NASIL BİR VERGİ SİSTEMİ   

 

İstanbul, 16.10.2003

İmdat KÖSOĞLU

S.M. Mali Müşavir

eksen@eksenmusavirlik.com

NASIL BİR VERGİ SİSTEMİ 

Ülkemizdeki vergi sisteminin temel sorunu yumurta-tavuk hikayesinde olduğu gibidir. Yani vergiler mi kayıt dışına iter, kayıt dışı mı vergiyi azaltır.

 

Yıllardır yürütülen vergi politikaları kayıt dışılığı maalesef önleyememiştir. Bu ise doğrudan haksız rekabeti ortaya çıkarmaktadır. İki komşu esnaftan biri vergisini hakkıyla öderken diğeri ödemezse ve bu cezalandırılmazsa vergi kaçıran kişinin ödemediği vergi doğrudan sermayeye dönüşerek dürüstçe vergisini ödeyen esnafa karşı yıllar içerisinde üstünlük sağlamasına ve belki de onu piyasadan silmesine neden olmaktadır. Bu basit ama çok ciddiye alınması gereken bir örnektir. Daha doğrusu kayıt dışılığın en temel sonucudur.

 

Peki kim haklıdır? Yoksa Nasrettin Hoca  misali herkes mi? Üzülerek söylemek gerekirse evet. Devlet ne yapmalıdır? Vatandaşlar ne yapmalıdır? Bir kere devlet öncelikle Kanunların yapılmasında önemli rolü bulunan bürokratlarını 1 yıl esnaf, tüccar, sanayici olarak ve kazandıklarıyla geçinmek şartıyla çalıştırmalıdır. Çalıştırmalıdır ki insanların ekonomik hayatta hangi şartlar içerisinde ayakta kalmaya çalıştıklarını görsünler bu tecrübelerle düzenlemeleri yapsınlar.

Ülkemizdeki vergi sistemi "körler sağırlar birbirini ağırlar" sistemidir. Teşbihte hata olmaz.

Bizler meslek mensupları, vergi inceleme elemanları, vergi daireleri aynı konuyu okuyup farklı sonuçları ortaya çıkarıyoruz. Bunun nedeni kuralların muallak olmasıdır. Kurallar net olmadıkça, adil olmadıkça ve herkese eşit uygulanmadıkça sistemin iyi işlemesi adına ne bekleyebilirsiniz.

 

Maliye idaresinde çalışanlar bu toplumun içerisinde yaşayan insanlar değil mi? Onlar ihtiyaçlarını karşılamak için alışveriş yapmıyorlar mı? O dar bütçelerini denkleştirmek için herkesten çok hesap kitap yapmıyorlar mı? Tüm bunlar olurken önlerine gelen bir inceleme esnasında kendilerinin alışveriş esnasında ödedikleri bedellerden çok daha düşük bedelli faturalarla karşılaşmıyorlar mı? Karşılaşıyorlar. Ama herkes, vergi adaletinin olmadığını, insanların tüm giderlerini kayda alamadığını, gerçekte kazanılan para ile kayıtlarda görünen rakamların eşit olmadığını bildiğinden çok aşırı bir durum olmadıkça kimse kimseye dokunmuyor. Kim kaybediyor yine o herkes. Bu neden böyle olsun ki. Neden vergi mükellefleri başı dik gezmesin vergi memurunun adını uyunca irkilsin.

 

Vergi adaletsizliğinin temellerinden biri ve en önemlisi Kanunen Kabul Edilmeyen Giderlerdir. Dünyanın başka neresinde böyle bir kavram vardır acaba. Bir tarafta gelir olarak kabul ettiğiniz bir unsuru diğer tarafta gider olarak kabul edilmiyor. Böyle bir durumda kabul edilmeyen gider unsurları ile ilgili belge talebi otomatik olarak azalır hatta belki de hiç olmaz. Bu unsurlarla ilgili sektörleri kayıt altına almakta sıkıntılar yaşanır. İnsanlar kazandıkları para ile yaşamlarını idame ettirirken bununla ilgili yaptıkları harcamalar hiç yokmuş gibi davranılıyor ve temel ihtiyaçlar için harcanmış paranın da vergisi alınıyor.

 

Hele bir komedi daha var ki yıllardır çözülmüyor. Ücretlilere yapılan vergi iadesinde deniyor ki elbise al temizleme, yiyecek maddelerini al pişirme !!! Ona rağmen insanlar vergi iade zarflarını maksimum toplaması gereken kadar belge ile dolduruyor. Ücretliye denmiyor ki sen hiç mi temizlik yapmadın, yemek pişirmedin? Dedik ya körler sağırlar birbirini ağırlar.

 

Kanunun kabul etmediği giderlerden bir örnek daha. Sağlık harcamaları ...  Sistemimizde sağlık harcamaları ücretli vergi iadesi dışında gider olarak kabul edilmiyor. Peki bunca sağlık kuruluşu neden belge düzenleyerek vergi ödüyor. Hayatın bu kadar pahalı olduğu günümüzde gider kabul edilmeyen bir unsurla ilgili KDV ödememek için kimse belge talep etmiyor. Bu durumda sağlık sektöründe kayıt dışılığı artırıyor. Şimdi diyeceksiniz ki Gelir vergisi mükelleflerinin sağlık harcamalarının vergi matrahının %5’i kadarının gider olarak kabul edilmesine ilişkin düzenleme yapıldı ya. Tabi canım bu insanlar iyi hesap yapacaklar matrahlarının %5i kadar hastalanacaklar. Bu kanunun anlamı şudur. Ey gelir vergisi mükellefleri hastalansanız da hastalanmasanız da fatura bulun gider yazın. Yani Sağlık kuruluşlarının Türkiye’deki toplam yıllık gelir vergisi matrahının %5’i kadar hasılat beyan etmesini sağlamaktır.

 

Sonuç olarak sistem razı olmaya dayalı bir sistemdir. Sektörel bazda öngörülen kadar vergi toplanması sistemi ve idareyi tatmin etmektedir. Halbuki Anayasamızın 73. maddesinde "Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, malî gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür" Bu durumda "Mali Güç" kavramı iyi tanımlanmalıdır. Yapılacak tanımda kanımca yaşamı idame ettirmek için yapılan harcamaların mali güce etkisinin ne olduğunun tespiti önemlidir. Devlet kendini tatmin edecek kadar değil olması gereken kadar bir vergi almalıdır. Bunu yaparken sosyal devlet olma ilkesi ve ticari hayatın bekasını ön planda tutmalıdır.

 

Vergi sistemi düzeltilerek tahsil edilecek vergi miktarı artırılmazsa ülke insanının refahı, yaşam kalitesi ve gelir dağılımındaki uçurumun giderilmesi mümkün olamaz. Bu durumda da zengin ile fakir arasındaki tek fark Boğaziçi köprüsünde ikisi de kuyrukta beklerken birinin klimalı arabada beklemesi olacaktır.