|
07
Aralık 2004
Dr. Mehmet
Özkara
Öğretim
Görevlisi Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi
mehmetozkara@anadolu.edu.tr
SERBEST MESLEK KAZANÇLARINDA İSTİSNA VE MUAFİYET
UYGULAMALARI
GVK’ nın 65. maddesi, serbest meslek kazancını, “her türlü
serbest meslek faaliyetinden doğan kazançlar serbest meslek kazancıdır”
şeklinde tanımlayarak bu kazancın tanımını serbest meslek faaliyetine
dayandırmıştır. Aynı kanun maddesi hükümlerinde, serbest meslek faaliyeti de;
“sermayeden ziyade şahsi mesaiye, ilmi veya mesleki bilgiye veya uzmanlığa
dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin, bir işverene bağlı olmaksızın,
şahsi sorumluluk altında, kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde
tanımlanmıştır. Bu hükümler göz önünde bulundurularak “serbest meslek kazancı;
bir işverene tabi olmaksızın, kişilerin ilmi veya mesleki bilgi veya
ihtisaslarına dayanan işlerinden elde edilen kazançlardır” şeklinde
tanımlanabilir. [1]
Serbest meslek kazançları, GVK’ nın 67. maddesinin son
bendine girenler hariç olmak üzere, gerçek usulde vergilendirilmektedir. GVK’
nın 67. maddesinin son bendine göre; biletle girilen yerlerde faaliyette
bulunan dar mükellefiyete tabi serbest meslek erbabı, diledikleri takdirde,
bilet bedelleri tutarından, bu bedellere dahil resimler düşüldükten sonra kalan
miktarın yarısı safi kazanç sayılmak üzere vergilendirilmektedirler. Bu madde
hükmü ile, sadece dar mükellef olan ve hasılatlarını biletle tahsil edenlere,
istemeleri halinde giderlerini götürü olarak belirleme imkânı verilmiştir.
Gerçek usulde vergilendirilen serbest meslek kazançlarında;
ebe, arzuhalci vb. muafiyeti, telif kazançları istisnası, sergi ve panayır
kazançları istisnası ve teşvik ödülü istisnası uygulanmaktadır.
Serbest Meslek Kazançlarında Muafiyet
Uygulaması
GVK’ nın 66/5. maddesine göre; ebe,
sünnetçi, sağlık memuru, arzuhalci, rehber gibi mesleki faaliyette bulunanlar,
belirli şartları taşımaları halinde, gelir vergisinden muaf tutulmuşlardır.
Muafiyetten yararlanabilmek için bu mesleklerin belirli düzeyde ifa edilmesi
veya söz konusu mesleklerin küçük yerleşim birimlerinde yapılması
gerekmektedir.
-Muafiyetten yararlanabilecek meslekler; ebelik,
arzuhalcilik, sünnetçilik, sağlık memurluğu ve rehberlik gibi meslekler olarak
belirlenmiştir. Bunlara benzer ve gibi kapsamında; hemşireler, hayvan
memurları, iğneciler ve mevlithanlar sayılabilir. Belirtilen meslekleri ifa
edenlerin muafiyetten yararlanabilmesi için; bunların VUK’ nın 155. maddesinde
belirtilen, işyeri açma, çalışılan yere tabela asma, faaliyeti ilanla duyurma
ve mesleki teşekküle kaydolma hallerinden sadece bir tanesini
gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Bu hallerden iki ya da daha fazlasını
gerçekleştirmeleri, örneğin, hem işyeri açmaları, hem de bunu ilanla
duyurmaları veya işyerine tabela asmaları muafiyetten yararlanmaya engel teşkil
etmektedir.
-Belirtilen meslekleri köylerde veya son nüfus sayımına göre
belediye içi nüfusu 5.000’i aşmayan yerleşim yerlerinde ifa edenler; VUK’ nın
155. maddesindeki hallerin tamamını gerçekleştirseler bile muafiyetten
yararlanacaklardır. Burada muafiyetten yararlanmayı belirleyen ölçü, yerleşim
yeri olmakta ve yerleşim yerinin köy olması veya nüfusunun 5.000’i aşmaması
gerekmektedir. Bu yerleşim yerlerinde, belirtilen meslekleri ifa edenlerin,
işyeri açması, işyerine tabela asarak faaliyetini ilanla duyurması ve mesleki
teşekküle kaydolması bile muafiyetten yararlanmasına engel teşkil etmeyecektir. [2]
Belirtilen meslekleri, belirtilen
şartlar içinde ifa eden serbest meslek erbaplarının vergi dışında tutulması
ile, bu meslek erbapları küçük yerleşim birimlerinde hizmet vermeye
yönlendirilmektedir. Ayrıca, bu meslekleri işyeri açıp, tabela asarak ve
faaliyetlerini ilanla duyurarak profesyonel olarak yapma imkânına sahip
olmayanlar da vergi ödeme gücüne sahip olmayacakları gerekçesiyle vergi dışında
bırakılmaktadırlar.
Telif kazancı kavramından önce “telif hakkı” kavramının tanımlanması
gerekmektedir. Telif hakkı kavramına vergi kanunlarında yer verilmemiştir. Bu
kavrama ilgili kanunlar açısından bakıldığında, 3257 sayılı Sinema, Video ve
Müzik Eserleri Kanununun 8. maddesinde telif hakkı; “Eserlerin çoğaltma, yayma
ve gösterim hakkı, eserin işletme belgesi sahibine aittir. Bu eserlerin
çoğaltma hakkı ve sorumluluğu kayıt ve tescilini yaptırana aittir. Hak
sahibinin izni olmadıkça eserler üzerinde her türlü tasarruf yasaktır..”
şeklinde tanımlanmaktadır. Diğer yandan, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanununun 8. maddesinde; “Bir eserin sahibi, onu vücuda getirendir”
denilmektedir. [3]
Bu açıklamaların ışığında telif hakkı; fikir ve sanat ürünü
olarak ortaya konan eserler üzerinde sahibinin hakkını ifade eden kavram olarak
açıklanabilir. Bu nedenle, bütün ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de, telif
hakları 05.12.1951 tarih ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile
koruma altına alınmıştır. [4]
Eser sahiplerinin; eserleri ile ihtira beratlarını satmak veya bunlar
üzerindeki mevcut haklarını devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde
ettikleri gelirler, telif kazancı sayılmaktadır. Telif kazançlarının
vergilendirilmesi ile ilgili olarak, GVK’ nın 18. maddesinde yer alan, “serbest
meslek kazançlarında istisna” başlığını taşıyan düzenleme ile; “Müellif,
mütercim, heykeltıraş, hattat, ressam, bestekâr, bilgisayar programcısı ve
mucitlerin ve bunların kanuni mirasçılarının şiir, hikaye, roman, makale,
bilimsel araştırma ve incelemeleri, bilgisayar yazılımı, röportaj, karikatür,
fotoğraf, film, video band, radyo ve televizyon senaryo ve oyunu gibi
eserlerini, gazete, dergi, bilgisayar ve internet ortamı, radyo, televizyon ve
videoda yayınlamak veya kitap, CD, disket resim, heykel ve nota halindeki
eserleri ile ihtira beratlarını satmak veya bunlar üzerindeki mevcut haklarını
devir ve temlik etmek veya kiralamak suretiyle elde ettikleri hasılat gelir
vergisinden istisna edilmiştir.”
Aynı maddenin son bendinde ise; “Serbest meslek kazançları
istinasının, bu Kanunun 94. maddesi uyarınca tevkif suretiyle ödenecek vergiye
şümulü yoktur.” denilmektedir. GVK’ nın 94/2-a maddesinde 18. madde kapsamına
giren serbest meslek işleri dolayısıyla yapılan ödemelerden % 17 vergi
kesintisi yapılacağı belirtilmektedir.
Görüldüğü gibi telif kazançlarının vergilendirilmesinde tam istisna
uygulamasından söz edilmesi mümkün değildir. Yapılan vergi kesintisinin
dışında, ortaya çıkacak bir vergi yükü söz konusu olmayacağından yapılan % 17
oranındaki vergi kesintisi nihai vergileme olmaktadır. Böylece, telif kazancı
elde eden mükellefler gelir vergisinin artan oranlı tarife uygulamasına tabi
olmayacakları gibi, defter tutma ve beyanname verme gibi şekli mükellefiyete de
tabi tutulmamış olmaktadırlar. [5]
GVK’ nın 30. maddesinin 2. bendine göre; dar
mükellefiyete tabi olan serbest meslek erbabının, hükümetin izniyle açılan
sergi ve panayırlarda yaptıkları serbest meslek faaliyetlerinden elde ettikleri
kazançlar (Türkiye’de başkaca işyeri ve daimi temsilcileri bulunmamak şartıyla)
gelir vergisinden istisna tutulmuş bulunmaktadır. Bu istisna ile; ülkemizde
düzenlenen sergi ve panayırlara ilginin artırılması, buralarda kendi
ürünlerimizin ve yabancı ülkelerde üretilen yeni ürünlerin tanıtılması ve
ticaretin canlandırılması amaçlanmaktadır. [6]
İlim, fen ve güzel sanatların gelişmesini teşvik etmek
amacıyla, serbest meslek erbaplarına verilen ödüller, miktarları ne olursa
olsun, gelir vergisinden istisna tutulmuşlardır. (GVK Md. 29/1) Örneğin; yaptığı
bir proje nedeniyle birincilik ödülünü kazanan bir mimarın kazandığı ödülün
tamamı vergi dışında kalacaktır. [7]
Serbest meslek erbabı olan mimarın, söz konusu projenin aslını satarak gelir
elde etmesi durumunda ise, telif kazancı elde edilmiş olacağından gereken vergi kesintisi yapılacaktır.
4) Özürlü Serbest Meslek Erbabı İle
Bakmakla Yükümlü Olduğu Özürlü Kişi Bulunan Serbest Meslek Erbabında Sakatlık
İndirimi İstisnası
Özürlü
serbest meslek erbabı ile serbest meslek erbabının bakmakla yükümlü olduğu özürlü
kişi bulunması halinde ayrıca sakatlık indiriminden de yararlanabileceklerdir.
Söz konusu mükellefler beyan edecekleri serbest meslek kazancından ayrıca
sakatlık indiriminin yıllık tutarını da düşebileceklerdir. GVK’ nın 31. maddesi
hükümlerine göre, Çalışma gücünün asgarî % 80'ini kaybetmiş bulunan hizmet
erbabı birinci derece sakat, asgarî % 60'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı
ikinci derece sakat, asgarî % 40'ını kaybetmiş bulunan hizmet erbabı ise üçüncü
derece sakat sayılır ve aşağıda sakatlık dereceleri itibariyle belirlenen aylık
tutarlar, hizmet erbabının ücretinden indirilir.
İndirim konusu yapılacak tutar, beyan edilen serbest meslek
kazancı tutarı ile sınırlı olup, kazancın yetersiz olması halinde sonraki yıla
devretmesi mümkün bulunmamaktadır. [8]
4) Olağanüstü Hal Bölgesinde Ve Kalkınmada
Öncelikli Yörelerde Bulunan İllerdeki Mükelleflere Uygulanan İstisna
OHAL ve KÖY’ lerde bulunan illerde uygulanan ticari kazanç
ile ilgili istisnalar serbest meslek kazancı elde eden mükellefleri de
kapsamına alacak şekilde düzenlenmiştir.
4325 Sayılı Olağanüstü Hal Bölgesi Kanununun 3. maddesine göre;
01.01.1998 ve 31.12.2000 tarihleri
arasında Olağanüstü Hal Bölgesi kapsamında sayılan illerde yeni işe
başlayan gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerinin, bu illerdeki iş yerlerinde
fiilen ve sürekli olarak 10 ve daha fazla işçi çalıştırmaları şartıyla, sadece
bu işyerlerinden elde ettikleri kazançları, işe başlama tarihinden itibaren
yatırım dönemi de dahil, 5 vergilendirme dönemi gelir vergisinden müstesna
tutulmuştur.
İstisnadan yararlanabilmek için, bahse konu olan bölgelerde
ve belirtilen tarihler arasında işe başlamış olmak gereklidir. 31.12.2000
tarihinden sonra kurulan iş yerlerinde bu istisna geçerli değildir. Ancak,
belirtilen şartları taşıyan işletmeler 5 vergilendirme dönemi bu istisnadan
yararlanabilecekleri için uygulamanın en geç 2005 yılı sonuna kadar devam
ettiğini söylemek mümkündür. Örneğin, 31.12.2000 tarihinde işe başlamış olan
bir mükellef 2001-2005 yıllarındaki kazançları dolayısıyla
vergilendirilmeyecektir.
Ayrıca, yukarıdaki 5 yıllık sürenin bitiminden
itibaren 31.12.2007 tarihine kadar çalıştırdıkları işçi sayısına göre kademeli
olarak gelir vergisi indirimi getirilmiştir. İndirim oranı; 10 işçi
çalıştıranlarda % 40, 51 ve daha fazla işçi çalıştıranlarda % 60 olarak
uygulanacaktır.
Bu istisnanın amacının söz konusu olan bölgelerde istihdamı
teşvik etmek olduğu açıktır. Dolayısıyla devlet, bu bölgede istihdamı artırıcı
yatırımların yapılması için yatırımı yapacak olan mükelleflerden 5
vergilendirme dönemi vergi almayarak, yatırımın maliyetine katkı sağlamış
olmaktadır. Aynı zamanda, bu vergi politikası ile bölgeler arası
dengesizliklerin giderilmesi de amaçlanmaktadır.
Ancak, böyle bir uygulama ile söz konusu bölgelerde
yatırımlar daha fazla teşvik edilmesine rağmen bu bölgelerdeki yatırımların,
teşvik nedeniyle diğer bölgelere nazaran daha fazla arttığına ilişkin kuvvetli
bir kanıt henüz elde edilememiştir. [9]
KAYNAKÇA
|
|
ATABEY,
Tuncel
|
Gelir
Vergisi Rehberi, Vergi Sorunları Dergisi Mart 2001 Sayısı Eki, Kurtiş
Matbaacılık, İstanbul, 2001.
|
MALİYE
BAKANLIĞI
|
Vergi
Harcamaları 2001 Yılı, TC Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlü
ğü
Yayınları, Ankara, 2001.
|
ŞENYÜZ,
Doğan
|
Türk
Vergi Sistemi, Ezgi Kitapevi Yayınları, Bursa, 1999.
|
TOSUNER,
Mehmet vdğ.
|
Türk
Vergi Sistemi, Gözden Geçirilmiş ve Yenilenmiş 9. Bası, İzmir,
2004.
|
TÜZÜN ÇELİK,
Binnur
|
Vergilemede
Müdahale İlkesi (Anayasa ve Gelir Vergisi Hükümleri Açıs
ndan İncelenmesi), Gazi
Kitapevi, Ankara, 2001.
|
YALÇIN,
Hasan
|
Gelir
ve Kurumlar Vergisi Uygulamasında Muafiyet ve İstisnalar,
İstanbul,1997.
|
CENK,
Ramazan
|
“Serbest
Meslek kazançlarından Telif Kazançları ve İstisnası”, Maliye Postası
Dergisi, Ağustos,1995.
|
KARAKULLUKÇU, Necmi
|
“Telif Kazançlarında İstisna Uygulaması”,
Mükellefin Dergisi, S.61,
Ocak.1998.
|
|