|
14
Şubat 2005
Dr. Mehmet
Özkara
Öğretim
Görevlisi Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
mehmetozkara@anadolu.edu.tr DEVLET ANLAYIŞINDA ORTAYA ÇIKAN DEĞİŞİKLİKLERİN SONUCU
OLARAK VERGİLEMEYE YÜKLENEN FONKSİYONLAR
Devlet yüzyıllardan beri var olan sosyal bir olgudur. Devletin tanımı
noktasında siyasal bilimciler ve sosyal düşünürler sürekli “devlet nedir” sorusuna
cevap aramışlardır. Devlet konusundaki kavram ve tanımların çeşitliliği,
anlayış farklarından meydana gelmektedir (Toprak, 2000:4). Çünkü devlet,
insanlık tarihinin belli aşamalarında ortaya çıkmış ve bu aşamalar içinde
şekillenmiştir. Tarihin değişik dönemlerinde devletin tanımlanmasında
farklılıkların olması da devlete yüklenen görev ve fonksiyonlardaki
değişmelerden kaynaklanmaktadır. Günümüz çağdaş devlet tanımı bu tarihsel süreç
içerisinde anlamını kazanmıştır. Zira devlet tanımlaması yaşanan çağın
özelliklerine, siyasi ve idari yapısına, ideolojik yaklaşımlara göre farklı
şekillerde yapılmıştır. Günümüzde devlet, insanların toplum yaşamında
başvurdukları bir örgütlenme biçimi ve siyasal bir organizasyon olarak
tanımlanmakta ve ulusal sınırlar içerisinde yaşayan insanların ortak
nitelikteki gereksinimlerini karşılamak devletin temel amacı olarak kabul
edilmektedir (Güneş, 2005:1).
Doğal
olarak devlet kendinden beklenen görevleri gerçekleştirebilmek için belirli
mali kaynaklara ihtiyaç duyacaktır. Devlet, kamu hizmetlerinin finansmanı için
ihtiyaç duyduğu gelirleri çeşitli şekillerde sağlayabilir. Tarihi gelişim
sürecinde, önceleri mal ve hizmet şeklinde ayni olarak ödenen mali
yükümlülükler sık sık görülmesine rağmen, günümüzde kamu gelirleri parasal
olarak tahsil edilmektedir. Kamu gelirlerinin başlıca kaynakları, devletin
vergileme yetkisine dayanarak zorla tahsil ettiği vergiler, harçlar,
şerefiyeler, resimler vb., ile özel iktisadi faaliyetler, borçlanma, emisyon
vb. yollardan sağlanan gelirlerdir. Çağdaş devletin mali sistemini oluşturan bu
çeşitli kaynakların en önemlisi vergilerdir. Bu nedenle vergi devamlı ilgi
konusu olmuş ve tarihsel gelişim içinde vergilemenin niteliğinde, amaç ve
fonksiyonlarında yeni koşullara yön verme zorunluluğundan kaynaklanan
değişimler meydana gelmiştir.
Adam
Smith, David Ricardo gibi klasik iktisatçılar liberal anlayışın hakim
olduğu bir devlet tasarlamışlar ve
ekonominin kendi haline bırakılırsa en iyi şekilde işleyeceği fikrinden
hareketle devleti ekonominin dışına itmişlerdir. Bunlara göre devlet, ekonomik
ve sosyal amaçlı müdahalelerden kaçınarak kamu harcamalarını düşük tutmak ve
bütçe dengesini sağlamak durumundadır. Bu anlayışa göre devlet sadece emniyet,
adalet, vb. asli görevlerini yerine getirmek amacıyla vergiye ihtiyaç
duyabilir. Klasik anlayış, devlete yüklediği görevler itibariyle vergilerin de
tarafsız ve sadece kamu harcamalarını karşılamak amacına yönelik olmasını
savunmuştur (Muter, 1999:48-50).
Klasiklerin
devlete atfettikleri görev “jandarma devlet” görevidir. Zorunlu bir fena olarak
gördükleri devlet; güvenlik, savunma adalet ve diplomasi görevlerini yerine
getirecek ve hiçbir suretle piyasaya müdahale etmeyecektir. Devlet sınırlı bir
alanda mal ve hizmet üreteceği için harcamaları da bu çerçevede sınırlı kalacak
ve bu harcamaların finansmanında özel kişi ve kuruluşlardan az miktarda vergi
alacaktır (Eker vd., 1994:22).
Klasik
iktisatçılar maliye politikası aracı olarak küçük denk bütçeden yanadırlar.
Buna göre bütçe açığı kadar bütçe fazlası da olumsuz karşılanır. Çünkü bütçe
fazlası özel tasarrufların daraltılması pahasına sağlanmaktadır. Bu ise toplam
yatırım hacmini azaltacak ve dolayısıyla ekonominin uzun dönemli gelişmesini
olumsuz yönde etkileyecektir (Orhan, 1989:64).
Klasik
iktisat, iktisat politikası aracı olarak sadece para politikasına önem vermiştir.
Ekonomik istikrarsızlık ortaya çıktığında mali politikalar yerine para politikaları
(banka rezervlerinin azaltılması, açık piyasa işlemleri gibi) tercih
edilmelidir. Zira mali araçlar aslında para politikasının bir aracıdır. Mesela
devlet harcamalarının artırılması aynı zamanda para arzını artırmak demektir.
Onlara göre tam rekabet, ücret esnekliği ve faiz esnekliği varsayımları
gerçekleştiği taktirde ekonomi daima ve kendiliğinden tam istihdama ulaşacak,
üretilen her mal satılacak, stok artışı ve üretim yetersizliği gibi
dengesizliklerle karşılaşılmayacak ve dolayısıyla fiyatlar genel seviyesi hem
enflasyonist hem de deflasyonist baskılara yol açmadan istikrarını
koruyacaktır. Onların deyimiyle “piyasanın görünmeyen eli, ekonomiyi istenen
yönde geliştirmeye yeterlidir” (Savaş, 1986: 34-35).
Klasik iktisatçıların
görünmez el anlayışı, 1929’daki ekonomik buhrana çözüm önerileri
getirememiş, bu kriz karşısında çaresiz kalmıştır. Kriz dönemini yaşayan ve
dönemin şartlarını iyi teşhis eden J.M. Keynes, sorunlara yeni çözüm
önerileri getirmiştir. Keynes,
klasiklerin aksine devletin ekonomiye
müdahale etmesini savunmuş ve devletin
ekonomide düzenleyici bir rol üstlenmesi gerektiğini belirtmiştir. Keynes’in
ortaya attığı fikirle devletlerin ekonomiye müdahalesi hızla genişlemiştir. Bu
süreç sonunda ülke ekonomilerinde kamu kesiminin etkin bir rol oynadığı ve
müdahaleci devlet anlayışının hakim olduğu ve hatta devletin ekonomide iktisadi
teşebbüsler kurarak bizzat yer aldığı görülmüştür (Acartürk vd., 2005:1).
Keynezyen İktisatçılar ekonomik istikrarın sağlanabilmesi
için devletin ekonomideki rolü ve fonksiyonlarının genişletilmesini
savunmuşlardır. Keynezyen iktisatçılar “Fonksiyonel Devlet Teorisi”
çerçevesinde kaynak kullanımında ve kaynak dağılımında etkinlik sağlanması,
adil gelir ve servet dağılımının sağlanması, iktisadi istikrarın sağlanması,
iktisadi büyüme ve kalkınmanın sağlanması ödemeler bilançosunda denklik
sağlanması gibi devletin bazı fonksiyonları sağlamak üzere ekonomiye aktif
olarak müdahale etmesi gerektiği görüşünü savunmuşlardır (Aktan, 1992a:39).
Kısa
dönemde toplam arzın üretimin teknik koşullarına yani istihdam seviyesine,
üretim ve teknolojisine bağlı olacağını öne süren Keynezyen Teori, devletin
çeşitli politikalarla toplam talebi etkileyebileceğini ve bu yoldan ekonomiyi
düzenleyeceğini iddia etmiştir. Bu nedenle Keynezyen Teori “ talep
yönlendirici” bir teoridir. Para ve maliye politikaları başta olmak üzere
devletin ekonomiyi düzenlemek ve belli amaçlara ulaşmak için kullandığı bütün
araçlar Keynezyen Makro Teori kaynaklıdır. Keynezyen Makro Teori, ekonominin
”kendiliğinden” ve “daima” tam istihdama ulaşmasının mümkün olamayacağını ve
tam istihdama ulaşmak için devletin ekonomiye müdahale etmesinin kaçınılmaz
olduğunu öne sürmüştür (Savaş, 1994:192).
Keynes’in
önerileri 1960’lı yılların sonlarına kadar gerçekten ekonomik istikrarsızlıklara
çözüm getirmiştir. Ancak devletin ekonomik hayata her gün yeni yeni konularda
müdahale etmesi ve bu müdahaleler için gerekli masrafları devlet bütçesine
yüklemesi, hem bütçe açıklarına hem de açıkların giderek artan oranda
çoğalmasına ve ekonomi yönetimine yerleşmesine neden olmuştur. Bütçe
açıklarının bir sonucu olarak hızla artan devlet borçları, yükselen faiz
hadleri, milli paranın değer kaybı, artan enflasyon, kronikleşen dış ticaret
açıkları vb. birçok ekonomik istikrarsızlığın ortaya çıktığı görülmüştür
(Tekelioğlu, 1993 :212).
Keynezyen
iktisatçıların müdahaleci devlet anlayışı, kamu sektörünün zaman içerisinde
büyümesinin önemli nedenlerindendir. Keynezyen iktisatçılar denk bütçe yerine
“telafi edici bütçe” prensibini kabul ederek, politikacılara “vergilemeden harcama
yapma” imkanı sağlamıştır. Kamu harcamalarının vergileme ile birlikte emisyon
ve borçlanma ile finansmanı keynezyen iktisadın bıraktığı bir mirastır. Bir başka
deyişle kamu sektörünün büyümesinden sadece politikacılar değil, Keynezyenler
de sorumludur (Aktan, 1992:97).
1970'li
yıllarda başlayan ekonomik krizle birlikte Keynes'çi politikalar, kamu
müdahaleciliği ve kamu girişimciliği ciddi bir biçimde sorgulanmaya
başlanmıştır. İngiltere, Amerika ve Japonya'nın da aralarında bulunduğu
belli başlı gelişmiş ülkelerde Klasik iktisadın yeniden yorumlanmasına yönelik iktisadi
ve siyasi düşünce hareketleri gelişmiş ve bu hareketler muhafazakar
iktidarların ideolojisini oluşturmuştur (Öztürk, 2005:1). 1970‘li yılların
sorunlarına çözüm üretememesi Keynezyen iktisada alternatif iktisadi
düşünceleri gündeme getirmiştir. Bu teoriler klasik iktisat ilkelerine dayalı
fakat onu bazı yönlerden eleştiren yeniden yorumlayan bir karaktere sahiptir.
Moneterizm, Rasyonel Beklentiler Okulu, Kamu Tercihi Teorisi ve buna dayalı olarak
oluşturulan Anayasal İktisat, Arz Yönlü İktisat bu teorilerdendir (Güngör,
2005:17).
Bu
ekollerin tamamı, farklı yoğunlukta olmalarına rağmen, krizi, serbest piyasa
mekanizmasının sağlıklı olarak işlemesini engelleyen unsurların varlığına
bağlamışlardır. Bu bakımdan en büyük engeli de, iktisadi organizasyon içindeki
yeri ve rolü genişleyen, büyük bir müdahale potansiyeli olan devlet olarak
görmüşlerdir. Krizden kurtulmanın yolunun ise, serbest piyasa mekanizmasına
tekrar işlerlik kazandırılması, bu çerçevede devletin ekonomik yaşamdaki
yerinin ve rolünün daraltılması olduğunu savunmuşlardır. Özelleştirme bu
düşünce akımlarının ileri sürdüğü görüşlerin hayata geçirilmesini sağlamak için
kullanılan bir iktisat politikası vasıtası olarak gündeme gelmiştir.
Neo-liberal politikaların makro ekonomik boyutu, devlet kararlarının ekonomi
üzerindeki etkisinin minimize edilmesini öngörmektedir (Öztürk, 2005:1).
Devlet
anlayışında ortaya çıkan değişikliklerin sonucu olarak, vergilemenin amaçları
da değişmiştir. Klasik iktisatçılar vergilemenin mali amacı dışındaki fonksiyonları
üzerinde durmamışlardır. Yani Klasikler vergilemenin mali amaç dışında
kullanılmasına karşıydılar. Klasikler verginin sadece “hazinenin besleyici bir
kaynağı” olması gerektiğini ileri sürmüşlerdir (Dikmen, 1995:26).
Klasik
devlet anlayışı, başka amaçlar gütmeyen tarafsız bir vergi politikasından
yanadır. Vergi tarafsızlığından uzaklaşacak olursa, bundan iktisadi hayata
müdahale için faydalanma olanağı yaratılacak demektir. Klasik anlayış ise buna
karşıdır ve iktisadi faaliyet alanının özel mülkiyet ve serbest rekabet
esaslarına dayanan özel teşebbüslere bırakılmasından yanadır. Devlet sadece
emniyet, adalet, vb. asli görevlerini yerine getirmek amacıyla vergiye ihtiyaç
duyabilir. Ancak vergi devlete asli görevlerinin yapılması için gerekli mali olanakları
sağlama amacından başka bir amaçla kullanılmamalıdır. Çünkü bu durumda devletin
eline ekonomiye müdahale etme aracı verilmektedir. Oysa klasik anlayışta
devlete asli görevleri dışında hiçbir faaliyet alanı tanınmamaktadır
(Edizdoğan, 1998:57-58).
Mali liberalizmin yerine müdahaleci devlet anlayışının
geçmesi ile birlikte vergilemenin mali olmayan amaçları teori ve uygulama
alanında giderek daha fazla benimsenmeye başlanmıştır. Vergi teorisinde müdahalecilik
uygulaması kapsamlı olarak 1929 dünya ekonomik buhranından sonra ortaya çıkmaya
başlamıştır. Böylece vergiler mali amaçlarının yanında ekonomik ve sosyal
amaçla da kullanılmaya başlanmıştır (Güngör, 2005:16).
Verginin ekonomik sonuç yaratmasından yararlanılarak,
korumak ve geliştirilmek istenen alanlar için vergi teşviki, önlenmek istenen
alanlar için vergileri ağırlaştırmak suretiyle iktisat politikasının bir aracı
olarak kullanılması yoluna başvurulmaktadır. Bu konuda vergi yoluyla
güdülebilecek başlıca ekonomik amaçlar; yatırımları teşvik etmek, üretim ve
tüketimi teşvik etmek ya da kısıtlamak, ödemeler dengesini düzeltmek, tasarrufu
teşvik etmek, ekonomik istikrarı sağlamak ve ekonomik yapıyı değiştirmektir.
Vergiler yolu ile ülkeler, yatırım yapılacak alanlarda yatırımcılara bazı
avantajlar getirerek ilgili alanlarda yatırımların maliyetini ucuzlatarak
üretimi artırmaya çalışırlar. Vergilerle, ihracatı ve döviz kazandırıcı
işlemleri ve yabancı sermayenin girişini teşvik, ithalatı ve döviz kaybettirici
diğer işlemleri kısıtlayıcı yönde düzenlemeler yapılmaktadır (Turhan,
1975:249).
Vergi önlemleriyle tasarruf yapılması, yapılan tasarrufların
işletilmesi ya da milli ekonomi bakımından istenilen alanlara yatırılması
teşvik edilebilir. Belli hukuki statüye göre kurulan işletme türlerine,
diğerlerine göre vergi avantajları tanınması yoluyla ekonomik yapıyı değiştirme
amacı güden vergi politikası uygulanabilir (Edizdoğan, 1998:59-60).
Vergi politikası ile işgücünü
nitelik ve nicelik bakımından değiştirmek suretiyle emek arzı artırılabilmekte,
özel tasarruf ve yatırımlar teşvik edilmek suretiyle sermaye birikimi
hızlandırılabilmekte, dinamik bir üretim faktörü olarak kabul edilen teknolojik
gelişme teşvik edilebilmektedir. Bunun için; ekonomide özel önem taşıyan
alanlarda çalışanların diğerlerine göre daha hafif vergilendirilmesi yoluna
gidilebilir. Aynı şekilde, özel tasarruf ve yatırımları teşvik etmek için de
yeni yatırımların belirli bir süre vergi kapsamı dışında kalması sağlanabilir.
Vergi politikası ile ekonominin bazı sektörleri teşvik edilebildiği halde,
ekonominin tümü bakımından ekonomik büyüme süreci başlatılmak istenirse o zaman
kamu harcamaları ve borçlanma politikası ile amaca ulaşılmaya çalışılmaktadır.
Diğer bir ifadeyle, ekonominin münferit dallarının teşvikinde vergi politikası,
tümünün teşvikinde ise kamu harcamaları ve borçlanma politikası bir araç olarak
kullanılmaktadır (Aksoy, 1998:177-178).
Vergilemenin
sosyal amacı özellikle piyasa mekanizmasının gerçekleştiremediği adil gelir ve
servet dağılımının sağlanması bakımından büyük önem taşımaktadır. Piyasa
ekonomisi kurallarına göre gerçekleşen bir gelir ve servet dağılımı her zaman
adil olmamaktadır. Bunun için devletin gelir ve servet dağılımındaki
adaletsizlikleri giderme yönünde piyasaya müdahale etmesi gerekir. Çünkü, adil
ve dengeli bir gelir ve servet dağılımının gerçekleştirilmesi sosyal devlet
anlayışının ve sosyal adaletin bir gereği olmaktadır (Aksoy, 1998:174).
Vergi
konusunun seçilmesinde, matrahın belirlenmesinde ve oranların saptanmasında
sosyal amaç büyük önem taşımaktadır. Sosyal amacın gerçekleştirilmesi için
başvurulan yollardan bazıları şunlardır:
-
Artan
oranlı gelir vergileri, belli bir sınırın üstünde bulunan gelirlerden alınan ek
vergi, gider vergilerinde vergiye tabi mal ve hizmetten alınan vergilerin
bunların lüks olup olmamalarına göre farklılaştırılması, toplumdaki gelir
farklılıklarını kısmen olsun kaldırmak amacını gütmektedir.
-
Servet
vergileri, türleri ile birlikte, diğer amaçlar yanında servet farklılıklarını
ortadan kaldırmak amacını güden vergilerdir.
-
Sosyal
güvenlik aidatlarının vergiye tabi tutulmaması, sosyal yardımların vergi dışı
bırakılması, teşebbüslerin sosyal
yardımlarının gider kabul edilmesi ve yararlanan yönünden vergiye tabi
tutulmaması, sosyal güvenlik amacıyla tanınan vergi avantajlarıdır.
-
Yaşlılara,
iktisaden korunmaya muhtaç olanlara ait gelirlerin vergi dışı bırakılması,
sosyal güvenlik amacına yönelmiş vergi politikası araçları olarak kabul
edilebilir (Edizdoğan, 1998:62).
- Devlet
vergileme yoluyla sağladığı gelirlerinin bir kısmını çeşitli kamu harcamaları
şeklinde düşük gelir gruplarına veya hiç geliri olmayanlara transfer
harcamaları şeklinde aktarabilir. Bazen de finansmanı vergi gelirleriyle
karşılanan mal ve hizmetleri düşük gelirlilere bedelsiz, ya da düşük bedelle
yani maliyet bedelinin altında satmak suretiyle de gelir dağılımında adalet
sağlamaya çalışabilir. Ayrıca, toplumu oluşturan kişiler arasında vergi yükünün
adil dağılımının sağlanması için gerekli önlemlerin alınması da verginin sosyal
amacı bakımından büyük önem taşımaktadır. Nitekim gelir vergisi sistemlerinde
“en az geçim indirimi” veya “genel indirim”, ”artan oranlılık” ve emek
gelirlerinin sermaye gelirlerine nazaran daha hafif vergilendirilmesini teşkil
eden “ayırma ilkesinin” uygulanmasının adil bir vergilemenin ve verginin sosyal
amacının gerçekleşmesinde önemi büyüktür. Bu hususun gerçekleşmesi için yüksek
gelir elde edenlerden daha yüksek oranda ve daha fazla vergi alınması suretiyle
orta ve düşük gelirlilerin vergi yükünü hafifletmek gerekmektedir (Aksoy, 1998:174).
Klasik anlayışa göre devlet sadece
emniyet, adalet vb. asli görevlerini gerçekleştirmeli, ekonomik ve sosyal
anlamda piyasanın işleyişine müdahale etmemelidir. Dolayısıyla klasik iktisadi düşüncede verginin ekonomik
ve sosyal fonksiyonu “tarafsız, nötr” kalma şeklinde ifade edilmektedir.
Devletin faaliyetlerini finanse eden temel kaynak olarak vergi, tamamen mali
bir nitelik taşımakta ve fonksiyon üstlenmektedir. Klasik anlayışa göre,
ekonomik birimlerin üretim, tüketim, tasarruf, yatırım vb. konulardaki iktisadi
karar ve davranışlarını olumlu veya olumsuz yönde etkilemeyen veya
değiştirmeyen vergiler “tarafsız vergiler”dir. Buradaki tarafsızlık, tüketici
bir nesne olarak kabul edilen ve her türlü faaliyet ve hizmetinde kaynakları
tüketen bir kurum olarak görülen devletin asgari seviyede tutulması gereken
hizmetleri için temin ettiği kaynakların ekonomik faaliyet ve işleyişe etki
etmemesi anlayışına dayalı bir tarafsızlık olmaktadır (Devrim, 1996:181).
Klasik anlayışa göre devlet, kamu harcamalarını karşılamak amacıyla herkesten
mali gücüne göre, tam rekabet koşullarını ve piyasa mekanizmasının işleyişini
aksatmayacak şekilde ve en az masraf ile en çok vergiyi toplamak durumundadır.
Müdahaleci devlet anlayışı ile ekonomilerde oluşan talep yetersizliğinin
devletin müdahalesi ve bunun gerektirdiği bütçe açıklarıyla giderilmesi yönünde
eğilimler başlamıştır. Devletin giderek müdahaleci bir karakter kazanması,
geleneksel hizmetlerinin yanı sıra iktisadi ve sosyal alanlarda yeni görevler
yüklenmesine sebep olmuştur. Her yeni görev yeni bir harcama, her harcama da
vergi gelirlerinde bir artışın meydana gelmesiyle sonuçlanmıştır (Ataç vd.,
2002:131).
Bu sebepledir ki vergi gelirlerinin milli gelire oranı 20. yüzyılın
başlarında % 5-15 arasında değişirken 1930’ lardan sonra bu oran giderek artmış ve % 25-40 arasındaki bir düzeye
ulaşmıştır (Nadaroğlu, 1998:219). Bu, milli gelirin yarısına yakın bir kısmının
(harcamalardan da yararlanmak kaydıyla) vergi yolu ile yeniden dağılıma tabi
tutulması demektir. Böylesine ağır bir verginin, klasiklerin öngördüğü anlamda
tarafsız olması istense de mümkün değildir. Kaldı ki vergi, 20. yüzyılın
müdahaleci devletinin elinde iktisadi ve sosyal hayatı düzenlemenin ve iktisadi
faaliyetleri kendisinin saptayacağı istikametlere yöneltmenin de bir aracıdır
(Aksoy, 1998:173).
Tarafsız devletin yerini müdahaleci devlete bırakmasıyla birlikte,
tarafsız vergi de müdahaleci vergiye dönüşmüştür. Devletin giderek müdahaleci
bir karakter kazanması, geleneksel hizmetlerinin yanı sıra iktisadi ve sosyal
alanlarda yeni görevler yüklenmesine sebep olmuştur. Böylece vergilerin asıl
amacının kamu harcamalarını finanse etmek olduğu ifade edilirse de, her
verginin ekonomide üretim ve tüketim kalıplarını değiştirici etkilere sahip
olduğu görülmüştür. Bu nedenle, verginin işlevi sadece mali kaynak sağlayıcı
değil, aynı zamanda iktisadi ve sosyal politikayı yönlendirmede etkili bir araç
olarak kullanılması olmuştur (Edizdoğan, 1998:58).
Günümüzde; ekonomik, sosyal ve
teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak toplumsal ihtiyaçların miktar ve
bileşiminde ortaya çıkan değişiklikler, modern devlet anlayışının yarattığı
görev ve fonksiyonlar, devletlerin sadece mali amaçla değil, aynı zamanda
ekonomik ve sosyal amaçları gerçekleştirici doğrultuda vergi politikası
uygulamalarını zorunlu bir hale getirmiştir. Bir vergi sistemini oluşturan
vergilerin ve bunlarla ilgili uygulamaların etkinliğine bağlı olarak ortaya
çıkan etkilerin, ülkenin sosyal ve ekonomik yapısı üzerinde önemli sonuçları
söz konusudur. İzlenen vergi politikası ile bir taraftan ekonomik, sosyal ve
mali sorunlara çözüm bulunmasına çalışılırken, diğer taraftan özellikle
vergiler açısından ortaya çıkacak yük dağılımının vergide adalet ilkesinin
gerekleri göz önünde bulundurulmak suretiyle yapılmasına çaba gösterilmesi
gerekmektedir (Akdoğan, 1980:25).
Günümüzde vergi sadece mali amaçla değil, mali olmayan
amaçlarla da toplanmaktadır. Mali olmayan amaçların ağırlık kazanması durumunda
ise mali amaç olumsuz etkilenebilmektedir. Ancak vergilerin mali fonksiyonunun
bu mali olmayan fonksiyonları arasında kaybolmamasına özellikle dikkat edilmesi
gerekmektedir. Çünkü devletin elinde belirli bir gelir bulunduğunda ancak mali
olmayan fonksiyonları gerçekleştirebilmek mümkündür. Bu bakımdan, mali olmayan
fonksiyonların mali fonksiyonu ortadan kaldıracağı durumlarda bu fonksiyonlara
bir son vermenin gerekli olacağı kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Etkin bir
vergi politikası bu nedenle uygulanmak istenen maliye politikasının bir aracı
olarak önem kazanmaktadır.
KAYNAKÇA
|
Acartürk, Ertuğrul vd. (2005). Geçiş Ekonomilerinde Devletin
Ekonomideki Rolü: Türkiye
Modeline Eleştirel Bakış. http://www.econturk.org/Turkiyeekonomisi/hakan.doc
(erişim
tarihi:
10.01.2005).
|
Akdoğan, Abdurrahman (1980). Gelir Vergisi Açısından Vergi
Adaletine Teknik Bir Yaklaşım.
Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi
Maliye Fakültesi Yayın No: 137-1/9, Ongun Kardeşler
Matbaacılık Sanayii:
Ankara.
|
Aksoy, Şerafettin (1998). Kamu Maliyesi, (Kamu
Harcamaları-Kamu Gelirleri-Devlet Borçlar
-Bütçe-Maliye Politikası). Gözden
Geçirilmiş ve İlaveli 3. Baskı, Filiz Kitapevi: İstanbul.
|
Aktan,
Coşkun Can (1992a). Kamu Ekonomisinden Piyasa Ekonomisine: Özelleştirme:
Ankara.
|
Aktan,
Coşkun Can (1992b). “Anayasal İktisadın Felsefi ve Teorik Temelleri”, EkonomikAnayasa
Sempozyumu, Takav Matbaası: Ankara.
|
Ataç,
Beyhan vd. (2002). Kamu Maliyesi. TC Anadolu Üniversitesi Açıköğretim
Fakültesi Yayınları
No:949/519: Eskişehir.
|
Devrim,
Fevzi (1996). Kamu Maliyesine Giriş. Anadolu Matbaacılık Ltd. Şti: İzmir.
|
Dikmen,
Orhan (1995). Liberal, Bitaraf, ve Müdahaleci Vergi Politikaları, İ.Ü.
İktisat Fakültesi
Maliye Enstitüsü, Yayın No: 665-85-1: İstanbul.
|
Edizdoğan,
Nihat (1998). Kamu Maliyesi II (Kamu Gelirleri ve Vergi Teorisi). Ekin
Kitabevi: Bursa.
|
Eker,
Aytaç vd. (1994). Maliye Politikası (Teori, İlkeler ve Yöntemler), Takav
Matbaacılık, Yayıncı
lık San. Ve Tic. AŞ.: Ankara.
|
Güneş,
İsmail (2005). Devlet Kavramı. http://idari.cu.edu.tr/gunes/kamu/devlet.htm
(erişim
tarihi: 10.01.2005)
|
Güngör,
Kamil (2005). İktisadın Tarihine Kısa Bir Bakış ve Merkantilizmden Günümüze
İktisadi
Düşünceler.
http://www.ceterisparibus.net/dusunce/genel.htm
(erişim tarihi: 08.02.2005)
|
Muter,
Naci (1999). Vergi Teorisi. Emek Matbaası: Manisa.
|
Nadaroğlu,
Halil (1998). Kamu Maliyesi Teorisi. Beta Basım Yayım Dağıtım A.Ş. 10.
Baskı:
İstanbul.
|
Orhan,
Osman Z. (1989). Keynezyen ve Moneterist İstikrar Politikaları, Bilim
Teknik Yayınevi:
İstanbul.
|
Öztürk,
Nursel (2005). Değişen Devlet Anlayışı ve Özelleştirme.
http://www.ydk.gov.tr/egitim.notlari/ozellestirme.htm
(erişim tarihi: 10.01.2005).
|
Savaş,
Vural F. (1986). Keynezyen İktisat Yıkılırken, Beta Basım Yayım Dağıtım
AŞ. İkinci Baskı:
İstanbul.
|
Savaş,
Vural F. (1994). Politik İktisat, İkinci Baskı, Beta Basım Yayın:
İstanbul.
|
Tekelioğlu,
Muammer (1993). İktisadi Düşünceler Tarihi, Çukurova Üniversitesi
Basımevi:
Adana.
|
Toprak,
Erkan (2000). Demokratik ve Etkin Bir Devlet İçin Türk Kamu Yönetiminde
Yeniden Ya
pılanma. (Danışman: Prof. Dr. Zehra ODYAKMAZ). Gazi Üniversitesi
SBE Kamu Yönetimi Anabilim
Dalı Doktora Tezi: Ankara.
|
Turhan,
Salih (1975). Vergileme ve İktisadi Büyüme. İstanbul Üniversitesi Maliye
Enstitüsü
Konferansları, Seri:23: İstanbul.
|
|