|
25
Kasım 2005
Halil SÖYLER
SMMM
MÜSBE
Muhasebe-Finansman Doktora Öğr.
Halil.soyler@gtturk.com
Furkan BÜTÜN
Denetçi
ALT İŞVERENLERDEN TEMİN
EDİLEN ÜRETİM İŞÇİLİKLERİNİN KATMA DEĞER VERGİSİ ve İŞ KANUNU AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
1. GİRİŞ
Çalışmada, 25997
Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 96 Seri No.lu Katma Değer Vergisi Genel
Tebliği’nin (KDVGT) 5.1 no.lu alt bölümünde (İşçilik hizmeti temini ile ilgili uygulamalarda KDV uygulamaları yönünden
değişikliğe gidilmiştir.) ve 10.6.2003
Tarih ve 25134 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4857 sayılı İş Kanunu’nda (İK)
yer alan tanımlar bölümünde (Md. 2) yer alan açıklamalar ışığında, alt
işverenlerden temin edilen üretim işçilikleri ile ilgili uygulamalarda
karşılaşılabilecek sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin açıklamalar yer
almaktadır.
2. KATMA DEĞER VERGİSİ
AÇISINDAN TEMİN EDİLEN ÜRETİM İŞÇİLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Katma değer
vergisi (KDV) mükellefi bazı
işletmeler, mal veya hizmet üretimlerine
ilişkin [1]olarak
ihtiyaç duydukları işgücünü kendilerine hizmet akdi ile bağlı ücretli
statüsünde hizmet erbabı çalıştırarak temin etmek yerine, alt işverenlerden
veya bu alanda faaliyette bulunan diğer kurum, kuruluş veya organizasyonlardan
satın almaktadırlar. Katma değer vergisi mükelleflerinin alt işverenlerden veya
bu konuda faaliyette bulunan diğer işletmelerden temin ettikleri işgücü
hizmetine ait katma değer vergisinin % 90’ının tevkifata tabi tutulması ve
bunlar tarafından sorumlu sıfatıyla beyan edilmesi gerekmektedir.
Yukarıda
bahsedilen tevkifat sorumluluğu, Aralık 2005 Döneminden geçerli olmak üzere
yürürlüğe girmiş bulunmaktadır. [2]
Tevkifat
kapsamına giren hizmetleri ifa eden mükellefler düzenleyecekleri faturada işlem
bedelini, hesaplanan katma değer vergisini, tevkifat miktarını ve tahsil
edilecek toplam meblağı göstereceklerdir. Örneğin 100.000.-YTL’lık tevkifata
tabi bir iş için tevkifat oranının 9/10 olduğu da dikkate alınırsa, fatura
aşağıda yer aldığı şekilde düzenlenmelidir;
|
İşlem Bedeli
|
|
100.000,00
|
|
Hesaplanan KDV
|
|
18.000,00
|
|
Toplam
|
|
118.000,00
|
|
(-) Tevkif
edilen KDV (9/10)
|
|
16.200,00
|
|
Tahsil Edilecek Toplam Tutar
|
|
101.800,00
|
28.02.2004 Tarih
ve 25387 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan 91 no.lu KDVGT’nin (A-2) bölümüne
göre hizmet alımlarında tevkifat uygulaması gereken kurum, kuruluş ve
işletmeler aşağıda sıralanmıştır;
-
Genel bütçeye dahil daireler, katma
bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler ve bunların teşkil ettikleri
birlikler,
-
Döner sermayeli kuruluşlar,
-
Kanunla kurulan kamu kurum ve
kuruluşları,
- Kamu kurumu niteliğindeki meslek
kuruluşları,
-
Üniversiteler (vakıf üniversiteleri
hariç),
- Kanunla kurulan veya tüzel kişiliği
haiz emekli ve yardım sandıkları,
- Bankalar ve özel finans kurumları,
-
Kamu iktisadi teşebbüsleri (Kamu
İktisadi Kuruluşları, İktisadi Devlet Teşekkülleri),
- Özelleştirme kapsamındaki kuruluşlar
- Organize sanayi bölgeleri ile menkul
kıymetler, vadeli işlemler borsaları dahil bütün borsalar,
- Hisse senetleri İstanbul Menkul
Kıymetler Borsasına (İMKB) kote edilmiş şirketler (bunlar yalnızca “yapım
işleri”, “temizlik, çevre ve bahçe bakım hizmetleri”, “özel güvenlik
hizmetleri” ile “yemek servis hizmetleri”ne ait katma değer vergisini tevkifata
tabi tutacaklardır.), [3]
-
Yarıdan fazla hissesi doğrudan
yukarıda sayılan kurum ve kuruluşlara ait olan (tek başına ya da birlikte)
kurum, kuruluş ve işletmeler,
birbirlerine karşı ifa
ettikleri hariç olmak üzere;
-
Yapım işleri ile bu işlere ilişkin mühendislik-mimarlık
ve etüt-proje hizmetleri,
- Temizlik, bahçe ve çevre bakım hizmetleri,
- Özel güvenlik hizmetleri,
-
Makine, teçhizat, demirbaş ve taşıtlara ait tadil,
bakım ve onarım hizmetleri,
- Her türlü yemek servisi ile
-
Danışmanlık ve denetim hizmetleri gibi belirtilen
hizmetlerde katma değer vergisi bu kurum ve kuruluşlarca sorumlu sıfatıyla
beyan edilmek ve ödenmek üzere tevkifata tabi tutulacaktır.
Ancak hizmet alımlarında tevkifat uygulaması gereken
yukarıda yer alan kurum, kuruluş ve işletmelerin 96 no.lu KDVGT’nde belirtilen türden işgücü hizmeti vermeleri
halinde, işgücü hizmet bedelleri üzerinden hesaplayacakları katma değer vergisini tevkifata tabi
tutmayacaklardır.
Örneğin;
hisse senetleri İMKB’ye kote edilmiş
bulunan X A.Ş’i, Y A.Ş’ne hizmet üretimine yönelik olarak işgücü hizmeti vermekte
ise, işgücü hizmetini veren X A.Ş’i 91 no.lu KDVGT’nde sayılı işletmeler
arasında bulunduğundan dolayı, Y A.Ş’ne düzenleyeceği faturada yer alacak
hesaplanan katma değer vergisini tevkifata tabi tutmayacaktır.
Ancak,
mal veya hizmet üretimine yönelik işgücü hizmetinin, 91 no.lu KDVGT’nde sayılı
kurum, kuruluş ve işletmeler dışında kalan kurum, kuruluş ya da işletmelerden
temin edilmesi halinde tevkifat uygulaması yapılacaktır.
Tevkifat kapsamına alınan bu
işlem nedeniyle iadesi gereken katma değer vergisinin nakden veya mahsuben
iadesi miktarına bakılmaksızın sadece banka teminat mektubu veya vergi inceleme
raporu karşılığında yerine getirilecek, teminat mektupları vergi inceleme
raporu sonucuna göre çözülecektir. Teminat karşılığı iade almak isteyenlerin
iade talep dilekçesi ile birlikte işgücü hizmeti dolayısıyla düzenleyecekleri
faturaların onaylı listesi ile iade talep ettikleri döneme ait indirilecek
katma değer vergisi listesini ve banka teminat mektubunu vergi dairesine ibraz
etmeleri gerekmektedir.
Nakden veya mahsuben iade
talepleri beyannamenin verilip dilekçe ve ekleri ile banka teminat mektubunun
vergi dairesine ibraz edildiği tarihte geçerlik kazanacaktır.
Dolayısıyla, KDV mükellefleri açısından; banka teminat mektuplarına ödenen
komisyonlar, vergi inceleme raporlarının düzenlenmesi sürecindeki geçecek süre
ve riskler, şirketin gelecek dönemlerdeki KDV’si pozisyonları (devreden –
ödeme) dikkate alınarak, nakden ya da mahsuben iade talep edilecek tutarın iade
sürecine girilmesine değecek büyüklükte olmasına dikkat edilmeli, iade
tutarının küçük olması halinde KDV beyannamesinde ilgili ayda bu tutarların
devreden KDV olarak gösterilmesi daha faydalı olacaktır.
3. İŞ KANUNU
AÇISINDAN TEMİN EDİLEN ÜRETİM İŞÇİLİKLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
10.6.2003 Tarih ve 25134 Sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 4857 sayılı İş Kanunu’nda (İK) yer alan tanımlar bölümüne göre (Md.
2); bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin
yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile
teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için
görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer
işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt
işveren ilişkisi denir.
Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile
ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu
toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte
sorumludur.
Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak
çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce
o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde
ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı
kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin
işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin
ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl
iş bölünerek alt işverenlere verilemez. [4]
İlgili kanun maddesinin gerekçesi,
asıl işveren – alt işveren ilişkisinin muvazaa yaratacak şekilde
kullanılmasının engellenmesi amacını taşımaktadır.
Bu madde
metninde geçen ifadelerden bazıları farklı yorum ve uygulamalara neden olmaktadır.
Bu ifadeler ve ifadelerin ne anlam ifade ettiği aşağıda yer alan bölümlerde
açıklanmaya çalışılmıştır.
- Asıl işin bölünmesi
neyi ifade etmektedir?
İş eğer tek bir
süreçten oluşuyorsa bu işin bölünerek alt işverenlere devredilmesi mümkün
değildir. Ancak iş belirli evrelerden oluşuyorsa her bir evre bağımsız olarak
alt işverenlere verilebilir. Örneğin, bir kireç üretim sürecinde; kireç taşının
maden sahasından çıkartılması, fabrika stok alanına taşınması, taşların
kırılması, sönmemiş kireç üretimi, sönmüş kireç üretimi ve paketlenmiş kireç
haline dönüştürülme gibi belli aşamalar bulunmakta olup bu asıl işin bir bölümü
alt işverenlere verilebilecektir.
- İşletmenin ve işin
gereği uzmanlık gerektiren işler neyi ifade etmektedir?
Uygulamada,
genellikle bu ifadenin “maliyet ve kalite” kavramlarını ifade ettiği
savunulmaktadır. Örneğin; Kireç taşının maden sahasından çıkartılması işini bir
alt işverene devrederek işçilik maliyetlerinin düşürülmeye çalışılması gibi.
Ancak bu işlemin, kendi işçisini alt taşerona devrederek daha düşük ücretle
işçilerin çalıştırılmaya zorlanması şeklinde maliyetin düşürülmeye çalışılması
halinde madde gerekçesi ile zaman zaman ters düşelebilmektedir.
- Teknolojik nedenlerle
uzmanlık gerektiren işler neyi ifade etmektedir?
Tam otomasyonlu üretim yapan şirketlerde,
bilgi sistemleri ile ilgili olarak uzman bir şirketten hizmet alınması örnek
olarak gösterilebilir.
Dolayısıyla
kanun maddesinden, “işletmenin ve işin
gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler” mevzu bahis
olduğunda asıl iş bölünerek alt işverenlere verilebilecektir.
Ancak, anahtar
teslim yapılan işlerde (yani işin bölünmemesi halinde) asıl – alt işveren
ilişkisinden söz edilemeyeceği yönünde yargı kararları bulunmaktadır. [5]
Ayrıca üretimle
ilişkisi olmayan işleri ( bina tadilat işleri, ek müştemilat yapım işleri gibi)
alan taraf açısından alt işveren statüsü oluşmayacaktır.
Üretim
şirketlerinde (mal – hizmet) üretim işlerine yönelik yürütülen asıl işin bir
bölümünün ya da yardımcı işlerin (temizlik, güvenlik, yemek, şöför vb) bir
diğer işverene havale edilmesi ve diğer işverenin işçilerinin ilgili işi sadece
ilgili üretim şirketinde yerine getirmeleri halinde asıl – alt işveren ilişkisi
oluşmaktadır.
Neden şirketler
asıl işveren - alt işveren vb. iş ilişkilerini kötü yönde kullanmaktadır?
Uygulamada göze
çarpan hususlar çoğu şirketlerin:
- İK’ndan doğan, terör mağduru, eski
hükümlü ve sakat işçi çalıştırma yükümlülüklerine tabi olması için gerekli
50 işçiden fazla personel çalıştırılması zorunluluğu kapsamına girmemek,
- Çeşitli teşviklerden yararlanmak
(KOSGEB’den alınanlar gibi),
- Toplu iş sözleşmesi hükümlerinden
kaçınmak, [6]
- İşçi haklarını sınırlandırmak ve
iş güvencesi ile ilgili yükümlülükler kapsamına girmemek
için aslında
kendi personeli olan işçilerin bir kısmını diğer şirketlere (örneğin grup
şirketlerine) kaydırmak suretiyle bu düzenlemelerin kapsamına girmemeye
çalıştıkları görülmektedir.
Aşağıda yer alan
durumlarda yargı kararları, asıl işveren – alt işveren ilişkisinin muvazaalı olarak oluştuğunu kabul etmekte ve
yapılan işlemi kanuna karşı hile olarak değerlendirmektedir. [7]
- İşyerlerinde sürekli işlerde uzun
süre çalıştırılan işçinin, asgari ücretle çalıştırılabilmesi amacı ile alt
işverenin işçisi olarak gösterilmesi,
- İşverenin toplu iş sözleşmesi
yükümlülüğünden kurtulmak için görünürde müteahhit olarak adlandırdığı
kişi ile sözleşme yaparak işçileri bu kişi ya da kuruluşun işçisi gibi
göstermesi,
- Şeklen ihale yoluyla 3. kişiler
yanında çalıştırılan işçilerin aynı işyerinde çalışmalarında bir
kesintinin olmaması ve asıl işveren ile taşeron arasında yapılan kısa
süreli sözleşmelerde kaç işçinin işe alınacağının, niteliklerinin ve öğle
yemeklerinin asıl işveren tarafından verileceğinin yer alması,
- İş sözleşmesinin taşeronla yapılmış
olmasına rağmen işçinin işe alınması, nitelikleri, işten çıkartılması ve
ücretlerinin belirlenmesi konularında tüm yetkilerin işi veren işverene
tanınması,
- Kısa sürelerle taşeron olarak
gösterilen kişi değiştiği halde taşerona bağlı olarak gösterilen işçilerin
işlerini aynen ve aralıksız sürdürmekte olmalarıdır.
Yukarıda
özetlerine yer verilen Yargıtay kararları, 1475 sayılı eski İş Kanunu’nun
uygulandığı dönemlerde verilmiş olup, 4857 sayılı İK içinde önemli bir esin
kaynağı olmuştur. Ancak 4857 sayılı İK’nun 2. maddesinin yetererince önceki
kararları desteklediği görülmemektedir.
Dolayısıyla,
işin ve işletmenin gereği ile uzmanlık gerektiren işlerin dışında kalan asıl
işlerin bölünerek alt işverenlere verilmesi halinde bu ilişkinin muvazaalı oluştuğundan
hareketle işletmeler önemli cezalar ile karşı karşıya kalabileceklerdir. İlgili
maddelerde belirtilen müteselsil sorumluluk hukuki sorumluluk olup, cezai
sorumluluğu kapsamamaktadır.
4. SONUÇ
96 seri no.lu
KDVGT ve 4857 sayılı İK’nun 2. maddesinde yapılan açıklamalar ışığında, alt
işverenlerden temin edilen işgücü hizmetlerinde, hizmeti alan kurum, kuruluş
veya işletmelerin gerek KDV gerek İK açısından karşılaşabilecekleri
yükümlülükleri göz önünde bulundurmak suretiyle karar almaları faydalı olacaktır.
Özellikle yüksek
tutarlarda KDV devredeni olan bir şirketin, İK bağlamında yükümlülüklerden
kaçmak, çeşitli teşvikler almak veya işçilik hizmeti aldığı grup şirketinin
devreden KDV’nin eritilmesi için (hizmeti alan şirketin dönemler itibariyle düzenli
KDV ödemesi çıkması alternatifi dahilinde) personelinin bir kısmını diğer
şirketlere kaydırması karşılığında kendine ya da grup şirketlerine sağladığı menfaatlerle, ilgili şirketlerden işgücü temin hizmeti ile
ilgili olarak almış olduğu faturalarda tevkif edilen ve sorumlu sıfatı ile ödeyeceği KDV’nin karşılaştırmasını yapmalı
ve bu doğrultuda nihai kararlarını vermelidirler.
|