1. Gayrimenkul ve İştirak
Hisselerinin Satışından Doğan Kazançlarda İstisna Uygulaması:
İşletmelerin aktiflerinde yer
alan sabit değerlerin enflasyon dolayısıyla olağanüstü değer kazanmaları ve
bunların satışı halinde de fırmaların büyük boyutlara varan vergi yükleriyle
karşılaşmaları, işletmelerin bu tür aktif kıymetlerini elden çıkarmalarını
engellemekteydi. Bu durum özellikle nakit sıkıntısı içinde olan kurumlarda ciddi
finansman sorunlarına yol açmaktaydı. Kurumlar Vergisi
Kanununa 2970 sayılı Kanunla eklenen geçici 10 uncu maddeyle tam mükellef
kurumlara vergi avantajı sağlanarak bu engel ortadan kaldırılmış ve böylece tam
mükellef kurumların aktiflerine dahil gayrimenkul veya iştirak hisselerinin satışından elde edecekleri kazçançlarını vergisiz olarak
sermayelerine eklemelerine imkan sağlanarak kurumların mali bünyelerinin
güçlendirilmesi ve finansman ihtiyaçlarının giderilmesi amaçlanmıştır.
Bilindiği üzere, Kurumlar Vergisi
Kanununun geçici 10 uncu maddesinin gerekçesinde "Tam mükellef kurumların bağlı
değerlerinin ekonomik faaliyetlerinde daha etkin bir şekilde kullanılmasına
imkan sağlamak amacıyla bu kurumların ellerinde bulundurdukları iştirak
hisselerinin ve gayrimenkullerinin satışından
doğan kazançların 1984 yılında tamamı, 1985'de % 80'i sermayelerine ilave
edilmesi şartıyla kurumlar vergisinden istisna edilmiştir" denilmektedir.
Sözü edilen maddenin
gerekçesinden de anlaşılacağı üzere; istisna, tam mükellef kurumların bağlı
değerlerinin ekonomik faaliyetlerinde daha etkin bir şekilde kullanılmasına
imkan sağlamak amacıyla getirilmiştir. Böylece kurumların iştirak hisseleriyle
gayrimenkullerinin satışı suretiyle bağlı değerlerinin çözümü ve oluşan çözülmüş
kaynakların kurumların ticari faaliyetlerinde
kulanılması ve dolayısıyla kurumların borçlanma yoluna gitmeden kendi öz
kaynaklarıyla ticari faaliyetlerini devam ettirebilmeleri amaçlanmıştır.
Bu çerçevede Bakanlığımızca
yayımlanan 31 Seri No.'lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliği'nde, Kurumlar Vergisi
Kanununun geçici 10 uncu maddesinde belirtilen istisnanın, "gayrimenkullerin ve
iştirak hisselerinin satışından doğan kazancın, o yıl için belirlenen asgari
miktarının tamamının nakit olarak sermayeye eklenmesi" halinde uygulanacağı açıklanmıştır.
Ancak, Bakanlığımıza yapılan
başvurulardan söz konusu Tebliğde belirtilen "nakit" deyiminin neleri kapsadığı
konusunda tereddütlerin bulunduğu anlaşılmıştır.
Tebliğde belirtilen "nakit"
deyiminden doğrudan "nakit para"nın anlaşılmaması gerekir. Para ile birlikte,
her an paraya çevrilebilir altın, Devlet tahvili, Hazine bonosu, gelir ortaklığı
senedi. Bankalar Kanununun 13/4 üncü maddesine dayanılarak kalkınma ve yatırım
bankalarınca çıkarılan tahvil, bono ve benzeri menkul kıymetler ile Sermaye Piyasası Kanununa göre sermaye Piyasası Kurulu'nca
halka arzına izin verilen ve Menkul Kıymetler Borsasına kote edilen tahviller de
nakit kapsamı içinde mütlaa edilecektir.
Gayrimenkul veya iştirak
hisselerinden doğan kazancın, o yıl içinde belirlenen asgari miktarının
tamamının nakit olarak işletmeye girmesini zorunlu kılan bir diğer neden de,
geçici 10 uncu maddede sözkonusu edilen iktisadi kıymetlerin "elden
çıkarılmasının" değil, satışının öngörülmüş olmasıdır. Genel tanımı ile
"satış", bir mal veya hakkın belli bir para karşılığında
üçüncü kişilere bırakılmasıdır. Bilindiği üzere "elden çıkarma" deyimi Gelir
Vergisi Kanununun mükerrer 80 inci madesinde tanımlanmıştır. Söz konusu maddeye
göre elden çıkarma "... mal ve hakların satılması, bir ivaz
karşılığı devir ve temliki, trampa edilmesi, takası, kamulaştırılması,
devletleştirilmesi, ticaret şirketlerine sermaye olarak konulmasını ifade eder."
Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere "elden çıkarma" deyimi "satış" kavramından
daha kapsamlıdır.
Bu çerçevede, gayrimenkul veya
iştirak hisselerinin, nakit karşılığı olmaksızın devir ve temliki, takası,
kamulaştırılması, devletleştirilmesi, halinde istisnanın uygulanmasını tabiidir.
.Ancak işletmeye nakit girişi olmamakla beraber, gayrimenkul veya iştirak
hisselerinin borç karşılığı takası işletmeyi finansman açısından
rahatlatacağından istisnanın amacına uygundur.
Trampa ise elden çıkarma
deyiminin kapsamı içinde olmakla beraber bir satış değildir. Çünkü trampa, bir
hak veya bir malın başka bir hak veya mal ile değiştirilmesini amaçlayan bir
akittir. Bu akdin satıştan farkı, satışta karşılık para olduğu halde, trampada
mal veya hak olmasıdır.
Öte yandan, gayrimenkullerin veya
iştirak hisselerinin vadeli satılması halinde, satışın yapıldığı takvim yılının
sonuna kadar tahsil edilen ve sermayeye eklenen paraların, Kanunda yazılı
şartlara uyulmak kaydıyla istisnadan yararlanılacağı tabiidir.
2. Holding Şirketlerin Genel
İdare Giderlerinin Bağlı Şirketlere Dağıtımı:
Bilindiği üzere holding şirketler
tarafından bağlı şirketlere aşağıdaki konularda hizmet verilebilmektedir.
— Araştırma ve geliştirme
— Finansman temini
— Pazarlama ve dağıtım
— Yatırım projelerinin
hazırlanması
— Hedeflerin tayini
— Planlama
— Örgütlendirme ve kararların
uygulanması
— Bilgisayar hizmetleri
— Sevk ve idare
— Mali revizyon ve vergi
müşavirliği
— Piyasa araştırmaları
— Halkla ilişkilerin
tanzimi
— Personel temini ve
eğitimi
— Muhasebe organizasyon ve
kontrolü
— Hukuk, müşavirliği
Holding tarafından verilen bu tür
hizmetlerin bağlı şirketlerce gider yazılabilmesi için:
a) Hizmetin mutlaka verilmiş
olması,
b) Kesilen faturada hizmet
türünün ayrıntılı olarak belirtilmesi,
c) Tek faturada birden fazla
hizmet bedelinin bir arada yer alması halinde ise her hizmet bedelinin ayrı ayrı
gösterilmesi,
şarttır.
Yukarıda belirtilen koşullara
uygun olarak bağlı şirketler, holding tarafından kesilen fatura bedelini gider
olarak kayıtlarında gösterebileceklerdir.
3. Kurumlar Vergisi Kanununun 8.
maddesine 3239 sayılı Kanunla eklenen 14 numaralı bent hükmüyle, Kurumlar
Vergisi Kanununa göre yapılan devirlerde, münfesih kurumun devir öncesi son
bilançosunda görülen mahsubu yapılmamış zararların devralan kurumca beyan edilen
kurum kazancından indirilebileceği açıklanmıştır.
Bakanlığımıza yapılan
başvurulardan "devir öncesi son bilanço" deyiminde bazı tereddütlerin olduğu
anlaşılmıştır.
"Devir öncesi son bilanço"
deyiminden Kurumlar Vergisi Kanununun 37, 38 ve 39. maddelerine göre çıkarılması
gereken devir bilançosunun anlaşılması gerekmektedir. Dolayısıyla zararlı
şirketi devralan kurumun, kazancından indirebileceği zarar miktarı devir
bilançosunda yer alan tutar olacaktır. Ancak, zararlı şirketi veya şirketleri
devralan kurumun, zararlı şirketin son yıla ait 31.12..... tarihli
bilançosu ile devir bilançosunun (devralan şirket
yetkililerince onaylanmış) birer örneğini bir dilekçeye bağlayarak bir ay içinde
Maliye ve Gümrük Bakanlığına göndermesi gerekmektedir.
Tebliğ olunur.