|
04
Mart 2006
Hüseyin
İrfan FIRAT
Personel ve
İnsan kaynakları Yönetimi Danışmanı
hifirat@insangucu.com.tr
BELEDİYE TEMİZLİK
İŞİNİ ALT İŞVERENE VERİRSE NE OLUR ?
( Geçersiz alt işveren
ilişkisi )
Ülkemizde
hizmet işlerinin (temizlik, bakım-onarım, güvenlik vb.) taşeron şirketlere devri
konusu giderek yaygın bir eğilim halini almıştır. Özellikle son 10 yılda Hizmet
sektörü ciddi bir iş hacmine ulaşmıştır. Esas itibariyle dünyadaki uygulamaya
baktığımızda sanayi ve üretim kuruluşlarının bu hizmetler konusunda dış kaynak
(out-source) kullanma eğilimi, yardımcı işlere enerji ve zaman ayırmayıp kendi
esas işlerine konsantre olma
düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
Gerçektende
bu tür hizmetleri profesyonelce sağlayan kuruluşlar sayesinde pek çok üretim
işletmesi kendi asıl işlerine yoğunlaşarak rahat soluk almaktadırlar.
Konu buraya
kadar güzel ancak, alt müteahhit kullanma eğilimi farklı amaçlara yöneldiğinde
ortaya çeşitli sorunlar çıkmaktadır. Bu konuyu biraz açacak olursak;
Öncelikle
hizmet sektörü ucuz iş gücü konusunda bir can simidi halini almıştır. Yani
kendi kadrosunda çalışan yardımcı elemanların ücret ve sosyal haklarının
maliyetini fazla bulan işverenler iş gücü maliyetlerini düşürmek amacıyla hizmetleri
dışarıdan tedarik etmeye yönelmektedirler. Çünkü taşeron işçisi asgari ücret
seviyesinde çalışan ve sosyal haklar yönünden son derece kısıtlı imkânlarla
istihdam edilen iş gücüdür. Hatta bu elemanların önemli bir kısmı kayıt dışı ve
/veya kısmi kayıt dışı istihdam edilmektedirler.
Hal böyle
olunca bunların istihdamı firmalar açısından daha cazip duruma gelmektedir.
Ayrıca taşeron işçisi süresi belirli iş sözleşmeleri ile çalışan dolayısı ile
iş güvencesine sahip olmayan ve örgütlülük anlamında da işverenler açısından
risk taşımayan iş gücüdür.
Bu tip bir
işgücünün dayanılmaz cazibesi işverenlerin farklı konularda da taşeronlaşmaya
gitmesine neden olmuş giderek üretim hattında da alt müteahhit kullanımı
yaygınlaşmış ve konu kaçınılmaz olarak hukuksal çekişmelere neden olarak
Yargıya taşınmıştır.
Hukuk
dilinde muvazaalı (yargıyı yanıltıcı) alt işveren ilişkileri çalışma
hayatımızda önemli bir sorun halini almış ve 4857 sayılı yeni İş Yasamızda bu
konuya çözüm getirebilmek bakımından bazı düzenlemeler yapılmıştır.
Yasa
öncelikle alt işveren ilişkisi kurulabilecek işler konusunda sınırlamalar
getirmektedir.[1] Yasa alt
işverenin tanımını yaparken “ Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet
üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve
işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu
iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran
diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt
işveren ilişkisi denir. “
Diyerek alt
işveren ilişkisinin sadece yardımcı işlerde ve işletmenin ve işin gereği ile
teknolojik nedenler dışında kurulamayacağını açıkça belirtmektedir.
Ayrıca yine
yukarıda sözünü ettiğimiz muvazaalı ilişkilerin önlenmesi bakımından yasa
metnine işçiyi koruyucu hükümler konmuştur. Buna göre ; “ Asıl işverenin işçilerinin alt
işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle
hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt
işveren ilişkisi kurulamaz.”
Böylece
yasa koyucu işçiyi daha düşük ücret ve sosyal koşullarda çalıştırmak amacıyla
kendi kadrosundan çıkartıp taşeron kadrosuna devreden işverenlere karşı önlem
almaya çalışmıştır. Peki buna karşın bu tür ilişkiler kurulursa ne olacak
sorusuna da yasa maddesinin son fıkrası yanıt vermektedir. ”Aksi halde ve genel olarak asıl
işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt
işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem
görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık
gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez.”
Görüldüğü
gibi muvazaalı olduğu kabul edilen alt-işveren ilişkileri baştan itibaren
geçersiz kabul edilecek ve bu işçiler asıl işverenin işçisi olarak işlem göreceklerdir.
Şimdi
dilerseniz bu anlattıklarımıza örnek olacak ilginç bulduğumuz bir Yargıtay kararı
ile[2]
konumuzu somutlaştıralım.
Dava konusu
özetle temizlik hizmetlerini taşeron firmaya devreden bir Belediye işçisi
tarafından yine aynı belediye aleyhine açılmış işe iade davasıdır. Belediyenin
temizlik işini devrinin ardından işçilerin iş sözleşmeleri sona erdirilmiş ve
işçiler taşeron firma tarafından daha düşük ücretle istihdam edilmişlerdir.
Bunun
üzerine Belediye işçisi belediyedeki kadrosuna dönmek için işe iade davası
açmıştır. Yerel mahkeme işçinin talebini reddetmiştir. Dava işçinin temyize
gitmesi üzerine Yüksek mahkemeye intikal etmiştir. Dosyayı inceleyen Yargıtay
konuyu yeni iş yasasının yukarıda belirttiğimiz yönleri açısından ele alarak işçi
lehinde önemli bir karar vermiştir. Kararda özetle;
“ Davacının davalı
Belediye işyerinde çalışırken asli işi olan temizlik işinin dava dışı şirkete
devredilmesi üzerine iş sözleşmesinin feshedilip, ertesi günü taşeron şirket
tarafından düşük ücretle çalıştırılmaya başlandığı dosyadaki bilgi ve belgelerden
anlaşılmaktadır.
4857 sayılı kanunun
2/7. maddesi uyarınca asıl işveren işçilerinin alt işveren tarafından işe
alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları
kısıtlanamayacağından, asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme
dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri baştan itibaren asıl işverenin
işçisi sayılacaktır.”
Denilmektedir.
Bu kararda
iki önemli faktör dikkat çekmektedir. Birincisi asıl iş kavramıdır ki Yüksek
Mahkeme kararında temizlik işinin Belediyenin asıl işi olduğuna işaret
etmektedir. İkincisi ise asıl işverenin işçisinin alt işveren tarafından işe
alınarak haklarının kısıtlanamayacağı ilkesidir. Somut olayda yasaya aykırı her
iki durumda gerçekleşmiştir. Bu durumda Yüksek mahkeme davalı belediyeyi haksız
bulmuştur.
Ancak bize
göre kararın asıl ilginç yanı Belediyeler ülkemizin her yerinde temizlik ve
daha başka asli işleri olan pek çok konuda taşeron kullanmaktadırlar. Bu durumda
bu alt işveren ilişkilerinin durumu ne olacak sorusu kaçınılmaz olarak akılları
kurcalamaktadır.
|