları olarak sıralanabilir.

 

Ödemeler dengesindeki açıkların, uzun vadeli sermaye hareketleri veya doğrudan yatırımlarla kapatılması gerekirken, kaynağı bilinmeyen döviz girişleriyle kapatılması makroekonomik dengeler açısından çok sağlıklı bir yol değildir. Ödemeler Dengesindeki Cari İşlemler kaleminin açığın artması, döviz kurlarında yaratacağı muhtemel hareketlerden çok, ekonomideki dengelerin değiştiğine dair ipucu vermesinden dolayı dikkatle izlenmelidir. Meclisimiz cari açığın yükselmesinin tehlikeleri üzerinde durmuştur.

Saygıdeğer Basın Mensupları, Değerli katılımcılar,

 

Bitirmiş olduğumuz yılın iç siyaset açısından son yıllarda pek de alışık olmadığımız bir istikrar tablosu içerisinde yaşanmış olmasının doğrudan faydalarını iktisadi rakamlarda açıklıkla görmemiz mümkündür.  Siyasal kültür ve yapımızın tüm kurumlarıyla sergilediği olgunluk tüm bir yıl boyunca, kuşkusuz en önemlileri Avrupa Birliğine tam üyelik hedefine doğru atılan bir çok sağlam adımı mümkün kılmıştır. Bu noktada bu büyük kararlılığın ülkemizin gerçek anlamda çağdaşlaşması ve demokratikleşmesi açısından ne kadar olumlu bir adım olduğunu bir kez daha vurgulamak isteriz. Bu tablonun yaşanılmasına katkıda bulunan iradenin oluşmasında payı bulunan siyasi ve siyasi olmayan tüm kurum ve kuruluşlar gerçek anlamda takdire şayan bir performans sergilemişlerdir. Kanaatimizce büyük devlet olmanın yolunun “halk için halka rağmen” alınan kararlarla gerçekleştirilecek bir hedef olmadığı bilincinin en üst düzeyde kabul görmesinden geçtiği aşikar olmalıdır. Tüm bir yıl boyunca, en hassas siyasal kararların gittikçe daha yoğun bir biçimde kamuoyuna açılan bir tartışma zemininde cereyan eden fikir çatışmalarına konu olması bu yönde sevindirici bir gelişmedir. Bu husus ayrıca demokrasimizin çok seslilik ve hoşgörü standartlarının ne noktada olduğunun da hoş bir kanıtıdır.

 

Geçtiğimiz yıl söz konusu tartışmaların en önemlilerinden biri Kıbrıs meselesine ilişkin olarak cereyan etmiştir. Kıbrıs’ta yıllardır süren ve adeta “çözümsüzlüğün bir çözüm” gibi algılanmasına yol açmış bulunan durumun adil bir sona erdirilmesi adına Türkiye en üstün bir siyasi iradeyi yine tüm kurumlarıyla ortaya koymuştur. Ne yazık ki bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ortaya koyduğu dirayet ve fedakarlık tam olarak anlaşılamamış gibidir. Bu noktada Kıbrıs Türkleri kadar Kıbrıslı Rumların da karşılıklı ilişkilerin adil normalizasyonu sonucunu verecek olan dışında bir anlaşma noktası bulunmadığının bilincinde olması gerekir. Refahı yaratmak ve paylaşmak adına Rum kamuoyunu da, Türk ve Kuzey Kıbrıs kamuoyununkine benzer bir olgunluğu ortaya koyması ve liderlerini bu yolda hareket etmeye ikna etmesi umudumuzdur.

 

Komşularımızla ilişkilerimizde artan ticaret hacmimizin ortaya koyduğu iyileşme hızlanarak sürecektir. Türkiye, dünyanın en hassas coğrafyasında, bölgesi için bir güvenlik tüketicisi değil, bir istikrar üreticisi konumundadır. Ülkemizin sunduğu bu örnek çerçevesinde,.karşılıklı dostluk ve iyi komşuluk ilişkilerimiz paralelinde yaratacağımız zenginlik, tüm bölgenin ortak geleceğini aydınlatacaktır. Bu noktada hükümetimizce izlenen çok kulvarlı diplomasi anlayışına desteğimizi bir kez daha belirtmek isterim. Özellikle yanı başımızda, komşumuz Irak’ta ortaya çıkmış bulunana durumun yarattığı istikrarsızlığın hızla dengelenmesi temennimizdir. Söz konusu durum ülkemizin bu bölge için öneminin de bir kez daha altının çizilmesine yol açmıştır. Türkiye ve Türk ihracatçısı bu noktada üzerine düşeni yapmaktadır. Kararlı bir biçimde Irak halkının geleceğini kurmasına barışçıl katkımızı en zor şartlarda bile sürdürmekteyiz..

 

Avrupa Birliğine tam üyelik koşusunda, müzakerelerin başlangıç tarihinin alınıp alınmayacağı noktasında, yıl boyunca, biraz merak, biraz da heyecanla beklediğimiz netice nihayet ortaya çıkmıştır. Bizim ve onların bir çok zorluğuna rağmen ortaya çıkan sonuç, her şeye rağmen, iki tarafın iyi niyetinin bir çıktısı olarak görülmelidir. Müzakere tarihinin alınması nihai olarak tam üyelik yolunda atılmış son derece olumlu bir adımdır. Türkiye’nin insan hakları ve demokratikleşme yolunda Kopenhag kriterlerini karşıladığının Avrupa Birliği kurumlarınca teyidi, geçtiğimiz on yılın tecrübesiyle karşılaştırıldığında, çok önemli olduğu inkar edilemez bir gelişmedir. Bun noktadan sonra bize düşen bu sürecin bir uyum ve pazarlık süreci olduğunun bilinciyle, bu defa müzakere konularına ilişkin dersimizi iyi çalışarak, çekinmeden masadaki yerimizi almak olacaktır. Bu yöndeki irade ülkemizde son derece kuvvetli olarak mevcuttur,. Zira bu iradenin arkasında, meşruiyetin tabii ve en büyük kaynağı olan kamuoyunun  önemli ölçüde desteği bulunmaktadır. Bu desteği yıpratmadan ve harcamadan önümüzdeki süreci başarıyla geçirmek noktasında herkes üzerine düşeni, gerektiği biçimde, yapacaktır inancındayız.

 

2004 yılı ihracatımızın kısa bir değerlendirmesini yapmak istiyoruz.

 

2004 yılı gerek ülke içi gerekse uluslararası anlamda son derece hareketli bir yıl olmuştur. Uluslararası arenada Avrupa Birliği üyeliği perspektifi ile hareket eden Türkiye, kendi içinde de başta ekonomik olmak üzere önemli kanuni düzenlemeler gerçekleştirmiş, önemli reformlara imza atmıştır. 17 Aralık’ta Avrupa Konseyi tarafından 3 Ekim 2005 tarihinin müzakerelere başlangıç için tescillenmiş olması bu çalışmaların meyvesi olmuştur. Böylelikle, Gümrük Birliği neticesinde dış ticaretimizin % 50’sinden fazlasını yapar hale geldiğimiz AB ile siyasi bütünleşme adına önemli bir aşama geride bırakılmıştır.

 

2003 yılı itibariyle Dünyanın ekonomileri arasında 18’inciliğe terfi eden Türkiye için, 2004 yılı dış ticaret açısından da önemli bir atılım yılı olmuştur. Irak’ta yaşanan kaos ortamına rağmen İhracat Stratejik Planı bağlamında çok yönlü bir strateji izlenerek, Dış Ticaret Müsteşarlığı, İhracatçı Birlikler ve özel sektör birlikteliği ile komşularla ekonomik ağırlıklı ilişkilerin geliştirilmesi açısından önemli bir başlangıç olmuştur. Irak Savaşının dışında kalan ve savaştan doğan ekonomik kayıpları minimum düzeyde tutmayı başaran Türkiye komşuları ile ticaretini önemli ölçüde artırmıştır.

 

Özelleştirmelerde yıllar bazında en fazla gelirin elde edildiği 2004 yılı, ardı ardına gelen doğrudan yabancı yatırım açıklamaları ile farklı ve ümit dolu bir yıl olmuştur.

 

2004 yılında dış ticaret hacmini yaklaşık % 36 oranında artıran Türkiye, ihracatını ise % 33,7 artırarak 64 milyar dolar seviyesinin üzerine çıkarmıştır. 2001 yılında yaşanan krizin ardından atıl kapasitelerin tekrar kullanılmaya başlamasıyla birlikte, girdi maliyetlerinin yüksekliğe, döviz fiyatlarındaki istikrarsızlığa ve değerli TL’ye ve uluslararası piyasadaki şiddetli rekabete rağmen yüzünü dışarıya çeviren ülkemiz özel sektörü, ihracatta çok önemli bir başarılara imza atmış ve böylelikle aylık bazda, değer ve artış oranları açısından rekorlarla dolu bir yılı geride bırakmıştır. Türk ihracatçısının en yüksek temsilcisi olan Türkiye İhracatçılar Meclisi ise bu rakamları farklı illerde yapmış olduğu basın toplantıları vasıtasıyla Türk kamuoyu ile paylaşmıştır.

 

Sektörel anlamda farklı seyirler izleyen ihracatının bel kemiği, toplam ihracatın dörtte üçünden fazlasını gerçekleştiren sanayi ihracatı olmuştur. 2004 yılı içerisinde ülkedeki istikrar ortamından cesaret alan firmalar, yeterince kapsamlı olmasa da, teşvik yasası doğrultusunda önemli yatırımlar gerçekleştirirken mevcut sistemlerimi ve kapasitelerini yenileme yoluna gitmişlerdir. Hazır giyimde yaşanan durgunluğa rağmen demir dışı metaller, otomotiv, makine ve elektrik elektronik sektörleri ihracattaki paylarını ciddi oranda artırmışlardır. 2004 yılında tarım ve madencilik sektörlerinin ihracattaki paylarında ise azalmalar yaşanmıştır. Tarım sektöründe yaşamış olduğumuz verim sorununun yanında tarımın desteklenmesinin şekli hakkındaki tartışmalar da 2004’e damgasını vurmuştur. Yine de Organik tarım, tarım sigortaları ve tarımın kayıt altına alınması gibi çalışmalar, henüz yetersiz olsa da tarım ihracatı açısından önümüzdeki yılların daha verimli geçeceği konusunda ümit vaat etmektedir.

 

Toplam ihracat içerisinde % 11,9’luk bir paya sahip olan tarım ihracatındaki artış, yıllık ihracat artışının altında % 24,7 oranında gerçekleşmiştir. 2003 yılında yıllık ihracat artışının üzerinde, % 33,6 olarak gerçekleşen tarım ihracatın toplam ihracat içindeki payı ise % 12,7 olarak gerçekleşmişti. Yıl içerisinde istikrarsız bir seyir izleyen tarım ihracatı içerisinde en fazla artış % 85,5 ile fındık ve mamulleri sektöründe gerçekleşmiştir. Bu rakamın yakalanmasındaki en büyük etken fındıktaki fiyat artışıdır. Zeytin ve zeytinyağı sektöründe ise mevsimsellikten doğan bir ihracat azalması söz konusudur. Tarım sektörü altında ele alınan ağaç ve orman ürünleri sektöründeki % 31,5’lik artış da dikkate değerdir.

 

Türkiye ihracatının % 86,3’ünü gerçekleştiren Sanayi Sektöründe 2004 yılı içerisinde önemli ihracat artışları yaşanmıştır. 2004 yılı demir ve demir dışı metaller sektörü açısından son derece verimli geçmiştir. 2003 yılında % 36,3’lük artış yakalayan sektör özellikle Çin’den kaynaklanan talep patlaması ve buna bağlı olarak fiyatların yukarılara tırmanması neticesinde 2004’ü % 71,1’lik bir artışla kapatmıştır. Bu artış sektör ihracatını 10 milyar dolara yaklaştırırken sektörün payını da % 14,4’e taşımıştır. Bunun yanında miktar bazında artış ise % 20 civarında gerçekleşmiştir. Özellikle yassı çelik kapasitesini artırmak için çeşitli yatırımların yapıldığı sektör 2005 yılı için de iddialı bir konumadır.

 

Otomotiv ve yan sanayii sektörü ihracatında ise özellikle yan sanayi ihracatında çok ciddi bir artış meydana gelmekle beraber toplamdaki artış % 49 düzeyinde gerçekleşmiştir. Ancak bu artış geçen sene gerçekleşen 52,3’lük artışın gerisinde kalmıştır. Otomotiv ve yan sanayi ihracatımız, genel ihracat içindeki payı % 16,9 ile konfeksiyon sektörünün ardından ikinci sırada gelmektedir. Makine ve aksamları ile elektrik elektronik sektörlerinde benzer durumlar mevcuttur. 2004 yılını Elektrik elektronik sektörü % 39,4’lük artış ve % 9,5’lik pazar payı, makine ve aksamları sektörü ise  % 41,9’luk bir artış ve % 3,3’lük artışla kapatmıştır.

 

2004 yılı konfeksiyon sektörü açısından ihracat değerlerindeki artışın sınırlı kaldığı bir yıl olmuştur. 2005 yılı başında kotaların kaldırılması arifesinde Çin’in agresif tutumu neticesinde fiyatlar gerilemiş, Türk konfeksiyon sektörü fiyat tutturmakta oldukça zorlanmıştır. Bütün bunlara rağmen konfeksiyon ihracatçılarımız İstanbul Deklarasyonunu imzalama başarısını göstererek Çin’in piyasada yapacağı bozucu etkiye karşı özellikle gelişmekte olan ülkelerin tercümanı olmuştur. Çin hali hazırda Başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dünya hazır giyim ve hazır giyim ve konfeksiyon piyasasındaki payını ciddi şekilde artırmıştır. Hazır giyim ve konfeksiyon sektörü 2003 yılında sektör toplam ihracat içerisinde % 24’lük bir pay alabilmişken 2004 yılı sonunda bu pay % 20,5ye gerilemiştir. Buna rağmen; konfeksiyon sektörü halen 22 sektör içerisinde 13 milyar 97 milyon dolarlık payı ile lider konumunu devam ettirmektedir. Tekstil ve hammaddeleri sektörü ise % 24,7’lik bir artışla yaklaşık 4,5 milyar dolarlık bir ihracat gerçekleştirmiştir.

 

Haziran ayında madencilik yasasında yapılan kapsamlı değişiklik maden ihracatımız açısından etkisini uzun vadede hissettirecek gibi gözükmektedir. Zira madencilik ihracatımız bu sene sadece % 42,6 oranında artmış ancak toplam ihracat içerisindeki payı da % 3,4’ten % 1,9’a gerilemiştir.

 

Ülkeler açısından ihracat incelendiğinde; 2004 yılında en fazla ihracat Almanya’ya gerçekleştirilmiş olduğu görülmektedir. Almanya’nın ihracatımız içerisindeki payı % 14 olup rakam 8 milyar 853 milyon dolardır. Almanya’yı 5 milyar 470 milyon dolar ile İngiltere takip etmektedir. Sürpriz bir gelişme ile İtalya üçüncülüğü ABD’nin elinden almıştır. İtalya’nın ardından ABD ve Fransa gelmektedir. Bu 5 ülkenin ihracatımızdaki payı % 43’tür. İhracatımızda ilk 10 ülke içerisinde 6 AB ülkesi mevcut olmakla birlikte 15 üyeli AB’nin toplam ihracatımız içerisindeki payı, 2003’e göre 1 puanlık düşüş ile, % 51,5 olarak gerçekleşmiştir. Bu rakam 2003’e oranla yaklaşık % 30’luk bir artışı ifade etmektedir.

 

2004 yılı komşularımızla ticarette çok verimli bir yıl olmuştur. Komşu ülkelere yapılan ihracat, geçen sene gerçekleşen % 67’lik artışın ardından, 2003 yılına göre % 74 artarak 7 milyar dolar seviyesine çıkmıştır. Bu rakam 2002 yılı ihracatının iki katından fazla bir rakamı ifade etmektedir. Bu rakamın daha artması beklenmektedir. Özellikle Rusya Devlet Başkanı Putin’in ziyaret ve Rusya ile enerji ağırlıklı ticaretimiz, Sayın Başbakanımızın Suriye ziyaretinde bu ülke ile imzaladığımız serbest ticaret anlaşması, İran ile doğal gaz merkezli ticaretimiz, ülkedeki kaos ortamına rağmen Irak’a yaptığımız her türlü ihracat, Yunanistan ile aramızda başlayan siyasi yakınlaşma bu muhtemel ihracat patlamasının öncü göstergeleridir.

 

Ortadoğu ülkelerine yapmış olduğumuz ihracat artışı komşu ülkelere oranla daha düşük seviyede gerçekleşmiştir. 8 milyar dolar seviyesini geride bırakan ihracatımız, % 33’lük bir artış gerçekleştirmiştir. Bölgeye yapılan ihracatın yarıya yakını Irak, İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne gerçekleştirilmiştir.

 

Bu sonuçlar Türkiye’nin uluslararası ticaretten gittikçe daha fazla pay alması anlamına gelmektedir. Ancak tabii ki bu rakamlar Türkiye’nin potansiyelini yansıtmaktan uzaktır. Özel sektörün gayretlerinin devlet tarafından desteklenmesi ile ihracatımız çok daha ileri gidebilecek düzeydedir."

 

Kaynak TİM