|
27
Mart 2006
Prof.Dr.Tuğrul TÜFEKÇİOĞLU
Yeminli Mali Müşavir
ttufekcioglu@tnn.net
Halil CABAR
Yeminli Mali Müşavir
halilcabar@tnn.net
ÖDENMEMİŞ
SSK PRİMLERİ GİDER MİDİR?
I-GİRİŞ
506 Sayılı
Sosyal Sigortalar Kanununun 80. maddesinin birinci fıkrasında, 01.12.1993 gün
ve 3917 sayılı yasa ile yapılan değişiklikle; işverenin, bir ay içinde
çalıştırdığı Sigortalıların primlerine esas tutulacak kazanç toplamı üzerinden
bu kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerden kesmeye ve
kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın
sonuna kadar kuruma ödemeye mecbur olduğu açıklanmış, aynı maddenin dördüncü
fıkrasında da; kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarlarının Gelir ve Kurumlar
Vergisi uygulamasında gider yazılamayacağı hükme bağlanmıştır.
Belirtilen
düzenlemenin Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi Kanunu ve Vergi Usul Kanununun
genel ilkeleri yönünden incelenmesi yazımızın konusunu oluşturmaktadır.
II- GELİR VE KURUMLAR VERGİSİ YÖNÜNDEN
KAZANCIN TESPİTİ VE ESASLARI
1- Kazancın Tespitinde Tahakkuk Esası
Gelir
Vergisi Kanununun 1’inci maddesinde, “gelir bir gerçek kişinin bir takvim yılı
içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarıdır” şeklinde tanımlanmış ve
aynı kanunun 2’inci maddesinde ise gelirin unsurları içerisinde ticari kazanç
sayılmıştır.
Vergi
uygulamalarında ticari kazanç, bilanço esası, işletme hesabı esası ve basit
usulde tespit edilmektedir.
Kurumlar
Vergisi Kanununun 13’üncü maddesinde ise; kurumlar vergisinin, kurumlar vergisi
mükelleflerinin bir hesap dönemi içerisinde elde ettikleri safi kurum kazancı
üzerinden hesaplanacağı, safi kurum
kazancının tespitinde, Gelir Vergisi Kanununun ticari kazanç hakkındaki
hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
Bu
yönüyle safi kurum kazancı ile ticari kazancın tespiti birbirine benzerlik
oluşturmaktadır. Gelir Vergisi Kanununun 38’inci maddesinin 2’ci fıkrasında, “Ticari
kazancın tespiti sırasında Vergi Usul Kanununun değerlemeye ait hükümleri ile
bu kanunun 40 ve 41’inci maddeleri hükümlerine uyulur” hükmü yer almaktadır.
Gelir vergisi ve Kurumlar vergisi yönünden vergi matrahının tespiti esnasında
bu düzenlemelere uyulacak ve Kurumlar Vergisi, mükellefleri için ayrıca
Kurumlar Vergisi Kanunun 14’üncü maddesindeki indirimler dikkate alınacaktır.
Ticari
kazançta elde etme tahakkuk esasına bağlanmıştır. Bu nedenle, vergi ödenmesi
için gelirin kişinin tasarrufuna girmesi gerekli değildir. Gelirin tahakkuk
etmiş olması, bu gelir üzerinden vergi ödenmesi için yeterlidir. Bu esas, gelir
vergisinde safi gelirin tespitinde indirilecek giderler ile kurumlar vergisinde,
kurum kazancının tespitinde dikkate alınması gereken giderler içinde
uygulanmaktadır. Bir başka deyişle safi gelirin tespitinde, bu gelir için
yapılan bir giderin tahakkuk etmiş olması yeterlidir. Ayrıca ödenmiş olması
aranmamaktadır. Vergi sistemimizde, uygulanmakta olan genel esas ve yasal
düzenlemeler bu yöndedir.
2- Kazancın Tespitinde İndirilecek Sigorta
Primleri
Gelir Vergisi
Kanununun 40’ıncı maddesinde indirilecek giderler belirtilmiştir. Kurumlar
vergisi mükelleflerinin ise kurum kazancının tespitinde Gelir Vergisi Kanununun
40’ıncı maddesinde belirtilen giderleri indirdikten sonra, Kurumlar Vergisi
Kanununun 14’üncü maddesinde sayılan giderleri de dikkate alarak safi kurum
kazancını tespit etmeleri gerekmektedir.
İşverenler
tarafından, Türkiye’de kâin sigorta şirketlerine ve emekli sandıklarına ödenmiş
olmak şartıyla sosyal sigorta primlerinin kazancın tespitinde gider olarak
dikkate alınacağı Gelir Vergisi Kanununun 40/2’inci maddesinde belirtilmiştir.
Buradaki ödeme şartının, ödeme yapılan kurumun Türkiye’de kurulu bulunan bir
kuruma yapılan ödemeler olarak anlaşılması gerekmektedir. Başka bir ifadeyle bu
hüküm, Türkiye’de kain sigorta şirketlerine ve emekli sandıklarına tahakkuk
ettirilerek ödenmeyen primlerin kazancın tespitinde gider olarak dikkate
alınamayacağı anlamına gelmemektedir. Aksi takdirde, bu hüküm ticari kazanç ve
kurum kazancının safi tutarının tespitinde uygulanan genel ilke olan tahakkuk
esasına ters düşecektir.
Ancak yasa
koyucu, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 80’nci maddesinin 5’inci
fıkrasında belirtildiği üzere, sosyal sigortalar kurumu prim alacaklarını 6183
sayılı Amme Alacakları Tahsili Usulü Hakkındaki Yasa kapsamına almış ve böylelikle
ödenmeyen prim borçlarının tahsilatının hızlandırılması ve yaptırımlarının
ağırlaştırılmasını amaçlamıştır. Ayrıca
kuruma fiilen ödenmeyen prim tutarlarının Gelir ve Kurumlar Vergisi
uygulamasında gider yazılamayacağını da hükme bağlayarak sadece tahsil
edilemeyen prim alacaklarının, tahsilatının yapılmasını zorlamak için, gelir ve
kurumlar vergisinde kazancın tespitinde temel esas olan tahakkuk esasından ayrılarak bir anlamda özel bir düzenleme ile
kamu alacağı kapsamında bulunan bu alacak için için tahsilat esasını benimsemiştir. Böylelikle bu borçlar tahakkuk
ettiği yıl değil, ödendiği yıl içerisinde gider olarak dikkate alınacağından,
kazancın tespitinde ve beyan edilmesinde benimsenmiş olan genel esaslardan biri
daha olan dönemsellik ilkesinden de uzaklaşılmıştır.
Aynı konu ile
ilgili olarak açılan bir dava da, Eskişehir Vergi Mahkemesi 2005/483 Esas,
2005/486 Karar numaralı kararında yukarıda açıklanan gerekçelere dayanarak
davayı oy çokluğu ile kabul etmiş ve mükellefin dönem içerisinde tahakkuk
ederek ödenmeyen sigorta primlerinin, kazancın tespitinde gider olarak dikkate alınması
gerektiği hakkında hüküm vermiştir. Bu konu vergi idaresi tarafından Danıştay’a
götürülmüş olup, halen Danıştay’dan verilecek karar beklenmektedir.
III- SONUÇ
506 Sayılı
Sosyal Sigortalar Kanununda değişiklik yapılarak kuruma ödenmesi gereken sigorta
primlerinin, gelir ve kurumlar vergisinde gider olarak dikkate alınması için ödenmiş
olması gerektiği yönündeki düzenleme Gelir Vergisi Kanunu, Kurumlar Vergisi
Kanunu ve Vergi Usul Kanununun, vergileme için koymuş olduğu genel ilke ve
esaslara aykırıdır.Özel bir düzenleme ile genel esaslardan tamamen
uzaklaşılarak genel esasların aksine bir hüküm getirilmiştir. Eğer bu özel
düzenleme, tahakkuk esasının bir istisnasını oluşturuyor ise bu konuda vergi
yasalarına açık bir hükmün konulmuş olması gerekir. Hali hazırda vergi
yasalarında bu şekilde konulmuş bir hüküm bulunmamaktadır.
Bu olaya benzer bir tartışma,
tahakkuk etmemiş faiz gelirlerinin yada faiz giderlerinin gelir-gider
kaydedilmesinde yaşanmıştır. Burada da kanun koyucu tarafından dönemsellik ve tahakkuk esasına uyularak, faiz gelirlerinin tahsil şartına bağlı
kalınmaksızın ilgili bulunduğu dönemde gelir yazılmasını, faiz giderlerinin de
tahsil şartına bağlı kalınmaksızın, tahakkuk ettiği dönemde gider yazılması
esasını kabul ederek bu şekilde belirgin bir yasal düzenlemeye gitmiş ve, 5228 Sayılı
Kanunun 59 uncu maddesinin 1/c bendi
hükmü ile VUK’nun 285 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Borçlar
mukayyet değerleriyle değerlenir.” ibaresi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Borçlar mukayyet değerleriyle değerlenir. Mevduat veya kredi
sözleşmelerine müstenit borçlar değerleme gününe kadar hesaplanacak faizleriyle
birlikte dikkate alınır.
Bu konunun, sosyal sigorta primlerinin
tahsilatının kolaylaştırılması için çıkarılmış bulunan yasanın, kamuoyunda
tartışıldığı bu günlerde genel vergi yasalarına aykırılık yönünden de
tartışılmasında yarar bulunmaktadır.
|