VERGİ HARCAMASI OLARAK UYGULANAN VERGİ İSTİSNALARININ EKONOMİK SONUÇLARI     

Sitemizi Tavsiye Etmek İster misiniz?

 

 

22.11.2004

 

Dr. Mehmet Özkara

Öğretim Görevlisi
Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi

mehmetozkara@anadolu.edu.tr  

 

VERGİ HARCAMASI OLARAK UYGULANAN VERGİ İSTİSNALARININ EKONOMİK SONUÇLARI

 

Belli faaliyetleri desteklemek için devletin alacağı gelirden vazgeçmesi kamu maliyesi literatüründe “vergi harcaması” olarak adlandırılmaktadır. [1] Vergi harcaması genel olarak, vergi sistemi yoluyla devletin vazgeçtiği gelir olarak tanımlanabilir. Bu harcamalar temelde vergi sistemi içerisinde ortaya çıkan ve vergi kaybına yol açan uygulamalardır. [2]

 

Vergi harcaması olgusu, sanılanın aksine ilgili yükümlülükler çerçevesinde vergi toplanmasına yönelik harcamaları değil, sosyo-politik amaçlı uygulamalara yönelik vergi sisteminde (veya yasalarında) oluşturulabilecek mali teşvikler bazındaki muafiyet, istisna, vergi indirimi ve diğer mali yükümlülüklere ilişkin terkin ve indirimleri ifade etmektedir. [3] Mali teşviklerle ifadelendirilebilecek sosyo-politik amaçlı bu uygulamaların toplam kamu gelirlerine olan oransal değeri de, vergi harcamaları olgusunun dönemsel kantitatif değerini vermektedir. [4] Uygulamada vergi harcamaları; vergi muafiyet ve istisnaları, vergi oran indirimi, vergi ertelemesi şeklinde yer almaktadır. [5]

 

Bir harcama doğrudan bütçeden yapıldığında, toplam harcamalar içinde yer alır ve istatistiklerde harcamayı artıran bir kalem olarak görülür. Harcamanın doğrudan yapılması yerine, vergiden çeşitli şekillerde vazgeçilerek yapılması halinde harcama görülmemektedir. Bu harcamadan yararlanan bakımından ise değişen bir şey yoktur. Devletten doğrudan yardım almak yerine, ödeyeceği vergiyi ödemeyerek aynı faydayı sağlamaktadır. Dolayısıyla harcamaların sadece devletin doğrudan yaptığı harcamalar şeklinde alınıp analiz edilmesi gerçeği gösterme açısından doğru bir yöntem değildir. Devletin bütçe sistemi içerisinde yaptığı harcamalara görev zararları ve vergi harcamaları da eklendiğinde, gerçek harcamaların çok daha yüksek olduğu görülecektir. [6]

 

Bir ekonomide vergi harcamaları, kamu harcamalarının yerine ikame edilme gibi önemli bir işlevi yerine getirebilir. Diğer bir ifade ile, vergi harcamaları, devletin ekonomik ve sosyal amaçlarını gerçekleştirmesinin bir metodu olarak, kamu harcamalarının alternatifini oluştururlar. [7] Bu bakımdan bir vergi harcamasının makroekonomik ve mali etkileri, kamu harcamalarınınkiyle aynıdır. Bazı vergi harcamaları, kamu harcamalarında olduğu gibi devlet için sürekli gelir kaybı yaratırken, bazıları gelirin geleceğe ertelenmesine neden olurlar. Bunlar bir bakıma yükümlüye verilen faizsiz borç niteliğindedirler. Dolayısıyla vergi harcamaları da kamu harcamalarında olduğu gibi bütçe süreci ile birlikte değerlendirilmelidirler. [8]

 

Ülkemizde vergi harcamaları ile ilgili olarak, Ocak 2001’de, Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü “Vergi Harcamaları 2001 Yılı” kitabını yayınlamıştır. Bu kitapta vergi harcamaları ile ilgili genel bilgiler ile OECD tarafından 1996 yılında yayınlanan ”Tax Expenditures: Recent Experiences” adlı yayından bir bölüm çevirisi verildikten sonra, kanunlar itibariyle muafiyet ve istisnalara ilişkin liste yayınlanmıştır. Ayrıca bu konu, VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı’nın makro ekonomik politikaları arasında yer almaktadır ve “İstisna, muafiyet ve vergi indirimi gibi vergi harcamaları ekonomik ve sosyal politikalar çerçevesinde yeniden düzenlenecek, vergi harcamaları yoluyla alınmasından vazgeçilen tutarlar bütçe kanunu kapsamında ayrıntılı bir şekilde raporlanacaktır” [9] şeklinde ifade edilmiştir. Görüldüğü gibi, ülkemizde günümüze kadar vergi harcaması niteliği olan kanun veya diğer kararlar ile ilgili bilgiler bütçe sürecinde ve ilgili metinler ve gerekçeleri içinde yer almazken, kalkınma planlarında ifade edilenlerin gerçekleşmesi halinde önümüzdeki yıllarda gündemde olacak gibi görünmektedir. [10]

 

Vergi sistemimizde gelir, kurumlar ve katma değer vergilerinde çok sayıda vergi istisnası uygulamasına yer verilmektedir. Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü’nün Türkiye Geneli Beyanname Özet Bilgileri’nden yararlanılarak, gelir, kurumlar ve katma değer vergilerinde uygulanan vergi istisnaları ile ilgili hesaplamalar yapılarak, gerekli değerlendirmeler yapılmıştır. [11]

Gelir Vergisinde Ölçülebilen Vergi İstisnaları ile İlgili Değerlendirmeler

1997-2002 yıllarına ait Türkiye Geneli Gelir Vergisi Beyanname Özetleri Tabloları’ndan oluşturulan verilere göre; altı yılda toplam olarak değerlendirilen beyanname sayısı 8.148.986  adet olup; 19.120.328.634 milyon lira vergiye tabi gelir (matrah) belirlenerek, 5.731.933.262 milyon lira gelir vergisi hesaplanmıştır. Hesaplanan gelir vergisinin matraha oranı % 30 dur. Diğer bir ifadeyle, vergiye tabi olan gelirin toplamına ortalama olarak % 30 oranı uygulanmıştır.

 

Gelir vergisi beyanname özetlerinde, diğer istisnalar ile ilgili ayrıntılı bilgiler yer almazken gayrimenkul sermaye iratları ile ilgili olarak ayrıntılı bilgiler yer almaktadır. Bu bilgiler değerlendirilerek 1998-2001 yıllarında bahse konu istisnalar nedeniyle alınmasından vazgeçilen vergilerin miktarları aşağıda yaklaşık olarak hesaplanmıştır. Söz konusu olan dört yılda; 612,6 trilyon lira GMSİ’den kaynaklanan gelir vergisi hesaplanırken, 87 trilyon liralık vergi alacağından istisna nedeniyle vazgeçilmiştir.

 

1998-2001 yıllarında hesaplanan gelir vergisinin vergiye tabi gelire oranı % 28,9 olarak gerçekleşmiştir. Bu oran GMSİ İstisna tutarları indirildikten sonra bulunan rakamlardır. GMSİ İstisnasının uygulanmadığı varsayımı altında, hesaplanan gelir vergisinin vergiye tabi gelire oranı % 27,6 olarak bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle GMSİ İstisnası uygulaması, söz konusu yıllarda gelir vergisi oranını efektif olarak % 1,3 oranında aşağıya çekmektedir.

 

Bu istisna dar kapsamlı bir şekilde uygulanmasına rağmen GMSİ olarak alınan verginin yedide biri oranında vergi kaybına yol açmıştır. Zira, istisna sadece mesken olarak kiraya verilen gayrimenkullerden elde edilen gelirler için söz konusu olup, işyeri olarak kiraya verilen gayrimenkullerden elde edilen gelirlere uygulanmamaktadır. Ayrıca, ticari, zirai veya mesleki kazancını yıllık beyanname ile bildirmek zorunda olanlar bu istisnadan yararlanamamaktadırlar.

Kurumlar Vergisinde Ölçülebilen Vergi İstisnaları ile İlgili Değerlendirmeler

1997-2001 yıllarında 1.980.064 adet kurumlar vergisi beyannamesi değerlendirilerek, 45.738.330.204 milyon liralık kurumlar vergisi matrahı belirlenmiş olup, bu matrah üzerinden 13.708.867.401 milyon lira kurumlar vergisi hesaplanmıştır. Toplam rakamlar dikkate alındığında, beş yıllık dönemin ortalaması olarak kurumlar vergisi oranı  % 30 olarak gerçekleşmiştir. Hesaplanan kurumlar vergisi matrah ve oranı ile ilgili rakamlar, istisnalardan yararlanıldıktan sonra gerçekleşen rakamlardır. Kurumlar vergisinde çifte vergilendirmeyi önleme ve vergi ertelemesi şeklinde fonksiyon üstlenen istisnaların dışında kalan gerçek nitelikteki istisnaların uygulanmadığı varsayımı altında yeniden belirlenecek vergi matrahı ve oranı ile ilgili hesaplamalar aşağıdadır.

 

İncelenen dönemde hesaplanan kurumlar vergisi matrahı  45.738.330.204 milyon lira olarak belirlenirken, 46.255.676.154 milyon lira istisnalar nedeniyle kurumlar vergisi matrahından düşülmüştür. Düşülen bu istisna rakamları ve gerçekleşen matrah toplanıldığında, 91.994.006.358 milyon liralık rakama ulaşılmaktadır. Hesaplanan kurumlar vergisi bu rakam ile oranlandığında % 15 oranı bulunmaktadır ve bu oran gerçekleşen efektif kurumlar vergisi oranını göstermektedir.

 

Vazgeçilen kurumlar vergisinin hesaplanan kurumlar vergisine oranı % 98 olarak gerçekleşmiştir. Yapılan gelir vergisi stopajı dikkate alındığında, net vergi kaybının hesaplanan kurumlar vergisine oranı % 74,6 olarak gerçekleşmiştir. Uygulanan gelir vergisi stopajı, vergi kaybının % 23,4 oranında azalması şeklinde bir fonksiyon üstlenmiş olmaktadır.

Katma Değer Vergisinde Ölçülebilen Vergi İstisnaları ile İlgili Değerlendirmeler

Maliye Bakanlığı tarafından 1997-2001 yıllarına ait olan gelir ve kurumlar vergisi Türkiye Geneli Beyanname Özet Bilgileri yayınlanmış olmasına rağmen, KDV beyannameleri ile ilgili olarak sadece 1997 ve 1998 yıllarına ilişkin veriler yayınlanabilmiştir. 1997-1998 yıllarında 2.618.017 adet katma değer vergisi beyannamesiyle, 135.145.848.604 milyon lira katma değer vergisi matrahı tespit edilmiş olup, bu matrah üzerinden 19.454.542.933 milyon lira katma değer vergisi hesaplanmıştır. 1997 ve 1998 yıllarında, iade hakkı doğuran işlemlere ilişkin teslim ve hizmet tutarı toplamı 13.017.816.276 milyon lira olarak gerçekleşmiş olup, bu işlemler için 452.163.745 milyon lira  KDV yüklenilmiştir. Yüklenilen KDV’den 79.277.398 milyon lirası indirim konusu yapılmış. indirilemeyen 372.886.347 milyon lira KDV iade edilerek söz konusu işlemler için yüklenilen KDV sıfırlanmıştır. Ayrıca Türkiye’de ikamet etmeyen yolculara 86.203.400 milyon lira KDV iadesi yapılmıştır. Söz konusu olan işlemleri gerçekleştiren mükellefler için KDV yükü sıfırlanırken alınmasından vazgeçilen vergiler aşağıda hesaplanmıştır.

 

Matraha yüzde bir ile kırk arasında değişen oranlar uygulanmış olup, toplam matraha uygulanan oran ortalama olarak % 14,4 olmaktadır. Bu oran uygulanan istisnalar düşüldükten sonra bulunan rakamdır. 1997-1998 yıllarında katma değer vergisinde tam istisna uygulaması sonucunda, 13.017.816.276 milyon liralık istisna tutarı üzerinden 1.874.565.539 milyon lira katma değer vergisinin alınmasından vazgeçilmiştir. KDV’de istisna uygulamasına yer verilmemesi durumunda ise, söz konusu yıllar için toplam KDV matrahı 148.163.664.880 milyon lira olarak gerçekleşecek ve bu durumda efektif KDV oranı % 13,1 olarak gerçekleşecektir. Dolayısıyla uygulanan KDV istisnaları ortalama KDV oranını % 1,3 azaltan bir işlev yüklenmiş olmaktadır.

 

Vazgeçilen verginin hesaplanan vergiye oranı % 9,6 olarak gerçekleşmiştir. Diğer bir ifade ile katma değer vergisinde tam istisna uygulamasına yer verilmemiş olsa, bu verginin tahsilatı ancak % 9,6 oranında bir artış sağlayabilecektir. Ancak uygulanan tam istisnaların çoğunluğu uluslar arası uyumlaştırma ve özel önem taşıyan alanlarla sınırlı olduğu için uygulamasına devam edilmesi gerekli görünmektedir.

 

1998-2001 yılları arasında, gelir vergisinde sadece gayrimenkul sermaye iradı istisnası uygulaması nedeniyle 87.093.038 milyon lira,1997-2001 yılları arasında kurumlar vergisinde uygulanan gerçek nitelikteki istisnalar nedeniyle 10.234.860.646 milyon lira, 1997-1998 yıllarında katma değer vergisinde uygulanan istisnalar nedeniyle de 1.874.565.539 milyon lira olmak üzere, toplam olarak 12.196.519.223 milyon liralık vergi alacağından vazgeçilmiştir. Söz konusu vergilerde istisna uygulamaları ile ortaya çıkan ve görülebilen ilk sonuç, vazgeçilen vergi miktarları kadar bir rakamın bütçe gelirlerini azaltması olmaktadır.

 

İncelenen dönemde söz konusu olan vergi istisna uygulamaları nedeniyle alınmasından vazgeçilen toplam vergiler, aynı dönemde tahsil edilen konsolide bütçe gelirlerinin % 10’nu oluşturmaktadır. 1997 ve 1998 yıllarında bu oranların diğer yıllara göre daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu yüksek oranların nedeni ise, bu yıllarda katma değer vergisinde vazgeçilen vergilerin de hesaplara dahil edilmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Diğer bir ifadeyle, 1999-2001 yıllarında katma değer vergisinde alınmasından vazgeçilen vergilerin hesaplara dahil edilmesi durumunda, yüzde on oranından daha yüksek bir rakama ulaşılacaktır.

 

Bilindiği gibi uzun yıllardan bu yana ülkemizde konsolide bütçe gelirleri, konsolide bütçe giderlerini karşılayamamakta ve borçlanmaya başvurulmaktadır. İncelenen vergi istisnaları nedeniyle alınmasından vazgeçilen vergilerin kamu kesimi borçlanma gereği içindeki oranı da % 20 olarak gerçekleşmiştir. 1997-2001 yılları arasında, gelir, kurumlar ve katma değer vergilerinde uygulanan ve ölçülebilen vergi istisnaları ile ilgili olarak 12.196.519.223 milyon liralık vergi alacağından vazgeçilmiştir. Aynı yıllarda konsolide bütçe kamu kesimi borçlanma gereği toplamı 59.936.700.000 milyon lira olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu olan yıllarda alınmasından vazgeçilen vergilerin kamu kesimi borçlanma gereğine oranı % 20 olarak gerçekleşmiştir. Diğer bir ifadeyle gelir, kurumlar ve katma değer vergilerinde vergi istisnası uygulamalarına yer verilmemiş olsaydı, kamu kesimi borçlanma gereğinde % 20 oranında bir azalma sağlanabilirdi. 1999-2001 yıllarında KDV istisna uygulaması nedeniyle alınmasından vazgeçilen rakamlar bu oranlara dahil edilememiştir. Bu rakamlarında hesaplara dahil edilmesi durumunda daha yüksek bir orana ulaşılacağı görülmektedir.

 

Yoğun olarak uygulanan vergi istisnalarının vergi tabanını daraltması ve ekonomik faaliyetlerin kayıt dışına yönelmesini teşvik etmesinin de etkisiyle Türkiye’de 1980 yılında % 14 civarında olan vergi yükü, 1985 yılında % 10 seviyelerine düşmüştür. Dokuz yıllık bir aradan sonra ancak 1994 yılında yeniden % 15 ler seviyesine yükselen vergi yükü, 1995 yılından itibaren her yıl yükselerek 2002 yılında % 21.8 olarak gerçekleşmiştir. Gelişmiş ülkelerde GSMH’ nın % 30 lara yakın bir kısmının vergi olarak toplandığı ve modern maliye ilmi anlayışı çerçevesinde devletten beklenen görevlerin artmış olduğu dikkate alındığında, ülkemizdeki vergi yükünün yeterli olmadığı görülmektedir. Ayrıca, gelişmiş ülkelerde dolaysız vergilerin toplam bütçe gelirleri içindeki payı % 70’lere yaklaşırken, dolaylı vergilerin payı ise % 30’lara kadar inmektedir. Türkiye’de ise 2002 yılında, dolaylı vergilerin toplam bütçe gelirlerine olan oranı % 66, dolaysız vergi gelirlerinin ise % 34 olduğu görülmektedir. Bu oran artmakta olan devlet borçlarının finansmanı sorunu nedeniyle, giderek hızla dolaylı vergiler lehine yükselmektedir.

 

Kamu ekonomisinin fonksiyonları ile vergi yükü ve kamu harcamalarının büyüklüğü arasındaki ilişkileri konu alan araştırmalara göre, bir ülkenin sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi ile toplam vergi yükü arasında yakın bir ilişki olduğu görülmektedir. Vergi yükü yüksek olan ülkelerin yüksek refah düzeyinde oldukları görülmektedir. Vergi gelirlerinin yüksekliği nedeniyle bu ülkeler sosyoekonomik nitelikli alt yapılarını kolayca oluşturabilmişlerdir. Buna karşın, toplam vergi yükünün düşük olduğu ülkeler ise, gelir dağılımı yönünden kötü durumdadırlar. 2000’li yıllarda Türkiye’nin vergi yükünde aşırı bir artışın olduğu görülmektedir. Ancak bu artış doğrudan doğruya dolaylı vergilerdeki anormal artışlardan kaynaklandığından vergi yapısını tersine çevirmiştir. Söz konusu vergi yükü artışı devlet borçlarının finansmanı sorunu nedeniyle ortaya çıktığından, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi sosyal ve ekonomik alt yapının oluşturulmasına kanalize edilememiştir. Böylece, dolaylı vergiler arttıkça refah düzeyi de hızla düşerek, ekonomik kriz ve yoksullaşma olguları yaşanmaya başlanmıştır. [12] Modern devlet anlayışı ilkeleri çerçevesinde devlet görevlerinin yerine getirilebilmesi için ülkemizdeki vergi yükünün % 25-30 aralığına  yükseltilmesi ve bu yükselmede ağırlığın dolaylı vergilerde değil, dolaysız vergilerde olması gerekmektedir.

 

Genel bütçe vergi gelirlerinin faiz ödemeleri dahil olmak üzere konsolide bütçe giderlerini karşılama oranları 1989 yılında yüzde 65’ ler civarında iken, 1995 yılında yüzde 60, 2002 yılında ise yüzde 51.5 düzeyinde gerçekleşmiştir. Diğer bir ifadeyle 2002 yılında genel bütçe vergi gelirleri konsolide bütçe giderlerinin ancak yarısından çok az fazla bir kısmını karşılayabilecek düzeylere gerilemiştir. Konsolide bütçe giderlerinin yarısına yakın bir kısmı için vergi dışı kaynaklara yani borçlanma yoluna gidilmiştir.

 

Türkiye’de 1980’li yıllardan beri uygulanmakta olan, vergi alma yerine borçlanmayı yeğleme biçimindeki politikalar olumsuz etkisini, kamu ekonomisinin temel fonksiyonlarından sapmalara yol açarak, üretimin düşmesi biçiminde göstermiş ve ekonomik kriz ortamının yaratılmasına yol açmıştır. Çünkü devlet borçları arttıkça, çevrilmesi de sorun olduğundan borç faizleri giderek artmış ve devletin son derece yüksek oranlarda reel faiz ödemesine yol açmıştır. Böylece, yüksek reel faizden yararlanmayı yeğleyen çok sayıda işletme yatırım yapma yerine vergisiz ve risksiz olan devlet tahvili ve hisse senedi satın almışlardır. Devlet ise topladığı vergilerin önemli bir bölümünü üst gelir grubundakilere faiz ödemeleri şeklinde transfer ederek, gelir dağılımının aşırı derecede bozulmasına yol açmıştır. Bu durumun sonucu olarak, devlet yeterli miktarda ve kalitede kamusal mal ve hizmet üretememiştir. Böylece, bir yandan toplum refahı önemli ölçüde düşerken, öte yandan özel sektöre dışsal ekonomiler yayma potansiyelinde olan kamu projeleri ve alt yapı yatırımları da yapılamamıştır. [13]

 

Vergi yerine borçlanma ile finansmana yönelinmesinin bir  sonucu olarak bütçenin faiz yükü giderek artmıştır. Faiz yükünün artması, aynı anda faiz oranlarının da artmasını gündeme getirdiğinden reel kesimin faaliyetlerini üretimden finansal alana kaydırmıştır. Türkiye ekonomisinde 1990’lı yıllarda özel sektör giderek artan oranlarda ana üretim faaliyetlerinin dışında yatırım alanlarına yönelmiştir. Bu yıllarda temettü gelirleri, faiz ve komisyon gelirleri, menkul kıymet satış gelirleri, kambiyo kârları, reeskont faizi gibi diğer faaliyet gelirlerinin işletme gelirleri içindeki payları artmıştır. Faaliyet dışı gelirler, yaratılan katma değerin bir parçası olmadığından özel sektörün milli gelire katkısı azalmakta ve dolayısıyla ekonominin büyüme hızı düşmektedir. Özel sektörün faaliyet dışı yatırım alanlarına yönelmesinin temel nedeni, kamu kesimindeki borçlanma gereğindeki artışlar nedeniyle reel faiz oranlarında meydana gelen yükselmeler olmuştur. [14] Ekonomideki bu patoloji, faizlerin vergi dışı bırakılması ile daha da derinleşirken, bütçe “borç sarmalı”na girmiştir. Borç sarmalı, bütçe açıklarını ve faiz yükünü hızlı bir biçimde artırmıştır. [15]

 

Bütçe açıkları ve kamu borçları, belirli koşulların varlığı durumunda bir süre sonra sürdürülemez hale gelmektedir. Reel faiz oranlarının ekonominin reel büyüme oranından büyük olması ve faiz dışı harcamaları dikkate alarak hesaplanan birincil dengenin de açık veriyor olması durumlarında borcun sürdürülebilirliği imkanı azalmaktadır. Bütçe açıkları sürdürülemez duruma geldiği zaman IMF politikaları çerçevesinde ileri sürülen en önemli koşul birincil bütçe fazlası oluşturulmasıdır. Bunun anlamı faiz dışı harcamaların kısılması veya bütçe gelirlerinin  artırılmasıdır. [16]


KAYNAKÇA

AKLAN ADANUR, Nejla

“Dünyada ve Türkiye’de Gelir Dağılımı ve Gelir Dağılımını Etkileyen

Faktörler”

http://iktisat.uludag.edu.tr/dergi/11/05nejla/05nejla.htm.,

(Erişim Tarihi: 12.04.2004)

BAILS, Dale G.

”A Critique on The Effectiviness of Tax-Expenditure Limitations”, Public

Choise, Vol.38, No.2, April,1982.

BAILS, Dale G.

”The Effectiviness of Tax-Expenditure Limitations: A Re Evulation”,

American Journal of Economics and Sociology, Vol.49, No.2, April,

1990.

COŞKUN, Kemal,

Yasin BİLEN

“Vergi Harcaması Kavramı ve Günümüz Türkiye’sinde Vergi Harcamaları

”, Vergi Dünyası, Sayı 246, Şubat 2002.

DHARMAPALA, D.  

“Tax Expenditures Versus Direct Subsidies: A Review of the Issues”,

Ninety-Second Annual Conference on Taxation, Austun, Texas, 1998.

DPT

Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı,  DPT Özelleştirme İdaresi Yayınları,

Yayın No: 2517-ÖİK:535, Ankara, 2001.

GİRAY, Filiz

“Vergi Harcamaları: Harcama Vergileri Açısından Analizi”, Uludağ

Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt XXI, Sayı 1,

2002.

HUGHES,

J.W., MOTEKAT, J.

”Tax Expenditures for Local Governments”, Public Budgetting & Finance,

Winter 1988.

KİRMANOĞLU, Hülya,

Aysel ARIKBOĞA,

“Türkiye’de kamu borç servisinin bütçe içi etkileri”,

www.marmara.edu.tr/maliyesempozyumu/tebliğler/1.doc , (Erişim

Tarihi: 23.03.2003).

KHALILZADEH,

Javad-Shirazi,

Anwar SHAH

”Tax Reform in Developing Countries” Finance & Development, Vol:28,

No:2, 1991.

MALİYE BAKANLIĞI

Vergi Harcamaları 2001 Yılı, TC Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğ

ü Yayınları, Ankara, 2001.

ÖNDER,  İzzettin

“Bütçe politikaları”,

http://guncel.ato.org.tr/dosya6/izzettin.onder.html , (Erişim Tarihi:

25.02.2003).

ÖZKARA, Mehmet

“Türk Vergi Sisteminde İstisna ve Muafiyet Uygulamalarının

Vergilemenin Mali Amacı Bakımından Değerlendirilmesi” CBÜ-SBE

Doktora Tezi, Manisa, 2004.

ÖZKARA, Mehmet  

”Vergi Harcamalarının Ekonomik Analizi: Gelir,   Kurumlar ve Katma Değ

er Vergilerinde Ölçülebilen Vergi İstisnaları ile İlgili Bir Araştırma”, Vergi

Sorunları, Sayı 194, Kasım 2004.  

ÖZKER, Niyazi

“Vergi Hukuku ve Bütçe Politikalarında Vergi Harcaması Olgusu ve

Uygulanabilir Etkinliği”,

http://www.e-akademi.org/makaleler/nozker-1.htm , (Erişim Tarihi:

28.07.2003).

ŞENATALAR, Burhan vdğ

Kamu Ekonomisi, TC. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayı

nları No: 1476/789, Eskişehir, 2003

  


[1] Javad Shirazi KHALILZADEH,  Anwar SHAH, “Tax Reform in Developing Countries”, Finance& Development, Vol:28, No:2, 1991, s.44.

 

[2] Kemal COŞKUN, Yasin BİLEN, “Vergi Harcaması Kavramı ve Günümüz Türkiye’sinde Vergi Harcamaları”, Vergi Dünyası, Sayı 246, Şubat 2002, s.161.

 

[3] Dale G. BAILS, “The Effectiviness of Tax-Expenditure Limitations: A Re Evulation”, American Journal of Economics and Sociology, Vol. 49, No.2, April, 1990, s.224-225’den aktaran Niyazi ÖZKER, “Vergi Hukuku ve Bütçe Politikalarında Vergi Harcaması Olgusu ve Uygulanabilir Etkinliği”, http://www.e-akademi.org/makaleler/nozker-1.htm ,(Erişim Tarihi: 28.07.2003), s.2

 

[4] Dale G. BAILS, “A Critique on The Effectiviness of Tax-Expenditure Limitations”, Public Choise, Vol.:38, No.2, April,1982, s.134-135’den aktaran ÖZKER, agm.,.s.2.

 

[5] J.W. HUGHES, J. MOTEKAT, “Tax Expenditures for Local Governments”, Public Budgeting & Finance, Winter, 1988, s.68

 

[6] TC Maliye Bakanlığı Gelirler Genel Müdürlüğü, Vergi Harcamaları 2001 Yılı, Ocak/2001, Ankara, s.v.

 

[7] D. DHARMAPALA, “Tax Expenditures Versus Direct Subsidies: A Review of the Issues”, Ninety-Second Annual Conference on Taxation, Austun, Texas,1998, s. 211-217’den aktaran Filiz GİRAY, “Vergi Harcamaları: Harcama Vergileri Açısından Analizi”, Uludağ Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, Cilt XXI, Sayı 1, 2002,  s.33.

 

[8] Mehmet ÖZKARA, Türk Vergi Sisteminde İstisna ve Muafiyet Uygulamalarının Vergilemenin Mali Amacı Bakımından Değerlendirilmesi, Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları No: 1595/844, Eskişehir, 2004, s.32.

 

[9] DPT, “Makroekonomik Politikalar, Hedefler ve Tahminler”, Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı, Özelleştirme İdaresi Yayınları, Yayın No: 2517-ÖİK:535, Ankara, 2001, s.210.

 

[10] ÖZKARA, age., s.37.

 

[11] Ayrıntılı bilgi için bakınız, Mehmet ÖZKARA, “Vergi Harcamalarının Ekonomik Analizi: Gelir, Kurumlar ve Katma Değer Vergilerinde Ölçülebilen Vergi İstisnaları İle İlgili Bir Araştırma”, Vergi Sorunları, Sayı 194, Kasım 2004, s.161-172.

 

[12]  Burhan ŞENATALAR vdğ., Kamu Ekonomisi, TC. Anadolu Üniversitesi Açıköğretim Fakültesi Yayınları No: 1476/789, Eskişehir, 2003, s.154.

 

[13] ŞENATALAR, age., s.142.

 

[14] Nejla ADANUR AKLAN, “Dünyada ve Türkiye’de Gelir Dağılımı ve Gelir Dağılımını Etkileyen Faktörler”, http://iktisat.uludag.edu.tr/dergi/11/05-nejla/05nejla.htm , s.9, (Erişim Tarihi:12.04.2004).

 

[15] İzzettin ÖNDER, “Bütçe politikaları”,http://guncel.ato.org.tr/dosya6/izzettin.onder.html , (Erişim Tarihi: 25.02.2003).

 

[16] Hülya KİRMANOĞLU, Aysel ARIKBOĞA, “Türkiye’de kamu borç servisinin bütçe içi etkileri”,

www.marmara.edu.tr/maliyesempozyumu/tebliğler/-6-1.doc , (Erişim Tarihi: 23.03.2003).