FATURADA MAKBUZ ZORUNLULUĞU     

 

21 Kasım 2006

 

Ersen DALGIÇ

SMMM

ersendalgic@mynet.com

FATURADA MAKBUZ ZORUNLULUĞU

 

I-GENEL BİLGİ

 

Fatura ticari yaşamda en çok kullanılan belgelerden biridir. Her ticari işletmede bulunur. Her yapılan alışverişte fatura veya fatura yerine geçen belgeler kullanılır. Bunlar; perakende satış fişi, ödeme kaydedici cihaz fişi, giriş ve yolcu bileti,  serbest meslek makbuzu, gider pusulası, müstahsil makbuzu gibi belgelerdir.

 

213 sayılı Vergi Usul Kanunu, Faturayı “satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır.” şeklinde tanımlamaktadır.

 

Türk Ticaret Kanununun 23. maddesinde de fatura benzer şekilde tanımlanmıştır. Ayrıca faturanın alındığı tarihten itibaren 8 gün içinde münderecatına itirazda bulunabileceği ifade edilmiştir.

 

Fatura ticari yaşamda satılan veya yapılan işin nevini, tutarını, miktarını, fiyatını, KDV’sini göstermekte, taraflar için önemli bir belge olarak kabul edilmekte; devlet tarafından önemsenip vergi ve muhasebe uygulamalarında muteber ve müstesna bir belge olarak sayılmaktadır.

 

Bazen taraflar arasında “ÖDEMENİN” tevsiki şeklinde işlem yapılmakla birlikte bazen de “ÖDEMEMENİN” yani borcun nedeni kabul edilip icrai takibatlara konu edildiği görülmektedir.

 

II-AÇIK KAPALI FATURA TABİRİ

 

Yasal düzenleme “Faturaların baş tarafında iş sahibinin veya namına imzaya yetkili olanların imzası bulunur.” şeklinde ise de; uygulamada, faturanın üst kısmına veya alt kısmına kaşe basılarak imza atılmaktadır.

 

Yukarıdaki şekildeki farklı yerleri kaşeleme/imzalama keyfiyeti uygulamada özel yorumlarla “AÇIK FATURA”- “KAPALI FATURA” kavramları ile tanımlanmaktadır. Aynı yorumla açık fatura, bedeli ödenmemiş faturayı; kapalı fatura ise bedeli ödenmiş faturayı ifade etmektedir.

 

Oysa, fatura bedeli karşılığında yapılan ödeme veya ödemeler için makbuz alınmadıkça fatura tutarı hukuken ödenmiş veya tahsil edilmiş sayılmamaktadır. Bu nedenle de, kaşenin faturanın alt kısmına basılarak imzalanması fatura bedelinin tahsil/tediye edildiği anlamına gelmeyecektir.

 

Faturanın bedelinin tahsili ile ilgili yasalarımızda bir şekil şartı öngörülmemiş ve bir usul de geliştirilmemiş ancak, ticari hayatta fatura tutarlarının tahsil edilmesinin göstergesi ve usulü piyasa düzeni içinde kendi kendine “açık fatura”-“kapalı fatura” şeklinde ifadesini bulmuştur.(1) 

 

Halen uygulamada faturanın üstüne imzalandığı zaman, açık fatura, alt kısmına imzalandığı zaman kapalı fatura diye tabir edilmektedir. Keza faturanın üst tarafına imza atıldığı zaman işlem “VADELİ”, alt tarafına imza atıldığı zaman işlem “PEŞİN” kabul edilmektedir.

 

Piyasalarda adeta böyle bir gelenek vardır. Bazı iş yapanlar bu geleneğe kanun gibi kural gibi itaat etmektedirler.

 

Bu geleneğin de kökeni Ankara Ticaret Odası tarafından 21.12.1948/6 sayılı teamül kararıdır. Bu kararda şöyle denilmiştir: “Ticarethane tarafından satışı yapılan mallara ait fatura muhteviyatı alıcı tarafından ödendiğinde, bayi tarafından faturanın altına damga pulu yapıştırılarak tarih, ticarethane klişe ve mührü ile birlikte selahiyattar olan tarafından imza edilerek pul iptal olunur. Bu şekildeki faturaya bedeli alınmış (kapanmış, akide edilmiş) fatura denir. Bedeli alınmıştır kaydını ihtiva etmeyen faturada damga pulu üzerine ticarethane klişe veya mührü ve selahiyetli olanın imzası mevcut olduğu takdirde, bu kaydın mevcut olmaması bir hüküm ifade etmez. Yani fatura bedeli ödenmiş, akide edilmiş sayılır.”

 

Ankara Ticaret Odasının bu kararı; ülkemizdeki en ünlü Ticaret Odası kararıdır. Piyasa işlemlerine baktığımızda Ticaret ve Sanayi Odalarının başkaca böyle yaygın bilinen kararına rastlayamamaktayız.

 

Aslında gerek Esnaf odaları, gerekse Ticaret ve Sanayi Odaları ticari yaşamdaki sıkıntıları giderecek kararları her zaman almalı ve yaşama geçirme çabası içinde olmalıdırlar.

 

III-UYGULAMADAKİ SORUNLAR

 

Uygulamada alınan verilen faturalar neticesinde, yapılan ödemeler karşılığında; Tahsilât Makbuzu, Tediye Makbuzu, Çek-Senet Bordrosu gibi belgelerin her işletme tarafından tanzim edilmediğini görmekteyiz.

 

Hâlbuki bu tür belgelerin tanzimi, ödemenin delili açısından çok önem arz etmektedir. Yargıya intikal eden konularda, mahkemeler; mutlaka ödemeyle ilgili bilgi, belge istemekteler, bunun mümkün olmadığı zaman fatura bedelinin ödenmediğine karar vermektedirler.

 

Bilhassa Anadolu esnafı ve Tüccarı, yüksek sayılabilecek ödemelerini dahi makbuz alıp vermeden yapmaktadır. Uygulamada şu durum çok olmaktadır:

 

Üst kısmı imzalanarak fatura tanzim edilmektedir. Bedeli daha sonra alınmaktadır. Piyasalardaki genel durum itibariyle makbuz alınma durumu olmamaktadır. Bedelin ödenmesiyle ilgili herhangi bir kâğıda, herhangi bir açıklama yapılmış olsa dahi bu hukuken geçerli olacakken; bunlar olmadan ödemeler yapılmaktadır.

 

Olayımızda ödemenin yapılması faturanın şeklinde herhangi bir değişiklik olmasına neden olmamıştır. Yani üstte bulunan imza halen vardır. Bazı uyanık tüccarlar ödemesini aldıkları halde faturadaki imzanın sırf üstte olması nedeniyle söz konusu faturayı bir de icrai takibata konu ederek; yargı yoluyla alacaklarını mükerrer olarak almaktadırlar. 

 

Piyasalarda güvenin kalmadığı günümüz ortamlarında, yapılan ödemelerin mutlaka belgesinin düzenlenmesi konusunda hukuki düzenlemelere ihtiyaç vardır.

 

IV-TEVSİK KAPSAMINA BİR BAŞKA BOYUT DAHA GELMELİDİR

 

Bilindiği üzere 01.08.2003 tarihinden itibaren belli rakamın üzerindeki faturaların ödenmesi bankalar, finans kuruluşları veya PTT vasıtasıyla yapılma mecburiyeti getirilmiştir. Bu rakam halen 8.000.-YTL. tutarı ve üzerindeki ödemeleri kapsamaktadır.

 

Bunun altındaki ödemelerde tevsik mecburiyeti yoktur.

 

Bunun altındaki ödemelerde makbuz düzenleme mecburiyeti getirilmelidir.

 

Makbuzu halen büyük firmalar, yanlarında muhasebe elemanı çalıştıran firmalar düzenlemektedir. Bu durum tüm işletmelere zorunlu hale getirilmelidir.

 

Piyasalarda var olan ve masum esnafı, tüccarı hatta vatandaşımızı mağdur eden, ödendiği halde ödenmedi muamelesi görülen bu hukuki boşluk Devletimizce giderilmelidir.

 

213 sayılı Vergi Usul Kanununun Yetki başlığını taşıyan mükerrer 257. maddesinde Maliye Bakanlığına,

 

a)Mevcut fatura ve belgelerin mahiyet, şekil ve ihtiva edeceği hususları belirleme ve bunlarda değişiklik yapmaya;

b)Yeni belgeler ihdas etme, mevcutları kısmen veya tamamen kaldırma

 

Konularında yetki verilmiştir. Maliye Bakanlığı bu yetkisini kullanarak; bankalardan geçirilme mecburiyeti altındaki fatura tutarlarında MAKBUZ MECBURİYETİ uygulamasını getirmelidir.

 

Makbuz mecburiyeti uygulaması pek çok faydaları yanında getirecektir:

 

1-Taraflar arasındaki mağduriyetler giderilecektir.

2-Mahkemelerin yükü azalacaktır.

3-Piyasalara olan güveni artıracaktır.

4-Kayıtdışılığı azaltacaktır.

5-Avans olarak yapılan ödemelerin neticesinde faturanın tam kesilmesini sağlayacaktır.

 

V-MAKBUZ TANZİMİ PRATİK OLMALIDIR

 

Maliye Bakanlığınca ihdas edilecek; Tahsilat Makbuzu, Tediye Makbuzu, Çek-Senet Bordrosu, uygulamacılara angarya olarak gelmemeli, pratik uygulanmasına cevaz verilmelidir.

 

Bize göre Maliye Bakanlığı yukarıda ifade edilen yetkisini kullanarak Faturanın şeklinde küçük bir değişiklik yaparak; mevcut faturalara makbuz bilgilerine de yer verdirmelidir. Ya da faturanın bir köşesinde makbuz bölümü olmalıdır.

 

Böylece tanzim edilen faturalar, peşin mi, vadeli mi, ya da fatura karşılığında yapılan tahsilât miktarı alenen görülmelidir.

 

Bizce, uygulamacıları yıldırmamak için sadece fatura tanzim edilen konularda (basit usul mükellefler dahil) makbuz düzenleme mecburiyeti ihdas edilmeli, örneğin yazar kasa fişleri makbuz kabul edilip, ayrıca makbuz düzenlemek durumunda kalınmamalıdır.

 

VI-SONUÇ

 

Esnafımız, tüccarımız, sanayicimiz hatta vatandaşımız nazarında faturanın peşin mi veya vadeli mi tanzim edildiği konusu çok önemli bir konudur.  Bu konuda halen uygulamada boşluklar olup, alışverişlerde çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır.

 

Maliye Bakanlığı yetkisini kullanarak bu boşluğu gidermeli, vatandaşlar arasındaki sorunların en az olmasını sağlamalıdır.

 

Ankara Ticaret Odasının 1948 yılında almış olduğu teamül kararı; artık tarihteki yerini almalı; yerine daha somut bilgiler kapsayacak düzenlemeler yapılmalıdır.

 

Ne yazık ki, 1948’li yıllardaki dürüstlüğe dayalı, güvene dayalı ticaret günümüzde yoktur. Onun yerine belgeye, bilgiye, delile dayalı ticaret tesis olunmalıdır.

© www.alomaliye.com

 

Her Hakkı Mahfuzdur. İzinsiz Yayımlanamaz

 

 

EKONOMİ HABERLERİ

 

 

 

 

 

 

 

...............................

:. Alohaber, Anında Haber

:. Kurumlar Vergisi Prog.

:. 5510 Sayılı Kanun Prog.

:. İş Kanunu Programı

:. Kıdem-İhbar Programı

:. Net'ten Brüt'e, Brüt'ten...

...............................