|
18
Nisan 2005
İsmail Hakkı AYDOĞDU
Gelirler Kontrolörü
ihakkiaydogdu@hotmail.com
GELİR İDARESİNİN YENİDEN YAPILANDIRILMASINDA
GELİRLER KONTROLÖRLERİNİN YERİ
5333 Sayılı
Gelir İdaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun 14.04.2005
tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiştir. Bu yazı söz konusu Kanun ile
gelirler kontrolörleri hakkında yapılan düzenlemeleri değerlendirmek için kaleme
alınmıştır.
I-
YÖNETİM ŞEMASINDA KAMU YÖNETİMİ TEMEL YASASI MODEL ALINMIŞTIR
TBMM’de kabul edilmiş olmakla birlikte, içinde teftiş
ve denetimle ilgili hususlar da bulunan ve bazı maddelerinin bir kez daha
görüşülmesi gerektiği düşüncesiyle Sayın Cumhurbaşkanı’nca TBMM’ye iade edilen
dolayısıyla yürürlüğe girmemiş olan Kamu Yönetiminin
Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun, 5333 Sayılı
Kanun’daki yapılanmada model olarak alınmıştır.
Halen Kamu Yönetiminin
temel çerçevesini çizen Bakanlıkların Kuruluş ve Görevlerine ilişkin 3046
sayılı Kanuna göre Bakanlıklar ve bağlı kuruluşlarda denetim birimleri Ana
Hizmet Birimleri içinde değil danışma ve denetim birimleri içinde yer
almaktadır. Söz konusu Kanun’un 10. maddesine göre bakanlık bağlı kuruluşları,
bakanlığın hizmet ve görev alanına giren ana hizmetleri yürütmek üzere,
bakanlığa bağlı olarak özel kanunla kurulan, genel bütçe içinde ayrı bütçeli
veya katma bütçeli veya özel bütçeli kuruluşlardır. Anılan Kanun’un 12.
maddesinin üçüncü fıkrasına göre de
“Bakanlık bağlı kuruluşlarının merkez teşkilatında ihtiyaca göre aşağıdaki
danışma ve denetim birimleri kurulabilir.
a) Teftiş Kurulu,
b) Hukuk Müşavirliği,
c) Ayrıca gerekli görülen
hallerde, Araştırma, Planlama ve Koordinasyon Dairesi Başkanlığı.”
Örneğin, Maliye
Bakanlığı’nın bağlı kuruluşlarından olan Milli Piyango Genel Müdürlüğü Teftiş
Kurulu en üst amire bağlıdır ve danışma ve denetim birimleri arasında
sayılmıştır. Söz konusu düzenleme 06.06.1988 tarih ve 19834 sayılı Resmi
Gazete’de yayınlanan 320 sayılı Milli Piyango Genel Müdürlüğü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 17. maddesi ile yapılmıştır.
Hukukumuza göre sonraki
kanunun önceki kanunun, özel kanunun da genel kanunun hükümlerini değiştirmesi
mümkündür. Ancak 3046 sayılı Kanun’da
olduğu gibi kamu yönetimine ilişkin temel bir çerçeve oluşturulmadan bu
gruplandırmanın münferit yasalarla yapılması kanun yapma usulü ve kamu
yönetiminin istikrarı açısından doğru değildir.
Bugün kamu yönetiminde kontrolörler bulundukları kurumlarda doğrudan birim amirine
bağlıdırlar. Hal böyle iken 5333 sayılı Kanun’da ise Gelirler Kontrolörleri
Daire Başkanlığı Ana Hizmet Birimleri içerisinde yer almış ve böylece gelirler
kontrolörleri doğrudan birim amiri yerine daire başkanına bağlı kılmıştır.
Gelirler kontrolörlerine ilişkin düzenlemelerde yürürlüğe girmemiş olan Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden Yapılandırılması
Hakkında Kanun hükümleri esas alınmaya çalışılmış ancak, Kanun’un 12.
maddesinin (b) bendindeki “Benzer nitelikteki hizmet
ve görevler birden fazla kurum ve kuruluşa verilemez.” hükmü göz ardı
edilmiştir. Eğer bu Kanun hükümleri teşkilatlanmada esas alınacak ise aynı işi
yapan tüm birimler için uygulama birliğine gidilmelidir.
II- BAĞIMSIZ DENETİMİN GEREKLERİNE UYULMAMIŞTIR
Gelirler kontrolörlerinin mevcut yetkilerini
kullanabilmeleri ve görevlerini gereği gibi ifa edebilmeleri için ana hizmet
birimi olan daire başkanlığı şeklinde örgütlenmemeleri zorunluluğunu
Cumhurbaşkanımızca veto edilen Kamu Yönetiminin Temel İlkeleri ve Yeniden
Yapılandırılması Hakkında Kanun’un, denetimle ilgili 38. maddesinin veto
gerekçeleri çok net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu nedenle gerekçelere
özetle aşağıda yer verilmiştir.
“İncelenen
Yasa'nın, denetlemeye yetkili kurumları gösteren 40. maddesi ile bakanlıklar,
bağlı ve ilgili kuruluşların örgütlenmesine ilişkin maddelerinde, Türk yönetim
yapısında köklü geçmişi bulunan, yolsuzluklarla savaşımda önemli çalışmalar
yürüten teftiş kurullarına yer verilmediği görülmektedir.
Merkezi
yönetim, yönetsel etkinlikler alanında, yasal düzenlemelerin merkez olarak
kabul ettiği bir yerde toplanmış bulunan üst düzey yöneticilerin aldıkları
karar ve yaptıkları yürütülebilir işlemlere, Devlet tüzelkişiliğinin yetki
alanında bulunan tüm örgütsel birim ve görevlilerce uyulması ve bunları
uygulaması anlamına gelmektedir.
Hukuksal bir kurum ve kavram olan hiyerarşi, merkezi
yönetimin yukarıda yer verilen
anlamı karşısında, "idarenin bütünlüğü"nün söz konusu olduğu
örgütlenmede, merkezden yönetimin gerçekleşme yöntemi ve aracıdır. Bu yöntem ve
aracın geçerli kılınabilmesinin en etkin yolunun ise hiyerarşik denetim
olduğunda duraksama bulunmamaktadır.
Yukarıda
ayrıntılarıyla açıklandığı gibi, Anayasa'da, "idarenin bütünlüğü
ilkesi"nin gerçekleştirilmesinin hukuksal araçları olarak, hiyerarşi,
yetki gerişliği ve idari vesayet kurumlarına yer verilmiştir. Bu kurumların her
birinin "denetim" olgusunu içinde taşıdığı, bu yönüyle Devlet
aygıtının örgütlenmesine ilişkin düzenlemelerin, bu kurumlara yer vermesinin
anayasal bir zorunluluk olduğu tartışmasızdır.
Uluslar
arası
standartlarda teftiş kavramı, "denetim", "soruşturma",
"yönetim" ve danışmanlık" işlevlerini ve bu işlevleri yürütecek
uzmanları içermektedir.
Gerek
yukarıda ortaya konulan anayasal ilkeler, gerek içerdiği öğeler göz
önünde
bulundurulduğunda, teftiş hizmeti, yalnızca yönetsel etkinliklerin
yürütülmesinde usulsüzlüklerin ve yolsuzlukların ortaya çıkarılmasından,
soruşturulmasından, bunların önlenmesi ve hizmetin daha etkin ve verimli
kılınması için alınacak önlemlerin araştırılmasından ibaret olmayıp, aynı
zamanda hiyerarşik denetimin ve vesayet denetiminin bu alanda uzmanlaşmış,
yetkin, güvenceye sahip, siyasal istencin etkisinden soyutlanmış denetim
elemanları eliyle yapılarak, idarenin bütünlüğü ilkesinin yaşama geçirilmesinin
aracı olarak da görülmelidir...
Bu nedenle,
öngörülen iç denetim sistemi ve bu alanda teftiş kurullarının kaldırılması
yerinde ve kamu yararına uygun görülmemektedir.”
III- GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI’NIN BİR TEFTİŞ
KURULU BULUNMAMAKTADIR
Gelirler
kontrolörleri, 178 sayılı Maliye Bakanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında
Kanun Hükmünde Kararname’nin 43. maddesi uyarınca, gelir idaresi personelini
teftiş etmekte ve soruşturmalarını yapmaktadır. Bu yetkiye Kanun’un Gelirler
Kontrolörleri ile ilgili düzenlemeler yapan 14. maddesinde yer verilmemekle
birlikte, 34. maddesinin 5 numaralı bendinde yer verilmiştir. Zaten gelir
idaresi gibi ülkenin gelirlerinin önemli bir kısmını toplayan bir idarenin
personelinin ve işlemlerinin teftiş edilmemesi ve sorumlular hakkında gerekli
soruşturmalar yapılmaması düşünülemez.
Bu nedenle
Gelir İdaresi Başkanlığı’nın bir teftiş kuruluna ihtiyacı vardır. Teftiş
kurulunun görevlerini gelirler
kontrolörleri icra ettiğinden gelirler kontrolörleri, oluşturulacak Gelirler
Kontrolörleri Kurulu içerisinde Gelir İdaresi Başkanına bağlı olarak görev
yapmalıdırlar.
Gelirler
Kontrolörlerinin hem iç hem de dış denetim yetkileri bulunmaktadır. Dış denetim
yani vergi incelemesi yetkilerini Vergi Usul Kanunu’nun 135. maddesinden
almaktadırlar. Teftiş ve soruşturma görevleri gibi vergi incelemesi görevi de
bağımsızlık ve her türlü etkiden uzak bir şekilde yerine getirilmelidir. Bu da
gelirler kontrolörlerinin en üst amire bağlı olarak çalışmalarını gerekli ve
zorunlu kılmaktadır.
5018 sayılı Kamu Malî
Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 64. maddesi uyarınca, denetim elemanlarının en
üst yöneticilere doğrudan doğruya bağlı olarak görev yapacakları hükme
bağlanmıştır. Kanuna göre, denetimde etkinlik, verimlilik, bağımsızlık ve
tarafsızlık ilkelerinin uygulanabilmesi için, denetim birimlerinin doğrudan
idarenin en üst amirine bağlı olarak örgütlenmeleri zorunludur.
Bu Kanunda ise,
Gelirler Kontrolörleri Daire Başkanlığı ana hizmet birimleri içerisinde yer
almaktadır.
III- ANAYASAMIZIN 10.
VE 11. MADDELERİ HÜKMÜ GÖZ ARDI EDİLMİŞTİR
Maliye Bakanlığı’nda ve
diğer Bakanlıklarda yer alan kontrolörler mevcut birimlerin en üst amirine
bağlı olarak çalışmaya devam etmektedirler. 5333 sayılı Kanun’la gelirler
kontrolörleri ile muadilleri arasında
gelirler kontrolörleri aleyhine bir eşitsizlik oluşturularak
Anayasamızın 10 ve 11. maddeleri hükmü
de göz ardı edilmiş olmaktadır.
SONUÇ
Gelir İdaresi
Başkanlığının merkez vergi denetim birimi olan gelirler kontrolörleri, idarî
yapılanmamızda hiçbir benzeri olmayacak şekilde, daire başkanlığı biçiminde ana
hizmet birimi olarak örgütlenmektedir.
Oysa, idarî
yapılanmamızda merkez denetim elemanlarının tamamı, bulundukları idarenin danışma
ve denetim birimleri içinde en üst amire doğrudan bağlı olarak görev
yapmaktadırlar. En üst amire doğrudan bağlılık, denetim elemanlarının tarafsız
ve bağımsız, ön yargılardan uzak bir tutum içinde olmaları ve denetim sonucunda
kanaatlerini belirtirken sadece kendi iradelerini esas almaları bakımından
zorunluluktur.
Gelirler
kontrolörlerinin Vergi Usul Kanunu’nun 135. maddesinden aldıkları vergi
incelemesi görevlerini ifa ederken,
tarafsız ve bağımsız hareket etmeleri için, bulundukları birimin en üst amirine
doğrudan bağlı olmaları şarttır. Uluslar arası denetim standartları da bunu
gerektirmektedir.
Eğer denetim
birimlerinin ana hizmet birimi şeklinde örgütlenmesi yönünde bir irade varsa
bu, tüm denetim birimleri için ve konu hakkında genel bir kanun çıktıktan sonra
yapılmalıdır.
|